- Alman romantizmi
- Hint panteizmi
- İngiliz endüstriyalizmi
- Fransız kültüralizmi
- Anadolu mistizmi
- İran irfaniliği
- Rus gerçekçiliği
- Amerikan pragmatizmi
- Yunan akılcılığı
- Diğer..
Etiket: ali k
Batı tarihsel sürecinin kıstaslarıyla İslam ele alınabilir o karede değerlendirilebilirmi?
- evet-islam tam batılı bir din olduğu için
- hayır-islamın doğası kendine hastır-
- kısmen-ortaçağ boyunca ortak konuma sokulabilir..
TEMSİLİ SEYİR
Adam oturdu makamına..
Açtı siyaset meydanını..
Televizyonun içine gire gire seyretti,
20 yıl boyunca..
Adamlar birleştiler mütemadiyen seyrettiler..
Vatandaş Rıza abdesti tazeliyordu..
Hayırdır..dedi adam-bayan..
Bir anda -yurdum-hayırdırla doldu..
Selam dedim-salam dedi-keşmirli..
Ah Keşmir..
Büyük dedi-adamlar,
kafa-dedim,
geçtik orayı dedi..
babı ali dedim..
Adam(lar)-kelle dedi..
Adam(lar) mütemadiyen..
Babı ali ise .
temsilen…
ÜÇÜNCÜ YOLA DOĞRU
ÜÇÜNCÜ YOLA DOĞRU
Yasak meyveyi yiyince böyle yeşil ve mutlu bahçeden mahrum kalıyor. Eziyet, telaş, sorumluluk dolu vahşi bir çöle sürülüyor. O aşamada insan, Cennet’te oturmaktadır: Ne bir şuur ve bilgiye sahiptir, ne de bir dert hissetmektedir. Çünkü ne bir şey biliyor ne bir yer görmüştür. Gözünü açtığından beri orada olmuş, onları görmüştür; o küçük çevresinin bütün varlık âlemi olduğunu düşünmüştür. Sahip olduğu şeyin ideal olduğunu düşünmüştür. Cennetinde beslenmiştir, korku, dert ve gurbetle ilgili bir şey bilmemiştir.
Şeriatinin -yasak meyve-cennet-özgür irade ve seçim konusu ve değişik batılı her çeşit düşünürü incelemesi-kesinlikle lümpenlik olarak anlaşılmamalı,pek çok kitabı ahlakbilimi ile doğrudan alakalıdır..
Kurgudur- bir okuyucu anlattı,Marks-Nietzsche-Sartre ve Şeriati aynı masada konuşturmak için oturtmuşlar,ahlak konusu açılınca-hepsi bir kelamla red ederken-Şeriati ahlak ilmi ve yasası konusunda saatlerce konuşmuş..
Hatta defaatle inceledim-tüm kavramlar-ahlak yasasında birleşiyor,doğru ahlak.
Şeriati eylem ve hedeflerinin yönünü şöyle belirliyor;iyilik-hakkaniyet ve güzellik..
Zaten özgürlük ve seçim bir ahlak yasası değilmi?
Ahlaki sosyalizm akımı-19.yyda Hegelin öğrencileri tarafından bir yol,burjuvazinin insanı aline ettiğine dair görüş,ilk zamanlar Marksta bu okuldandı…
Şeriatide ekonomi ve kültür-irfan eşit ağırlıkta, kilit nokta,irade…
Yasak meyve,bilgi,dünyada kendini aşamalı bilgiyle ilerleten tek varlık insan,bilgiyle sıkıntılar yaşayan insan,bilgisizlik -yada akıl bittiği yerde ne başlar?orada sorumluluk olmaz..
Adem benzeri anlatılar pek çok ulusta bulunmaktadır diyor,
Model ve tipoloji çok mühimdiyor Şeriatide,
kimdir model;Ali…
Devrimci yada ahlaki mücadelecilere sizin kadar saygım vardır, ben Çayanı-Gezmişi-yada Mahmutoğlunu-Seyyid Kutubu inceledim, amma ansiklopedik olarak.
