EZLN (Ejercido Zapatista de la Liberacion Nacional: Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) ya da daha yaygın adıyla Zapatistalar, adlarını 20. yüzyıl başlarının efsaneleşmiş köylü önderi Emiliano Zapata’dan alıyorlar. Peki, kimdi Zapata?
- yüzyıl başlarında Meksika köylülüğü, peonage adı verilen ağır toprak serfliği koşulları altında ezilmekteydi. Özellikle günümüzde EZLN hareketinin gövdesini oluşturan Maya yerlilerinin yoğun olarak yaşadığı Güney Meksika’nın Yucatan eyaleti, borç köleliğinin en ezici biçimlerinin yaşandığı bölgeydi. Bölgede hızla artan kenevir (sisal) üretimiyle, yerli hacendado’lar Meksika’nın kuzeybatısından Yaqui kızılderilerini getirterek neredeyse kölelik koşulları altında çalıştırıyorlardı. Demiryollarıyla merkeze bağlanmış, ve göreli daha büyük bir hareket serbestliğinden yararlanabilmekteydi. Topraksız pek çok köylü, geniş hacienda’ların çevresinde kümelenmiş, buralarda kiracı, ortakçı, yarıcı ve ücreti tarım emekçisi olarak geçimini sağlamaya çalışmaktaydı.
Ortak topraklara sahip köyler ise, 1856′dan sonra işlerliğe konan toprak reformlarının ardından topraklarının büyük bölümünü komşu hacienda’lara kaptırmış, ve yeni ağalarının yanında iş arar hale düşmüşlerdi. Yoksulluk, açlık, gırla gidiyordu.
Durum şeker kamışı üreticisi hacienda’ların köy topraklarını giderek yuttuğu Morelos eyaletinde büsbütün vahimdi. Buradaki köylülerin dedeleri bağımsızlık kahramanı Morelos ve liberal Juarez’in saflarında döğüşmüşlerdi; torunlarıysa hala silahlıydı. Kırsal ayaklanmanın başladığı Anenecuilclo köyü, 50 dönümden az arazisi ve 400 kadarlık nüfusuyla küçük bir mezra sayılırdı; savaşıyorlardı. 20. yüzyıl başlarındaysa, mezranın hemen yüm yetişkin erkekleri, hacendado’ların buyruğunda boğaz tokluğuna en ağır işleri yapmaktaydılar. Emiliano Zapata, Anenecuilco’nun en varlıklıları arasında sayılırdı; az da olsa toğrağı ve büyükbaş hayvanları vardı.
Ksylerle hacienda mülkleri arasındaki bunalım, 1909′daki kötü hasat ve bunun sonucu mısır fiyatlarının yükselmesinden sonra iyice derinleşti. Umutsuz köylüler en yakındaki hacendado’dan tartışmalı topraklar üzerinde mısır ekebilmek için izin istediler. Ne ki, aynı zamanda eyalet valisi olan ağa, yakınlardaki bir başka köye kiralamayı yeğledi topraklarını. Böylelikle Zapata ve köylüler silahlanıp yeni kiracıları topraklarından sürdüler. Meksika köylü devrimi başlamıştı. Kısa sürede, bir orman yangını hızırla Orta Meksika kırsalını kasıp kavurmaya koyuldu. Kendisi de bir hacendado olan ve köklü toprak reformu vaadiyle köylülerin desteğini kazanan Madero, köylü devriminin ürküntüsüyle, ilk dönemler sempati duyduğu Zapata’dan koparak büyük toprak sahipleri ve muhafazakar generallerle uzlaşma yoluna gidecekti.
Zapata bunun üzerine, başkan seçilişinin üçüncü haftasında Madero’ya karşı ayaklandı ve radikal toprak reformu vaadiyle ayaklanan General Pascual Orozco’yu desteklemeye koyuldu. Ne ki, Orozco Madero’nun generali Victoriano Huerta önünde bozguna uğrayacaktı. Ancak Huearta bir süre sonra silahını Madero’ya çevirdi ve Başkan’ı öldürerek, ABD’nin Meksika Büyükelçisi Henry Lane Wilson’un da desteğiyle kendi şefliğini ilan etti. Bu kez toprak reformu talepleriyle devrimin önüne düşme sırası, yine hatırı sayılır mülklerin sahibi olan Carranza’ya gelmişti. Chihuana eyaleti ise, Francisco “Pancho” Villa’nın önderliğinde ayaktaydı.
