
ALAK SURESİ
Sure Hakkında Bilgi
Sure adını, ikinci ayette geçen ve “asılıp tutunan” anlamına gelen “alak” kelimesinden almıştır.
Sure, “oku” anlamına gelen ilk kelimesinden dolayı “İkra”‘ adıyla da anılmaktadır.
19 ayetten oluşan Alak suresi, Mekke’de inmiştir. Mushaftaki sıralamada 96., nüzul sırasına göre ise 1. suredir.
Baştan beş ayeti Hz. Peygamber’e gelen ilk vahiy olduğundan ilk inen sure kabul edilir.
Geri kalan 14 ayetinin ise sonraları Ebû Cehil hakkında indiği rivayet edilmiştir. Bazı müfessirler ise ilk inen surenin Müddesir, bazıları da Fatiha olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Buhârî ve Müslim’de Hz. Âişe’ye isnat edilen rivayete göre Hz. Peygamber, inzivaya çekilmeyi âdet edindiği Hira mağarasında iken Ramazan ayının 27. gecesi (Pazar-Pazartesi) tan yerinin ağarmaya başlamasından az önce ufukta nurdan bir şekil görmüş; o zamana kadar hiç karşılaşmadığı bu nuranî varlığın (Cebrail) kendisine seslendiğini duymuştur.
Hz. Peygamber olayı şöyle anlatır: “Melek bana okumamı emretti.
Kendisine okuma bilmediğimi söyledim.
Beni kollarının arasına alıp kuvvetle sıktı; sonra ‘Oku!’ dedi.
Ben yine, ‘Okuma bilmem’ dedim.
Beni tekrar kollarının arasına aldı, kuvvetle sıktı ve ‘Oku!’ diye tekrar etti.
Ben yine ‘Okuma bilmem’ dedim.
Üçüncü defa kollarının arasına alıp daha kuvvetlice sıktıktan sonra bıraktı ve şöyle dedi:
‘Yaratan rabbinin adıyla oku; O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yarattı.
Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle (yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediklerini öğretmiştir.”
Ben halen anlamakta zorlanıyorum..
bu sure allah’ın, ebedî mucize olan bu Kur’ân’ı, değerli Peygamberine indirmek suretiyle, ona lütufta bulunduğunu belirtir.
Cebrail “oku” derken;
Bu sureyi yazılı olarak mı indirmiş de oku diyor??.. neyi “oku” diyor??
bu konuyla ilgili, hiç bir bilgi de yok!!
Bu kısım işin başlangıcı.. gerisi, muhammed’e kalmış..
Hem kainata kitap (bilgi) gönderiliyor, hem sadece arapça gönderiliyor çelişki bu!!! telepati yoluyla gönderiliyor ama yanlış kişiye, zira bildiği tek dil arapça:) yaradanın dikkatsiz bir zamanına gelmiş zahar?
“Hz. Peygamber olayı şöyle anlatır: “Melek bana okumamı emretti.”
— neyi? okumasını emretti??
ortada okunacak bir metin var ki.. melek muhammed’i zorluyor.. oku!! ve bu, kuranda yazan bir şey, uydurmuyoruz burda..
Katılmıyorum yazılanlara.
Kuran iki kısımdır. Siyasetle, toplumla, sosyal kurallarla, hukukla ilgili olmayan kısmı gerçekten eski bilgeliklerin toplandığı derlendiği güzel bir kısımdır. Bu kısmın geneli Mekke dönemindedir. Alak suresi de bunlardan biri.
Muhammed gerçekten bilge kişilerden birisi. Lakin güç ve çevresindekiler dengelerini bozmuş ve Kuran sonradan buna göre şekillenmeye başlamıştır. (Veya işin gerçek kahramanı Hatice’dir.)
xenix: Takiplerim
yDil bilimci değilim ama “ikra”nın da, “oku”nun da birden çok anlamının olduğunu görebiliriz.
Buradaki sorun hangi anlamın kullanıldığı!
Daha çok “yazılı olanı oku” (ya da” okulda oku”) değil de “sana söylediklerimi/söyleyeceklerimi git kavmine ilet” anlamında olduğunu düşünüyorum.
Gerisi mucizeseverlerin hikâyesi bence.
Selamlarımla.
Kuran kelimesi bilindiği üzere okumak(ikra) kökünden tiretilmiş bir kelime. Okunması gereken bir şey olarak düşünebiliriz. İlk ayette okunması istenen şey de işte budur; Kuran, ezbere okunması gerek, başkalarına nakledilmesi gerek. Belki büyükannelerinizden falan duyanlar olmuştur. Kuran’ın arada açılıp okunması gerekiyormuş, okunmadan sadece duvarda öylece asılı durması günahmış.
Bir de bu okunma meselesiyle ilgili şunları da eklemek lazım. İşte diyorlar ki “İslam şöyle yüce böyle güzel bir din ki ilk emri bile insanlara okumayı emrediyor” falan filan. Yukarıda söylediklerimden sonra bunun da doğru olmadığı heralde anlaşılmıştır. Zaten iman etmişlere bakarsanız tüm gerçekler Kuran’da; bir Carl Sagan bir J.M. Smith falan okumaya gerek yok zaten onlar için.
Bir de aslında bilinen şeyler ama madem konu bu sureden açılmış kayda düşelim. Bu surenin ilk 5 ayeti ilk vahiyle birlikte gelmiştir. Daha sonra Muhammed olanları karısı ve galiba karısının bir akrabası hıristiyan olan bir tanıdığına anlatmış. Bu kişi sanırım din bilgisi kuvvetli, peygamberlik sanatından anlayan bir tipmiş(adını hatırlayamadım). Fakat ilk vahiyden çok kısa bir süre sonra ölmüş. Ve surenin devam eden 14 ayeti tam 3 yıl sonra “inmiş”. Ve bu son 14 ayetin konusu da surenin başlangıcıyla tamamen alakasızdır. Muhammed’in Mekke’deki can düşmanlarından Ebu Cehil’e beddualar ve meydan okuma temalıdır.