Ben seçtiğim bir model olarak Şeriatiyi inceliyorum..
İmdi sorun şu;
herkesin seçimi bulunduğu sosyal ortamın şartları ağırlınca değerlendirilmeli..
Gelinen şartlarda-bu kadar tarihi olarak kan varken-Türkiyede,devrimci yada ahlaki mücadele lümpenmeşmidir,şahsen kendim ve bizatihi ilgilendirenler için diyorum.
Artistik havayamı bürünmüştür..
Şimdi biz böyle bir yargıya girersek,işin içinden hiç çıkamayız-istilacı sürecin acımasızlığına yada tam sömürgeciliğin kan içiciliğine kadar girmemiz lazım..
Sevgi-yargı birlikteliği ve ademiyeti hem devrimcilik hemde ahlaki açıdan harmanlayan Şeriati kötü bir adammıydı?
Yoksa kendisinin dediği gibi-savak ve birtakım çevreler-cehalet kurbanı değillermiydi?
Kaldıki,peygamber-zulüm dönemine darul cahiliye dememişmiydi?
Kendisinin dediği gibi-savak ve birtakım çevreler-cehalet kurbanı değillermiydi?
Zor dostum zor,her düşünce ve inanç evrensel kaynaklara yaslanmadan sonra,ikna edici olmaz,tarihi süreci ayreten tabii süreci bağlamlarına oturtamazsan -ki ayrılık buradadır…
Gerçekten Türkiye acı dönemlerden geçti-her kesim binlerce can verdi..
Dünya böyleydi ne çare-30 yıl öncesine kadar..
Allah kimseyi zulumle hemfikir etmesin,zor Allah tüm mazlumları korusun,tarihtede bugündede-işkenceden ve zulümden -tüm iyi niyetli insanları korusun…
Şeriati herşeyden bahsediyor ama-her şeyide aşmaya çalışıyor..
Varlık ve mahiyet konusuna çok giriyor,mahiyet nedir,mahiyet ,
mesela eşyanın mahiyetini usta kafasında tasavvur eder,onu yapar-özelliklerini verir-bu mahiyettir..
Cisim halini alır -total görümnü alır-buda varlıktır..
Eksisyantalizm diyorki insanın varlığı önce mahiyeti sonradır,yani kendi mahiyetini kendi yapar..
Şeriati buna katılıyor,
halbuki ben varlığı bir bütün olarak alıyorum yazılarımda..
Özgürdür amma tanrı varlığı kaplamıştır,ayrıdır amma her bir şey-sıfat ve fiillerinin inihisarı ve görünümüdür..
Gerçi Şeriatide sonuçta buraya geliyor-varlığın birliği..
Vahdeti vücutla karıştırmamak lazım..
İnsan özgür seçimleriyle ulaşıyor,birliğe..
Özellikle Hegelyen,
Marksist,
Eksisyantalist kavramları..
Kendi sağlıklı yorumlamalarıyla,İslam içinde bir bütüncül çehreye kavuşturuyor..
Yani Şeriatinin dediği şu fizik-biyoloji-ekonomi-sosyoloji kanunları vardır..
Bir de ruh-din ve maneviyat..
Bunun aklen ve kalben kesişimi ve fiiliyatı üzerinde durmak lazım…
1.varolan üzerine
2.varolması gereken üzerine..
İnsan dışı varlık alemi zaten var bulunmaktadır..
Olması gereken insan tabiatı içindir..
Çünkü insan bilen -yaratan-seçen bir varlıktır…
Şeriati tüm bunları yazıpta-birinin dediği gibi gençliği melankoliye düşürmüyor..
Demir ve güçten bahsederek-birleşmenin zaruretinden bahsediyor…
İslami hakikatler merkezi,
Milli cephe,
Tanrıya tapan sosyalistler,
Özgürlük hareketi
Mocahidin,
içinde-dışında ve yakınında hep birliği aradı..
