Her şeyin çözümü teoriler…

Kuantum mekaniği bize göstermiştir ki her sorunun çözümü aynı anda mümkün değildir. Buna en iyi örnek Heisenberg belirsizlik ilkesidir. Bu yasaya göre elektronların yerini ve momentumlarını aynı anda ölçmek mümkün değildir. Heisenberg ayrıca bu zerrelerin yerlerinin kesinlik kazanması durumunda, momentumlarının giderek daha belirsiz olduğunu bulmuştur. Momentumlarının belirli olduğu durumlarda ise yerleri belirsizlik kazanmaktadır.

Satranç oynayanlar bilir. Her konum için uygulanabilecek sabit ve mükemmel bir plan veya her konumda geçerli olacak güzel mucize bir hamle yoktur. Bunların yerine her konum için farklı plan ve farklı güzel hamleler vardır. Hayali konumlarla değil var olan sorunlarla ve konumla ilgilenirsiniz.

Durum böyleyken bütün sorunları çözdüklerini iddia eden teorisyenler nasıl mantar gibi çoğalmaktadır. Üstelik bu teorisyenler bulduklarını hafif çarpıtarak da olsa [e:bilimsel] ve teknolojik gelişmeleri kullandıklarını da biliyoruz. Önce hayali bir takım varsayımlar ve arkasından yine hayali çıkarsamalar.

Her şeyin çözümünün aynı anda mümkün olamayacağını, bir sistemin mükemmelleştikçe tutarsız olacağını, tutarlı oldukça da mükemmeliyetten uzak olduğunu Gödel’in ispatlamış olmasına rağmen neden bunu algılayamadıklarını merak ediyorum.

50 yorum “Her şeyin çözümü teoriler…”

  1. İsmet Gedik’in yine her zamanki bol yanlışlar içeren yazısına bir eleştiridir.

    ““Her toplum layık olduğu sisteme göre yönetilir” diye bir söz vardır. Bunun anlamı şudur: Her şey, kişilerin (toplumun) sahip olduğu bilgiye göre gerçekleşir. Toplumun bilgisi, yöneticilerin uyguladıkları politikalarla belirlendiğine göre, politikacılar-yöneticiler ne ekmişlerse, o biçilmektedir.”

    Önce doğru bir cümleyle girip ardından alakasız bir sonuç çıkarmış. Toplumların yöneticileri de toplumların içinden ve toplumun bilgisinden çıkar. Yöneticiler uzaydan gelmiyor sonuçta. Demek ki toplumun politikalarını belirleyen şey de yine toplumun total bilgisi içindedir.

    “Teokratik sistemlerle yönetilen toplumlar doğal olarak tepeye-bağımlılık esas alınarak eğitilmişlerdir ve toplumsal sistemin sahipliği tepedekilere bırakılmıştır. O tür toplumlarda kişilerde bir kendi-kendini-yönetme, toplumsal sistemi sahiplenme gibi demokratik düşünce ve davranış tarzı yoktur.”

    Yine ne tarihten ne de gerçeklerden yararlanılarak yapılmış bir yorum. Tamamen hayali bir kral ve hayali bir toplum. Oysa tarihte hiç de öyle olmamıştır. Halk isyan etmiştir, askerler isyan etmiştir yeri gelmiş padişahın veya kralın en yakınındakiler isyan edip ihanet etmiştir. Kral da padişah da olsa etrafından güç toplamak güç dengelerini iyi tutmak zorundadır. Üstelik bu toplum tarzı sizin daha önce örnek verdiğiniz arıların toplum anlayışına çok benziyor. 🙂

    “Tepeye bağımlı sistem bilgileriyle eğitile gelmiş bir topluma, tepeye bağımlı bir sistemin doğada mevcut olmadığı, doğal sistemde her şeyin tabana dayalı olarak geçekleştiği şeklinde doğabilimsel bilgiler verilmeden demokratik sistem kuralları uygulamaları istenirse, ya Türkiye’de olduğu gibi, yıllar süren yarı demokratik denemelerden sonra tekrar teokratik sisteme dönüş yoluna gelinir, veyahut da, anomi denilen karmaşa sistemi ortaya çıkar ki, bu da Irak, Afganistan gibi ülkelerde yaşanan durumdur.”

    Bu sonuçların en büyük sebebi sizin gibi tanrıyı anlatmaya çalışanlar veya tanrıdan çok tanrıcılık yapanlardır bence de. Irak ve Afganistan’da da öyle.

    “Türkiye Cumhuriyet’le birlikte teokratik sistemi terk etmiş ve “hayatta en hakiki mürşit bilimdir” temeline dayalı bir yaşam sistemine geçemeye çalışmıştır. Ama bilim adamlarının doğal sistemi gerçeklere uygun şekilde yorumlayamamaları nedeniyle, sanki “doğada bir denge-düzen yokmuş, her şey düzensizliğe doğru gidecekmiş” şeklinde çok hatalı bir termodinamik-fizik-yasası yorumu nedeniyle, insanlık bir manevi boşluğa düşmüştür. Evrimciler de bu kervana katılmışlar, ve canlıların bilgiye-bilince dayalı olmayan (rastgele) mutasyonlar sonucu oluştuğunu, dolayısıyla, “insan ne yapsa boşuna; doğa bildiğini okur” gibi bir hayat görüşünün okullarda öğretilmesine öncülük etmiştir ve hala da o yoldadır.”