“Ben halen anlamakta zorlanıyorum..
bu sure allah’ın, ebedî mucize olan bu Kur’ân’ı, değerli Peygamberine indirmek suretiyle, ona lütufta bulunduğunu belirtir.
Cebrail “oku” derken;
Bu sureyi yazılı olarak mı indirmiş de oku diyor??.. neyi “oku” diyor??
bu konuyla ilgili, hiç bir bilgi de yok!!”
statik, ayette geçen ikra keimesi anlam olarak sadece okumayı içermez okuyup anlatma-yayma, öğren-öğret gibi birden çok eylemi içinde barındıran bir kelime…
Ayrıca Cebrail diye bir varlık yoktur bu din tacirlerinin uydurmasından ibarettir… Kuran’da “cibril” ifadesi yine Kuran için kullanılmıştır…
Buna katılırım.
Oku derken… bu kelimenin (veya fiilin) duy, dinle, hisset, anla, zihninde tut, tekrarla, tebliğ et benzeri bir anlam içerdiğini düşünmek abesle iştigal olmaz.
Ama mesela birisi çıkar da, efenim burdaki oku aslında sudoku’nun okusu, bakın 1500 yıl önceden müjdelenmiş filan derse…ha işte bu düpedüz sapıklık* olur.
(zannedersem hemfikiriz:)
Haa.. yani demem o ki, ortalama insan zekasını küçümsemek ipnenin önde gidenliğini yapmakla eşdeğer bir meşguliyettir.
Kapiş?
Onun için ayetleri yorumlarken kimse ipnelik yapmasın, yapanları da uyaralım tamam mı?
🙂
İnne aleynâ cem’ahu ve kur’ânehu.
Onu toplamak ve okumak bize düşer. (75:17)
kuran-ikra-karae = okumak ama…. Türkçedeki okumanın Arapçadaki karşılığı tilavet…
ayet toplamak ve okumak olarak anlamlandırılmış, toplamak ile okumak birbirine ilk bakışta bağlantısız gelebilir çünkü Türkçede ikra kelimesinin tam karşılığı yoktur.. toplanıp-biriktirilen dağıtılacaktır.. peygamber sadece kendi kendine okumayacaktır… yani öğren-bildir-dağıt…gibi…
ilk yorumda öğret kelimesi kullanmışım yanlış….. öğretmeyecek bildirecek…
İnsanları oku. Hayatı oku. Evreni oku. gibi bir çok anlamı olabilir oradaki oku’nun.
xenix: Takiplerim
Melek ” oku” demiş (!). Ben de melek hakkında birşeyler yazayım.
Melek: Çeşitli biçimlere girebilen, asıl yurtları gökler olan hava türünden ince cisimli varlıkların her biri.( Fahruddin Razi, e’t-Tefsiru’l Kebir,2/160)
Demek ki meleklerin yurdu gökler sayılarıda çok. Hatta her dört parmak genişliğindeki yerde bir melek secde eder. (Tırmizi, Sünen,Kitabu’z Zühd/9, hadis no:2312; İbn Mace,Sünen, Kitabu’z Zühd/19, hadis no:4190.)
En güvenilir hadis kaynaklarına göre göklerde çok melek var. Bu melekler cüce mi? 4 parmak yere sığıyor. Hayır, düşünülemeyecek kadar irileri de var. Hameltu’l Arş: Tanrı’nın tahtı ve sarayını taşır. Havle’l-Arş, yani Tanrı’nın tahtı ve sarayının çevresi ve burada üst düzey komutan olan melek:Ekabiru’l- Melaike. vs. vs . ( Atesit olmak zor iş, araştırmak lazım :-))
Melekler bu arada Kabe’yi de koruyor. Fahruddin Razi, e’t-Tefsiru’l Kebir,8/145 de ne diyor ” Kuşkusuz havada uçmaktayken kuşlar, Kabe’nin üzerinden geçmeye gelince bırakıp dönerler. Kabe’nin üzerinden tam geçecekken yollarını değiştirirler. Ne güzel değil mi? Kuşlar bile Kabe’nin üzerinden geçemiyorMUŞ (!)
Herhalde Suudiler için, koruyucu melekler ABD’nin uçakları. Ben böyle anladım.
Sağlıcakla kalın.
link to ahmedhulusi.org
ALAK SURESİ
1-İkra’ bismi rabbikellezi halak.
İkra, Oku.
Okumak, anlamadan Arapçasını tekrar etmek olmasa gerek.
Kelimeleri yüzünden okumak, tekrar etmek bir anlamda telaffuz etmek, okumak olabilir mi?
Anlamını dahi bilmeden seslerin tekrarı ancak telaffuz olabilir.
Okumak, telaffuz edilen seslerin kelimelerin anlamını bilmeyi de gerektirir.
Oysa, ikrada bu da yetmez. Telaffuz edilenlerin anlamının düşünülmesi, ders çıkarılması, ibret alınması, yaşanılması, anlatılması elzemdir.
Zira, Kuran, akledenler, düşünenler için ibretler vardır; hala düşünmeyecek misiniz, böyle kolaylaştırdı ki düşünüp ibret alasınız; kafa patlatırcasına düşünmekten bahseder. Hatta tedebbür düşünmesine yer verir. Yani, temellerini, ilkelerini dikkate almayı, arka planını, satır aralarını düşünmeyi ister.
