Siz hiç ”kendiniz” olabildiniz mi?

Siz hiç ‘kendiniz’ olabildiniz mi?
İnsanlık tarihiyle başlayan derin bir soru. önemli bir problem;

Siz, biz hepimiz “ne kadar kendimiz olabiliyoruz?”

Ya da insan “kendi” olabilir mi?

Siz hiç “kendiniz” olabildiniz mi?

Biz kimin hayatını yaşıyoruz?

Duygularımız, düşüncelerimiz, davranışlarımız, ideallerimiz ne kadar bizim?

Nereden, nasıl aldık onları?

Hiç soru sorduk mu alırken, üzerimizde taşırken, onlarla yaşarken?

“İnsanın kendisi olması” ne demek?

Olmanın bu boyutu üzerine yeterince kafa yorduk mu, şakaklarımız ağrıdan çatlayacak duruma geldi mi? “Acaba kendimiz olamadık mı” endişesiyle sık sık kalbimiz daraldı mı?

Kendimiz olmak…

Olamadığımız bir şey mi, olunmaz mı artık.

Hayatta iki sınıf insan var;

Bir; kendi olanlar.

İki, asla kendisi olamayanlar.

Kendisi olamayan insan iç ve dış faktörlerin etkisi altındadır ancak bu süreçte iç faktör daha belirleyicidir.

İç istilaya uğramış kendisi olamayan insan “başkası” da olamaz, olsa olsa içi boş bir “kalıp” olur. Böylelerinin varlığı-yokluğu kimseyi etkilemez.

İnsan başkasına benzer, esinlenir, taklit eder ama o kadardır. Ne kendisidir ne de başkasıdır.

Kendi hayatına sahip çıkıp o hayatın müellifi olamayanlar, başkalarının hayatına nasıl renk katarlar ki?

Kendi olamayan insanlar sürekli “sorun” olurlar, insanı ve insanlığı ilgilendiren basit bir sorunu dahi çözdüklerine kimse şahit olamaz.

Onlar korkularıyla, kaprisleriyle ve derileriyle yaşarlar.

“İnsanın kendisi olma çabası” daha ilk adımda kazandırır, çünkü bu bir erdemdir.

“İradeyi” tercih etmek her zaman bedeli ağır bir “insanlık halidir.”

Benim bildiğim insanlık da “ağır” yaşanır.

Derin bir sorumluluk hissiyle, kâinatı içine alan bir tecessüsle, duyarlılıkla, duyguyla, düşünceyle, iradeyle, idrakle, irfanla, cesaretle, kalple, vicdanla, değerler manzumesiyle…

İnsanın kendisi olması zordur, fakat o zor yolculukta alınan her nefes, her yorgunluk, her meşakkat sizi biraz daha “kendiniz olmaya” doğru taşır.

Gerçekten mutlu insanlar da kendi olabilen insanlardır.

Hepimizin “kendi olduğumuz” bir ülke var, henüz keşfetmediğimiz, keşfetme ufkuna ulaşıp da merkezine ayak basmadığımız için hala “meçhul” bir yerde duruyor.

O ülkede kalbimizi bularak şuurla tanışıp hayatımıza da yönelebiliriz.

Çünkü insanın, “başkası değil, kendisi olabilmesi için” kendi hayatının merkezine seyahate ihtiyacı var.

Uzun ve çileli bir yolculuk, sancılı bir süreçtir insanın kendisi olabilmesi.

Başkalarının güdümüne sığınıp gölgesinin sınırları dışına çıkmamak, yani kendi olmayı istememek, başkası olmaya razı gelmek ise şuursuzluktur, yenilmişliktir, yaşamamaktır.

İnsan kendi olabildiği kadar değerlidir ve vazgeçilmezdir.

Çünkü kendi olan her insan tektir.

İnsanın “en gerçek” ve “en güçlü” hali kendi olduğu haldir.

İnsanın bu kadar özenle yaradılışı, bu kadar donanımı “başkası olmaya öykünsün” diye değildir.

Kendini inşa etmek ağır bedelleri göze almışlık içerir ki, bu da her türlü takdire şayandır.

Başkası olanlar ise o kadar çoktur ki, sürü gibi yaşarlar. Özel bir adları, insanı heyecanlandıran bir varlık serüvenleri yoktur. Bu kadar yokluk içinde onlar da yok olurlar.

Kendi olamayan kalabalıklar eşyaya, mekâna, makama, şöhrete, servete, payeye değer verirler.

Kendi olamadıklarından, gerçekte varlığa değer katma gücü hiç olmayan o tür şeylerle avunurlar, durmadan “yeni ve sürekli aldanmaya” doğru açılırlar.

Yanılgı öyle bir noktaya gelir ki orada dünya ve içindekileri tüketmeyi “mutluluk” zannederler.

Aldananlar arasında hayatın her anı acemilikle, hiç yaşanmamış gibi yaşamakla geçer.

Peki nasıl oluyor, insan yaşadığı, üzerinden zaman geçtiği, mekana değdiği, insana dokunduğu, hüsran yaşadığı, kalbi kırıldığı halde hiç ibret almıyor, ders çıkarmıyor, bir şuur inşa etmiyor…

“Anlamla” bir yere demirletemediğimiz serkeş dünya size, bize “derin hüsran”, “büyük aldanmışlık” ve en kötüsü “kendimiz olamamayı” bıraktığı halde hala neden bütün gücümüzle ona koşuyoruz…

Bu kadar savrulmak yetmiyor mu?