    Yani neresinden tutsam elimde kalacak bir yorum. Harun Yahya’nın yorumları bile daha bilimsel kalıyor. Sözüm ona bilimsel görünüp ama öyle garip bir şeyi bahane olarak sürüyorsunuz ki. Doğada denge-düzen yoktur evet. Denge ve düzen dediğimiz şey insanların yorumlamasından başka bir şey değildir. Doğada düzensizlik veya düzen gibi kavramlar yoktur zaten. Bunu sizin idealist düşünceleriniz “sanki varmış” gibi algılıyor.

    “Dinamik sistemler fiziği + kuantum fiziği konularında temel bilgilere sahip olmayan hocalar senelerdir, varlıkların, bilgi ve bilinçsiz şekilde, tesadüfi davranışlarla oluşup-geliştiklerini ve “doğal seçilim” dedikleri hayali bir seçici sistemle iyilerin seçilip, kötülerin ayıklandığı şeklinde bir evrim bilgisiyle gençliğimizi yetiştirmişlerdir. Bu tür yanlış bir doğal sistem görüşü ile yetişen gençlik ise, dinamik sistemler ve kuantum fiziği gibi çağdaş bir bilim anlayışına göre oluşturulmuş DOM-sistemi gibi insanlığın tüm sorunlarının tek bir nedenden kaynaklandığını gösteren bir hayat görüşüne körü-körüne saldırmakta ve çamur atmaktadırlar. Bilgi ve mantık bir varlığın sorunlarına çözüm bulma yeteneğidir. Her (mantıklı) varlık kendisi için neyin iyi-yararlı, neyin kötü-zararlı olduğunu bilir. Bir varlık kendisi için neyin yararlı – neyin zararlı olduğunu ayırt edemiyorsa, onun mantıksal değerlendirme sisteminin doğru çalıştığı söylenemez. DOM-sisteminde, insanlığın tüm sorunlarını tek bir nedene indirgendiği, dolayısıyla bu nedenin ortadan kaldırılmasıyla da tüm sorunlarının çözüleceği gösterildiğine (ve buna kimse itiraz edemediğine) göre, DOM-sistemini tenkit edenler veya çamur atanlar sağlam mantıklı olduklarını nasıl iddia edebilirler?”

    Bilime, evrimcilere (ne demekse artık o, sanki evrim satıyorlar) çamur atan sizsiniz. Kaldı ki her sorunun aynı anda çözümü olamayacağı dediğiniz gibi hem tutarlı hem mükemmel sistemlerin olamayacağı ispatlanalı çok oluyor. Doğal seçilim ile anlamadığınız noktalar içinse Kör Saatçi kitabını tavsiye ederim. Ama okumaya üşenir veya okuyup da anlamadığınız yerler olursa isterseniz sorabilirsiniz ve tartışırız. Eminim kafanızdaki soru işaretlerini giderebilirim.

    “Evrimcilerin DOM- sistemine karşı bu yaptıkları, Köy Enstitüleri projesine karşı karalamalar yaparak Türkiye Cumhuriyetinin en az 50 yıl geri kalmasına neden olan yobazlık girişimlerden daha vahimdir.”

    Bizim burada bu cümlenize ignoratio elenchi diyorlar.

  2. “Satranç oynayanlar bilir. Her konum için uygulanabilecek sabit ve mükemmel bir plan veya her konumda geçerli olacak güzel mucize bir hamle yoktur.”

    Bence kesinlikle vardır ve aynı zamanda onu bilmemiz kesinlikle mümkün değildir.

  3. ” Bence kesinlikle vardır ve aynı zamanda onu bilmemiz kesinlikle mümkün değildir.”

    Bu yazdığın çok kolay çürütülebilir. İstersen ben çürüteyim istersen sana bırakayım?

  4. Yok olmaz vallahi sen.:)

    Bekliyorum.

  5. Mesela, bu konumda

    En iyi hamle Vxd7 dir.

    Ama bu konumda değildir. Bu konumda ki en iyi ve en mükemmel hamle Fg8 dir.

    Gördüğün gibi her konumda aynı hamle mükemmel olamıyor.

  6. “Her konum için uygulanabilecek sabit ve mükemmel bir plan veya her konumda geçerli olacak güzel mucize bir hamle yoktur”

    “Bu konumda ki en iyi ve en mükemmel hamle Fg8 dir.”

    “En iyi hamle Vxd7 dir.”

    Aslında bu dediklerinde yanlışta ona sonra gerekirse gelirim.

    Evet, şu an kendi kendini çürüttün xenix.

    Her konum için uygulanabilecek sabit ve mükemmel bir plan veya her konumda geçerli olacak güzel mucize bir hamle yoktur

    Yahu Allah aşkına satrançta her konumda aynı hamleyi yapmanın en iyi çözüm olmadığını anlamak için kuantum fiziği bilmeye falan gerek mi var? Neyden bahsediyorsun? Bu yaptığın sadece açıkça aptalca olan birşeyi gündeme getirip önemli bir çıkarım yapmış gibi yazman.

