BİZ NE ZAMAN DOĞMUŞ OLURUZ?

Son günlerde en çok prim yapan bankalar malumunuz sperm bankaları. Konu pek çok açıdan tartışılıyor. Çocuk babasını tanımalı mı, dinen uygun mu, böyle çocuklar olursa toplumun geleceği ne olur gibi başlıklar açıldı. Olayın en can alıcı kısmı hiç gündeme gelmiyor doğal olarak. Bunun başlıca sebebi bilişsel sistemimizin olayın bu kısmını görmezden gelecek şekilde oluşturulmuş olması: Biz ne zaman doğmuş oluruz? Annemizin karnından dışarı çıktığımızda mı? Yoksa ana rahmindeki döllenme anında mı?

Toltec geleneğinden gelen şamanlar, bizlerin ana rahmindeki döllenme anında doğduğumuzu söylerler. Anneden gelen bir parça farkındalık parıltısı, babadan gelen bir parça farkındalık parıltısıyla birleşir ve ortaya yeni bir farkındalık varlığı çıkar. Doğal olarak bu insanların bu konuda en çok vurguladıkları şey, döllenmeyle sonuçlanan sevişmenin niteliğidir. Gerçekten yakıcı bir tutkuya sahip aşıkların, son derece heyecanlı ve tutkulu sevişmeleriyle ana rahmine düşen varlıkların yüksek enerjiyle dünyaya geldiğini savunurlar. Tabi ki bu sevişmenin her iki taraf için de orgazmla sonuçlanmış olması gerektiğini söylemeye gerek yok. İnsanların çok çok büyük bir kısmının ne çeşit ilişkilerle dünyaya getirildikleri açık. Böyle bir ilişki ve sevişme sonrası dünyaya gelen şanslı azınlıktan biriyseniz ne mutlu size.

Bir de şu sperm çocuklarını düşünelim. Eksi bilmem kaç derecede dondurulmuş bir sperm. Bu spermin ne duygularla üretildiği bilinmiyor: Dondurucu bir yalnızlık içinde olan ve havada asılı kalmış bir farkındalık parıltısı. Sonra mekanik işlemlerle gerçekleşen bir döllenme. Anneden alınan yumurta acaba o esnada ne hissediyordur? Mikrofon uzatsak şöyle mi derdi acaba: ben hiç keyif almıyorum ya siz?

Dünyaya böyle gelmek ister miydiniz?
O zaman, doğmadan önceki günleriniz kutlu olsun…

14 yorum “BİZ NE ZAMAN DOĞMUŞ OLURUZ?”

  1. Sanırım kimse bu şekilde gelmek istemez dünyaya..Bunu yapan kadınların kendilerini düşündüklerinden yanayım..Çocuk yapacak adam gibi birini bulamadım, yaşım geçiyo, şimdi doğurmazsan bidaha çocuk yapma şansın azalacak vs vs vs gibi nedenlerin arkasına sığınıyorlar..Babasız bi çocuk nedir, ne yapar baba sevgisini, ilgisini, korumasını, marhametini bilmeden yaşayarak düşünmüyolar sanki..Bence bencilce yapılan bi uygulama..

  2. Babasız bi çocuk nedir, ne yapar baba sevgisini, ilgisini, korumasını, marhametini bilmeden yaşayarak düşünmüyolar sanki

    bu şekilde dünyaya gelen bir çocuk,sperm bankası çocuğu, diyelim ki babasını tanıyarak büyüdü. sizce sorun halledilmiş oluyor mu? çocuk, babasını tanıyarak büyüyünce steril ortamlarda, mekanik yollarla yapılan işlemleri ve bu işlemlerin sonuçlarını yaşanmamış mı sayıyorsunuz?