İnsan neden “kendi olmaya” karar veremiyor?

Nedir bu korkaklık, iradesizlik, erken teslimiyet.

Mutsuzluktan mutlu olmak mıdır hedef?

Kendi olamayanların bugüne kadar başkalarına ne faydası oldu onu da iyi düşünmek gerek.

İnsan nasıl bu kadar hızla çaptan düşer?

Siz başkasını fikriyle akledemez, başkasının kalbiyle de hissedemezsiniz.

Galiba yol, yordam, usul, adap bilmiyoruz yaşama dair, insan olmaya dair.

İnsanı her durumda var eden şey maddi unsurlar değil, manevi unsurlardır.

İnsan dünyaya bıraktıklarıyla yaşamaz, onlarla mutluluğa ulaşamaz, insan insanlığa bıraktıklarıyla yaşar ki, bu tür bir yaşamın içine mutluluk koşarak gelir.

İnsanlıktan amaç, insanın kendisi olabilmesi değil mi gerçekte?

“İnsan kendi olabilir mi” sorusuna vereceğimiz yanıt bizim ne olabileceğimizi de içeriyor.

Bizi anlamlı kılacak, mutlu edecek şey, “insanın bütünlüğü” içinde taşıdığımız o hayatı, geçirdiğimiz yılları ne uğrunda ve nasıl yaşadığımızdır.

İnsanın hayatına sahip çıkma gücü vardır. Bu güç bazılarımıza fazla gelir ve onu kullanmaktan korkarız…

Gücünü kullanamayanlar kaybeder.

Kant, “iradeni kullanma cesaretini edin” demişti.

Hayat bize verilmiş bir “emanettir”, kimseye emanet edilmeye gelmez.

“Kul” olarak insanın yüklendiği “ağır sorumluluk” da bu değil mi?

İnsanın “kendi olma çabası” bende “emanete sahip çıkma” kararlılığını çağrıştırıyor.

İçimizden bir tek insanın bile, “insanı ve insanlığı yücelten” o yolda yürümesi hepimizin onurudur ve aynı zamanda ümidimizdir.

Sürüden ayrılıp, yeniden “emanete sahip çıkmanın” meşakkatli yolculuğuna çıkmanın zamanı…

İnsan kendi olabildiği, “emanette emin kalabildiği” kadar değerlidir.

Bir kere daha soralım;

Siz, biz ne kadar kendimiz olabildik?

Kendimiz olabilmek için ne yapıyoruz, neleri göze aldık?

Yıllar bir bir ardımızdan dökülürken, bugüne ne tür bedeller ödeyerek geldik?

Şimdi siz, biz kimin hayatını yaşıyoruz?

Eğer kendi hayatımızı yaşıyorsak bunun emareleri olmalı…

Elle tutulur, gözle görülür hale getirip sayabiliyorsak “kendi hayatımız” adına iyi yoldayız demektir…

Merak etmeyin biz iyiysek, iyi yoldaysak insanlık da iyi yoldadır demektir.

Bütün önemli meseleler “dar dairede” cereyan eder, sonra şümul kazanır.

Gelin bütün müktesebatımızı insan-kainat-yaratıcı münasebetinde istikameti yakalamaya hasrederek “kendimiz olalım”, “emanete sahip çıkarak” bütün kalplere ve ruhlara rahat bir nefes aldıralım.

İnsan, özüne dönüp “kendi olabildiği” kadar kıymetlidir ve insanın “en gerçek”, “en güçlü” hali de kendi olduğu haldir.

MEHMET GÜNDEM

37 yorum “Siz hiç ”kendiniz” olabildiniz mi?”

  1. insan toplum içinde yaşayan bir varlıktır ve onu oluşturan etrafındakilerdir(O ilk diploit hücreden yola çıkışından itibaren) ve etrafından her daim etkilenmesi ona yeni şeyler gösterir ve onu yüceltir. insanın kendisi olmaya çalışması ve bunun için kendini sıkması anlamsız bir uğraştır, ona kendisi olma sıkıntısından başka bir şey katmaz çünkü insan hiçbir zmn kendisi deildir. İnsan tek deildir, kendi içinde birçoklarını taşır. Bu birçoklarının hepsini birden ortaya çıkarabilmek ve hepsini birden yararlı bir şekilde kullanabilmek ise asıl erdemdir. Böyle bir fikir de ortaya atılabilir…

  2. Kendi olmak nedir ki? Önce bunu bulmak gerekiyor sanırım. Kime sorsan kendisi olduğunu söyler 🙂
    Ya da kendisi olamadığını söyler. Ama kendin kimdir, ya da nedir dediğinde ortaya bir şey koyamaz.

    xenix

  3. zaten asıl konu da bu kendimiz olmanın kendimizle fazla alakası yok. Daha çok kendimiz dedigimiz şey başkaları

  4. Alıntı olmayan duygu, düşünce ve istekler doğrultusunda hareket edebilmek “kendin” olabilmektir.

    Birileri seviyor diye sevmiyor,aşık oluyor diye aşık olmuyorum 🙂

    Yakışmadı deselerde kırmızı ruj sürüyor,beyaz sena çok yakıştı deselerde siyah’ı tercih ediyor siyah olanını alıyorum:)

    Parklarda çocuklarla tahteravalli oynayabilliyorum, bu kadın ne yapıyor der gibi kıskıs gülenlere aldırış etmeden 🙂