  7. Ne yazdığım açık parçuket. Aynı hamle değil gördüğün gibi her konumda uygulanan hamleler. Ama bu teorisyenlerin söylediklerine bakarsan insanlık ne durumda olursa olsun hangi bilinçte olursa olsun bahsettikleri hamleler (veya planlar) her şeye çözüm olacak her zaman her şartta çözüm sunacak teoriler.

    Bak sen bile yanlış anlamışsın yazdığımı. Ama aynı hamlenin insanlığın her şartında her durumunda işe yarayacağını düşünenler var. Demek ki böyle basit örnekler vermek gerekiyor. (Ben önemli bulduğum için değil, durumun anlaşılması için yapıyorum bunu)

  8. “Ama bu teorisyenlerin söylediklerine bakarsan”

    O da teorisyenlerin beyinsizliği. Hem de yağlı yerinden.

    Bence sen bu kadar salakça birşeye cevap bile vermemeliydin.

    Yani bu şunun gibi, dövüşürken animasyon gibi hep aynı hareketleri yaparsan sen kazanırsın.

    Buna kim inanır?

    Can Bonomo

  9. Konu basitleştirildiğinde veya yaptığımız gibi satranca indirgendiğinde dediğin gibi saçmalığı ortaya çıkıyor fakat sosyolojik bir konumda olduğunda ve cennet vaadi ile geldiğinde bu saçmalığı farkedecek kişi sayısı fazla olmuyor malesef. Bu yüzden ben bu kişileri de beyinsiz olarak görmüyorum. Her insanın kafasında bir cennet tasviri veya en mükemmel insan yönetimi veya en ideal sistem hayali vardır.

    İsmet beyin söylediklerine inanan belki senin üniversitedeki hocalarından bile olabilir.

  10. Beyinsiz değiseler bile en azından mecnundurlar. Acı ama gerçek işte. Aşağılamak için söylemiyorum olan bu.

    “İsmet beyin söylediklerine inanan belki senin üniversitedeki hocalarından bile olabilir.”

    İşte beni asıl bu huzursuz ediyor zaten. Bunun limitini daha aşağıya çekmek lazım diye düşünüyorum. Yani bu absürt temeller üzerine inşa edilmiş fikriyatları belli bir tabakaya mensup olan akademisyenlerin, bilim adamlarının benimsemesi hoş bir görüntü değil. Bu da sosyolojiye giriyor yine ve onun için nasıl bir çözümü vardır bilemeyeceğim, zira siyaset ve sosyolojiye pek kafam basmaz:))

    Ama ilginç bir şekilde psikolojiyi anlamaya çok yatkınım aynı zamanda.

    Matematikle örneklersek diferensiyel denklemlerde iyiyim ama integrasyon işlemlerinde sıkıntı var biraz.

  11. xenix beni yani yalancı zerreleri nasıl açıklıyor gödel? bana türkçe bi yazı linki verir misin gödelin bu konulardaki yazılarını?

  12. Gödel mantık ve matematikçidirr yalanci_zerre, fizikçi değil.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  13. gödelin matematiksel denklemleri nedir sözel bir ifadesi var mı?

  14. Evet var yalanci_zerre;

    Bir sistem, hem mükemmel hem de tutarlı olamaz.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  15. sayın xenix, keşke İsmet Hocanın DOM yazısını tümüyle okusaydınız. eleştirilerinizden, İsmet hocayı hiç anlamadığınızı bu nedenle de bilim dışı anlayışlarla yan yana getirdiğinizi üzülerek görüyorum. her ne kadar tümünü anlatmasa da ben kısaca yeniden özetlemey çalışacağım:

    DOM, birtakım hayali varsayımlara değil çift yarık, çift delik, engel deneyi gibi deneylere dayanır. bu deneylerde elektron ve foton, gözlemciyi ve deney düzeneğinin pozisyonunu farkeder, buna göre davranışını değiştirir. fizikçiler, baştan atomaltı ögeleri cansız bilye gibi düşündüklerinden buna anlam veremezeler ve bazıları, “gözlem dedektörü elektronun dalga özelliğini çökertmiştir” diye yorumlar. (sanki dedektürün çökertme özelliği var…) İsmet Gedik de, atomaltı ögelerin bilinçli ve etrafını gözetleyen, çevredeki etkilere göre davranışını belirleyen varlıklar olduğunu düşünür. böyle olunca da, atom, molekül, hücre ve beden gibi tüm yapılanmaların bir bilinçle oluştuğunu, bu oluşum sürecine dışardan herhangi bir varlığın ya da üstün gücün (akıllı tasarımcının) müdahale etmediğini, böyle bir varlığın olmadığını, esas belirleyici unusurların iç ögeler olduğunu söyler. gezegenlerin, galaksilerin de aynı temelde oluştuğunu düşünür.