Açalr aş için, topraksızlar toprak için, haksızlığa uğramışlar haklarının alabilmek için savaşıyordu, ne Carranza ne de Villa adam devşirmekte güçlük çekmekteydi. Sıradan askerler toplumun tüm alt sınıflarından gelmekle birlikte, çoğu yoksul tarım işçileriydi; zaten Meksika nüfusunun çoğunluğu da onlardan oluşuyordu. 1913′te Meksika İhtilali’ni izlemek için ülkeye gönderilen ABD’li komünist gazeteci John Reed, izlenimlerini “İhtilalci Meksika’da (Ekim Yayınları, 1969, ss. 88-89) şöyle aktarır:
“İşte bu,” dedi Martinez, “Meksika ihtilalinin ta kendisi.” “Villa’nın Chihuana’da yaptığının bir eşi işte,” dedim. “Hepiniz bir çiflik sahibi olabilirsiniz artık.”
Keyifli bir gülüşme oldu çeverede. Başındaki saçlar dökülmül, kısa boylu ve sarı kırçıl bıyıklı biri ayağa kalkarak konuşmaya başladı:
“Bize ne bundan? Askerlere bir şey yazmıyor. İhtilal bittikten sonra askerlerin ne gereği var? Toprak döğüşmeyen pacifico’lara verilecek ve onlardan da öbür kuşaklara…” Bir an durakladı. Gömleğinin yırtık kollarını ateşe uzatarak sürdürdü sözlerini:
“İlkokul öğretmeniydim. Bu yüzden ihtilallerin de hükümetler gibi hayırsız ve vefasız olduğunu bilirim. Üç yıl savaştım. İlk ihtilalden sonra, o büyük adam, Peder Madero, askerlerini başkente davet etti. Bizlere yiyecek, giyecek verip boğa güreşi seyrettirdi. Evlere döndüğümüzde, iktidara gene bir aç gözlünün çöreklendiğini duyduk.”
“Savaştan kırkbeş pesos ile çıkmıştım,” dedi içlerinden biri. Öğretmen, “Şanslıymışsın,” dedi. “Basit askerler, aç kalır, iyi beslenmez ve böylece ihtilalden paylarını alamazlar. Subaylar -hele içlerinden bazıları- iyice semirirler vatan kanı emerek. Ama bize gelince, hiç!”
“Niçin savaşıyorsun?” diye bağırdım ona.
“İki küçük oğlum var,” dedi. “Onlar toprağa kavuşacak ve oğulları hiçbir zaman aç kalmayacak.”
Huerta’nın, havanın dönmekte olduğunu sezinleyen ABD’nin Veracruz’a müdahalesi sonucunda devrilmesi, liberal Carranza ve Obregon bir yanda, köylü devrimci Zapata ve Pancho Villa öbür yanda olmak üzere devrim güçleri arasında çetin bir çatışmay başlatacaktı. Villa-Zapata koalisyonu, 1914 Ağustos’unda Mexico City’yi ksıa süre de olsa denetim altına alacak kertede güçlemdi. Ne ki Carranza krunaz bir manevrayla içsi sendikalarının desteğini arkasına almayı ve köylü ayaklanmasını bir burjuva devrimine dönüştürmeyi başardı. Bu ‘başarı’da “kendisini modern silahlar ve mal” yardımıyla donatan ABD hükümetinin desteğini önemli payı olduğunu vurgulamak gerekir. General Obregon’un orduları karşısında yenilgiye uğrayan Zapata Morelos’a, Villa ise Chihuana’ya çekilecek, bu eyaletlerde gerilla eylemlerini bir süre daha sürdürdükten sonra her ikisi de öldürülecekti. John Reed’in öğretmeninin öngörüleri doğru çıkmış, tarım devrimi, yükselen Meksika burjuvazisinin belirlediği çizgiye çekilmişti. Ve gerek creol’lerin İspanya’ya karşı açtığı bağımsızlık savaşımının, gerekse Cmhuriyetçi yönetimin kuruluşunun toprak reformu vaadiyle harekete geçirilen köylülüğün, yani kızılderili ve mestizo’ların sırtından kazanıldığı, ancak her seferinde iktidara (ve topraklara) yeni egemen sınıfın el koyduğu ve köylülerin gerisin geriye, başkalarının topraklarında çalışmaya gönderildiği düşünülürse, bunun devrimin uğradığı ilk ihanet olmadığı görülecektir. (Dünyanın Balkonundaki İsyancılar, Öteki Yayınevi s. 48-52)
abrakadavra.wordpress.com
bu başlığı açan markos arkadaşa teşekkürler.