  3. Ben onu kastedmemiştim ki..Babası olmadan büyüyen bi çocuk olmaktan bahsetmiştim..

  4. babayı bir yana bırakmak için şöyle yapalım: tüp bebek diye bir yöntem var. çocuk babalı büyüyor. bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? çünkü temelde yöntem çok benzer. gene enteresan koşullarda döllenme söz konusu. dikkati çekmek istediğim konu şu: eğer çocuğun ana rahmine düştüğü sevişme tutkulu bir aşkın ürünüyse çocuk yüksek enerjili doğuyor. aksi durumda çocuk düşük enerjili doğuyor. burada aksi durum, birbirlerine karşı tutku hissetmeyen çiftlerin, duvarları izleyerek ya da görev bilinciyle yaptıkları çocuk. düşünün artık bu bahsi geçen yöntemlerde bu bile yok.

  5. Konuyu açan arkadaşımız sanırım, döllenme sırasında anne ve babanın haleti ruhiyenilerinin ve ne kadar tutkulu olduklarının çocuk üzerinde belirleyici olduğunu savunuyor.
    Pekii! Şöyle bir şey düşünelim :
    Anne ve baba birbirleri için yanıp tutuşuyorlar. Müthiş tutkulular ve -sizin deyiminizle- yüksek enerjili bir çiftleşme gerçekleşiyor … Hadi diyelim ortaya yüksek enerjili, (zıp zıp zıplayan) 🙂 bir bebek çıkıyor.
    Ama ya anne ve baba böyle bir bebeğin dünyaya gelmesini planlamamışsa ??

    Ya, anne ve baba, bu bebeği yük görmüşler ve sevselerde bu sebeple (genellikle bahane budur ne yazık ki) çocuğa sevgilerini gösterememişlerse..
    Ya, bu çocuk yüksek enerjili bir ortamada büyüp gelişememise..
    Acaba -diyelim ki yüksek enerjili doğdu- o yüksek enerjisinde azalma olmaz mı??

    Şöyle de olabilir: Bebek planlanmıştır. Anne ve baba tutkuludur. Çok yüksek enerjili bir döllenme anı gerçekleşmiştir. Bir süre sonra anne ve baba anlaşamamıştır falan… yolları ayrılmıştır. Çocuk her ne kadar kollanıyor ve gözetleniyor olsa da anlamıştır ki hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.. Bu çocukta enerji seviyesinin düşmemesi mümkün müdür?

    Ya da çocuk istenerek, yıllarca uğraşılarak tüp bebek olarak dünyaya gelmiştir ve el bebek gül bebek büyütülmüştür. Yani enerji seviyesi çok iyidir (aslında bence döllenmeye bağlı olmayabileceğinden düşükte olabilir tabi) Bebek çok sıcak bir sevgi ortamında büyütüldüğü için iyi ve nitelikli bir birey olarak topluma kazandıralamaz mı? Bu çocuk alışılagelmiş yöntemlerle doğmadı diye enerjisi düşük olmak zorunda mı?? Ben böyle doğan ve pırl pırıl çocuk ve gençler tanıyorum. Düşük enerjili olmak bir yana beni şaşırtacak pırıltıları olan bireyler.

    Kişisel düşüncem şu: Döllenmenin biyolojik prosedürü bellidir. Yumurta hücresine milyonlarca spermden yaklaşık 100 tanesi ulaşmayı başarır. Bunlardan yalnız biri yumurta hücresinin zarını delerek, genetik materyalini aktarır ve döllenmeyi gerçekleştirebilir. Kaanatimce anne ve baba bu durumda sadece bir vesiledir . İşleri bitmiştir 🙂