    Vatandaşlık görevide olsa oy kullanmıyorum 🙂

    Dağa bayıra yürüyüşe gidiyorum…vaaay tek başına oralara gidilir mi? deselerde 🙂

    Bi bayan nasıl yemek yapmayı sevmez dimi? ama ben sevmiyorum :))Bazen kendim olmaktan ödün verip yemek yapıyorum o ayrı:P: )))

    Herkes otururken oynamayı,herkes oynarken oturmayı seviyorum (kimse olmayınca hareket alanı daha geniş oluyor:P ) 🙂

    Yanlış çatalı kullanırsam ayıp olur düşüncem yoktur çünkü hep tek çatal kullanırım :))

    Ben bi elma yiyimde sizde görün bakalım isteyeckmisiniz istemeyecekmisiniz:)))

    Telefonda hala uyuyormusun diye sorana “evet” diyip yüzüne telefonu kapatıp, onu sinir edip ,evime kadar getirtip bide üstüne kahvaltıyı hazırlatabiliyorum : ))) (esneye,esneye kaşına kaşına bende yardım ediyorum tabi:D)

    Özel günlerin dışında pasta hazırlayıp ben geldim diyip çat kapı yapmayı, özel anların dışında da sevdiğimi hissettirmeyi seviyorum 🙂

    ve dahası….

    Ben ‘kendim’ olmayı seviyorum.Bazen bazı sıkıntıları da kendim olma, çabamdan dolayı yaşasamda…Evet garip ama bazen kendin olarak yaşamak için çabalamak gerekiyor…

    Hepimiz birşeylerden etkileniriz ama bu asla başkası olmak değildir.Onun gibi düşünmeye çalışıp ,onun gibi davranmaya kalkarsak kendi düşünce ve isteklerimizi hiçe sayarak işte o zaman başkası oluruz “kendimiz” olamayız.

    İşte böyle… 🙂

  5. Madem “kendi” tanımınız bu, bunun üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. İnsan hayatta başkalarıyla bir bütündür. Tek başına bir yere varamaz. Bu yüzden de bazen toplumun uygun gördüğü şekilde davranır kendi uygun görmese de. Kimi zaman kendin olmak çok zordur, çünkü toplumdan alacağın tepki seni silebilir. Bundan dolayı insan kendini terk etmek zorunda kalabilir. İdeal toplumda kendin olmak belki de en iyi yaşamdır, ama insan %100 kendi olmamalıdır bence mutlaka kendini bir yerlerde kısıtlamalıdır. Yani, eğer patronuna çok sinirlendiğin zaman inanılmaz derecedeki yüzüne tükürme istegini bastırmak kendin olmamaksa, ya da daha hafif bir örnek de olabilir insan tamamiyle kendi olmamalıdır. sizin verdiginiz örnekler ise çok hafif ve yapılabilir örnekler. Ama tabi ki başkaları böyle düşünüyor diye öyle düşünmek, başkası çikolatalı pasta seviyor diye çikolatalı pasta sevmek anlamsızdır.
    Ayrıca başkalarını da içimizde benimseyip kendimiz yapabiliriz ki önemli olan da budur bence, sadece tek başımıza bi yerlere gelmeye çalışmaktansa.

  6. Evet basit örneklemelerde bulundum çünkü basit dediğiniz konularda kendi olmayı beceremeyen sizin zor ifadesini kullandığınız konularda asla kendisi olamaz…

    Etki,tepki nin etkenleri çoktur.Aldığınız terbiye,eğitim,çevre ve ait olmak istediğiniz içinizde ki siz…bunlar belirler karşınızdaki insana karşı yada olaylara karşı söylem ve davranışlarınızı…

    Verilen ciddi anlamdaki reaksiyonlar genelde bıçağın kemiğe dayandığı an tabir edilen anlardır ve geriye dönüşü olmayan anlardır.İfade etmenin türlü türlü yolları vardır.Konuşarak çözüm getirmek en azında çözüm getirmeye çalışmak içlerinde en akılane olanıdır.Bazen hepimizin çok sinirlenip sinir katsayımızın tavan yaptığı durumlarda olmadık davranışlar sergileme arzusu yaşarız.Bunu da bize içimizde farklı “ben”lerden biri yaptırır.Sizin örneklendiğiniz patrona çok kızıp yüzüne tükürme isteğinin doğması gibi..

    Bir insanın yüzüne tükürmek,tokat atmak yada küfretmek o insana karşı içinizdeki birikmişliğin dışa vurulma isteğidir.Bazı sözler vardır bana göre ,insanın yüzüne tokat atılmış yada tükürülmekten beter eder,anlayan için tabii.Ama hani derler ya anlayana anladığı dilden konuşmak lazım diye o durumları yaşamakta kaçınılmaz oluyor.

    Bozuk pskolojiye sahip uç noktada düşünüp,davrananları konunun dışında tutuyorum!!

    Haricinde evet,malesef kendimiz olmayı engelleyen bazı toplum kuralları ile yaşamak zorunda kalabiliyoruz.Bunun zorluğunu en iyi bilenlerden biriyim,birgün yüzyüze muhabbet etme imkanımız olursa detaylı bir şekilde anlatırım size:)

    İçimizde ki farklı “ben”ler bizi kendimiz yapıyor.Alacağınız tepkiden çekinip davranışlarınızı,söylemlerinizi farklı bir şekilde ifade etme yoluna gitmek bizi kendimiz olmaktan çıkarmaz.Sadece kendiniz olmaktan feragat etmiş olursunuz o an için…Ama siz siz olduğunuz sürece aynı durumda aynı tepki gösterme isteği hep olacak eninde sonunda kendiniz olarak o anı yaşayacaksınız.

