Kötü Kadınlar

Hemen aklınıza kötü yola düşmüş yani fuhuş yapan kadınlar geldi değil mi?

E, değil…

İyi kadın deyince de aklınıza aile ortamında yetişmiş, çocuğunun anası, evini maharetle çekip çevirebilen, işine, eşine sadık olan, çiçektir, börtüdür, böcektir, anadır, ayaklarının altıdır, cennettir zırvalarına mazhar olan kadınlar gelmekte…

…yine değil.

Kötü kadın, birey olamamış, olmayı bilmeyen ve hatta öğrenmek istemeyen kadındır.

Kötü adam keza…

…bakın “kötü erkek” demedim. Erkek olmak zaten kötü olmak ile aynı anlama gelmekte. Zira analarından çıktıkları gibi kalmış olanlardır erkek olanlar.

-Neyiniz oldu?
-Erkek evladımız oldu…
-E maaşallah…

Hala erkek ise, öyle kalmış…adam olamamış demektir.

Aslında bu kadınlar konusunda yazmamaya karar vermiştim…zira o kadar bıkkınım ki…göle maya çalıyor gibi hissediyorum…az önce okuduğum bir makale kışkırtmasaydı yazmayacaktım.

Devam edeyim;

Buyrunuz hep beraber sözlükten alıntıyı okuyalım;

BİREY:
1-Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert.
2-İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert.
3-Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert.

Neymiş?

Kendine özgü nitelikleri yitirmeyen…

Neymiş?

Düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri

Neymiş?

Kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan…

Belirli bir yaşa geldikten sonra evlenmemiş olanına “kaşık düşmanı” gibi berbat bir nitelendirilmeye boyun eğmiş bir kadın kötü kadındır…

Evlenmek yerine evlendirilen kadın da kötü kadındır…Babasından, anasından, amcasından, dayısından istenilen kadın da iyi bir kadın değildir. Kendi hayatının sahibi olamayan, olmak istemeyen, sahip çıkılmayı kendisine karşı olması olması gereken bir görev olarak gören de kötü bir kadındır.

Oraya buraya yazıyorsunuz…en azından bendeniz, kendimi bildim bileli bunları okuyorum…yani kırk senedir: Dayak yiyorlar, zulüm görüyorlar, yasalar yetersiz, seçme seçilme hakkı, erkek egemenliği toplumda kurban…

…alınan, satılan, vurulan, sürülen, cezalandırılan kadınlar.

Talepkar olmak ile birey olmak arasındaki farktır bu işlerin asırlardır sakız olmasının nedeni.

Talepkar olan iyi bir kişi olamaz.

Kadın dayak yiyior yemesine de aynı kadın kızını oğlunu eşek sudan eşşoğlueşşek de işten gelinceye kadar dövüyor.

“E kadın dayak yediği için şiddet eğilimli oluyor ondan dövüyor”

He ya…

Pekiiii, “dövdüğü için şiddete alışkın olduğundan dayak yiyor ve bunu da normal görüyor” desem olmaz mı?

Bakınız:

Normal bir insan bir kere dayak yer…hata yapanı ya da yanılıp yunulanı da iki kez.

Üçüncüsünü yiyorsan sen kötü bir kişi olmaya adaysın demektir.

Her bir kadın her bir birey gibi çareler üretme, onları lehine kullanma yetisine sahiptir. Bu yetiyi kullanmıyorsa olması gereken standartlarının altına düşmüş demektir.

-Efendim ama benim mahalleden arkadaşlarım var….say say bimez…hatta ataerkil öküzden geçilmeyen ülkemize bakın ve hatta dünyada başka ülkelerde de kadınlar zulüm görmekte…

He görmekte…

…iyi de onlar görüyorlar o zaman bari ben de göreyim mi diyeceksin?