Geldik zurnanın zırt dediği yere….Sanayileşme-üretim güçleri ve ilişkileri…
Ben samimi Marksistler olduğunu biliyorum…
Ahlaki sosyalizm-burjuvazinin insanları aline ettiğini söylemişti…
Nedir bu burjuvazi-kazancın seyir zevki,
sonunda televizyonunun zihni iğfal eden üretici yönü…
Mekanizmin verdiği ışıltı-cazibe-yalandan..
Ülkücü dostlar diyorki,
yada bir yazarın dediği; kafir müslümanlar biz sanayileşme-üretim güçleri ve ilişkilerini,
Tanımıyoruz,sen tarihselliğinin farkında değilsin,böyle şey olurmu?
arabesk kültürü senin kafanı tarumar etmiş..
Kusura bakma dostum..
O zaman marksizm bu topraklarda-insanbilim ve mülkiyet anlayışıyla -gömülü bir gerçek olarak hep seni tehdit eder..
Senin yapman gereken-ahlaki vicdanı dirilterek-varlık ve mahiyeti tanıman-şekillendirmen…
Sen adam olmanın künhünü arayacaksın,idealist geçinen..
Marksizimdede çok yön var ele alınacak..
Çalışma hayatıyla-ideal olan arasındaki korelasyonu ve ilerlemenin neliğini kafanda şekillendir bir kere…
Dünya düzeni ve farklı bağlamda bir korelasyonla bağlı yerli mekanizma(idari sistemi kastetmiyorum)belirleyici hegomonya-seni yıllarca uğraştırsa-geleceğin nokta yine odur,ki ahlaki birliği sağlam kurmadıktan sonra..
Hegomonik aygıtların -öyle belirleyici aygıtları var-öyle südur ederki,ben islamcı yada herhangi bir ahlaki-devrimci mücadele içindeyim zannedersin,amma gerçekler-acı bir şekilde bir zaman senin yakana yapışırda…
Hak anlayışına -devleti -iktidarı gözetmeden,ulaşmadıktan sonra,
urun sisteme bir şey ifade etmez,
sen sistemin kendisi olacaksın,
Şeriatiyide iyi tanımak gerekir..
Ali Şeriati yazılarının sonucu, irfan-adalet ve özgürlükten başka bir yere çıkası değil…
Oluş ve olmak-bilinmedik bir konu değil..
Tahliye olduğu cennete sürekli özlem duyan insanın dramatiği..
Topraktan Allaha değin ruhun yürüyüşü,..
Peygamberi misyona sahip aydın kimdir?
ezeli ve ebedi hikmet arayışı,
vahyin yatağını bulması,
ideal insan-ideal toplum ve ideal ümmet..
Trajik adam Ali Şeriati..
Meeterlinc ve Sadık Hidayet,
Sonunda hayatlarına son verdiler, Şeriati övgüyle bahsediyor, çift yapılı insandan bahsediyor Şeriati..
Epiktetos ve Heraklitte -bir oluş vardır, hatta faşizmde, marksizmde bir oluş vardır, insanın sınırları ve kapasitesi bağlamında, sürekli olmak-dönüşüm ve değişim.
Şeriati’nin hikemi anlayışı buyken; siyasi anlayışı, hak-adalet-halk doğrultusunda zamanın konumu paralelinde özgürlükçü ve etik bir düzendir.
Hamid İnayet farklı-Meeterlinc farklı-Kafka farklı- Şeriati farklı tabiki..
Onların öncülleri İsevilik ve Hıristiyanlık bulanık dururken,
Kuran -İslam-Ali-Muhammed ve Şiilik mirası çok açık duruyor Şeriati için..
EY ALİ ,
ALLAH,
ÇİFT YÜZLÜ JANUS MU DEMİŞTİN SEN DE,
DÖNDÜN MEVLANA GİBİ DE
PERVANE MİSALİ,
Mocahidin Hanifinejadı,
niye beklettin saatlerce gelmedin..
marksist fedailer sana şehadet söylevini mi çektirdi,
millici Musaddık için kendinide feda ettin Ali,
Katolik kız Solanga kimdi?
