Geceleri gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz şey, devasa görünse de kozmik ölçekte yalnızca bir mahalle olabilir. Daha kışkırtıcı olasılık şudur: Evrenimiz, çok daha büyük bir yapının içinde oluşmuş küçük bir “kabarcık”; hatta kuantum vakumundaki bir dalgalanmanın kalıcılaşmış sonucu olabilir. Bu fikir ilk duyulduğunda bilimkurguyu andırır. Fakat modern kozmolojideki bazı modeller, özellikle kozmik enflasyon ve kuantum alan kuramı, benzer senaryoları matematiksel olarak ciddi biçimde tartışmaya açar.
Vakum, boş uzay demek değildir
İlk düğüm “hiçlik” kelimesidir. Günlük dilde hiçlik; maddenin, enerjinin, uzayın, zamanın ve hatta olasılığın bulunmadığı mutlak yokluk demektir. Fizikteki vakum ise bunun çok uzağındadır. Kuantum vakumu, parçacıkların bulunmadığı en düşük enerjili durum olarak tanımlanabilir; ama kuantum alanları hâlâ vardır. Bu alanlar sıfır değerinde bile tamamen susmaz. Belirsizlik ilkesi nedeniyle kısa ömürlü dalgalanmalar ortaya çıkabilir. Dolayısıyla fizikçinin vakumu, boş bir oda değil; görünürde sakin, derinde titreşen bir denizdir.
Burada dikkatli olmak gerekir: “Evren hiçlikten doğdu” sözü, çoğu zaman popüler anlatımın fazla iddialı bir kısaltmasıdır. Kuantum vakumu varsa, onu yöneten yasalar, alanlar ve matematiksel bir yapı da vardır. O halde asıl zor soru ortadan kalkmaz: Bu yasalar neden var? Fizik, bazı başlangıç koşullarını açıklayabilir; fakat mutlak yokluğun neden bir şey ürettiğini kanıtlanmış biçimde söylemez.
Sonsuz enflasyon ve kabarcık evrenler
Çoklu evren fikrinin en bilinen fiziksel yolu sonsuz enflasyondur. Büyük Patlama’dan hemen sonra evrenin inanılmaz hızla genişlediğini öne süren enflasyon teorisi, evrenimizin neden büyük ölçekte düz, homojen ve benzer sıcaklıkta olduğunu açıklamada başarılıdır. Bazı enflasyon modellerinde bu genişleme her yerde aynı anda bitmez. Bir bölgede enflasyon sona erer, enerji parçacıklara dönüşür ve sıcak bir Büyük Patlama evresi başlar. Bizim gözlenebilir evrenimiz böyle bir bölge olabilir.
Fakat başka bölgelerde enflasyon sürer. Orada da zaman zaman yeni “kabarcıklar” oluşur. Her kabarcık, farklı fizik sabitlerine, parçacık türlerine veya boyut sayılarına sahip olabilir. Böylece tek bir kozmos yerine, sürekli kabarcık üreten dev bir kozmik köpük tasavvuru ortaya çıkar. Evrenimiz bu köpükteki bir tanecikse, dışarısının ne kadar büyük olduğunu doğrudan ölçmemiz neredeyse imkânsızdır.
Kanıt nerede başlar, spekülasyon nerede biter?
Bilimin gücü, yalnızca cesur fikirler üretmesinde değil, onları sınayabilmesindedir. Çoklu evren modellerinin önemli sorunu da burada belirir. Başka kabarcık evrenlere ışık hızından hızlı genişleyen bölgeler yüzünden erişemeyebiliriz. Yine de araştırmacılar, iki kabarcık evrenin geçmişte çarpışmış olabileceği ihtimalini kozmik mikrodalga arka planında halka biçimli izler arayarak incelemiştir. Şimdiye dek ikna edici bir bulgu yoktur. Bu, teorinin yanlışlandığı anlamına gelmez; fakat doğrulandığı anlamına da kesinlikle gelmez.
Sonuç olarak, evrenimizin vakum dalgalanmasından doğmuş küçük bir kozmik ada olduğu fikri mümkündür, etkileyicidir ve bazı kuramsal çerçevelerle uyumludur. Ama henüz gözlemsel bir hüküm değildir. Bu fikrin en değerli yanı, bize cevaptan çok doğru soruyu vermesidir: Gördüğümüz evren, var olan her şey mi; yoksa yalnızca fizik yasalarının sonsuz denemeler yaptığı çok daha büyük bir laboratuvarın yerel sonucu mu? Belki de “hiçlik” sandığımız şey, evrenlerin filizlendiği en hareketli zemindir.