Sevgili dostlar,
Bu başlık altında İslamda tasavvuf(maneviyat) nedir? tasavvufun din, özelde İslam, ile ilişkisi nedir? İnsan neden yaratılmıştır? Din nedir, neden gereklidir, ne kadar önemlidir? gibi konularda açıklamalar yapmak istiyorum.
Çünkü gördüğüm kadarıyla insanlarımızın bu konularda kafası çok karışık. Şeytan kimdir? Nefis nedir? Tasavvuf nedir? Dinle ilişkisi nedir? Bu konularda bilgiye ihtiyacımız var. Bu konular nedense çok karmaşık konularmış gibi algılanmakta ve genelde anlaşılmaz bir takım kavramlarla açıklanmak istenmektedir. Ben daha basit herkesin anlayacağı şekilde açıklamak istiyorum.
Açıklamalar tamamen benim spontane düşüncelerimden oluşacaktır zaman zaman alıntılar da yapabilirim. Ramazan gibi kutsal bir ayın içinde tasavvuf, maneviyat gibi dini konulara temel kavramlarla, açıklık getirmek istiyorum. Tamamen spontane olarak aklımdan geçenleri yazdığım için yazıda olabilecek düzensizlikler için şimdiden özür dilerim. Anlaşılmayan yerler olursa tekrar açabilirim:
İnsanoğlu topraktan yaratılmıştır. insanın bir maddi, fiziki varlığı vardır, ki biz ona vücut, beden diyoruz, bir de fiziki olmayan, yani gözle görülmeyen, manevi, ruhi varlığı vardır. Bu varlığa ‘can’ da demekteyiz. İnsanın yaşaması, yani diri olması için fiziki ve ruhi varlığının bir arada olması gerekmektedir. Sadece beden ile veya sadece ruh, veya can ile yaşamak mümkün değildir.
İnsan daha anne karnındayken, maddi varlığı belli bir aşamaya geldikten sonra(artık 2 aylık mı 3 aylık mı)Allah tarafından bu et parçasına ruh veriliyor ve böylece ruh ve beden birleşerek yeni bir canlı oluşturuyor.
Daha sonra insan ağlayarak geçici bir süre için yaşayacağı bu dünyaya geliyor. Dünyaya gelirken kendisi ağlıyor etrafındakiler ise gülüyor. Dünyadan giderken, yani ölürken ise kendisi gülüyor(veya yine ağlıyor) etrafındakiler ise ağlıyorlar.
Her insan kendine has bağımsız bir varlıktır. Bazı insanları birbirine benziyor sansak bile, her insan tamamen farklı bir yaratıktır. Her insanın parmak izi farlıdır. 7 milyar insandan parmak izi aynı olan 2 kişi yoktur! Her insan ayrı bir dünyadır.
İnsan maddi olarak zayıf yaratılmıştır. Belki sinekten-böcekten güçlüdür ama, aslan kaplan gibi hayvanları ve doğanın gücünü düşündüğümüzde insanoğlunun gücünün son derece sınırlı olduğunu ve çok kırılgan olduğunu söyleyebiliriz. Maddi yapı olarak ta, günümüzü ele alacak olursak, en fazla 70-80 yıl yaşayabilmektedir. İstisnalar kaideyi bozmaz tabi. Başlangıçta küçük olan yapısı büyümekte ve güç olarak 20-25 yaşlarında en güçlü konumuna gelmekte ve ondan sonra yavaş yavaş vücudu ve gücü deforme olmakta, bozulmakta ve nihayet 60 yaşından sonra da hızla güçten düşmekte ve nihayet dünyada yaşayamaz hale gelmektedir.
İnsanı, bedenini ayakta tutan onun içindeki ruhtur. Ruh bedenden çıkınca beden ayakta duramamaktadır.
İnsanın içinde 2 adet ruhi-manevi güç vardır: Birincisi ruh-i meleki denilen insana iyilikleri yaptıran iyi, tanrısal güç, İkincisi de; Nefis(NEFS) denilen, insanın yaptığı bütün kötülüklerin kaynağı ve emredicisi olan Nefs-i Emmaredir.
İnsana kötülük yaptıran, bütün kötülüklerin kaynağı ve insanın en büyük düşmanı, sanıldığı gibi, dışsal bir varlık olan şeytan değildir! İNSANIN EN BÜYÜK DÜŞMANI İNSANIN İÇİNDE OLAN NEFİS(nefs)‘TİR!