Zapatistaların geçmişini bilmek çok önemli değil, dünyadaki diğer sol hareketlerle benzer özelliklere sahip. Bugünkü anlayışları, örgütlenme biçimi, yerel yönetimlerdeki uygulamaları ile dünyada ilk denebilecek birçok özellikler var ve bunları bilmek çok daha önemli. çünkü bütün toplumun özgür ve mutlu yaşamasını sağlayabilecek adımlar atılıyor. bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz:
bildiğimiz anlamda bir lider yok. dünyanın lider olarak algıladığı Markos, kendisini sözcü olarak tanımlıyor ve komutan yardımcısı olduğunu söylüyor. lider olarak öne çıkmamak için yüzü her zaman maskeli. barış anlaşmasından sonra Meksika parlementosunda konuşması beklenirken, müthiş bir hatip olan Markos yerine herkesin şaşkın bakışları arasında cılız sesli bir kadın komutan çıkıp konuşuyor.
örgütün merkez komitesi veya yerel merkezi hükümet yok. önemli tüm kararlar halkın katıldığı büyük topluluklarda alınıyor. tüm belediyeler özerk. zamanla belediyeler arasında eşitsiz gelişme olunca, dengeyi sağlamak için bir koordinasyon kurulu kuruluyor.
kurmaya çalıştıkları sistem dinamik, sürekli ihtiyaca göre yeniden yapılandırılıyor. 12 yaşını bitiren her insan yönetime katılma ve oy kullanma hakkına sahip. Marcos’un yazılarında ve pek çok zapatist metinde de şu ifade geçiyor zaten: “Biz yürürken öğreniyoruz”.
ordu kendini mutlaklaştıran, putlaştıran bir kuruma, yine süreç içinde toplumun kanını emen bir parazite de dönüşmemiş. EZLN “kendini lağvetmek üzere kurulmuş ordu”
onlardan öğreneceğimiz çok şey var. DOM da anlatılmak istenen temel mantık ta aynı: lidersiz, tüm bireylerin aktif katılımı olan dinamik toplum örgütlenmesi.
Evet DOM biraz zapatistalardan aşırmaya çalışmış. Fakat sorun şu, zapatistalar kişilere önem vermiyor. Yani kimliklerine. Egoları gelişmemiş. Sizin hocanızın durumu ise farklı. Bu işi bir ego meselesi haline getirmiş ve dediğim dedik, çaldığım düdük gibi bir tavrı var. Kendi ismine bile gereğinden fazla önem veriyor bu yüzden bir zapatista düzeyine bile yükselemeyecek.
Herhalde kendisi burada olsaydı, zapatistaları isimlerini bile gizleyen, kendine güvenmeyen, uygarlık dışı insanlar olarak görürdü.
<a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>
xenix, eğer okuduğunuz bir şeyi anlamayı başarabilirseniz, çamur atmaya da ihtiyaç duymazsınız…
Tek tip liderlik yoktur.
Kısaca ben lider olmayayım, herkes görev ve sorumlulukları paylaşsın, ya da tam tersi ben otokrotik bir lider olayım.
Olmaz efendim olmaz.
Bir liderin farklı şapkaları vardır, her konum ve zamana göre hangisine ihiyaç duyarsa onu giyer.