Öyle ki, Kuran, tertil okumasını; azar azar, yavaş yavaş, tek tek, tane tane, düşüne düşüne, hazmederek, sindirerek, muhakeme ederek, adeta suyunu çıkarırcasına okumayı över.
Aynı zamanda ikra okumasında; bu çıkarımların, elde edilen sonuçların, yaşanılması, hayata geçirilmesi, yaşama nakşedilmesi şarttır.
Böylece, telaffuz edilenlerin anlamının öğrenilmesi, düşünülmesi, ders çıkarılıp ibret alınması, bunların yaşanılması ve insanlığa anlatılmasıdır, ikra.
Takip etmek, ardından gitmek, aralarında hiç kimsenin bulunamayacağı kadar yakın bir şekilde izlemek, ona uymak, okumak ve manayı düşünmek, izlemek anlamına gelen tilavetten farkı da bu çıkarımları yaşamakla yetinmeyip insanlığa iletmektir, sunmaktır, tebliğ etmektir.
Bu nedenle, Kuranı ikra yapmak, ayetleri telaffuz etmenin yanı sıra, mealini anlamını okumak, bunları düşünmek, gerektiğince fikirlerden yararlanarak ibretler çıkarmak, bunları yaşama geçirmek ve insanlığa sunmak, anlatmaktır. Arı misali çiçeklerin özünü alıp, düşünüp, yoğurup Kuran potasında bal yapıp, yemek ve yedirmektir.
Bu amaçla Kurana yaklaşmaktır, yaşamaktır.
Kuranın hakikatlerine ulaşmak, özümlemek, yaşamak ve anlatmaktır.
Bu bağlamda kainat, kuran ve peygamber evrensel hakikatin, farklı tezahürleridir, ikra yapanlara.
“Bu emir “anla” vurgusu taşıyan bir emirdi İkra’ emrinin etimolojik anlamı; “birleştirmek, şeyleri yan yana getirerek aralarındaki bağı keşfetmek”tir. Şu halde; “oku emri, kainat, insan ve hadisat ayetlerini, Kur’an ayetleri ışığında bir araya getirerek oku ve aralarındaki bağı keşfet” anlamını taşır.Mİslamoğlu.”
Bismi Rabbikellezi Halak.
Rabbinin isimlerine yapışarak, tutunarak, teslim olarak, güvenerek ikra yapmaktır.
İkrayı, Onun terbiyesine girmek için yapmaktır.
Kuranın terbiyesinde yaşamak, hayat bulmak amacıyla gerçekleştirmektir.
Yeni bir ahlaka, Kuran ahlakına ulaşmak için ikra yapmaktır.
İkra yaptıkça eskiden ayrılmak yeni yepyeni bir ahlakla doğmaktır.
Kuran ahlakıyla yaratılmaktır, yoğrulmaktır.
Ayeti, baştan veya sondan okursak: Şayet, kuran ahlakıyla yaratılmak, yapılanmak istersen; Rabbin terbiyesine girmek, Ona yapışmak, aşkla bağlanmak, tutunmak gerektir. Bunun da tek yolu ikra yapmaktır.
Bilesin ki, ikra yaparsan Rabbin seni terbiye eder ve yeni, yepyeni bir ahlakla, Kuran ahlakıyla yaratır, yapılandırır, cennete layık insan eder.
2-Halekal insane min ‘alak.
İnsan alaktan Halak oldu.
Halak olması, ahlakın, hal, hareket, tavır, yaşam biçimi, programı, felsefesinin alakla ilgili, bağlantısı anlatılır.
Kim neye alaka duyarsa, alakasının derecesiyle paralel onun ahlakıyla Halaklanır.
Kuran ahlakında yaratılmak, doğmak; insanın alakına bağlıdır.
Alakası varsa, Kuran insanı terbiye eder ve yeni bir ahlaka ulaştırır.
Alakası ne ölçüde ise halakı, ahlakı, Kuranı yaşamı da o ölçüde olmaktadır.
Kurana sevgisi, ilgisi, alakası ahlakını belirlemektedir.
Alak gibi, döllenmiş yumurtanın, emriyonun rahim duvarına tutunurken gerçekleştirdiği gibi taa atardamarlarına kadar uzanıp, anasının en güçlü damarlarından beslenmesi misali, insan da Kuranın taa temellerine, ilkelerine, evrensel değerlerine, özüne, esasına, manasına ulaşacak şekilde alaka kurarsa, o nispette Kuranla beslenip, ahlaklanır.
Yoksa, ikrası, alakası sadece telaffuzda kalırsa, ahlakının da yüzeysel kalması kaçınılmazdır.
Oysa, öyle bir alaka isterki, tilaveti, tertili, ikra okumasını; tezekkürü, tedebbürü, taakulü, tefekkürü vb düşünmeleri bekler.
Bu alak, alaka, sevgi, istek ne ölçüde ise Kuranda o ölçüde ahlaklandırır.
Peygamber ve arkadaşlarının alakasının büyüklüğü, ahlakının da Kuran olmasını sağladı.
Şayet, Kuran ahlakı istiyorsak, önceliklerimizi ve önem verdiklerimizi sorgulayıp, Kurana alakamızı, ilgimizi, sevgimizi, gözden geçirmeliyiz.
Ahlakımızı Kuranlaştırmak için alaka duyduklarımızı ve alakamızın derecesini yeniden yapılandırmalıyız.
3-İkra’ ve rabbukel’ekram.
İkra yapana Rabbi ikram eder.
Kuran ahlakına kavuşturur.
İkra ile ikramın paralelliği anlatılır.
Herneye ihtiyaç duyarsa onu sunar, lutfeder.
Gerekli bilgiye, hikmete, terbiyeye kavuşturur.