    Evrim teorisini savunmaya çalışırken, bilimselmiş gibi görünüp hiçbirşeyi mantıklı biçimde izah edemeyişiniz, yaratılışçılara birçok imkanlar sunuyor. İsmet hocanın buna üzülmesi ve tepki göstermesi son derece doğal. Tesadüf, doğal seçilim, mutasyon gibi kavramlar evrimi açıklamaya yetmiyor. İsmet Hoca, evrimin temelinde, hücrelerdeki-genlerdeki bilgi kaydının olduğunu söylüyor. Hücreler, duyu organları vasıtasıyla çevreyi algılıyor, kolların, bacakların dişlerin vs. nasıl olması gerektiğine, çevre koşullarını hesaplayarak karar veriyor.

    İsmet hoca, hiçbir zaman, “tüm sorunları ben çözerim, veya her derde deva bir formül buldum demedi” “aynı anda her bütün problemleri çözmek mümkündür” demedi. böyle saptırmalar yapmak ayıptır. söylemek istediği açık ve net: toplumlar hep liderler tarafından yönetilmiştir ve sorunların çözümü liderlerden beklenmiştir. bu da tüm sorunların esas kaynağıdır. lider sistemini ortadan kaldırıp, tüm halkı, toplumun tüm bireylerini sorunların çözümüne ortak edebilirsek, doğaya uygun ve sağlılklı bir toplum kurabiliriz.

  16. Okudum sayın toros merak etmeyin. Şimdi yazınızdaki kırmızı bölümler yanlış bulduğum noktalar. Açıklamalarını da yaptım. Ama şunu şimdiden söyliyeyim sizinle tartışmaktan zevk alıyorum. En azından tartışabilecek cesaretiniz var.

    “DOM, birtakım hayali varsayımlara değil çift yarık, çift delik, engel deneyi gibi deneylere dayanır. bu deneylerde elektron ve foton, gözlemciyi ve deney düzeneğinin pozisyonunu farkeder, buna göre davranışını değiştirir. (bkz. [s:kuantum taklası] ) fizikçiler, baştan atomaltı ögeleri cansız bilye gibi düşündüklerinden buna anlam veremezeler ve bazıları, “gözlem dedektörü elektronun dalga özelliğini çökertmiştir” diye yorumlar. (sanki dedektürün çökertme özelliği var...) İsmet Gedik de, atomaltı ögelerin bilinçli ve etrafını gözetleyen, çevredeki etkilere göre davranışını belirleyen varlıklar olduğunu düşünür. böyle olunca da, atom, molekül, hücre ve beden gibi tüm yapılanmaların bir bilinçle oluştuğunu, bu oluşum sürecine dışardan herhangi bir varlığın ya da üstün gücün (akıllı tasarımcının) müdahale etmediğini, böyle bir varlığın olmadığını, esas belirleyici unusurların iç ögeler olduğunu söyler. gezegenlerin, galaksilerin de aynı temelde oluştuğunu düşünür.

    Evrim teorisini savunmaya çalışırken, bilimselmiş gibi görünüp hiçbirşeyi mantıklı biçimde izah edemeyişiniz, yaratılışçılara birçok imkanlar sunuyor. İsmet hocanın buna üzülmesi ve tepki göstermesi son derece doğal. Tesadüf, doğal seçilim, mutasyon gibi kavramlar evrimi açıklamaya yetmiyor. İsmet Hoca, evrimin temelinde, hücrelerdeki-genlerdeki bilgi kaydının olduğunu söylüyor. Hücreler, duyu organları vasıtasıyla çevreyi algılıyor, kolların, bacakların dişlerin vs. nasıl olması gerektiğine, çevre koşullarını hesaplayarak karar veriyor.

    İsmet hoca, hiçbir zaman, “tüm sorunları ben çözerim, veya her derde deva bir formül buldum demedi” “aynı anda her bütün problemleri çözmek mümkündür” demedi. böyle saptırmalar yapmak ayıptır. söylemek istediği açık ve net: toplumlar hep liderler tarafından yönetilmiştir ve sorunların çözümü liderlerden beklenmiştir. bu da tüm sorunların esas kaynağıdır. lider sistemini ortadan kaldırıp, tüm halkı, toplumun tüm bireylerini sorunların çözümüne ortak edebilirsek, doğaya uygun ve sağlılklı bir toplum kurabiliriz.”

    Bu da ismet beyin sitemizde yaptığı bir yorumu

    “ismet.gedik (doğrulanmadı) tarafından Paz, 10/06/2012 – 18:54 tarihinde gönderildi.
    Evet siz de 15-20 kitap önerebilirsiniz, malum dilin kemiği yoktur ve her insan binlerce farlklı senaryo üretebilir. Ancak insanların oluşturdukları senaryolar, insanların sorunlarına çözüm oluşturabilecek nitelikte olmalıdır. DOM-sistemi bilgileri tüm-insanlığın tüm sorunlarının nedenini teşhis edebilen dolayısıyla çözüm formülü bulan bir eserdir. Siz hiç başka bir eser biliyormusunuz ki, insanlığın tüm sorunlarının nedenini tek bir teşhise indirgesin?“

    Dediğim gibi sayın toros, sizinle tartışmak gerçekten hoşuma gidiyor. Amaç alt etmek veya alt edilmek değil. Birlikte doğruya, gerçeğe biraz daha yaklaşıyoruz.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  17. Çift yarık deneyinde gözlem araçları elektronun konumunu etkilemektedir, o yüzden dedektörlerin kullanılması elektronun davranışını değiştirmektedir. Elektron aha biri beni gözetliyor dur şunları şaşırtayım falan demiyor yani. Düzeltmek istedim siz tartışmanıza devam edin araya girmeyeyim.