Nefis denilen zulmani varlık her insanda vardır. Fiziki olarak merkezi iki kaşımızın ortasındaki bölgedir. Fiziki olarak nefsi bir varlığa benzetmek gerekirse, fotoğraf çektirdiğimizde fotoğrafta insanın negatifinin görüntüsü nasılsa nefsin görüntüsü de ona benzer uzmanlara göre. Yani karanlık ve zulmani bir yaratık.
Nefis 72 şeytan kuvvetindedir. Yani insana kötülük yaptırmakta şeytana pabucunu ters giydirir! Şeytan Nefis karşısında çocuk gibi kalır.
Nefsin merkezi iki kaşımızın ortasıdır. Dikkat ederseniz kızdığımız, öfkelendiğimiz zaman en çok iki kaşımızın ortasındaki bölge çok ağrır, acı verir. Nefis bu bölgeden bütün dimağımızı vücudumuzu ellerimiz ve ayaklarımıza, parmak uçlarına kadar kontrol eder.
Genelde insanlar bütün kötülükleri çok kızdıkları, öfkelendikleri zaman yaparlar. Sorulduğunda kendime hakim olamadım, birden oldu, ne yaptığımın farkında değildim gibi cevaplar alınır. İnsan bu gibi anlarda tamamen Nefsin kontrolüne geçmektedir ve Nefis insana o kötülüğü yapasını emretmektedir.
Bunun için Dinde, İslamda öfkeyi yenmek, kızgınlığı gidermek çok önemlidir. Hz. Muhammad bir defasında yanındaki sahabelere en büyük pehlivan kimdir diye sorduğunda rakibini yenendir dediklerinde, hayır en büyük pehlivan öfkesini yenen insandır buyurmuşlardır.
Demek oluyorki nefis, eğer insan vücudunda kontrolü ele geçiirse insana her türlü kötülüğü rahatlıkla yaptırabilmektedir. İnsanda bunu kendisinin yaptığını sanmaktadır. Peki iyilikleri kim yapmaktadır?
İnsan bir öfke anında bir insanı öldürebilir, bir insanın kalbini diliyle kırabilir, bir anda şehvetine mağlub olabilir, hırsına mağlub olup başkasının hakkına tecavüz edebilir..vb.
İslama göre Allahın en büyük düşmanı Nefstir! Alaha karşı isyan etmiştir ve insanları Allahtan uzaklaştırıp cehenneme götürmek için uğraşır aynı şeytan gibi.
Dolayısıyla bir insan olarak düşmanı dışımızda aramamamız lazımdır. Düşman ne en kızdığımız adam, ne en kızdığımız ülke ve ne de başka bir şeydir. Düşman kendi içimizdedir.
İşte tasavvuf-maneviyat burada devreye girmektedir. Nefisle mücadele ederek onu yenmek, onun kötü emirlerinden kurtulmak.
İnsanın yaratılış gayesi budur. Yani nefisle mücadele etmek, nefsini temizlemektir. İslamın ve daha özelde tasavvufun gayesi Allaha düşman olan nefsin kontrol altına alınıp, tezkiye edilmesi, tasfiye edilmesidir.
Nefisini tanıyan Rabbini tanır sözü bu gerçeği dile getirmektedir. Allahı tanımak için kişi ilk önce kendini tanıyacaktır. Kendi özüne dönecektir. Nefsini hafife alanlar, nefsiyle mücadele etmeyenler kısa bir sürede nefsin kontrolüne girerler.
Birgün Hz. Muhammed eshabıyla çok şehit verilen büyük bir savaştan dönüyorlardı. Peygamber eshabına;
- Küçük savaştan(cihad) büyük savaşa dönüyoruz dedi. Sahabi tabi anlamadı sordular,
-
Ya Resululllah bu geçirdiğimiz savaştan daha büyük bir savaş olur mu? Yüzlerce ölü, binlerce yaralı verdik!
Peygamber açıkladı:
- En büyük savaş(cihad) kişinin nefsiyle yaptığı savaştır! Bugün savaştığımız düşmanımız sizi zehenneme götüremez; ölürsen şehit olursun, kalırsan gazi! Ama senin nefsin seni dinden çıkarabilir, cehenneme götürebilir. (seni öyle bir oyuna getirirki ne yaptığının farkına bile varamazsın! kb)
Daha sonra Peygamber şöyle dua etti:
- Yarabbi beni gözümü açıp kapayıncaya kadar nefsimin eline bırakma!