İkra yaptıkça, alakası arttıkça bu ikramlar da çoğalır.
Kuran ahlakına uygun yaşamayı ikram eder.
4-Ellezî ‘alleme bilkalem.
Şöyle ki, Kalemle öğretendir.
Kuranı, azar azar, kalem kalem, kısım kısım öğretendir.
Lif lif, ayrıntılarına kadar anlatandır.
Kalemle, yazarak, çizerek, not alarak, bağlantı kurarak, yaşama indirgeyerek, unutmamak için, Kuran ahlakından uzak düşmemek için çaba harcayanlara belletendir.
Yaşama kaydedenlere, hayata geçirenlere, ömürlerine nakşetmek isteyenlere öğretendir.
Hayatını, ahlakını Kuran yapandır.
5-Allemel’insane ma lem ya’lem.
SA-İnsana bilmediğini öğretendir.
Bildiklerinden, önceki öğretilerden, atalar ahlakından vazgeçmeye niyetli olana öğretir.
Ezberini bozmaya, kendini değiştirmek isteyene yol gösterir.
Akledene, düşünene, ibret alıp ders çıkarana, yaşama kaydedene yardım eder.
Kuranı ikra yapana, alakası olana, hayata geçirene, Kuran ahlakını ve bilmediklerini öğretir.
Kuran ona rehber olur, yol gösterir, cennete layık insan yapar.
Hayatını, ahlakını cennet eder.
6-8
6-Kella innel’insane leyatğa.
Hayır; gerçekten insan, azar.
7-Er raehusnağna.
A. Bulaç Kendini müstağni gördüğünden.
8-İnne ila rabbikerruca’.
A. Bulaç Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.
Hayır, Kuranı ikra yapmayan, alakası olmayan, kendini yeterli gören muhakkak ki azmaktadır.
İkraya, okumaya, anlamaya, düşünmeye, ders çıkarmaya, ibret almaya gerek görmeyenler, yaşamlarını Kuranın rehberliğinden kopuk sürdürenler, amaçları Kuranı bir hayat olmayanların azması, yoldan sapması, saptırılması kaçınılmazdır.
İkrayla, alakayla Kuran terbiyesine ulaşır. Bu dünyaya gelişinin gidişinin nedenini, niçinini, hikmetini anlar, yaşam amacını kavrar, alakını, önem ve öncelik vermesi gerekenleri belirler.
Kuranı rehber edinmeyen başkalarını rehber edinir.
Kurandan mahrumlaştıkça, tagutlaşmayı sürdürür.
Önem ve öncelik verdikleri, alaka gösterdikleri Kuranın yerini aldıkça, tabi olduğu tagutları olur. Kuran ahlakı yerini tagutların ahlakı hüküm sürmeye başlar. Önem ve öncelik verdiği Kuran dışındaki her şey yaşamını belirler. Zahiri farklı olsa da Ruhunu, özünü, amacını onlara teslim eder. Verilen her şey araç iken, amaçlaşınca, tagut olur, hükmeder. Azdırır.
Sonunda dönüş Rabbinedir.
Geç olmadan, ölüm çatmadan ikra yap, alakanı Kurana yönelt. Dünyadaki amacını hatırla önem ve öncelik verdiklerini gözden geçir, araçları amaç edinmekten vazgeçip kurtuluşa er.
9-13
9- Eraeytellezi yenha.
A. Bulaç Engellemekte olanı gördün mü?
10- Abden iza salla.
A. Bulaç Namaz kıldığı zaman bir kulu.
11- Eraeyte in kane ‘alelhuda.
A. Bulaç Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise,
12- Ev emara bittakva.
A. Bulaç Ya da takvayı emrettiyse.
13-Eraeyte in kezzebe ve tevella.
A. Bulaç Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve yüz çeviriyor ise.
Salla yapanı engelleyeni gördün mü, anladın mı?
Kuranı ikra yapanı, okuyanı, anlayanı düşüneni, yaşayanı, anlatanı, toplumu bu ahlaka davet edeni bu uğurda salla yapanı, destek olanı; engelleyeni, bu yoldan alıkoyanı, mani olanı anladın mı?
İnsanla Kuran arasına giren engeller, maniler neler. İçsel ve dışsal unsurları, bireysel ve toplumsal faktörleri, ulusal ve uluslar arası güçleri, bunların tağutlaşarak esir alışlarını düşünmek, tanımak, anlamak ve görmek ve kurtulmak gerekmektedir.
Zira, ikra yapmak, gereğince alaka göstermek, Allah’a, Kurana önem ve öncelik vermek olan takva, Kuran terbiyesindeki bir yaşamı sağlar. Kuran ahlakıyla boyar. Kuranı yaşama taşır. Hayata nakşeder, dantel gibi işler.
Bunun için, Kuranla bu denli alakamızı kesen, mani olan, Hakkı yalanlayan, yüz çeviren tüm söylemleri, öğretileri, kabullenim ve yargıları, gözden geçirmek, değiştirmek, terk etmek elzemdir.
Dünyadaki amacımızı unutturan, peşinde kullaşıp köleleştiğimiz tüm tutkuların, hedeflerin, gayelerin farkına varıp, kurtulmalıyız.
İlahlaştırdığımız; mal, mülk, makam, şöhret, para, pul, herneyse tüm araçları amaçlaştırarak girdiğimiz esaret girdabından ayrılmalıyız. Hele bir zengin olayım bak nasıl çalışacağım, destek olacağım diyerek araçları bilerek bilmeyerek amaç edinip de Kuran ahlakını öteleyenlerin kıssaları, farkına varmak için yetmez mi?
Oysa bunların amaç değil birer araç olarak ihtiyacımız kadar yaşamımızdaki yerini alması doğaldır. Dünyadaki yaşamın sürdürülmesi için gereklidir.