    “”İnsan hayatta başkalarıyla bir bütündür. Tek başına bir yere varamaz.“” demişsiniz.Aynı toplumda yaşıyor olmak her konuda kişilerin birbirlerini tamamladıkları anlamına gelmez.Tek başımıza yaşamıyoruz ki tek başımıza bir yerlere varalım.Birlikte yaşıyorsak elbette dayanışma içerisinde fert olarak yada birlikte bir yerlere gelme çabamız olacaktır.

    “”Ayrıca başkalarını da içimizde benimseyip kendimiz yapabiliriz ki önemli olan da budur bence, sadece tek başımıza bi yerlere gelmeye çalışmaktansa.””
    Birilerine gıpta etmek,kendimize göre doğru bulduğumuz tavırlarını örnek almak başka birşeydir,ama o insanı olduğu gibi alıp,, kendimizi bir kenara bırakıp, o insan gibi olmaya çalışmak hem zordur hemde bana göre değil:)

    Ne dedik;kendimiz olabiliyormuyuz? Hep kendim gibi oldum ve olma gayretini gösteriyorum…

  7. Büyüdükçe başkalaşırlar.
    Mevlana der ki;

    “”Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap…””
    “”Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik…
    Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol..””

    Kendin olmayı neden arzularız? bunu konuşmak gerek..

    “”Sofilere sohbet gerek
    Ahilere ahret gerek
    Mecnunlara Leylâ gerek
    Bana seni, gerek seni.””
    Yunus

  8. Başkalarını içimizde benimsemek derken aslında başka insanların fikirlerinden kendimize göre doğru olanı alıp zenginleşmek manasında kullanmıştım. Bunun dışında verdigim tükürme örneginde sinirlendigimiz insana verecegimiz başka bir tepki de bizi kendimiz olmaktan çıkartmaz diye düşünüyorum, çünkü insan yine kendi mantığıyla alternatif bir yol buluruz. Dolayısıyla hem fikiriz gibime geldi. Aslında benim baştan beri demek istedigim kendimiz olacagız diye kendimizi kısıtlamamamız(kasmamak) gerektigi, hatta şunu da söylebilirim ki eger bir insan o an için başkası gibi davranmak isterse(eğer saçma sapan bişey deil de mantıklı bir sonucu olacagına inanıyorsa, ya da onu mutlu edecekse ve sonunda zarar vermeyecekse) istedigini yapmalıdır. Zira, bana göre hayat bir tiyatro sahnesidir. Herkes rollerini oynar. Ayrıca başkası olma isteği de kendimizden çıkma bişeydir :D. Kısacası insanın mantığına uygun hareket etmesinin tek gereklilik olduğunu düşünüyorum, şimdi kendim miyim deil miyim diye kendimizi kasmamıza gerek yok. BeNcE tabi ki

  9. sayin statik,

    “ya oldugun gibi görün,ya göründügün gibi ol” ?

    sormak istiyorum size..
    aile,
    koca,
    baba,
    evlat,
    is yeri,
    okul,
    ögretmen,
    müsteri,
    resmi daire,
    siyaset,
    doktor,
    vs..
    menfaat ve cikar iliskilerinin birbirine girdigi,
    farkli mizac ve beklentiler arasinda/icinde yasamak mecburiyetinde olan bir insanin
    “oldugu gibi görünmesi yada göründügü gibi olmasi”
    gercekten mümkün mü sizce ?
    siz basarabiliyormusunuz?
    ve nasil..

    bana pek realist ve gercekci gelmedi de..
    itiraf ediyorum belki de benim basaramayisimdan da kaynaklaniyor olabilir..
    slm.

  10. Öncelikle insanın tüm ”ben”lerinden kurtulup hayata ve insana ön yargısız bakabilmesi grçekten zor bir süreç.
    Fakat başarılmayacak bir şey değil.Zira insan istediği zaman şeytanı dahi müslüman edecek güce sahip.Yeterki menfi düşüncelerden kurtulup enerjisini asıl olan kaynağa kanalize etsin.İşte o zaman gerçek olan biz ortaya çıkacaktır.Sevgili statik’in dediği gibi bir çocuğun saf kaygısız acabasız ön yargısız hali bizim özümüz diye düşünüyorum.

  11. sayin venüs,

    “cocugun saf kaygisiz acabasiz ön yargisiz hali”?

    mükellef
    kabul edilmeyenlerin
    sorumlu
    tutulmayacaklarin
    imtihana
    tabi olmayanlarin
    halidir..

    halbu ki insan imtihan edilmek icin gönderildi..
    Insan kendisinde var olan O ҅Zӟ ancak Vahyin SAF ve KATIKSIZ rehberliginde
    muhafaza edebilir..

    “insanlar,inandik demeleriyle kendi hallerinde birakilacaklarini ve hicbir IMTIHANA cekilmiyeceklerini mi sandilar!(ankebut/2)

    “”yemin olsun,icinizden GAYRET gösterip DIDINENlerle SABREDENleri bilinceye kadar,
    sizi belalarla IMTIHAN edecegiz..”(Muhammed/31)

    insanoglunun kirletemedigi Qur´an´in SAFF ve DURU iklimine(asil kaynaga) buyrun.

    bir soru;
    “seytani dahi müslüman yapmak”? nasil olacak O is
    bir aciklarmisiniz lütfen..
    slm.

  12. insanoglunun kirletemedigi Qur´an´in SAFF ve DURU iklimine(asil kaynaga) buyrun.