Demek oluyorki Peygamber gibi günahtan azade bir insan bile nefisten bu kadar korkuyorsa biz aciz, günahkar insanların çok daha fazla korkmamız gerekiyor.
Dolayısıyla İslam dininde gerçek cihad, mücadele kişinin kendi nefsiyle yaptığı cihattır. Savaşlar yoluyla yapılan cihattan daha önemlidir. Kişi kendi nefsini arındırmadıktan sonra hiç bir şeyin kıymeti yoktur. isterse deve yükü kitap yutmuş olsun, ordinaryüs profesör olsun!
devamı var..
en son bu şekilde 3 yıl önce gülmüştüm.önce yüzümde bir gülümseme oluştu.sonra yavaş yavaş hehheh şeklinde gülmeye başladım, yazının sonlarına doğru artık yerlere yatıyordum gülmekten.normalde, önce yerlere yatarak başlarım gülmeye.
yemin ediyorum sen benden daha delisin.mizah anlayışına bayıldım, yazının devamını merakla bekliyorum.
Devamı varmış!
Ben de 14 gözle bekliyorum. Çok güleceğiz eminim.
İnsanın içinde 2 adet ruhi-manevi güç vardır: Birincisi ruh-i meleki denilen insana iyilikleri yaptıran iyi, tanrısal güç, İkincisi de; Nefis(NEFS) denilen, insanın yaptığı bütün kötülüklerin kaynağı ve emredicisi olan Nefs-i Emmaredir.
kazayıda ben yapmadım trafik canavarı yaptı zaten .eğer kaza anını fotoğraflayabilirsek negatifini çıkardığımızda canavarla burun buruna gelirizi ki bu canavar negatiften bile fırlar; ne şeytanı ne nefsi canavarın yanında fıss fıss:):)
İslamı bilmediğiniz ortada. Siz gülmeye devam edin. Bu anlattıklarım İslamın ta kendisi. Hangi Hocaya sorarsanız sorun.
link to geocities.com
evet ilahi gubilig:))
Allah tependen baksın emii:))
Arkadaşların tavırları hoş olmamakla birlikte haklılık payları da yok değil. Ciddi olarak vakit ayıracağım sizin için ve yazdığınız yazıda ki hataları göstermeye çalışacağım. Lütfen hatalarınızı kişisel saldırı olarak algılamazsan sevinirim.
1- Tasavvuf hakkında bir şey bilmiyorsunuz. Bu konu ile ilgili kişilerin sohbetlerine katılabilir, tasavvuf felsefesini anlatan kitaplar okuyabilirsiniz. Arap islamı ile bir ilgisi yoktur tasavvufun. İslamın Türk yorumudur.
2- Sadece beden ile veya sadece ruh, veya can ile yaşamak mümkün değildir. demişsiniz. Oysa islama göre ruh ölmez ve yaşamaya devam eder. (Yani sadece ruh yaşayabilir, bedene ihtiyaç yoktur.)
3- Nefs-i Emmare, tasavvufta bir mertebedir. Bir güç ya da kaynak değil. Yani burada bir süre bulunup bir üst mertebe olan Nefsi Levvame ye geçer. Zaten Nefs-i Emmare, emir altında ki nefs demektir. Bundan kurtulup sorgulayan nefse geçilir. Makam koltuğu gibi düşünebilirsiniz bunları. (Ya da maslowun ihtiyaçlar hiyerarşisi gibi)
4- Nefs denilen şey bu arada EGO dur. Yani insanın benliğidir. Sizin şu an düşünceleriniz yaptıklarınız nefs aşamasındadır. Bu yüzden nefsi şeytan gibi göstermek aslında insanları şeytan gibi göstermektir.
5- Bu nefsin kaş arasında olduğunu falan ilk defa sizden duyuyorum. Sembolik bir anlatımla acaba beyni mi kastediyor?
Daha yazılacak çok şey var fakat, sizi tasavvuf ustalarının sohbetlerini dinlemeye davet edeyim en iyisi. Hani filmlerde olur, yarım yamalak bilgiler insanın yeni bir şeyler almasını engeller ve hocası önce bardağı boşaltacaksın ki yeni bilgileri doğru alasın der. Tıpkı onun gibi sizin bir çok şeyi yeniden öğrenmeniz gerekiyor.