Öncelikle içimizdeki bu anlayış engellerini yok etmeliyiz. Atalar kültürünü bırakmalıyız. Kuranla aramıza giren tüm engelleri, perdeleri yırtıp atmalıyız.
Sonra toplumda var olan; Kuranı, ikra yapmayı, alakayı zorlaştıran tüm şartları değiştirmeliyiz.
14-16
14-Elem ya’lem biennallahe yera.
A. Bulaç O, Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu?
15-Kella leil lem yentehi lenesfe’am binnasiyeh.
A. Bulaç Hayır; eğer o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden tutup sürükleyeceğiz;
16-Nasiyetin kezibetin hatieh.
A. Bulaç O yalancı, günahkar olan alnından.
Önem ve öncelik verdiğimiz, her gün aynı perçem, kakül gibi bakıp, gözettiğimiz bu geciçi dünyada araç iken Kuranı amaçlarımızın yerine baş tacı yaptığımız, mal, makam, şöhret vb hedeflerimiz yok mu?
Eğer farkına varıp vazgeçmezsek bu yalancı, aldatıcı, insanı yanlışa, günaha daldıran perçemlerimizden, amaç edindiğimiz, uğruna ne günahlara katlandığımız Kuran dışı gayelerimizden, ihtiraslarımızdan, yığma ve biriktirme hastalığından kurtulmazsak, bunların peşinde sürünmek mukadder olur.
Hele bir zengin olayım, şu olayım, bu olayım da bir gör ve benzeri perçemlerimiz, bizi aldatmıyor mu, Kurandan, ikradan uzaklaştırmıyor mu?
Araçken amaç edindiğimiz ve önümüze kızıl elma gibi koyduğumuz bitmez tükenmez, dipsiz, yalancı, günahkar perçemlerden vazgeçmezsek, o zaman da Sünnetullah gereği bu perçemlerin peşinde köleleşir, sürünür insan.
Oysa tüm nimetler, araçlar hayatı kolaylaştırmak, insana hizmet etmek için yaratılmış, ikram edilmişken, bunları amaç edinen insan bunların kölesi olur. Bunlara binmek, kullanmak varken, onlar insana biner, insanı hamal eder.
Atalar dininin efendileri olup toplumsal güçleri kullananlar, bu güçlerle tagutlaşanlar, zorbalık yapanlar, Hakka, Kurana ve Kurani ahlakın yayılmasına engel olmaya çalışanlar da, bu güçlerin, bu perçemlerin esiri olur, sürünür, süründürülür.
17-18
17-Felyed’u nadiyeh.
A. Bulaç O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.
18-Sened’uzzebaniyete.
A. Bulaç Biz de zebanileri çağıracağız.
Bu perçemler uğrunda tüm çevresini kullanır, tüm imkanlarını seferber eder. Bu yolda tüm ömrünü heba eder, sonra da zebanilere layık olur.
Vahyi önceliklerimizle aramıza giren bu ve benzeri yalancı, günahkar perçemlere ulaşanlar da, muradına eremez, uğruna alakasını, ikrasını, takvasını bozduğu, ne günahlara battığı bu perçemler eliyle tokat yer, sürünür.
Salat edenlere, ikra yapanlara, Kurana önem ve öncelik verenlere karşı yaptıkları tüm engellemelerde tüm taguti güçleri seferber etmesine rağmen sonuçta bu güçler eliyle bile darbe yer, hançerlenir. sürünür ve yerle bir edilir.
19-Kella, la tuti’hu vescud vakterib.
A. Bulaç Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) Secde et ve yakınlaş.
Hayır, tüm bu engellerin farkında olup, anlayıp, bunlara uyma; Kurana tabi ol, tam bir itaatle bağlan ve yaşayan Kuran ol. Bunun içinde ikra yap, alakanı ilgini artır. Önem ve önceliklerini Kuran yap. Kuran ahlakına tabi ol.
link to aaldemira.blogspot.com
ALAK SURESİ ÇALIŞMA NOTLARI
1İkra’ bismi rabbikellezi halak.
Yaratan Rabbinin adıyla oku.
K-r-e
(H Yılmaz Tebyinil Kuran İşaret Yayınları) “İkra sözcüğü, karae fiilinin emir kipidir. Bu sözcük İbranice ve Süryanice’de de mevcuttur. Meselâ, şu anda bile Süryanice’de “oku¬mak” sözcüğü için kıryono kullanılır. İkri sözcüğü de “adımla, oku” anlamındadır. Araştırmacılar “ikra” sözcüğünün hangi dilden diğe-rine geçmiş olduğu konusunda kesin bir kanaat sahibi değildirler.
Henüz defter-kitap ortada yokken karae sözcüğü, “hayız kanının rahîmde toplanması ve dışarı atılması” anlamına üretilmiş [vaz edil¬miş] ve zaman içerisinde de kadınların hayızlı günleri ile hemen arkasından gelen kanamasız günleri kapsayan dönemlerin adı olarak kullanılmıştır. Nitekim sözcüğün Bakara sûresinin 228. âyetin ‘deki kullanımı da bu anlamdadır.
Daha sonra sözcük, istiare [ödünç alma] yoluyla “bir şeyleri biriktirip onu dağıtmak, başka yerlere nakletmek” anlamında kulla¬nılmaya başlanmıştır. “Develerin hamile kalarak yavruyu rahîmde ta¬şıyıp sonra da doğurmasına” karaet’in-nâkatu denilirdi.
Aynı sözcük, yukarıdakilere ek olarak “harfleri, kelimeleri, cümleleri ya da bilgileri bir araya getirip bir başkasına nakletme” ey¬lemi için de kullanılmaktadır. Zaten bu sözcüğün “okumak” anlamında kullanılma nedeni de budur.