    Eee, diyeceksiniz ana ve babanın yüksek enerjili olmasının falan hiç bir etkisi yok mu? Bence yok!
    Benim -tamamen bana ait olan- düşüncem şu:
    Yüksek enerjili (aslında ne kastediliyor tam anlamadım) demek çook tutkulu bir çiftleşme ürünü olmak değildir.
    Yüksek enerjili olmak:
    -bilinç düzeyinizin de yüksek olması demektir
    – bu sebeple içsel bir karizmaya sahip olmanız demektir
    -içsel karizmanızın farkedilmesi sebebiyle isteyenlere ve sizi izleyenlere örnek olmanız demektir
    – bilinç düzeyinize bağlı olarak tüm bu olumlu görüntülere rağmen kim olduğunuzu bilmek ve egonuzu denetleyebilmeniz demektir 🙂
    Haa ! Bu neye bağlıdır? Bence:
    1.Her şeyden önce bu gezegene gelmeden önceki deneyimlerinizin başarısına ve kontratlarınızın içeriğine
    2. İçine doğduğunuz ortamın sıcak, sevgi dolu ve kendinizi rahat ifade edebileceğiniz bir ortam olmasına ve size seçenekler sunulabilmesine
    3. Ve.. sizin seçimlerinize bağlıdır.
    Bence kontratta var da siz seçmediyseniz.. biraz debelenirsiniz ama illaki yüksek enerjiye ulaşırsınız 😉

  6. canu sen doğumdan sonra olanlarla ilgili konuşmuşun.konuyu açan arkadaş olayın o kısmına karışmamışki.sperm bankası ile meydana getirilen çocuklarla güzel bir ilişki arasında fark görmemiş olabilirsin. o senin söllediğini ayrıyeten düşünmek lazım.örnek:sperm bankası vasıtası ile meydana çıkan çocuk ile güzel bir ilişki sonrası meydana çıkan çocuk benzer koşullarda yaşamış farzedelim.sence ne olur? benim anladığım konu bu

  7. Merhaba canu. Şunu açıklarsan sevinirim: döllenme şeklinin bir varlık olarak ortaya çıkan insan üzerinde hiçbir etkisi olmadığını söylemişsin. Sonra da insanların bilinç düzeyini, gezegene gelmeden önceki deneyimlerin başarısına ve kontratlarının içeriğine bağlamışsın. Somut bir edimin etkisinin olmadığını bu kadar kendinden emin bir şekilde savunup ardından önceki yaşam ve kontrat (ne demekse) gibi şeylerin etkisinden bahsetmek bana Nasrettin hocayı hatırlattı: Tencerenin doğurduğuna inanıp da öldüğüne inanmamak olur mu?

  8. bir de şu var ki ben, güzel, tutkulu bir sevişme yaşayın gerisini koyverin demedim ki 🙂
    bu edimin önemine parmak basmak istedim. yoksa tabi ki bu varlığın yaşam yolculuğu boyunca karşılaşacağı her durum ve bu durumlara vereceği her yanıt o varlığın farkındalık düzeyine etki edecektir.

  9. varmıdır daha zevkli başla birşey bundan.tutkulu, ateşli bir sevişmenin elbette parlak bir ürünü olacaktır.

    Oysa donmuş bir spermden ve yumurtadan aynı derece de düşük bir birey meydana gelecektir. Peki ama diyelim ki böyle, bu herşeyin sonu mudur? Hayır elbette. O donuk spermden ya da mutsuz bir ilişkiden meydana gelecek çocuğunda bir şansı vardır. Belki daha fazla uğraşması gerekir.

  10. Tüp bebek yöntemi..ben işin ahlaki boyuntundaydım..Ama siz çocuğun meydana geliş şeklinde..Şimdi anladım sizi, evet haklı olabilirsiniz ama bu dediğiniz şekilde dünyaya gelen çocuklarda değişiklik mi sağlamış olacak yani? Buna katılmıyorum..