Hayat uzun, öğrenmek bitmiyor.
xenix
sizin bu yazınız bana “harun yahyayı” hatırlattı
İnsanlar birbirine kendi benimsediği doğruyu dayatıyor. Oysa ki senin doğrun bir başkası için doğru olmak zorunda değil. Kaldı ki olmuyor da. Tablonun tümünde: Farklı fikirlere tahümmül edilmemesine ilişkin refleksin çıkış nedeni (Çünkü bir noktadan sonra tartışma değil kavgaya dönüşüyor, bu gerilim rahatsız edici); saygı duyulmayıp bir doğrunun karşısında ki (doğrunun) kendisine göre yanlış-tersi olduğu için bir başka ifadeyle öteki doğrunun ya da değerin alaşağı edilmesi: Yani kendi doğrusunun çürütülebilme korkusu: bir doğrunun yanında bir başka doğrunun hayat bulamayacağı dogması.
Ha bir de bu düşünce paradigmaları tarihte hayata geçirilmiş, buradan yola çıkılarak tartışılıyor bir dayanak noktası olarak, refere ediliş. Yani hesap bir türlü kapanmıyor. Bu kapanmayan hesap üzerinden yürüyüş sağlıklı mı? Ve mümkün mü?
Sevgili xenix yazım hakkında ayrıntılı yorum yaptığın için teşekkürler. Bilakis sevindim içerikle ilgili sağlam yorumlar yaptığın için. Keşke herkes senin gibi yapsa, memnun olurum.
Gelelim yazdıklarına;
Tasavvuf hakkkında bu kadar bilgili olduğunu bilmiyordum. Şaşırmadım desem yalan olur. Yazdığınız şeylerin çoğu doğru. Ama zaten benin söylemek istediğim şeyleri yazmışsınız. Yani yazdığınız şeylerden farklı şeyler yazmadım ben ve yazının devamında da daha fazla açıklayacaktım. Şimdi açıklayayım:
1- Tasavvuf hakkında bilgim var. Tasavvufun ırkı olmaz Arap değil Türk denemez ve Peygamberle beraber başlar. İlk tasavvuf Peygamberin Hz.Ebubekir ile Mekkeden Medineye hicreti sırasında Mekkeli düşmanlarından sakınmak için saklandıkları mağarada Peygamberin tasavvufu Hz. Ebubekire anlatması ile başlamıştır. Yani tasavvufun ilk başı Hz. Ebubekirdir 2. Selman-ı Farisidir. Bu maneviyat yoludur ve böyle devam etmiştir. Diğer bir kol yani açık zikir yolu Hz. Aliyle başlar ve devam eder.
Türklerin tasavvufta çok önemli yeri var bu doğrudur. Gerek Hoca Ahmed Yesevi ve gerekse Nakşibendi tarikatının kurucusu olan Bahaddin Nakşibend Orta Asyalı Türktürler. Ama tasavvuf için Türktür Arap değildir gibi bir sınırlama yapılamaz. Türkler daha çok tasavvufu geliştirmiştir ve kullanmıştır derseniz doğrudur bu. Endülüs Emevilerinden olan Arap Muhiddini Arabi’yi ne yapacağız o zaman?
2- Ben orada beden ruhsuz bu Dünyada yaşayamaz dedim. Evet ruh ölmez, ama ruh cesetten çıktığı için ceset ruhsuz yaşamını devam ettiremez ve bu Dünyadaki hayatı sona erer. Ruh farklı bir ortamda yaşamaya devam eder. Fiziki Dünyada değil.
3- Evet doğrudur Nefs-i emmare tasavvufta bir mertebedir ama aynı zamanda insanın içindeki zulmani varlığın da adıdır! 5 tane makam vardır; 1.nefs-i emmare 2. nefsi levvame 3. nefsi mülheme 4. nefsi mutmainne 5 nefsi raziye. 1 tane daha olacaktı sanırım. O çok önemli değil.
Nefsi emmare en alt derecedir. Yani bu makamdaki insan tamamen içindeki nefsin kontrolündedir. Nefsi ne yap derse onu yapar. Herhangi bir direnci yoktur. Allahın emirlerini dinlemez ve karşısındakileri yapar sürekli.