    Evrim teorisi anlatma konusunda da bir yetersizlik olduğunu hiç sanmıyorum. Sıkıntı dini bağnazlık. Öğrenmek isteyen için sınırsız kaynak var, bilimsel makaleler, araştırmalar, son derece açıklayıcı kitaplar, belgeseller falan, ne isterseniz. Herhangi başka bir bilimsel konu kadar zengin döküman bu alanda da var. Ben kendim için konuşayım evrim hakkında merak edip de kaynak bulamadığım bir konu aklıma gelmiyor. Ya internette ya kitaplığımda, biryerleden buldum şimdiye kadar.

    Mesela şu anda da hemen internette bir arama yaptım ve iki dakikada merak ettiğim bilgiye ulaştım; Dünya üzerinde 3.8 milyar yıldır yaşam olduğu halde ilk hücreler(ökaryot canlı) yaklaşık 1.5 milyar yıl önce ortaya çıkmış.

  18. birbirimizi doğru anladığımız sürece tartışma elbette güzeldir. KaptanMosey, çok farklı deneyler var. mesela elektronun geçtiği hatta konan bir direk düşünün, elektron, dedektör uzaktayken engelin her iki yanıdan aynı anda geçiyor. dedektör engelin sağına konunca sağdan, soluna konunca soldan geçiyor. başka bir deney: 100 foton gönderildiğinde 1 tane geçecek ve karşıdaki perdeye çarpacak şekilde bir düzenek hazırlanıyor. yanına 1 delik daha açılıyor, ondan da 100 foton gönderilince sadece 1 tane geçecek. her iki delikte de teker teker deney yapılıyor ve 1 er tane geçiyor. sonra ikisi birden açılınca 4 tane geçiyor. karşıdaki perde biraz yerinden oynatılınca hiç elektron geçmiyor. eğer dediğiniz doğru olsaydı dedektör burda da etkili olacaktı. ama bunda dedektörün hiçbir etkisi yok sadece karşıdaki perde hareket ettiriliiyor. fotonlar durum değişikliğinin farkında ve buna göre davranıyor.

    bu konuda İsmet Gedik’ten bir bölüm aktarayım:

    “Fizikçiler foton, elektron gibi atom-altı öğeleriyle deneyler yapıp, bu kuantsal öğelerin çok tuhaf davranışlar gösterdiklerini (örn. çevrelerini algılayıp, olasılık hesapları yaparak, bu hesaplama sonucuna göre bir davranış belirlediklerini) saptadıklarında şaşkına dönüp, kuantum fiziği deneyleri sonuçlarını anlayamadıklarını söylerler. Bunu en açık şekilde itiraf edenlerin başında Nobel ödüllü fizikçi Richard Feynman gelir. FEYNMAN, R.P., 1985: “QED – The Strange Theory of Light and Matter” adlı meşhur eserinde şöyle der:

    “What I am going to tell you about is what we teach our physics students in
    the third or fourth year of graduate school-and you think I’m going to
    explain it to you so you can understand it? No, you’re not going to be able
    to understand it. Why, then, am I going to bother you with all this? Why are
    you going to sit here all this time, when you won’t be able to understand
    what I am going to say? It is my task to convince you not to turn away
    because you don’t understand it. You see, my physics students don’t
    understand it either. That is because I don’t understand it. Nobody does.”

    “Size anlatacaklarım, üniversitede 3. veyahut 4. yıl fizik öğrencilerine öğrettiklerimizden oluşmaktadır ve siz benim açıklamak istediklerimi anlayabileceğinizi mi sanıyorsunuz? Hayır, anlayamayacaksınız. Peki öyleyse neden bunlarla sizin canınızı sıkıyorum? Size anlatacaklarımı anlayamayacaksanız, neden boşu-boşuna burada oturacaksınız? Benim amacım, anlayamayacak olmanıza rağmen, gitmemeniz için sizi ikna etmektir. Gördüğünüz gibi benim fizik öğrencilerim de (bunları) anlayamıyorlar. Bunun nedeni, benim de (bunları) anlayamadığımdır. Hiç kimse anlayamıyor.”

    “The next reason that you might think you do not understand what I am
    telling you is, while I am describing to you how Nature works, you won’t understand why Nature works that way. But you see, nobody understands that.
    I can’t explain why Nature behaves in this peculiar way.”