Ne var ki, karae sözcüğünü “okumak” diye çevirmek yeterli olmadığı gibi, böyle çevrilmesi onun Kur’ân’da neden kullanıldığını anlamak bakımın¬dan da yanlış sonuç verir.
Çünkü Türkçe’de kullanılan “okumak” sözcüğünün karşılığı, Arapça’da “tilâvet “tir. Buna, hazırdaki bir met¬ni okumak diyebiliriz.”
İkra “2:222 Ve yes’eluneke anil mehiyd, kul hüve ezen fa’tezilün nisae fil mehiydi ve la takrabuhünne hatta yathurn, fe iza tetahherne fe’tuhünne min haysü emerakümllah, innellahe yühibbüt tevvabine ve yühibbül mütetahhirin
2:222. Sana kadınların aybaşı hâlinden de soruyorlar. De ki: “O, bir eziyettir. Onun için aybaşı hâlinde kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Artık iyice temizlendikleri zaman da Allah’ın emrettiği yerden onlara varın. Şüphesiz Allah, çok tevbe edenleri sever, çok temizlenenleri de sever.”
حِيضِ = Hayd = aybaşı
2:228 Vel mütallekatü yeterabbasne bi enfüsihinne selasete kuru’, ve la yehillü lehünne ey yektmne ma halekallahü fi erhamihinne in künne yü’minne billahi vel yevmil ahir, ve büuletühünne ehakku bi raddihinne fi zalike in eradu islaha, ve lehünne mislüllezi aleyhinne bil ma7rufi ve lir ricali aleyhinne deraceh, vallahü azizün hakim
2: 228. Boşanmış kadınlar da, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler. Eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorlarsa Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Ve onların kocaları, barışmak isterlerse o süre içersinde onları geri almaya daha çok hakk sahibidirler. Onların da aleyhlerindeki gibi, ma‘rûf ile kendileri için de vardır. Erkekler için de, onların üzerinde bir derece vardır. Ve Allah azîz’dir, hakîm’dir.
قُرُوَءٍ = Kuru’ = aybaşı halinden sonraki zaman, iki aybaşı arasındaki zaman.
Kuru’ kadınlara yaklaşmanın yasak olmadığı zaman yani birleşme toplama zamanı, spermle yumurtanın birleşmesiyle, toplanmasıyla, bir araya gelmesiyle “İKRA ile” fetus veya cenin oluşur, Yeni bir hayat ortaya çıkar. Kuran’ın toplanmasıyla, Kuran’ı kendimizde toplamamızla yeniden doğarız, yeni bir hayat oluşur.”YB
(TDV Dini Kavramlar Sözlüğü) “kitabı okumak, takip etmek, ardından gitmek, tâbi olmak ve uymak” anlamlarına gelen tilâvet, ıstılahta, Kur’ân’ı usulüne uygun olarak okumak demektir. Kur’ân’da “telâ” fiili 61 defa geçmiş ve takip etmek (Şems, 91/2), okumak (Enfâl, 8/2), ilim ve amel ile tâbi olmak (Bakara, 2/121), indirmek (Âl-i İmrân, 3/58) ve uydurmak (Bakara, 2/102), anlamlarında kullanılmıştır. Bu kelime daha çok âyetleri, Kur’ân’ı okuma anlamındadır.”
Anılan Sözlükte, (En’âm, 6/151) ayeti gerekçe yapılarak, “ tilâvet kıraatten daha özeldir. Her tilâvet kıraattır, fakat her kıraat tilâvet değildir. Tilâvette, ittiba, bildirme ve duyurma anlamı da vardır” Görüşüne de yer verilmiş olmakla birlikte, De ki: “Gelin, Rabbinizin size harâm kıldığı şeyleri okuyayım… ayetinden tilavetin kıraatten daha kapsamlı olduğu anlamı çıkarılamaz, aksine Rabbinden gelen ayetin olduğu gibi, değişikliğe uğratılmadan, aynen insanlara aktarılması manası baskın olması nedeniyle tilavet, kıraat/ ikra kavramından daha dardır.
Nitekim, 10/16 قُلْ لَوْ شَاءَ اللّٰهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَا اَدْرٰیكُمْ بِهٖ فَقَدْ لَبِثْتُ فٖيكُمْ عُمُرًا مِنْ قَبْلِهٖ اَفَلَا تَعْقِلُونَ Kul lev şaellahu ma televtuhu aleykum ve la edrakum bihi fe kad lebistu fikum umuram min kablihi e fela ta’kilûn.
S. Ateş De ki:”Eğer Allâh dileseydi, onu size okumazdım ve onu size hiç bildirmezdi. Ben ondan önce aranızda bir ömür boyu kalmıştım (böyle bir şey yapmamıştım), düşünmüyor musunuz? ” Ayetinde, okuma ile idrak etme aynı zamanda kullanılarak tilavet ile idrak etmenin ayrı ayrı vurgulanmış olması da dikkat çekicidir.
Bu nedenle, tilavetin, idrak etme gereği duymadan da, yüzünden, yazılı olanı okuma, yazıyı takip etmek, yazılı olana uyarak onu seslendirmek, sesli veya sessiz dillendirmek olduğu anlaşılmaktadır. İdrak ise anlamına vararak, düşünerek, ibret alarak okumadır.
Böylece, tilavet ile ikranın farkı ortaya çıkmaktadır. Bu iki kavramı ayıran temel unsur idraktir.