öldüğünde 22 yaşında,
denizde boğuldu deyip-denizde neyi aradın Ali?
SONSUZLUK değil miydi aradığın?
Prof Chandal kimdi-varoluş kaygısının yazarı..
söyle Ali Homeyni dini liderimiz-Mosaddık milli liderimiz dediğinde,
neyi kastettin..
Motaharri,
yıllar sonra irşadın kapısında,
değişik karakterlerden insanları görünce,
sana hışımlandı neden?
ısrarla savaka, niye öze dönüş kitabını yazdın..
niye medeniyet ve modernizmde Kürt dedinde-Öze dönüşte Türk dedin?
Gom MEDRESİNİN İLERİCİ RUHANİLERİ SANA DESTEK VERDİ NİÇİN?
hani sen din adamı karşıtıydın?
Ali neye özlem duydun Ali söyle?
varlık felsefesi
Varlık Felsefesi
1. Varlık felsefesinin konusu varlığın kendisidir. Varlık felsefesi Aristoteles'in ilk felsefe dediği disiplindir. Felsefede varlık çok geniş anlamlar içermektedir. "Varlık" ın bazı farklı anlamları vardır. ÖrneğinFelsefede varlık, "töz" anlamına da gelir. Töz, var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye gereksinim duymayan varlıktır. Tözün bir başka anlamı da değişmelerin gerçekleştiği kalıcı varlıktır. Örneğin zihin veya madde bu anlamdabirer tözdür.
Genel olarak Varlık, var olan her şeydir. Varlık, evrende var olan her şeyin ortak adıdır. Varlıkları iki gruba ayırabiliriz.
İnsan zihninden bağımsız olan varlıklara gerçek varlıklar denir. Örneğin: okul, ağaç, insan, aslan taş vb.
Varlığı insan zihnine bağlı olan varlıklara düşünsel (ideal) varlıklar denir. Örneğin, açılar, rakamlar, geometrik semboller, “Pi” sayısı, Kaf dağı, peri.
Var olan hem bilimi hem de felsefeyi ilgilendirir. Bu nedenle bilim ve felsefenin varlık konusuna nasıl yaklaştıklarını görelim.
Tarihsel açıdan bakıldığında, felsefe varlık problemiyle başlamıştır. İlk defa Thales evrendeki her şeyin aslını yani ana varlığın ne olduğunu aramış ve bunu mitolojiden farklı olarak “Ana varlık sudur” şeklinde cevaplamıştır.
2.Felsefe Açısından Varlık
Tarihsel açıdan bakıldığında, felsefe varlık problemiyle başlamıştır. İlk defa Thales evrendeki her şeyin aslını yani ana varlığın ne olduğunu aramış ve bunu mitolojiden farklı olarak “Ana varlık sudur” şeklinde cevaplamıştır. Bu şekilde varlık sorunu doğanın soruşturulmasıyla başlamıştır. Varlıkla ilgili tartışmalar ilk çağlardan günümüze kadar süregelmiştir.
Felsefe, varlığın var olup olmadığını, varsa ne olarak var olduğunu araştırır. Dış dünyadaki varlıkların gerçek mi? yoksa görünüşten mi ibaret olduğunu sorgular.Bunun için felsefenin varlığa yaklaşımı eleştireldir.
Felsefe varlığa var olarak yaklaştığında varlığı genel olarak bir bütün olarak ele alır.
Felsefe varlığı akıl yoluyla açıklar ve temellendirmeye çalışır.
Ontolojinin varlıkla ilgili bazı soruları: Gerçekten bir şey var mı? Var ise bu şeyin özü nedir? Varlık nedir? vb.
