Hayat içindeki herhangi bir konuyu tanıyıp, kavramlaştırmak için derin bir bakış açısı; konum-dönem-mekân tayini; süreç ve oluşum içindeki yeri ile paralellik ve bağıntı kurabilmek gerekir.
Tarihte oluşa gelen tasavvur, yaşama tarzları, ekol, din ve ideolojiler, rastgele bir çıkış sergileyip alıcı bulmazlar, bunun tarihsel ve diyalektik dönüşümle içi çeliği bulunur…
Gerçekte bir kavramın yeri ve tarifi; evren içindeki pozisyonu ve doğal durumuyla, kavramın zaman içindeki dönüşümü ve bağlı öğelerin analiz ve sentezi yoluyla elde edilir…
Birey ve toplum; tekdüze değil, karmaşık bir yapıdadır, bu yapıyı iç içe geçmiş pek çok etmen oluşturur…
Ancak, tarihi süreç boyunca, birey ve toplum arasındaki dengeler, ekonomik, siyasi, dini, milli, kültürel nedenlerle ahenk yitimine uğramıştır…
İnsan toplulukları nüfusun az olduğu, iş bölümünün olmadığı dönemlerde doğadan ihtiyacına göre istifade ederek eşitlik içinde yaşarlarken, uygarlık ve devletler ortaya çıktıkça, azınlık bir sınıf oluşmuş, özellikle geniş halk kesimleri bu durumdan olumsuz etkilenmişlerdir…
İşte tarih boyunca, gerek korunma ihtiyacı, gerekse bilimsel anlayış neticesinde halkın ve ezilen kesimlerin lehine tarihin çeşitli kesimlerinde fikirler oluşturulmuştur…
Eflatun, Sokrat, Spartaküs, Münzer, TAOizm, Budizm, Hıristiyan ve İslam tasavvufunda yer yer bu bağlamın teşkilini görebilmek mümkündür…
Yakın çağda Saint-Simon, Fouirier, Proudhon gibi düşünürlerde ideolojik kökenlerini bulan Marksist anlayış, Fransız Devriminden sonra oluşmuştur ve asıl kurucusu MARKSTIR…
Marks, her şeyden önce, tarihi ve doğal sürecin gelişimi üzerine Darvinist evrimci metodu benimseyerek güç ve eşitsizlik ilişkilerini sosyal hayata da bağlayarak diyalektik ve tarihsel materyalizm ideolojisini ortaya atmıştır…
Marksa göre; sömürü insanlık tarihi boyunca vardır, bunun temeli ekonomiktir, tüm diğer bilim ve yapılanmalar mutlak manada ekonomik gelişmeye paraleldir, ekonomi alt yapıdır, din-hukuk-siyaset üst yapıdır….
Her dönemde ezilen yığınlar vardır, endüstri devrimi sonucu ortaya çıkan kapitalizm ile de işçi sınıfı acımasızca sömürülmektedir….
Gerek tarihi, gerekse doğal sürecin yasaları cebridir…
Ancak cebir ve devrimle değiştirilebilir…
Bu devrim günümüzde, kapitalizmin alaşağı edileceği sosyalist devrimdir, tarih sınıfsızlığı komünizmle bu aşamadan sonra görecektir…
Marksizm’in en büyük yanılgısı, insan türünün âdemi boyutlarını ve cennet kökenini kavramsal ve bilimsel düzeyde kuramamış olmasıdır…
Tarihi süreci maddi üretim koşullarına bağlayarak bir çeşit “mekanizme” kaymıştır…
Bu durumda Marksizm âdemi boyutun neresindedir?
şöyleki,tarihi oluşturan,dini-ekonomik-ulusal-cografi etki görmezden gelinemez…
ancak,insan türünün ademi boyutları ve cennet kökeni diye ifade edilen,bilgi ve şuur sitematigine erişmiş bulunan insanın
yeryüzündeki ,yine bu nedenlerle seçkin niteligidir…
kesitsel paradigmaların incelenmesi ve çözümlenmesi,insan türünün ,üst grafik ve egrileriyle yapılmalıdır…
bence marks bunları görmüştür…
ancak nesnel durum,insanın o günkü mahiyetinede işaret ettiginden ikisini birlikte ele almıştır…
buda tarihte hakim unsurların zihninin açılımıdır…
şu bir gerçektirki,marks tam ve gerçek insanı sorunallaştırmıştır…
“İnsan türünün ademi boyutları”
“İnsan türünün cennet kökeni”
Cehaletimi hoş görün de, nedir bunlar? Bu iki nitelendirmeyi açıklar mısınız? Bu tanımlar hangi teorinin içerisinde yer alır? Yoksa sizin birer önermeniz midir?