Bu açıdan, (Elmalı) “Hz. Peygamber’in hadisinde söylendiği üzere yüzünden okumanın, sevab ve fazileti, kavrama ve ezberlemeye vesile olmasından dolayıdır.” Derken; tilavetin ikra ile farkını ortaya koymuş ve eğer ikra yapması veya ikraya yardımcı olması halinde tilaveti, yüzünden okumayı teşvik ettiği anlaşılmaktadır.
(M Esed) “İkra’ emri, “oku” yahut “telaffuz et/dile getir” olarak çevrilebilir. Birinci çeviri, bana göre, bu bağlamda daha tercihe şayandır; çünkü “telaffuz etmek/dile getirmek” kavramı, yalnızca o anda yazılı olan veya hafızada bulunan bir şeyi -anlayarak veya anlamadan- dil ile söylemeyi ifade eder; oysa “okumak”, bir dış kaynaktan, burada Kur’an mesajından, alınan sözleri veya düşünceleri, yüksek sesle olsun veya olmasın, ama anlamak niyetiyle bilinçli olarak zihnine nakşetmeyi ifade eder.”
Diğer bir anlatımla, (H Yılmaz) “ Nitekim Biz sana biriktireceğiz ve dağıttıracağız , sen de unutmayacaksın/terk etmeyeceksin (A’lâ sûresinin 6. âyeti ile Kıyâmet sûresinin. 17–19 âyetin ‘de tekrarlanan benzer ifadeler de göstermektedir ki, kıraat , “ön¬ce bir şeyleri zihinde, kitapta vs. toparlayıp-hazırlayıp, sonra başka¬larına sözlü ya da yazılı olarak aktarmaktır.” Bu durumda, konumuz olan ikra emrinden, Peygamberimizde bir şeylerin biriktirileceğinin ve sonra da bunların yine ona dağıttırılacağının anlaşılması gerekir. Diğer bir ifadeyle, Peygamberimiz Allah’tan bir şeyler öğrenecek; öğrendiklerini de insanlara sözlü veya yazılı olarak öğretecektir. Kendisine ikra ile emredilen [verilen görev] işte budur. Bu konuda şu âyetlere bakılabilir: İsrâ/14.45.93.106; Nahl/98; Şu’arâ/199; A’râf/204; İnşikak/21; A’lâ/6 ve Müzzemmil/20 . Özetle, ikra emri, toplamak ve dağıtmak anlamı ekseninde “vahyolunacakları zihninde toparla/oku/dağıt, tebliğ et” anlamına gelir.”
(F Razi) “Ayetteki, “oku” ifadesi ile, “Kur’ân oku” manası kastedilmiştir. Çünkü “okuma” (kıraat), ancak Kur’ân hakkında kullanılır. Nitekim Hak Teâlâ, “Biz onu okuduğumuz zaman, onun kıraatine ‘{Kıyame, 75/18) ve “Kur’ân’ı parça parça indirdik ki sen onu insanlara yavaş yavaş kıraat edesin, okuyasın” (İsra, 17/106) buyurmuştur.”
(Elmalı) “”Sen Kur’ân’dan önce bir kitap okumuyordun.” (Ankebut 29/48) kitabın niteliğini, imanın esasının neden oluştuğunu bilmezdin… “Sen önceleri kitap nedir iman nedir bilmezdin.” (Şurâ, 42/52)”
(Kuran Yolu) “Bu ayette “emredilen okumanın konusu belirtilmemiştir; çünkü başta kendisine in-dirilen vahiy ve kozmik evrendeki âyetler olmak üzere, okunması yani üzerinde inceleme yapıp zihin yorarak hakkında bilgi edinilmesi, ders ve ibret alınması ge¬reken her şeyi tanıması, hakikatini anlayıp kavraması istenmektedir.”
(A Küçük) “Kur’an’ın okunmasından maksat tedebbürdür. Yani düşünerek onun ne dediğini anlamaya çalışmak ve hayatı onunla düzenlemektir. Hz. Ali efendimiz buyurur ki:“Anlamayarak yapılan ibadette ve düşünülmeden gerçekleştirilen kıraatte hayır yoktur.” Zaten Allah’ın Resûlü bir hadislerinde kişinin okuduğu şeyle kalbinin irtibatının kesildiği ve okuduğu âyetlerden başka şeyler düşünmeye ve dikkati başka taraflara dağılmaya başladığı andan itibaren onun okumaya devamını menetmektedir. Selef âlimlerimizin hepsi böyle düşünür böyle inanırdı. Bakın Süleyman Ed-Dârâni: “Anlamadığım ve kalp huzuruyla okumadığım âyetlerden sevap alacağımı ummuyorum. Ben bir âyeti okurum, sonra dört-beş gece onunla meşgul olurum ve onu iyice anlamadan başka bir âyete geçmem.” der. Öyleyse Okuma = Okuma + Başkasına anlatma + Uygulama, yani okunanı yaşama, okunanla hayatı düzenleme + Samimiyettir diyebiliriz.”
Nitekim, (Mevdudi) “Eğer meleğin maksadı kendi söylediğini Rasulullah’ın sadece tekrar etmesini istemek olsaydı, Rasulullah “Ben okuma bilmem” demezdi.” Açıklamasından da anlaşılacağı üzere; istenilenin, ne telafuz, ne de tilavet olmadığını vurgulamaktadır.
Ikra, vahyedilen Kuran ile birlikte, yaratılan kitabı Kainatı da okumak, incelemek, düşünmek, dersler, ibretler çıkarmak, idrak etmek veya toplamak, içselleştirmek, bunlara uygun yaşamak ve insanları da bu eyleme davet etmektir.
Kitabı yüzünden, manasını bilmeden, kelimeleri tekrar etmekten ibaret olan eylemin adı tilavet dahi değildir. Olsa olsa kelime tekrarıdır. Taklittir. Telaffuzdur.