Nefsi levvame; levm etmek kökünden geliyor yani kendisini suçlamak, ayıplamak. Bu makamda kişi nefsinin kötülüklerini zaman zaman işler fakat sonra pişman olur ve kendini ayıplar ve sürekli pişmanlık içindedir. İyiye doğru bir gidiş vardır. Ama günah işlemekten de kendini alamaz. Zaman zaman nefsi emmare derecesine düşer ve tekrar levvameye çıkabilir. Yani bazen iyilik bazen kötülük yapılan makamdır.
Nefsi mülheme; artık pişmanlıktan sonra bir daha günah işlemeyen ve sürekli bu iyi konumda kalabilenlerin makamıdır. Bu makamda kişiye artık hikmet parçaları verilmeye başlar. Kalp gözü açılmaya başlar. Günahları çok çok azalır.
Nefsi mutmainne ise normal bir insanın yükselebileceği en üst makamdır. Bu makam Allahın razı olduğu bir makamdır ve bu makama çıkan biri direk cennete gidebilir. Daha çok evliyaların erişebildiği bir makamdır. Çıkmak oldukça zordur.
Nefsi raziye ise ancak peygamberlerin çıkabildiği bir makamdır. Konu etmeye gerek yok. İnsanlar çıkamaz bu makama.
4.5- İnsanın içinde merkezi iki kaş arasında olan(BEYİN DEĞİL) nefis diye bir zulmani varlık vardır. Bu gerçek bir şeydir. Bir benzetme değildir. Yaptığımız kötü fiilleri nefis yaptırmaktadır. İyi fiilleri ruhi meleki denilen tarafımız yaptırmaktadır. Kötü fiiler yapan biri nefsinin kontrolünde hareket ediyor demektir. Nefsini kontrol altına almayı öğrenen biri bu kötü filleri yapmaktan kurtulacaktır. Eğer nefsi kontrol altına almayı, teskiye etmeyi, temizlemeyi öğrenmezse ne yapsa bunları yapmaktan kurtulamaz.
Öğrenmenin sonu yok sevgili xenix. Elbette hepimizin kusurları eksikleri olabilir. Nefsi mutmainne makamında değiliz sonuçta. İkazların için teşekkür ederim.
Sevgilerimle.
link to geocities.com
Kutadgubilig can sen doğrusun özünde,,,nevsin, ruhundan gönlünün arasına girmez inşallah,,,kendi savaşında Allah güç versin sana ve tüm savaşanlara
Merak ettim doğrusu, neden bazı arkadaşlar yorum yaparken insanlarla alay etmekten bu kadar hoşlanıyorlar? Ben onlara gülemiyorum, sadece üzülüyorum. Fikirlere saygı göstererek kendi düşünçelerini, sevgili xenix gibi açıklayıcı bir şekilde belirtmek yerine aşağılayıcı tarzları ile saygınlıklarını yitirdikleri için:(((
Sevgili kutadgubilig, yazmış olduklarınızın çoğuna katılmıyorum. İki kaşın arasında bulunan bölgede ise,(bilimsel olarak) nefis değil konuşma ve yazma, düşünçelerini yazıya geçirme merkezi var. Ruhsal anlamda ise, derin düşünebilme ve telepatik güçlerin fazla olduğu üçüncü göz vardır diye biliyorum.
Günün birinde bir Arap Hz. Muhammed (sav) ’e gelerek “ ben Allah’ı biliyorum” der. Resulullah da, “nerede? ” diye sorunca, cahil Arap “göktedir” cevabını verir. Bunun üzerine Resulullah da, “tamam sen iman etmişsin güle güle” diyerek karşılık verir.
Bir gün yine Hz Muhammed (sav) ‘e “Allah nerededir? … Yerde veya gökte midir? ” diye sorduklarında da “ Mümin kulunun kalbinde (şuurunda) ’ dir! ” Bir başka seferde “ Müminin kalbi, Allah’ın Arşıdır”, “Müminin Kalbi (şuuru) Allah’ın tecelli yeridir” der.
Ayrı bir zamanda da benzer bir soruya karşılık “Allah altında ve üstünde hava olmayan Ama’da idi”, “ Allah var idi, onunla beraber hiçbir şey yok idi.” cevabını verir. Buna binaen Hz. Ali (ra) da “ hâlâ O An’daki gibidir” yani; “bu An, O An’dır” der.
Miraç gecesi kaldığı amca kızının evinden sabahleyin çıkarken de “Beni gören Hakk’ı görmüştür” sözünü söyler. “Nefsini bilen Rabb’ini bilir” sözü de yine Resulullah’a aittir.