Şikayet edeceksin…olmadı mı…savaşacaksın…gerekirse adam tutacak gereğini yaptıracaksın. Güleceksiniz belki ama…ben bu kafamla kadın olsam kadın döven adamlara karşı mafya oluştururdum; Gideceksin mafyaya…raporunu, savcılığa suç duyurusunda bulunduğun halde sonuç alamadığını gösterir kağıtları göstereceksin bir de sana şiddet uygulayan adamı göstereceksin…artık baba mıdır, abi midir, koca mıdır…

…üç gün hortumla çorba içecek.

İyi kadın bunu yapıyor.

Ağzınızı ayırarak baktığınız batı kadını örneği nasıl oluştu sanmaktasınız?

Hayır efendim! Onların çoğunun Atatürk gibi hakları, hukukları, yasaları altın tepsi içinde sunan bir liderleri olmadı. Sokağa dökülerek, savaşarak, içlerinden bazılarının idolleri adına hapislerde, hastahanelerde acılar çekmesi hayatlarını kaybetmesiyle elde ettiler.

“Erkekler bize zulüm etmesin”

Ulan adı üzerinde işte…erkek….yani adam olamamış yaratık…adam olsa konusu olmayacak zaten.

Sen dişilikten öğreti ile kadın olmuşsun da herif erkek kalmış…yukarıda da belirttiğim üzere…adam olamamış…

…ne yapacaksın?

Yasa çıkarılsın…

Cezalar artrılsın…

Zır zır da zır zır…

Talepkar olmaktan bıkmak ve birey olmanın gereklerini yerine getirmeye vakıf olmak varken dırdırın sana yararı ne?

Talep ettiğin o yasaları kimden bekliyorsun?

Kocan, abin ya da baban gibi ataerkillerden.

“Damat adayı ailesi ile gelir ve gelin adayı kız aile büyüğünden istenir”

…diye bir yasa mı var?

“Beni ne zaman isteteceksin”

…bunu sana dedirten nedir?

Annanın, babanın dizinin dibinden kocanın dizinin dibine gitmeyi pembe pembe hayaller şeklinde gözlerini tavandaki sabit bir noktaya kilitleyen salaklığın ne derece farkındasın?

Aile içi fedolaitenin farkındasızlığı ya da kabullenmişliği ile sen zaten zulüme donanımlı hale gitirilmektesin…yani Perşembenin Çarşambasını yaşanmamış ve kokmuş balığın başını yok saymaktasın.

Çarşafa, türbana tıkılıp aile meclisinde alınan kararlara maruz kalıyorsan, defalarca dayak yiyorsan, kıçına parmak yediğinde konuşamıyorsan…

…senin adına konuşanlar da önce anıtkabire gidip mozaleye konuşup şikayet edip akşamı da bir yerde “sosyal hizmette bulunduk, aktivite yaptık kutlayalım bari” şeklinde bir tavernada göbek atıyorlar ise…

…anlayacaksın ki…

…tek başınasın.

Yani ölmüşün ağlayanın yok.

İyi bir kadın olmak iyi bir birey olmaktır.

Talepkar olmak değil.

Kötü kadınlar…

…deyince hemen aklınıza fuhuş yapan kadınlar geliyor değil mi?

E, değil…

Fuhuş yaptığı halde iyisinden bir birey, oldukça da başarılı ve de en hasından milyonlarca kadın varken…

…aile ortamında yetişmiş, çocuğunun anası, evini maharetle çekip çevirebilen, işine, eşine sadık olan, çiçektir, börtüdür, böcektir, anadır, ayaklarının altıdır, cennettir zırvalarına mazhar olmuş beter kötü kadınlar orada duruken…

…ne yapacaksın?

Ne?

10 yorum “Kötü Kadınlar”

  1. Hakarete, tecavüze, şiddete maruz kalan insanın kaç ya da dövüş mekanizması devreye girecektir. Kişinin tercihini şiddetin derecesi belirler. Öyle ya, başedemeyeceksem boyun eğerim, kaçarım. Dişimi geçirebileceğimi hissetmişsem direnirim.