    Ben seni kendin olmaya davet ediyorum.

    K’yi Q ile yazmayan özüne sadık, bilinçli bir birey olmaya davet ediyorum.

  13. sayin oikos,

    (K) ile yazarsan,
    öz,
    özüne sadik,
    bilincli bireysin..!?

    (Q) ile yazarsan,
    öz,
    özüne sadik,
    bilincli birey degilsin !?

    ne alaka ?
    ne mantik ama..!
    dur dur biraz düsüneyim..
    bu mantigin arka plani ne ola ki?

    asabiyet?
    milliyetcilk?
    Ismet özel-cilik?
    öyle ya söyle diyordu kendisi;
    “ben müslümanim ama Türk degilim dedigi zaman,benim arkamda Irak´i isgal eden kuvvetler var.”demis olur.” !?

    Raci Carudi(Rogert Graudy)Türk degil,
    Yusuf Islam(cat Stevens)Türk degil,
    Adulkadir Essufi(Ian Dallas) Türk degil,
    Ebubekir Siraceddin(Martin Lings)Türk degil,
    Malik Elsahbaz(Malcom X) Türk degil,
    isimleri uzatabildikce uzatmak mümkün..
    VE..
    bu isimlerin hic birinin amerikan yandasligi yaptiklarina dair en ufacik bir ima dahi bulunmasi mümkün degil..

    Cengiz Candar (hem Türk hem Müslüman oldugunu söyleyenlerden),
    Cüneyt Ülsever (hem Türk hem Müslüman oldugunu söyleyenlerden),
    Güneri Civaoglu (hem Türk hem Müslüman oldugunu söyleyenlerden,gerci bunun müslümanligi ramazan pidesi ve türklügü de bogazda raki icmekten ibarettir,bu dahi kendi ifadesidir,
    kendini böyle tanimlardi ikibinli yillara kadar..)

    listeyi uzatmadan Liberal arakadaslarin hemen hepsi kendini Türk hem müslüman diye tanimlar
    ve bunlarin ORTAK paydasi da ABD yandasligidir..
    bu durumda I.Özel´in (ve onun gibi düsünenlerin) yargisini nereye koyacagiz ?
    nasil tevil edecegiz ?

    bir insan kelime-i sehadet getirince müslüman oluyor..
    Türk olmak icin ne diyecek Türk olmayan ?
    düsünsenize kökeni Türk olmayan niceleri müslüman oldugu icin coktan Türk olmuslarda haberleri yok.!

    hatirlayin ne demisti rahmetli(M.Yazicioglu);
    “haberimiz olmadan bizim tarlayi da ekmisler”simdi o düsman tohum büyüyor o tarlada.yazik emeklerine Muhsin bey´in.cok yazik..
    Amerika´ya masalik edip Amerikan düsmanligi yapmak bir Amerikan stratejisidir..iste bu kafalar kuru sIkI hayallerle bölücülüge hizmet ediyorlar..

    “iste bu,Islam milleti(ümmet) bir tek millet olarak sizin milletinizdir.
    Rabbiniz de yalniz benim;onun icin hep bana kulluk edin!”(enbiya/92)

    VE..
    millet/ümmet olarak da enbiya suresinde belirtilen “Islam milleti/ümmet/”nden oldugumu
    gögsümü gere gere ILAN ediyorum..

    slm.

  14. K’den Q’ya( -ki Türkçede alınması imkansız) ne çok yol almışsınız…ebubekir.

  15. Takıntı sende…

    Q amerikan harfi değilmiş gibi…

    Çok yazmışsın incir çekirdeği hala dolmamış…

    Besbelli devrimin Türkçesiyle “K”uran yazamayıp “Q” yapan zihniyetin bir devamı olmalısın. Yalnız hala bir sorun var:
    Arapçada Q sembolü yok. Başka bir şey dene veya dediğim gibi kendin olmayı dene hele hele konu başlığı “hiç kendiniz olabildiniz mi?” iken…

    Ha birşey daha, Türk olmak için Türk olmak yeterli. Arabın arap olup bizi arkadan vurduğu gibi… Sen müslüman olup illa cennete gideceksin ya, gitmek istemeyen veya gidemeyenler senin cennetinde olamayacak neye üzülüyorsun?

  16. İnsanın yaratılmış olan varlıklar içinde en üst varlık olduğunu Kuran söylüyor.Buradan anlaşılıyor’ki insan şeytandan daha güçlü.Eğer siz bu gücünüze rağmen hala şeytandan korkuyorsanız ve insanlara sürekli kurandan korku mesajları veriyorsanız kuranı bir şeytan kitabı olarak algılıyorsunuz demektir.Sevgili ebubekir,yorumlarınızın hiç birinde sevgi ve şevkat hissetmedim kuranı sadece akıl yoluyla çözmeye çalıştığınız anlaşılıyor,aklı öne çıkarttığınız içinde din labirentinin içerisinde kaybolmuşsunuz.Oysa kuranda ”aklınızı işletin”sözü vicdana bağlanmış bir sözdür.

  17. sayin Marsseh,

    nice
    imkansiz ZANnedilen seyler oldu..

    Türk cumhuriyetlerinde(Q)harfinin halen kullanildigini hatirlatip gecelim..
    (Q)polemigi teferruata dönüsmeye basladi cünkü..

    Arthur Schoppenhauer´in ifadesiyle;

    “Tüm gercekler üc asamada olusur,
    önce alay edilir,
    sonra siddetle karsi cikilir,
    son olarakta
    “zaten belli olan bir sey”
    denir ve kabul edilir.”

    slm.