- Metafizik – Ontoloji
Metafizik ve ontoloji kelime anlamları farklı olmasına rağmen aynı alanları paylaşırlar. Metafizik terimini ilk kullanan düşünür aynı zamanda Aristoteles’in öğrencisi olan Rodoslu Andronikos(MÖ 1. yy)’tur. Andronikos, MÖ 70’li yıllarda Aristoteles’in yazdıklarını düzenlerken onun, doğayı konu alan yazılarını “fizik” adı altında; varlığın ilk nedenleri ve ilkeleri ile ilgili yazdıklarını da “Metafizik (Fizik ötesi, Fizikten sonra gelen) adlı kitapta toplamıştır. Bu anlamda metafizik, doğa ötesi sorunlarla ilgili ussal (akılsal) açıklamalardır. Varlığın var olup olmadığı, tanrı, ruh, öteki dünya, ölümsüzlük gibi felsefenin ilk ve son sorunlarıyla uğraşır. Metafizik var olan asıl varlığı, görünenin arkasındaki asıl varlığı, ilk nedenleri ve ilk ilkeleri bir alandır. Bu konular üzerinde düşünen Aristoteles’e göre; tanrı her şeyin ilk nedeni ve ilk hareket ettiricisidir. Canlıyı cansızdan ayıran temel unsur ruhtur. Bireysel ruh ölümlü, insanlığa ait ruh ise ölümsüzdür. Evrendeki oluşun amacı Tanrıya ulaşmaktır.
Metafiziğin varlıkla ilgili temel soruları şunlardır : -Ölüm ötesi yaşam var mıdır? Evren nasıl oluşmuştur? Evrenin bir yaratıcısı var mı?Evren sonlu mu, sonsuz mudur? – Evrende amaçlılık var mıdır? vb sorular insan zihnini meşgul eder. İnsan aklıyla bu tür soruları ne çözebilmekte ne de göz ardı edebilmektedir.
Ontoloji Yunanca bir kavramdır. bu kavramı ilk kullanan ve ontolojiyi bir felsefe disiplini haline getiren Christian Wolff (1679-1754) olmuştur. varlığı, varolanları bir bütün halinde ele alıp inceleyen felsefe konusuna ontoloji (varlıkbilim, varlık felsefesi) denilir. Ontolojik anlamda varlık tek bir şeydir; yani cevherdir. Cevher var olmakbakımından diğer varolanlar tarafından da paylaşılan bir özelliğe sahiptir. Var olan varlığın içindeki birçokşeyi işaret eder. Örneğin kaya, masa, insan, bitki varlığın içindeki bir çok şeydir, varlık ise felsefe açısından kaya, masa, insan, bitki vb. birçok şeyi kapsayan tek bir şeydir.
- yüzyıla gelindiğinde Kant, metafiziğe özellikle tanrı, ruh, evren gibi deney alanını aşan konularla ilgili ağır eleştiriler getirmiştir. Söz konusu problemlere kesin cevap verilemeyeceğini ileri sürmüştür. Kant’a göre metefizik bize sağlam bilgiler vermediğinden olgusal değildir ve metafizik kavramlar deneylenemezler.
Bazı düşünürler ise sonuçta asıl varlığın metafizik unsurlar içerdiğini ileri sürmektedir. 18. yy.da olumsuz bir anlam kazanan metafizik 19. yy.da yeniden itibarını kazanarak felsefe sahnesinde yerini almıştır. Fichte, Schelling ve Hegel gibi Alman düşünürler metafizik sistemler kurmuştur. 20. yy. da N. Hartman, “yeni ontoloji” adıyla bir varlık felsefesi ortaya koyarak klasik metafiziği sona erdirmeye çalışmıştır.
Metefizikle ontoloji keskin sınırlarla birbirinden ayrılamaz bir ilişkisi vardır. Konu alanı itibariye metafizik ontolojiden daha kapsamlıdır. metafizik hem fiziksel evreni hem de fizik ötesini kendine inceleme konusu yaparken, ontoloji ise kendisini sadece varolanla sınırlar. Dolayısıyla doğa ve insan bilimleri konuları açısından daha çok ontoloji ile ilgilidir. Felsefe ise en azından metafizik konuları göz ardı etmez.
alıntıdır…