Tilavette okunan metnin anlamını bilmek vardır. Bu anlamı kavrayıp, toplayıp, düşünerek ders çıkarmak, ibret almak, yaşama geçirmek, anlamak ve anlatmakla ikra gerçekleşmiş olur.
Böylece, ikra yapılınca, Kuranla yoğrulmuş, Kainata, varlık alemine layık, bir insan oluşur.
Bi ismi nin manası, ismine, iradesine, kudretine yapışarak, tutunarak, ona dayanarak, ona bağlanarak, onun rehberliğine uymak anlamındadır.
R-b-b :Alemlerin Yaratıcısı, yarattıklarını, belirlediği programa uygun hedeflere götüren, olgunluk dere¬cesine ulaşıncaya kadar aşama aşama, yavaş yavaş inşa eden, kemâle erdiren, terbiye edendir.
H-l-k : Yaratılışıyla ilgili olarak, yaratma anlamının nüansları şeklinde Bedee, fetara, berae, felaka, zerae, enşee, ceale, savvera, sevvâ, ehyâ, sanea, feale, ahrece, eâde, enbete, a’tâ, vehebe, elkaa, vedaa, enzele kelimeleri de Kuranda, zikredilmektedir. Halak kelimesinin bu kelimelerden anlam farkı da; güzelce ölçüp biçip takdir etmektir. Ahlak üzere yaratmaktır. Varlıkların, hal ve hareketlerini, ahlakını, huyunu, fıtratını, davranışlarını belirlemektir. (26/Şuarâ 137 ve 68/Kalem, 4.)
Kuranı, kitabı Kainatı ıkra yapan, yani; okuyan, anlayan, düşünen, ibret alan, ders çıkaran, bunları yaşama geçiren, başkalarına aktaran kişi, Rabbin terbiyesine, okuluna girer, Onun terbiyesine yapışıp tutunarak, ona dayanarak, ona bağlanarak, onun rehberliğine uyar, böylece, Halaka ulaşır, Kurana uygun bir ahlaka, hal ve yaşam biçimine kavuşur. Peygamberin ilan ettiği tamamlanmış ahlakın yolcusu olur.
Ayeti sondan alırsak, Kurana uygun bir ahlaka, hal ve yaşam biçimine kavuşmak, Halak a ulaşmak, ahlaklı kişiliğe sahip olmak için Rabbin terbiyesine girmeli, Ona dayanmalı, Ona yapışmalı, Onun rehberliğine uymalı, Kuran okuluna girmeli ve ıkra yapmalıdır.
2- Halekal insane min ‘alak.
O, insanı alaktan (embriyodan) yarattı.
A-l-k : askıya alınmış, bağlanmış, vb
(Elmalı) “Bunlardan başka “alak”, ru¬hanî ve manevî olarak, alâka gibi aşk ve muhabbet mânâsına da ge¬lir.”
(A Tekin) “O, insanı aşk ve sevgiden, bir ilişkiden, rahim duvarına yapışıp yerleşen döllenmiş hücrelerden yarattı.”
İnsan Alaktan Halak olmuştur. İnsanın Halakı Alaktandır. İnsanın Kuran ahlakına kavuşması alakasına bağlıdır. Alakla ilgilidir. Kuran ahlakına ulaşmak, bunu aşk derecesinde istemekle mümkündür.
Herkesin Halakı, ahlakı Kurana verdiği öneme, alakaya, sevgiye bağlıdır.
Alakası, sevgisi aşkı ne kadar yüksek ise, Halakı, ahlakı da o denli olmaktadır.
Peygamberin Allah’a ve Kurana olan alakası, sevgisi, aşkı, verdiği önem ve öncelik zirvede olduğundan, Onun ahlakı, Halakı da en yüksekti, en üstündü, en zirvedeydi. Bunun için de örnek insandı.Yaşayan Kurandı.
SONUÇ
Bu iki ayet, insanlığa; değişimin, dönüşümün yolunu yöntemini vermektedir.
Kuranı ıkra yapanların, Rabbin eğitimine terbiyesine girdiklerini, Allah’a ve Kurana verdikleri öneme, önceliğe, alaka, sevgi ve aşk derecesine paralel olarak Halaklandıkları, Kuranın ahlakıyla yenilenip yaratıldıklarını açıklamaktadır.
Yaşayan Kuran olmak, Kuran ahlakıyla değişmek dönüşmek isteyenlerin yapması gereken ıkradır, Kuran okuluna girip terbiye olmaktır, bütün benliğiyle Kurana yönelmektir, önem ve öncelik vermektir, alaka göstermektir.
Alakın döllenmiş zigot anlamını, asılı, askıda vb manalarını da dikkate aldığımızda, bu alaka öyle olmalıdır ki, aynı döllenmiş yumurtanın rahim duvarına tutunması, ana damarlarına, atardamarlarına ulaşması kadar güçlü ve kapsamlı ve olgunlaşıncaya, kemale erinceye kadar sürmelidir. Haftada bir gün, bir saat vs değil.
Bu alaka ne ölçüde ise, Kuran ahlakıyla Halaklanmak, yaratılmak ta o ölçüde olmaktadır. Bu Allah’ın sünnetidir.
Neye alaka gösterirse insan, alakasını yönelttiği alanda ve alakası ölçüsünde halaklanır, ahlaklanır, o ahlak üzere yaratılır, değiştirilir.
Şimdi şu soruyu sormalıyız: Biz neden gereğince Kuran ahlakıyla ahlaklanamadık? Toplumun yaşamı Kuran ahlakından neden uzak? Kurana alakamızı sorgulayalım, Kuranı ıkra yapışımızı sorgulayalım. Önem verdiklerimizi, yaşamdaki önceliklerimizi, amacımızı sorgulayalım.