    “Size anlatacaklarımı neden anlayamayacağınızın diğer bir nedeni, size doğal (sistemin) nasıl işlediğini açıklamaya çalışmamdır, doğal (sistemin) nasıl işlediğini anlayamayacaksınız. Fakat gördüğünüz gibi, hiç kimse bunu anlayamamaktadır. Doğanın neden böyle tuhaf biçimde davrandığını açıklayamıyorum.”

    “All of quantum mechanics is contained in the two-slit experiment; unfortunately, no one understands the two-slit experiment” – Richard P. Feynman

    “Tüm kuantum mekaniği çift-yarık deneyinde mevcuttur; ama maalesef hiç kimse çift-yarık deneyini yorumlayamamaktadır”- Richard P. Feynman

    Fizikçilerin neden kuantum fiziği deneylerini yorumlayamadıklarını anlamıştım, çünkü fizikçiler bilgi denilen, enerji akış güzergâhını belirleyici faktörün, varlıkların en temel bileşenleri olan kuantsal öğelerle başladığını bilmiyorlardı! Kuantum fiziği deneyleri ise, tam bunu gösteriyordu: atom-altı-öğeleri bilgiliydiler ve bilgiye göre davranıyorlardı.”

  19. Anladığım kadarıyla İsmet bey idealizm felsefesini kendisinin icat ettiğini sanıyor. Bu bilgi temelli görüş bundan yaklaşık 2500 yıl önce ortaya atılmıştı zaten. Bilimin çelişkisi bunlar değildir, bu konuda bir yazı yazmıştım.

    Malesef kuantum fiziğini de çok kötü yorumluyor, işin gerçeği hiç bir şeyini anlayamamış. Zira tesadüf kavramına karşı feci önyargılı bir duruşunuz var.

  20. “birbirimizi doğru anladığımız sürece tartışma elbette güzeldir. KaptanMosey, çok farklı deneyler var. mesela elektronun geçtiği hatta konan bir direk düşünün, elektron, dedektör uzaktayken engelin her iki yanıdan aynı anda geçiyor. dedektör engelin sağına konunca sağdan, soluna konunca soldan geçiyor. başka bir deney: 100 foton gönderildiğinde 1 tane geçecek ve karşıdaki perdeye çarpacak şekilde bir düzenek hazırlanıyor. yanına 1 delik daha açılıyor, ondan da 100 foton gönderilince sadece 1 tane geçecek. her iki delikte de teker teker deney yapılıyor ve 1 er tane geçiyor. sonra ikisi birden açılınca 4 tane geçiyor. karşıdaki perde biraz yerinden oynatılınca hiç elektron geçmiyor. eğer dediğiniz doğru olsaydı dedektör burda da etkili olacaktı. ama bunda dedektörün hiçbir etkisi yok sadece karşıdaki perde hareket ettiriliiyor. fotonlar durum değişikliğinin farkında ve buna göre davranıyor.”

    Ben tabii her şeyi bildiğimi ima etmiyorum ama ben burada anlattığınız deneyleri duymadım ve böyle gözlemler olduğunu da açıkçası hiç sanmıyorum veya siz bazı deneyleri sizi destekleyecek biçimde bilerek eksik veya hatalı anlatıyorsunuz. Bu sözünü ettiğiniz deneylerle ilgili araştırabileceğim bazı anahtar sözcükler verirseniz veya elinizde bunlarla ilgili makaleler varsa onları gönderebilirseniz sevinirim.

    Ve farzedelim ki bu deneyler aynen anlattığınız şekilde oldu. Teoriniz tabii fizik teorisi mi felsefe teorisi mi sosyoloji mi nedir emin değilim ama. Her şeyin teorisi mi? Böyle bilimsellik olmaz sevgili toros. Avcı-toplayıcı insanlarının yaptığı hataları tekrarlamaktan başka bir şey değil yaptığınız. Şimşek mi çaktı.. -..aa! bu nasıl oldu? -tanrı ol dedi, oldu. -Dünya nasıl oldu, biz nasıl olduk? -Tanrı yarattı. Sizin bu deneyleri yorumlayış biçiminiz bundan farksız. Üzgünüm ama bunu böyle söylemek zorundayım. Madem gerçeteken fotonlar irade sahibiymiş gibi davranıyor, bunu farklı deneylerle nasıl sınayabiliriz bunu bize anlatmalısınız. Bu deneylerin sonucunda ne görmeyi umduğunuzu nelerin sizin varsayımınzı destekleyeceğini nelerin ise yanlışlayacağını bize söylemelisiniz. Bunları aslında bildiğinizden eminim. Fotonlar aynı koşullar altındaki deneylerde her seferinde değişik mi davranıyor. Yoksa henüz sebebini açıklayamamış olsak bile aynı koşullar altında her seferinde aynı davranışımı sergiliyorlar falan buna benzer veya daha ötesinde bazı deneyler yapmak gerekmiyor mu?

    Farzetmeye devam edelim.. Bu anlattığınız deneyleri yapan bilim adamlarının sizin bu çıkardığınız sonuçları çıkarması sizce ne kadar zordur. Bu niye ilk sizin aklınıza geldi diye hiç düşündünüz mü? Bu deneyler sonucunda bunu ilk siz buldunuz çünkü, bi kitap dolusu karmaşık matematik işlemler yaptınız da öyle mi bu sonuca vardınız, kapalı integraller, matrisler, diferansiyeller gırla falan böyle. Sizin de malumunuz ki artık basit bir çağda değiliz, sadece düşünülerek keşif yapılmıyor. Küvette yıkanırken veya kafaya elma düştüğünde falan buluş yapılmıyor.