    Ataerkil düzen, yüzyıllardır kadını ezmek, boyun eğdirmek için binbir türlü yöntem geliştirmiştir. İşe yaramış mıdır? Yaramıştır. Saldırı bir yana, savunma silahlarından bile yoksun bir insanı, haklarını koruyamadı diye kötü ilan etmek insafsızlıktır.

    Vahşiyi, kabayı, zalimi terbiye etmek yerine mağduru kışkırtmak daha kanlı bir savaşa sebebiyettir.

    Sadakat, çiçek, böcek öcü müdür? Keşke erkekler de çiçek, böcek dünyasında yaşasalardı.

  2. Alevi ailelerinde kadın ve erkek yanyanadır. Fakat yinede ataerkil bir toplum olduğumuz gerçeğini değiştirmez. Çocuklar kadınların ellerinde büyüyor, tüm kadınlar isteseler bir kuşakta toplumu değiştirebilir.

    mi?

    )kapa parantez

  3. Kadına hava erkeğe nefes anlamında baksak…Kadın erkeğe nefes veriyorsa yetiştirende kadın oluyorsa neden erkek barbar oluyor, tecavüz eden oluyor, kadınları ezen oluyor vs… bütün bunların sebebi nedir acaba?
    Kadın kötü kadın diye algılanıyorsa erkekle ilişkisinden kaynaklanan bu durum neden kötü diye adlandırılıyor…
    Aslında erkeğin mayası yani nefesi önem kazanıyor burda. Eğer erkek temiz bir havada beslenip büyütülüyorsa asla negatif olmayacaktır Çünkü o havanın içinde kadın olacaktır… Adem ve havva derken adam ve hava olarak algılamış olsa idik, bing beng olgusunun bu hava ile adem arasındaki ilişkiden başlayıp daha sonra bilgilendirilme gelişimine baktığımızda, dışarıda şekillenen kötü hava adamı etkilemektedir. Yani burada kadın kötü olmuyor kötü olan hava oluyor ve adamda kötülüğü kusan… Günümüzde sarhoş, bağımlı, hastalıklı, hırsız, ahlaksız, arsız, madde kullanan, kumarbazın doğal havadan çıkıp, kimyasının bozulduğunu görüyoruz. Hava içinde kirleniyor insan… Böylece kötü olarak algılanan kadın kötü hava algısıdır aslında…. Yeni bir bebeğin oluşmasını sağlayan cinsellik her insana açılınca kötü kadın olarak algılanıyor. Çünkü kötü havayı kötü adama sunan kadın oluyor….İslamiyette Bütün şekillerin ( putların ) bir bir yıkılması belki de bundandır. Asıl put Ademin havayı içine alması…. ( İçine aldığı hava ademi bozmuş doğallığından uzaklaştırıp şekiller alemine savurmuş) İnsanoğlu çiğ süt emmiştir sözüde buna çok yakışıyor….

  4. geçmişten gelen öğrenilmişliklerdir kafa karıştıran, insanı karıştıran, basireti bağlayan.

    bir çok kadın aklını kullanabilecek seviyededir lakin ekonomik ve sosyal durumu buna müsait değildir, zira güç paradır bu anlamda bir çok engeli aşmak için. içinde bulunduğu çevre duygu ve düşüncelerine saygılı değildir yardımcı olmaz, daha çok engel çıkartır karşısına.şiddet uygular her türlü.

    yalnızdır evet, bilinmeyene doğru gitmeye çekinir bu düzeni bozuk sistemde.

    ve bunların hiç biri bahane değildir “iyi kadın” ve ” birey” olmak için.