  18. sayin oikus,

    anlamak istemedigin belli..
    devrim yillari nostalji tesellisi ve “oldtimer” takintisi size 21.ci asir da yasadigimizi unutturmus olmali..

    evrensel yerine yerel
    kücük olsun benim olsun
    sana hayirli olsun..

    (Q)Amerikan harfi imis mis../türki cumhuriyetlerde (Q)harfinin kullanildigi biliniyor)
    ne olmus öyle olmus ise?
    senin neyin amerikan degil ki?
    70´li/80´li yillarda söylenirdi”senin kefen bezin bile amerikan”diye..
    fazla bir seyin degismedigini devrimci oikus
    anlamismidir acaba?

    saf kan! Türkce harf/isim neyi degistirecek sence?

    Mustafa Kemal dahi Arab(islam) ismi degil mi ?
    ya oikus hangi kültürün mali ?
    ya da oikus´un gercek ismi saf Türk ismi mi ?
    mesela
    senin ismin engsehol,cengiz han,timurleng vs.mi ?

    arab-cada (Q)harfi var demedim..
    (K) yerine (Q) harfinin daha bir dogru oldugunu söyledim ve bu tercihimdir arkasinda
    baska bir sey aramaya gerk yoktur imasinda bulundum..
    öküz altinda buzagi aramak sempatilerinden ve ideolojik bagimliliktan kopamayan
    insanlarin ortak derdi/cIkmazI..

    demek ki yazim incir cekirdegini doldurmus ki böylece “bagimlilik” icinde oldugunuz anlasildi..
    “dur dur bir düsüneyim” derken hakli ciktigim da ortaya cikmis oldu böylece..

    89 yildir anlatilan masal “arab bizi arkadan vurdu” diyenler ve bozuk plak gibi terarliyanlar,
    “kabe arabin olsun bize cankaya yeter” diyen degil mi ?
    “Muhammed cöl bedevisidir” diyen degil mi ?

    engsehol söyle diyordu;
    “Tengri´ye inaniyorum,
    kitabim nutuk,
    Peygamberim Atatürk”
    sen bu kadar Türk olabildin mi ?

    “siz kendiniz olabildiniz mi?” sorusunu simdi kendinize sorabilirsiniz..

    bir baskasinin müslüman olup olmamasi kendi tercihidir..
    ben müslümanim ve bununla gurur duyyorum/övünüyorum..
    kinayanlarin kinamasi da beni ilgilendirmiyor..

    hayat tercih ve bedel´den ibaret..
    her koyunun kendi bacagindan asilacagi da ayri bir gercek..

    cennet bosuna degil
    cehennem de lüzumsuz degil..

    slm.

  19. devrimcilik benzetmesi ,oikos için agır kaçmış….

  20. Herşeyden önce adımı doğru yaz…Okuyamayacak kadar cahil olduğunu varsaymayayım aksi takdirde hakaret olduğunu düşünmeliyim sanırım. Anlamı ne diye sorarsan profilimde yazıyor.

    Evet ayrımcı tercihini çok güzel ifade etmişsin. Üstteki yazında yazarları kategorize ederek (onlar gerçek müslüman değil gibisinden) sanırım sen en gerçek ve en hakikisinden müslüman olmalısın. İslamı ideolojik bir fraksiyon haline getirip nefret etmemize sebep olanlardan biri olarak hayatımıza kazındınız. BÖLEN olarak – Biz ve onlar- Q harfiyle ve daha birçok şeyle…

    Arabın seni hayal kırıklığına uğratması bir masal değildir. Hatta bedeviler bu konuda oldukça ilerdeler, ırkçı politikaları ve görüşleriyle çocuklarını eğitirken osmanlıdan nasıl bahsettiklerini onlardan öğrenmeni dilerim. Arap için Türk Türktür, Kaddafi’nin çadırında yağlı elleriyle bahşedilen nefretin devamıdır. Uyan demeliyim… Elbette kendi başına evrensel olabilirsin bunda bir sakınca yok.

    Ben Atatürkçüyüm ve senin tanrın benim tanrım değil. Hepsi de bu

    Not : Yazılarına bir daha yorum yazmayacağım.

  21. sayin oikus,

    sakin ve önyargisiz okusaydin
    engsehol ile seni kast etmedigimi ancak bir misal verdigimi anlardin..

    engsehol hizli bir Atatükcü olup Atatürkü peygamber,nutuk´u da kitabim diye
    benimseyen ve yazistigimiz bir arkadas..
    seninle bir ilgisi yok yani..
    google HZ.ne bir TIK´la ve “osmanlida Türkler” yaz,oku ve hayal kirikligini gör..

    ben müslümanim..
    en hakikisi (kamil) olmak icin mücadele veriyorum ve hic bir kimseyi de
    kendimden kücük veya büyük görmüyorum..
    hic bir ideolojik takintim yok..
    Islam-in da bir ideoloji degil “ilke”ler manzumesi yani kulluk talimatnamesi olduguna inaniyorum..

    yorumlarimi ön yargisiz okursan,
    Qur´an´da tarif edilen müslüman kimligi-nden bahsediyorum..
    aksini ispatlarsan yanlisimdan döner sana tesekkürlerimi bildiririm..