  21. idealizmle İsmet hocanın söyledikleri arasında nasıl bir bağ kurdunuz hayret… benim bildiğim idealizm dini dogmalardan yola çıkar ve her düşünceyi bunun üzerine kurar. burada deneylerin yorumlarından bahsediyoruz.

    KaptanMosey, beni şaşırtıyorsunuz. “ol dedi oldu” gibi düşüncelere nasıl benzetebiliyorsunuz hayret…

    Prof. İsmet Gedik sıradan birisi değil, 72 yaşında ve KTÜ de hoca. öğrenimini ve lisansını yurtdışında yapmış, tüm gelişmleri takip eden, 3 dili iyi 2 dili de biraz bilen bu konuda iyi olanaklara sahip birisi. e-posta adresi verirseniz size DOM ile ilgili kitabını word formatında gönderebilirim. orda tüm deneyler ayrıntılı anlatılıyor. kimlerden yararlanmış hepsi yazılı.

    DOM hem bilim hem felsefedir. tüm bunlardan ne çıkar, felsefi anlamda bunlar bizi nereye götürür? DOM özetle böyle der:

    atomaltı ögeler atomları, atomlar molekülleri, moleküller hücreleri, hücreler bedenleri oluşturur. bu süreçte hiçbir oluşuma dışardan bir güç müdahale etmez, her yapının asıl sahibi onu oluşturan alt ögelerdir. bu oluşumların hiçbirisinde lider veya lider grubu da yoktur. bedenimizdeki bütün hücreler aynı öneme sahiptir, bir yada birkaç hücre liderlik yapmaz. toplumda bireylerden oluştuğuna göre, tüm bireyler toplumsal sistemde sorumluluk sahibi olmalı, bir lider tarafından yönetilmeye razı olmamalı… tarih boyunca gördüğümüz tüm devlet yapılarında hep liderler söz ve karar sahibi olmuştur. bu da günümüze kadar tüm sorunların en önemli nedenini oluşturur.

    ben bilim insanı değilim. materyalist felsefeyi doğru bulan ve sınıfsız toplum ideali olan birisiyim. burda DOM temelde benim doğru bulduğum felsefeyle aynı şeyi söylüyor. bir tek fark var: lider… reel sosyalizmin uygulamada liderler yüzünden çuvalladığını düşünüyorum ve İsmet Hocayı bu yüzden önemsiyorum.

  22. Sayın toros, benim yazdıklarıma bir konu dışında itirazınız olmadığı için açıklamalarımın yeterli olduğuna inanıyorum. Fakat şöyle de bir şüpheye sahibim, cep telefonundan girenler siteye açıklamaları (kırmızı yerleri) göremiyorlar bu yüzden biraz muallakta kalıyor olabilir. Siz şüphe ettiğiniz yerleri yine sorabilirsiniz.

    İdealizme ise şuradan bağlıyorum. Mesela size göre bir algılayan bir düşünen yoksa bile “bilgi” var. Bilginin olabilmesi için onun üretilmesine ihtiyaç yok. Halbuki bana göre (ben de einsteinden esinlendim) doğada bilgi de yok bilim de. Var olan tek şey enerji ve madde. Ve bunların etkileşimleri.

    Yine buradan İsmet beye sizin aracılığınızla Feynmann’dan bir söz hediye etmek istiyorum.

    Kuantum fiziğini anladığınızı düşünüyorsanız, henüz onu anlamamışsınızdır.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  23. DOM’la ilgili burada da uzun yazılar paylaşıldı, ben bu yazıları üstün körü okudum. Yani “teorinizi” detaylı bilmiyorum, zaten dikkat ederseniz eleştiri de pek yapmıyorum. Ama o alıntıladığım kısımda sorunlar var. O alıntıladığım kısımdaki tezler de teorinizde ne kadar ciddi yer ediyorsa teoriyi o kadar şüphe altında bırakır. Herneyse ben o kısmı bilmem.