    İNSAN BOYUN EĞMEMELİ, ONURU İÇİN MÜCADELE ETMELİ

  5. Kötüyüm ben, kötüyüm, kötüyüm, kötüyüm 🙂

  6. Tanrıçalar zaten biraz kötü olabilir, zararı yok.

    xenix

  7. Kul dediğin de böyle olmalı zaten 😛

  8. Elma/Armut/NEWTON

    • Yıl 1687. Aylardan Kiraz ayı ! Kırlarda çiçekler ve her yerde börtü böcekler.
    • Masmavi bir gökyüzü, Altında bir elma ağacı, onun altında da elense yapıp, sırt üstü yatarak nasaıl para kazansam diye düşünerek hayal kuran, Sir İshak Newton.
    • Onu hem para, hem de şöhret sahibi yapacak asrın buluşuna tam 1 saat 15 dakika vardı ama Newton bundan habersizdi!

    • Newton, mevsimler boyu hayaller kurduğu, gölgesine uzandığı elma ağacının ince bir dalında salıncak gibi sallanan bir elmaya odaklamıştı gözünü. Elmaya odaklanan sadece Newton değildi:

    • Vuuuuuuvv… Vuuuuuuvvv, diye bir rüzgar çıktı aniden. O da ipil ipil sallanan nar gibi kızarmış elmaya odaklanıp, gözüne gözüne esti elmanın. Elmayı aşağıya düşürecek, asrın buluşuna kapı açacaktır.

    • Ama rüzgarın unuttuğu bir şey vardır!
    • “Bir cismin üzerine bir kuvvet etki etmedikçe o cismin hızında değişiklik olmaz.” yasası henüz meclisten çıkmamıştı.

    • Newton, çağın tehlikesinden habersiz elma ağacını seyretmekle meşguldü. Bir şarkı mırıldandı:

    • Şiiiimdi İstanbulda olmak vardı anasını satayım…

    • Rüzgar bir daha hücum etti elmanın momentine momentine! Elma bir ileri gitti, bir geri ama, direndikçe direndi.
      Rüzgar, elmayı düşürmesine yardım etmesi için yerin yanaklarını okşadı. “zzzzZZZZ,” diye iki tane sinek kuzey batı istikametine uçtu. Bir Ceylan; “Sek sek sekerek Mahmure!” diye mırıldanarak otlanmasına devam etti.

    • Rüzgar, yere seslendi:

    • “Aman yer! Canım yer! Var mı dünyada senden başka çekici? Çek artık şu elmayı da insanlk bir buluş görsün” diye seslendi. Rüzgar:

    • “Var.” dedi ve yoldan geçen bir hatunu işaret etti. Newton bir de baktı ki o da ne!
    • “Naman Allah’ım bu da ne?” diye mırıldandı.
    • Bir afet-i devran!.. Bir Adem’i üryan!.. Bir arz-ı mevud’ a Sultan geçiyordu karşıdan.
    • “İçine ederim icadının da buluşunun da!” diyerek yerinden kalkıp, cazibesine kapıldığı güzel bayanın arkasından koşmak istedi ama nafile. Gök itti, yer çekti, kalkamadı.

    • İçi, tıka basa gaz dolu olan dünya, rüzgarın da iltifatı ile şöyle bir dansöz gibi titredikten sonra topaç gibi döndü elmanın etrafında.
      – Dünya döndükçe döndü etrafında…

    • Elma durdukça durdu dalında..
    • Bir aslan “Miyav,” dedi. İşte ne olduysa o zaman oldu. Newton’ da bu dönüşün dayanılmaz hafifliği ile gaza geldi ve:

    • “Zaaaaaarrrt!” diye bırakıverdi.

    • Bu zartlamadan önce yer, sonra elma, daha sonra da bütün yasalar titredi!

    • İşte bu zartlama kısa vadede elmayı, uzun vadede ise bütün dünyayı etkileyecek bir zartlama idi.
    • Zartlamanın hızı/ivme gücü, 9 mm çapındaki elmaya çarpınca elmanın momentum katsayısı birden triplex sayısı ile eşitlendi.

    • 7 düvel elmanın üzerine hücum ediyordu.

    • Gök, itti…
    • Yer Çekti…
    • Rüzgar da sanki ilk defa esiyormuş gibi estikçe esti. Vurdukça vuruyordu elmanın nal’ına mıh’ına!