Düşmanla cephede sıcak çatışma halindesiniz; sert, komutayı alan ve emrine mutlak şekilde itaat edilen bir lider olmalısınız. Burada öyle güler yüzle yapalım mı, vuralım mı gibi herhangi bir danışmana giderseniz, liderliğiniz zayıflar, güçsüzleşir ve çatışmayı kaybedersiniz.
Barış zamanındasınız bir proje üreteceksiniz, burada da tam tersi paylaşımcı, katılımcı bir liderlik sergileyip, en uygun projeye doğru tavrınızı yöneltmelisiniz.
Aile, aşk, sevgili ortamlarında bile gerektiği yerde, sert, gerektiği yerde Romeo gibi romantik olmalısınız. Hatta arasıra delirmenin bile çok yararı vardır.
Bir liderin kötü, sert, acımasız tarafları da mutlaka olmalıdır. Bir ara Uzay Yolu dizisinde Kaptan Kirk bir şekilde bütün kötü taraflarını kaybetmişti ve bu yüzden de Atılgan Uzay gemisi neredeyse düşmanların eline geçiyordu.
ABD emperyalizmine filan karşıyım ama, bu insanlar bazı şeyleri o kadar güzel anlatıyorlar ki, bakın yıllarca zihnimden çıkmamış.
Sağlıcakla, sevgiyle, ve liderlikle kalın.
Tabi taraftarlık psikolojisi ile okuduğunuzu değerlendirdiğinizde epey şeyi kaçırırsınız. Daha önce de başınıza gelmişti. İsmet beyin söylemediğini iddia ettiğiniz bir şeyi yine getirmiştim. Yine aynı durum.
Dilerim aynı şeyi 3. kez yaşamazsınız.
Aslında sizinle düşüncelerimiz arasında çok farklılık yok fakat bilimsel konulardaki yetersizliğinizi İsmet beyin deneyleri yanlış yorumlası etkilediği için arada bocalıyorsunuz.
<a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>
xenix, sana cevap vermediğim zaman seni doğruladığımı sanıyorsun. tartışma gereksiz yere uzamasın veya seyrinden sapmasın diye çoğu şeye cevap yazmadım. daha önceki alıntın da bu da İsmet Hocaya karşı yaptığın saygısızlık. koca kitabı okuyup içinden bir cümle cımbızlayarak, (evet cümle net değildi ama senin anladığın anlamı ancak bir kötü niyetli birisi çıkarabilirdi) İsmet Hoca, tüm sorunların tepeye bağımlı örgütlenmelerden kaynaklandığını (lider sistemi) bu sistemin ortadan kaldırılması ve yerine tabana bağlı toplum sisteminin konmasıyla (halkın kendini yönettiği sistem) tüm sorunların toplum tarafından kolayca çözülebileceğini söyler. yani her farklı sorunun çözümü de farklıdır ama çözen halktır. bunu ancak senin gibi birisi “tıpkı satrançta her farklı hamleye karşı tek formül” biçiminde anlayabilir. yukardaki cümlelerin de benzer arızalar taşıyor. İsmet hocadan aldığın o cümleden belli ki İsmet Hoca internet ortamında yeni. o cümleden kalkıp “zapatistaları isimlerini bile gizleyen, kendine güvenmeyen, uygarlık dışı insanlar olarak görürdü” biçiminde bir laf etmek gene ancak senin gibi bir “dahi”ye uygun düşer…
seninle aynı düşünmüyoruz. sen burada “nasıl etsem de birilerini köşeye sıkıştırsam” mantığıyla sanki lider olma gayreti içindesin, ben her türlü liderden kurtulma gayreti içindeyim. bilimsel konulardaki yetersizliğimle bile çözüm öneren halim, senin hiçbir öneride bulunmayan ve sadece kafa karıştırmaya çabalayan halinden bin defa iyidir. bocaladığım falan da yok, düşüncelerim açık ve net.
İsmet hoca deneyleri yanlış yorumluyorsa, sen doğrusunu yorumla da görelim…
Bırakın o zaman İsmet beyin kuyruğunu. Onu savunmak adına şekilden şekile girmekten kurtulursunuz.
Hem o başlık altında hem de kendi açtığım konularda (ayrica bkz*) yorumlamıştım zaten. Gözden kaçırmışsınız belliki.
<a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>