  11. arkadaşlar içtenlikle hepinizin düşüncelerinin doğruluk payı bile yok yazdığınız her cümle kesinlikle doğru!bu hararetli tartışmanın ürününü düşünyorum ben!ateşli bir sevişme içindeyiz,fakat kimimiz gerçekten düşüncelerimizi söylüyor ürün için farkındalık yaratıyoruz,kimimiz de başka bi yerden esinlendiği cümlelerle kutup etkisi yaratıyor!canlı spermler ve soğuk spermler ayrı düşünceleri dölleyecek şimdi!hem planlanmış hem planmamaış bir düşünce doğacak…düşüncenin akışına göre şekillenecek ya büyüyecek parlak bi düşünce olacak yada düşük bir seviyede kalacak yada düşük seviyede doğacak kabullenilmek istenmeyen daha sonra parlayacak…sonucu kimse bilmiyor ki???öğrenmek isteyen arkadaşlarımın aynalarına bakmaları ve benim de aynalarıma bilmediğim noktalardan bakmam için paylaşırlarsa sevinirim…

  12. Flight kardeş af buyur ama yazdıgından bir şey anlayamadım.Ne demek istedin daha sade daha tane tane anlatta bizde nasiplenelim.Yok bana ne sizin anlayıp anlamadığınızdan dersen canın sagolsun.

  13. Bugün Ahmed Hulusi nin bir bölümünü okurken bu başlık geldi aklıma. İnternetten hemen aratıp buldum o yazıyı ve konuyla ilgili gördüğüm için ekleme ihtiyacı hissettim. ixtlan ın söylediği durum sanırım islam ve tasavvuflada örtüşebilir. Aşağıdaki yazıyı okursanız bence epey benzerlik olduğunu görürsünüz.


    RUHLAR; BEDENDEN ÖNCE Mİ YARATILDI?

    “ELEST BEZMİ”

    Daha önce yayınlanmış olan kitaplarımızı okuyan bir kısım okurlarımızda, çok önemli bir konunun açıklık kazanmadığını, gelen sorular dolayısıyla farkettik.

    İşte bu yüzden de bu hususu öncelikle açıklamak gereğini duyduk.

    Konu şu:

    A`raf Sûresinin 172. âyetinde şöyle bir anlatım var:

    “RABBİN, ADEMOĞULLARINDAN, ONLARIN BELLERİNDEN ZÜRRİYETLERİNİ ALMIŞ VE ONLARI KENDİLERİNE ŞÂHİT TUTMUŞTU;

    -BEN SİZİN RABBİNİZ DEĞİL MİYİM (ELESTÜ BİRABBİKÜM)? DİYE.

    -EVET, ŞAHİDİZ (KALU BELA)!.. DEDİLER..

    KIYAMET GÜNÜ, “BİZ BUNDAN HABERSİZDİK” DEMEYESİNİZ!”

    Bu âyeti kerimenin anlamı, âyetin esas vurgulamak istediği gerçeğin farkedilememesi yüzünden, saptırılarak tamamen alâkasız yorumlar ortaya çıkartılmış ve insanlarda çok önemli bir konuda yanlış anlamalara yol açılmıştır.

    Bu yanlış anlama da şudur:

    Allah, Dünyaya gelecek ne kadar insan varsa, onların bedenlerinden evvel, başka bir mekânda ruhlarını yaratmıştır… Ve onlara orada sormuştur, “ben sizin rabbiniz değil miyim -elestü birabbiküm-” diye.. O insan ruhları da cevap vermişler, “evet buna şahidiz -kâlû belâ-” şeklinde..

    Bu yanlış anlayıştan sonra da “ELEST BEZMİ” diye ikinci bir asılsız kanaat oluşmuştur konu hakkında derinliğine bilgisi olmayanlarda…

    Güya, o ruhlar âleminde tanışıp ülfet edenler, burada da tanışırmış; orada tanışmamış olanlar da burada birbirleriyle görüşemezlermiş!..

    Ve daha bu asılsız görüşe dayalı olarak uydurulmuş sayısız hikayeler!..

    Önce işin aslını özetleyelim; sonra da bu husustaki delillerimizi belirtelim.