    • Önce bir yaprak kımıldadı dalında.

    • Bir serçe “cik cik,” dedi.
    • Bir karga geldi; “Hastir lan!” diye kovdu serçeyi, “gaaak!” diye ünledi.

    • Elma bir ileri gitti, bir geri gitti. Artık dayanacak gücü kalmamıştı. BIRAKTI KENDİNİ AŞAĞIYA !

    • İşte olanlar o zaman oldu!
      Newton az kalsın şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı ama yutmadı. Dalından bir elmanın düşmesi olağan üstü bir şeydi.

    • Newton, hemen koydu postasını’ Pardon, yasasını!

    • “Elmayı dalından düşüren kuvvet, yerçekimi kuvvetidir.”

    • Öyle bir çatırtı koptu, öyle bir çatırtı koptu ki; desibeli arta arta tam 337 yıldır gürültüsü kulaklarımızı sağır etti.

    Newton, 10.000 yılın, belki de 100.000 yılın buluşunu yapmıştı.

    – Dünya yaratılalıdan bu yana 1687 yılına kadar ne yaprak kımıldamıştı dalında!
    – Ne de bir elma kopmuştu sapından!

    • Armut, ceviz, kiraz ve diğerleri hep düşüyordu dalından ama, yerçekimi yasasının buluşuna bir etkimeleri yoktu! Yasanın çıkarılması elmanın düşmesine bağlıydı.
      • İngiliz atasözleri o yıllardan sonra çok gelişti:

    – “Elma düşmeyince yasa çıkmaz!”
    – “Yasanın çıkması, elmanın düşmesinden belli olur.”
    – “Elması düşmeyen bir milletin yasası çıkmaz!”
    – “Elmayı ağaçtan, yasayı Newton’ dan al!”
    gibi.

    Milyonlarca yıldır gizli kalan yeryüzünün foyası meydana çıkmıştı artık!
    – “Tüüüüühh!” diye yerin, suratının tam ortasına bir tükürük salladı Newton!
    – Arkasından “Kıhhhhh” diye bir de burnunu sildi.

    • Dünya üzerinden milyarlarca insan geldi geçti. Birbirlerine hiç durmadan ok attılar, mızrak/kargı savurdular ama attıkları herşey 1687 yılına kadar hiç yere düşmeden sanki sonsuza kadar havada asılı kalacakmış gibi havada dolanıp durdular! Bu arada insanoğlu bugünkü teknoloji ile bile yapılamayan sfenksler yaptı, barajlar, devasa mabetler, hesaplar yaptı. Takvimler yaptılar. Gemiler yapıp tufan’dan kurtuldular, bütün okyanusları gezdiler, dolaştılar…
    • Başlarının üzerindeki milyarlarca km. uzaklıktaki gezegen ve yıldızların konumlarını hesap ettiler, matematik, cebir, logaritma, felsefe geliştirdiler ama üzerine bastıkları için ayaklarının altındaki yasayı bir türlü göremediler.
  9. Çünkü, aralarında Newton diye biri hiç olmadı.

  10. Çekim yasası, Televizyon, bilgisayar, uçak gibi görsel değil yersel bir yasa idi! Bulunması çok zordu.

  11. İlim adamları o tarihten sonra ikiye ayrıldı:

  12. Newton’dan öncekiler (N.Ö) ve Newton’dan sonrakiler (N.S) diye.

  13. Newton, Bulduğu şeyin insanlık tarihinde çığır açacak bir buluş olduğunun farkında bile değildi. Yer çekimini eline aldı. Evirdi, çevirdi, parmakları arasına alıp sıktı!. Sonra götürdü elma ağacının dibine. Üzerine bir güzel işedi!..