adem,insan türünün özelliklerini kendinde toplayan nihai bir belirlenmenin ismidir…
insanın kendi baglamında oluşunu ve ölümlülügün adlandırılmasıdır…
adem,eşyanın,evrenin,kendinin,toplum sürecinin
bilincine erişmiş,evrensel ve tanrsıal evrimi namaçlandıgı,yeryüzünde üstün bir varlıktır…
ademin cennet kökeni yine bu çok boyutlu ve üstün varlıgın özelliklerine işaret eder…
çünkü,bilgiyi sitemleştirme gibi bir özelligi vardır…
adem,tanrısal bir hayvandır…
ilginç bir varlıktır…
yani adem,İNSANLIĞI ifade eder…
insanlıgın yüce bilinç ve erdemini ifade eder…
adem,eşitligin-özgürlügün-bilimin-hakperestligin-kavimlere-dillere-saygının-adil muhaleetin kendinde billurlaştığı insanlık özüdür…
adem bu üstünlüge,ilmi tanıma ve yüksek eylem bilinci nedeniyle ulaşmıştır…
evrenin-insanın ve tarihi bilincine erişmiştir…
nice nin dedigi ,üstünlügün ta kendisidir…
halkçı ve mütevazidir…
insanın cennetkökeni bu amaçlanma ve eylem nedeniyledir…
iki tüür insan tipi vardır,
1.gerçek-saf-tam insan
2hayvanlık degerleri agır basan insan…
adem,1.nin görünümüdür…
adem,saltık bilinçtir…
size cahil diyemem
yazılarınızdan aydınca bir izlenim edindim…
ademiyet,boşbir nazariye veya ütopya degildir…
tüm tarihel zamanların kendini aradıgı bir öz ve eylem yapısıdır…
bbe bu kanaata,marksizm dahil,ateizmden-dinllere-demokrasiye-aydınlanmaya-fıkha-siyasete dair incelemelerim sonucu ulaştım…
bu tarihin-evrenin ve insanbilimin asıl yapııyla ilgili bir sonuçtur…
somut olsun diye öneriyorum
aşagıdaki bilim adamlarını incelemenizi öneririm…
platon-
sokrat
augutinus
farabi
ibni rüşt
humanizm
dekart
hz.muhammed
isa
imam ali
huseyin
nietzche
marks
mao
ibi haldun
ali şeriati
mevlana
ikbal
satre
varoluşculuk
kropotkin
tolstoy
guevera
garaudy
begoviç
hasan hanefi
cennet,iki evrede düşünülmelidir…
evren,milyarlarca yıllık bir süreç sonunda
günümüz insanını ortaya çıkarmıştır…
çünkü evren amaçlıdır…
insanın zihnen evren içinde geldigi çok boyutlu üstünlük,insanın cennet halini gösterir…
sokratta,heidegerrde,platonda,hegelde v.s bu ifadeler geçer
birde dinlerde vadedilen sonsuz cennet vardır…
Nasıl Heidegger?
Heidegger nesnelerin kendi kendini ifşa edeceğini, bunda insanın rolünün ikincil olacağını söyler.
İnsan aslında ölüme koşan varlık olarak nesnelerden bir ölçüde farklıdır(aslında bu ölçüde farklıdır).
Bak Nietzsche desen neyse de, Heidegger’ın Nietszche’yi eleştirdiği nokta da bu zaten. İnsana haddinden fazla değer vermesi.
Ali k’nın Marks’ta en sevdiği şey, onun adını kullanarak saçma sapan cümleler yığını oluşturmasıdır.
Marks kabzımalsa mesela, der ki Ali k; Washington portakalı en güzel betimleyen şüphesiz ki Marks’tır, lakin ömrü hayatında Washington’a bi kere bile uğramamıştır.
Ve ekler; Bu hususu mustaabeyli armudu olmasaydı meyveler anlamsız kalırdı diyen Sartre da beyan eder.
Hala Sartre’ın armudunu getirecek, aylar oldu bekliyoruz.
Neyse..
Yukardaki yazının hiçbir felsefi değeri yoktur.
;)))çok komiksiniz hepiniz marksist öldü tarihin tozlu sayfalarına gömüldü hala medet umuyorsunuz;))
ya bende bu ollley be tadında yorumlara çok gülüyorum
nasıl öldü marksist(?) anlatsanıza biraz
lütfen sonsuzun aydınlanma çağını yaşatın bize
az tarihsel arka plandan falan bahsedin okuması heycanlı oluyo öyle