    Âyetin işaret etmek istediği mânâ Allahuâlem şudur:

    “Allah insanı islam fıtratı üzere yaratmıştır” hükmü üzere, her insan henüz sperm halinde iken, kendisinde oluşan babasının geninden islam fıtratının programını alarak dünyaya gelir.

    “onların bellerinden zürriyetlerini almış” ifadesi genetik olarak intikal eden İslam fıtratının sperm halindeki mevcudiyetinden sözeder.

    Yani, sperm halindeyken insan, -bellerinden, zürriyet alındığında-, fıtrat olarak rabbini bilme yetisine sahip kılınmıştır.. Bu sebeple de “kâlû bela” rabbimin varlığına şehâdet ederim diyebilen bir ana programa sahiptir.

    Esasen, genetik olarak bu programla yüklenmiş olan cenin özünden gelen bir melekî etki ile ruh adı verilen, mikrodalga diyebileceğimiz ölümötesi bedenini üretmeğe ve tüm zihinsel fonksiyonlarını bu bedene yüklemeğe başlar.

    Biyolojik beden ölüm olayıyla kullanılmaz hale gelince de artık ruh bedenle berzah âleminde kıyamete kadar yaşar.. Yeniden bedenlenerek dünyaya geri gelme, tenasuh=reenkarnasyon kesinlikle sözkonusu olmaksızın.

    Zaten farkedileceği üzere, ruh dışarıdan gelip cenine girmemiştir ki, çıktıktan sonra tekrar başka bir bedene girsin!. Böyle bir sistem mevcut değildir, hiç bir varlık için!. Bu tamamen HİNDU inancına dayalı görüştür.

    Dünyadan önceki ruhlar alemi görüşüne mesnet edilmek istenen yukarıdaki âyeti dikkatle okursak, görürüz ki, “Ademoğullarından, bellerinden” sözedilmektedir.. Bu ise dünya yaşamına ait bir olaydır.. Ruhlar Âlemiyle hiç alâkası olmayan bir konudur..

    Allahu Teâlâ’nın gerek meleklerle konuşması, gerek buradaki hitaplaşması ve dahi gerekse ölüm sonrasında meydana gelecek tüm konuşmalar hep temsil yollu, benzetme yollu açıklamalardır!.

    “İnsanın, meleklerin ve tüm varlığın hakikatı olan Allah”ın elbette ki dışarıdan öte bir varlıkmış gibi hitabı asla sözkonusu olamaz!.

    “Nasût-melekût-ceberût-lahût” anlayışında varlığın özünden gelen bir şekilde “Zâhir Allah” müşahedesi de bunu ispat etmektedir.

    Kısacası, Ruhların, bezmi elestte, bedenlerden önce topluca yaratılmaları ve sonra peyderpey dünyaya gelerek bedenlere girmeleri; ve hatta bedenden ayrıldıktan sonra yeniden dünyaya geri gelerek bir bedenle yaşamaları hikayesi tamamiyle yanlış anlama sonucu meydana gelen uydurmadır!.

    İmam Gazali de “Ravzatüt talibin” isimli eserinde şöyle diyor:

    “Çünkü Râsulullah sallallahu aleyhi ve sellemin ruhu da anneleri tarafından dünyaya getirilmelerinden önce mevcut ve yaratılmış değildi….”

    Bu konuda bizim dediklerimizi tamamiyle doğrulayan DİĞER bilgileri arzu edenler son devrin en kapsamlı Kuran tefsiri olan Elmalılı Hamdi Efendinin "Hak Dini Kuran Dili" isimli tefsirinin 4. cildinin 2324. sayfasından itibaren bulabilirler... Ayrıca çağdaş müfessirlerden Sayın Süleyman Ateşin “Yüce Kur`anın Çağdaş Tefsiri” isimli eserinin 3. cildinin 412. sayfasından itibaren bu konuda bilgi alabilirler..

    xenix

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.