  14. Yasayı bulmuştu bulmasına ama böyle anadan üryan bir buluş olmazdı. Bir formül geliştirmeliydi.
    Düşündü… Düşündü… Düşündü… Birden:

    • Buldum! Buldum! Buldum! Diye ünledi!
  15. “Rüzgar eser, elma düşer!” dedi ama, “Olmadı” diye de geçirdi aklından.
  16. “Yer çeker, elma da peşinden gider!” dedi, bunu da beğenmedi.
  17. Newton, yerçekiminin yasasını cebine attı! Yerin çekimi ile sevgilisinin cazibesini karşı karşıya getirdi. O ceylan karası gözlerin, o altın sarısı saçların çekimi, yerin çekiminden daha bakımlı ve çekimliydi. Yerçekimini tekrar cebine atıp ürkek adımlarla aheste aheste yürümeye başladı. Aynı zamanda düşünüyordu da. Birden içini pişmanlık duygusu kapladı.
    – “Allah’ım! Ben ne yapıyorum? Ben ne yapıyorum?” diye kendine soru sordu.
    İçinden bir ses sorusuna cevap verdi:
    – Ne yapacaksın, yerin çekimini kaptın götürüyorsun etiksiz herif!” dedi.
    Newton; “Evet, haklısın galiba,” diye geçirdi aklından ve mırıldandı:

    – Gül dalında güzeldir.
    – Kuşlar yuvasında…
    – Yerçekimi de yerinde güzeldir,
    dedi.

    Ve…
    Tekrar elini cebine attı. Birden yüzü kızardı! “Bu, yerçekimi değil,” dedi, bıraktı. Tombala torbası gibi derin cebini bir daha karıştırdı. Yerçekimini çıkarıp, yavaşça yere bıraktı. Neşesi yerine gelmişti artık.
    “Düriye’nin güğümleri’ ni mırıldandı.

    Keşfin tarihinin yazılı olduğu o muhteşem elma ağacını, Cambridge’ deki botanik bahçesin (!) de İngilizler her yıl ziyaret eder, çaput bağlarlar!

    – Ey elma sen nelere kaadirsin!
    – Zaten insanoğlunun başına ne geldiyse, bu elma yüzünden gelmedimi zaten!..

    ŞEREF YÜCEL

  18. Yazının anlatmak istediği temel dayanağa katılıyor ve hatta daha fazlasına da

    götürülebilir diyorum. Ataerkil toplum diyince toplumu ortadan 2ye bölüp ezilen

    ezen edebiyatı yapmak düz bir bakış açısıdır. Çünkü kadın da çok açık şekilde bu

    düzene tabiidir ve bu düzen üzerinden hayatını sürdürür. Bu hayata bakış şekli

    ile yaşar ve kaymağını yer. Ve sonra çok eziliyoruz diye ağlar. Hem bütün

    nimetlerinden faydalaniyim hem de bana birşeycik olmasın demektir bu. Hiç bir

    başkaldırı yapmadan, kendini sahiplenmeden, kadın olmanın ne anlama geldiğini

    sorgulamadan güzel olan herşeyi istemektir. Zaten kadın olmak ‘güzel olan

    herşeyi haketmek değil midir??’ Ya da annelik ne kadar da kutsaldır??? Yanlış,

    çarpık algılarla dolu bir konudur bu. Aynı düzenin içinde kadın anneliğin (gereksiz)

    kutsallaştırılması üzerinden sorgulanamaz tahtında oturmaktadır. Ve bundan

    da hiç şikayetçi değildir. Annedir o melektir, kutsaldır vsvs. Bu kabul ile aldığı tat-

    mini sorgulamak kadının aklından geçmez. Bu da ataerkil denilen düzenin kadına

    yüklediği büyük anlamdır aslında. Yine bu düzenin parçası olan ve kadını 2ye ayı-

    ran zihniyet kız ya da erkek çocuğun anne modelinin ürünüdür. Vs. vs. İşte bu

    benzer sebeplerden ataerkillik yoktur. İçinde bulunulan düzende karşılılı olarak

    paslaşarak güç oyunu oynamak vardır.

    Tüm bunları bir kadın olarak söylüyorum.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.