    benim rahatsizligim kisilerin bagli olduklari ideolojiler degildir asla..
    insanin tercih yapma hakki´nin kutsal/degistirilemez ve evrensel olduguna inaniyorum..
    misal;
    “asil özgürlük ötekinin özgürlügüdür”(Rosa Lüksemburg)

    rahatsiz oldugum ve iki yüzlülük olarak degerlendirdigim sey,
    Islam-i kendi ideolojilerine payanda yapmaya calisan ve Islam-i ideolojilerine alet edenlerdir..

    yoksa benim ne isim olur,
    arabla,farisiyle,türkle,kürtle,cerkezle, vs..
    her biri Allah´in kullari degil mi?
    Irklarini tercih haklari varmiydi ki birbirlerine üstünlük taslama haklari olsun?
    hesaplarinida ayri ayri Allah´a verecekler,
    belki yarin
    yada
    yarindan da yakin..

    ben Atatürkün yaptigi iyi isleri takdir eden yanlis islerine de yanlis diyenlerdenim..
    ve Atatürkcü de degilim..

    (“iste bunlar bir ümmetti,gelip gectiler,kazandiklari kendilerinindir.sizin kazandiklariniz da sizin olacaktir.siz onlarin yapip ettiklerinden sorguya cekilmeyeceksiniz(bakara/134))

    Bati uygarligi da Atatürkcü degil..
    Atatürk degil ama
    sözde Atatürkcülerin bu ülkeyi ne hale getirdigi de ortada..

    Kaddafi´nin cadirina misafir olan O zat/zevat da
    Atatürkcülügüyle övünüyor/du/lardi..?

    Allah´dan baska bir Tanri varsa sana tanrin mübarek olsun..

    “sphesiz Allah,kendisine ortak kosulmasini asla bagislamaz.bunun altindaki günahlari diledigi kimseler icin bagislar.Kim Allah´a ortak tanirsa,süphesiz pek büyük bir günah uydurmustur(islemis)olur..”(nisa/48)

    slm.

  22. sayin ali k,

    “besbelli DEVRIM´in türkcesiyle”
    diye yazan oikus arkadasimiz di..
    DEVRIM onun ideolojisi ise niye agir kac sin ki?
    Atatürkcüyüm diyen de o..
    farkli bir tanrisi oldugunu iddia eden de o..

    slm.

  23. Sana adımı doğru yaz demedim mi, Terbiyesizlik istiyorsan buradayım…

  24. Evrende bir katre oluşundan habersiz nasıl da ben erdim halleri bunlar…olur böyle..bazen gelir sizin gibi insanlar “Tanrıya ve dine övgü” adı altında “kendilerine paye arar arar arar…” sorulunca da “ben bir şey demiyorum ki,müslümanım bununla gurur duyuyorum, bana ne milletin ırkından bilmem nesinden hepsi Allahın kulları değil mi” diye çırpınırlar…bölmeye devam ederler…izlerim..izlerim…..

    Başaklar kadar sessiz rüzgar kadar tatlı bir serinlikte olmadıktan sonra ibadetiniz ve ait oluşunuz…bir diğerinin kalbinde şüpheyle, siyasetle belirdikçe fikriniz….kimse size “müslüman değilsin” demediği halde “bir diğerini küçültmeye çalışmanız” ….. ….

    insan-ı kâmil olma yolunda iyi yolculuklar.

    PS: uyarıldığınız halde bir ismi doğru yazmıyor oluşunuzun saçma manidarlığı sizin olsun…iyi ki var editörler, sorun değil öğrenemiyorsanız -ki bir sürü gerekçesi olabilir-düzeltiriz…

  25. sayin oikos,

    daha edeplice belirtebilirdin..
    ne gelir elden haklisin ben (O)yerine (U) yazmisim..
    gercekten fark edemedim ve senden özürdiliyorum..
    kasit falan yoktu bilmeni isterim..
    slm.

  26. sayin Marsseh,

    kendine paye arayanlari Montaigne güzel tarif etmis..

    “insan pek mecnundur.Bir Sinek kanadini nasil yaratacagini bilmez,ama gider düzüneyle TANRI yaratir..

    slm.

  27. bende sana diyorimki
    -hangi devrim
    devrim nedir?
    bir anlayışa göre devrim,insanda tanrının zuhuratıdır…
    bir anlayışa göre,ezilenlerin kızıl ve amansız ihtilali…
    ıslahatcılık-reformizm ile salt devrimciligi ayırt etmek gerekiyor…

  28. yine getirip dine dayamışlar.
    “Kendin olmayı neden arzularız? veya kendin olma gibi bir durum mu var?”
    Dine, siyasete bulaşmadan bir konuyu, enine boyuna tartışmak hayli zor hale geldi.
    Halbuki konu başlığı çok güzel ve çok açık.
    Buyrun..

  29. sayin statik,
    dinin kapsamadigi,icine cekmedigi bir alan var mi?
    dindari inanir bir sekilde ,dinsizi inanir bir baska sekilde..
    inanan bir olan Allah´a veya cok cesit Tanrilara IMAN eder..
    inanmayan da inanmadigina IMAN eder..
    sonucta IMAN etmeyen insan yoktur..
    bu nedele de her yol ahirete cikar,bir tanesi cennete(sebilillah)..

    Halil Cibran´in “ermis” kitabindan bir anekdot;
    Bilge kisi ölmeden hemen önce halkini genis bir meydanda toplar.
    gercekleri son bir kez hepsinin huzurunda dile getirir.
    Halkla arasinda nefis bir diyalog kurulur.
    Halktan biri öne cikarak “bize” der “sevgiden söz et”
    Bilge anlatir,anlatir,anlatir..

    Bir digeri “bize asktan,evlilikten söz et” der,anlatir..
    Bunu “alisveris hakkinda ne dersin?
    diyen biri izler,anlatir..

    “Cocuklardan bahset”derler,anlatir..

    “Ciftcilikten bahset”derler,anlatir..

    “Alinterinden,emekten ve adaletten bahset”derler,anlatir..

    Ve daha günlük hayatin türlü sorunlarindan söz etmesi istenir.
    Bilge hepsi hakkinda hikmetli sözler söyler,anlatir,anlatir,anlatir..

    Konusmasinin sonuna dogru birisi bize “din” den bahset deyince Bilge cevap verir;

    “Bahsettim ya,dinlemedin mi?”

    Ve devam eder:
    “Siz zamaninizi,bunlar Allah´in saatleridir,
    bunlar bizim saatlerimizdir diye ayirabilirmisiniz?
    Öyleyse din,yasadigimiz hayat ve tüm davranislarimizdir.
    Her an Allah huzurunda oldugunun bilincinde,öylesine titiz,dogruyu gözeterek temiz bir hayat yasamaktan daha güzel bir din olur mu?”

    “bize dinden bahset” diyenlere anlatin..

    slm.

  30. Biz dinden bahset demiyoruz ki. Sen hikayedeki adamın tam tersisin. Aşktan evlilikten bahset diyoruz, din islam allah diyorsun. Çocuktan bahset diyoruz. Qur’an Allah islam diyorsun. Çiftcilikten bahset diyoruz. Ayet hadis vahy diyorsun. Ee, artık dinden bahset demeye gerek kalmıyor haliyle sana.

    Hikayede ki adam, yaşamı bir din gibi görüyor. Oysa sen kendi inancını yaşam gibi görüyorsun.

    Oikos’un “besbelli devrimin türkçesiyle” dediği, bu devirin, yaşadığımız çağın türkçesiyle demek
    istediğini nasıl göz ardı edip yanlış anladınız o da ayrı bir başka konu.

    xenix

  31. sayin xenix,
    forumda kim kime sunu veya bunu anlat diyor/mus ?
    sonsus us platformunda hayati paylasiyoruz hikayedeki adamin köyünün meydaninda
    halkla paylastigi gibi..

    sundan bahset dayatmasi da nerden cikti?
    statik rümuzuyla yazan arkadasimizin”yine getirip dine dayamislar”serzenisi üzerine
    bu bilge adamin sözlerini paylasarak din harici bir alanin olamiyacagini vurgulamak istedim..
    anlasilan o ki Vahiy/Islam söz konusu olunca
    birileri rahatsiz mi oluyor ?

    slm.

  32. Efendim sizi çok dayatmacı gördüm. Ayıp ayıp lütfen dayatmayın.

    Yaşam bir paylaşımdır. Kelebekler ve vahiyler birbirleriyle uyum içindeler. Din harici bir alan yok ya: Hepimiz imamız hepimiz papazız:)

  33. sayin ebubekir, ben kendi adıma rahatsız olmuyorum. Elbette din ve yaşam ikisi de bir yolsa ayrım yoktur. Bu şekilde gördüğünüz sürece, her şeyden bahsedebiliriz. Ama derseniz ki din tektir, o da budur (islamdır) bundan başka da bir yoldan bahsetmek yanlıştır, o zaman ayrılırız fikir olarak.

    xenix

  34. sayin xenix,
    öyleyse anlastik demektir..

    slm.

  35. sen kendinmisin? yoksa hikayendeki bilgemisin?
    Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol. deyişine,
    “”bana pek realist ve gercekci gelmedi de..””
    demişsin..yani sosyal yaşamdaki bazı zorlukları örnekleyerek, bunun mümkün olamayacağını savunmuşsun.

    Düşüncelerinin bir kısmına (senin gibi düşünmeye çalışarak) katılıp, bir kısmına (kendim gibi düşünerek) katılamadığımı söylemek isterim.

    Sosyal yaşamdaki bazı zorluklar bizi bir yerlere dayanmaya iteliyorsa, o sen olmuyorsun..
    Tüm zorluklara rağmen; kendi prensiplerinden, karakterinden, kişiliğinden ödün vermeden mücadele edebiliyorsan işte O sensin..

    Yukarıdaki yazıda ne güzel söylemiş;
    Hayatta iki sınıf insan var;
    Bir; kendi olanlar.
    İki, asla kendisi olamayanlar.

    Şimdi; bir‘demiyiz..iki‘de mi?..
    konu bu..

  36. İnanırsın düşünmeden doğduğuna,
    Ne çabuk kandın gördüğüne?
    Kişilik soktu seni kördüğüme,
    Hadi çöz onu, gel düğüne!

    Gerçekle Yüzleşmek

  37. İnsanın kendisi olması, olmak isteği şey dönüştüğünde artık ona göre algılamaya ve düşünmeye başlamsı demek oluyor sanki.

    O halde insanın kendisi olabilmesi için nasıl biri olarak yaşayacağını belirleyip o yaşama ulaşması ve ulaştıktan sonra da tutarlı yaşaması mı gerekiyor acaba?

    Böyle olursa o kişinin kendisi değil tercih ettiği şey olduğu sonucuna varmazmyız?

    Hala cevabını bulamadığım bir soru. Bazan ‘ben kimim’ üzerinden, bazen ‘insanın nasıl bir olması ve neye göre öyle olması gerekiyor’ sorusu üzerinden. Henüz bir netlik yok.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.