    Önceki yorumumda Feynman’dan yaptığınız alıntılara da değinecektim unutmuşum. Şimdi unutmadan ilk önce onu diyeyim. Yani o alıntılar sizin teorinizi desteklemiyor. Feynman’ın kuantum mekaniğinin anlaşılmazlığını vurgaldığı bazı sözlerini ben de biliyorum. Tüm o sözlerin tek dmeek istediği de, kuantum mekaniği idrak edilmesi çok zor bir konudur, bu kadar. Ki onu onaylamak haddime düşmez ama adam haklı yani, bu bariz bir şey. Mantığımızla çelişen bir sürü sıradışı teorisi var. Beynimiz atomaltı dünyasının dinamikleri içinde bir varoluş mücadelesi vermek için evrimleşmemiş sonuçta. Eğer öyle olsaydı emin olun parçacık-dalga dualitesi havaya atılan taşın yere düşmesi kadar doğal gelirdi bize. Aynı şekilde canlıların evrimi olgusu için de geçerli. Sonuçta şurda 100 yıl öncesine kadar 40-50 yıl falan yaşan bir canlıydık, jeolojik devirler, hareket eden kıtalar bizim neyimize. Aynı şekilde rölativite fiziği.. götünü yırtsa saatte kaç kilometre yapıyoruz yahu biz?.. hüseyin bolt kaç basıyor?.. Yani öyle bi canlıyız işte. Mesela kuşlar var.. bazıları 3’e, 5’e kadar falan sayabiliyor veya değişimi farkedebiliyor, ama bakıyorsun mesela o kuş türüne, hangi sayıya kadar biliyorsa, aşağı yukarı bir batında verdiği yumurta sayısı da o civarda(5 tane yumurtluyorsa mesela o hayvana s…en 6’yı anlatamazsın). “Gerçek hayatta işimize yaracak” şeylerin üstesinden gelecek kadar bişey işte beyin. ha.. tanrı yaratsaydı başka olurdu tabii.

    Neyse konuya dönelim. “ol dedi oldu”ya benzettim çünkü ikisinde de aynı kolaycılık var sevgili toros. “foton sanki özgür iradesi varmış gibi davranıyor… hmm o halde iradesi var..” bununla, “şimşek çaktı.. hmm peki neden.. tanrı istedi ve oldu” arasında ne fark var. Dünya da iki metre yüksekten bakınca düz görünüyor. Peki Dünya’nın şekli konusunda karar vermek için bu gözlem yeterli mi?

    Hocanız saygın, kariyerli biri olabilir. Ben tanımıyorum, zaten eleştirmedim de, dedimya. Ama teorinin bu kısımları ikna edicilikten çok çok… çok uzak. Bir şey gözlemliyorsunuz(ki bu deney ve gözlemler de tartışmalı, önceki yorumumda belirtiştim) ve hemen ilk anda akla gelen şeyle gözlemi teoriye bağlıyorsunuz.

  24. Bir ekleme de ben yapayım xenix 🙂

    “I think I can safely say that nobody understands quantum mechanics.”

  25. sevgili xenix, kırmızı renkler için ne desem bilemiyorum. bunlar bir fikir belirtmiyor. bu yüzden eleştiri veya görüş olarak dikkate alınamaz. İsmet Hocadan aldığınız cümle benim anlattığım şeyi söylüyor. ama nasıl oluyorsa siz onu tam tersine yorumluyorsunuz. konuyu tartışmak yerine, kendi kendimizi tekrar etmek durumunda kalıyoruz ve bu da tartışmayı tatsız hale getiriyor.

    iki bilim insanı, birisi deneyleri anlayamdığını ve yorumlayamadığını söylüyor, birisi de kendince bir yorum getiriyor. tüm tartışma o yoruma göre olursa sevinirim… eğer sizin sorularınız varsa İsmet hocaya aktarabilirim…

  26. Sevgili kaan onay

    “Richard Feynman’ın normal yöntemlerle açıklanamaz dediği deneyi sabun köpüklerinin yapısını örnekleyen bir yaklaşım ile açıkladım.”

    Sevgili toros (veya ismet bey diyebiliriz)

    “Kuantum fiziği deneyleri ise, tam bunu gösteriyordu: atom-altı-öğeleri bilgiliydiler ve bilgiye göre davranıyorlardı.”

    İki farklı görüş ve ikisi de bilim adamlarının açıklayamadıkları şeyleri açıkladıklarını iddia ediyorlar. Elbet bu çok gurur verici. Türk’ün gücünü* dünyaya göstermek açısından.

    Ama KaptanMosey’in de belirttiği gibi yeterli* deney yok bu açıklamalarda.

    Aslında İsmet bey ve DOM teorisi deneylenebilir olduğu için bilimsel bir önerme diyebiliriz. Fakat her bilimsel önerme doğru olmak zorunda değil. Şimdi iddia edildiği üzere Atomaltı ve atom gibi parçacıkların bilgili, iradeli veya karar veren, seçim yapabilen parçacıklar olduğunu öne sürdük diyelim. Fakat bunu birden fazla deneyle kanıtlamak gerekir.

    Aynı şartlar altında farklı davranan parçacıklar var mı? Eğer varsa -İsmet beyin kitabında, sitesinde veya sizin bilginiz dahilinde- böyle deneyler ben açık yüreklilikle DOM teorisine ikna olmuş olacağım.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  27. arkadaşlar, DOM kitabını buraya yüklemek mümkün müdür? merak eden herkes okusun istiyorum.

    bu linkte de aynı bilgiler var. DOM 1-DOM 33 e kadar okunması gerek. deneylerle ilgili geniş bilgi de DOM 3 te

    Kaan Bey çok haklısınız, insan aklı doğadaki en muhteşem organizmadır ve her olguyu ancak akılla anlayabiliriz. insanlık birçok şeyi önce akılla ve sezgiyle keşfetti.

    sizin yazılarınızı ilk fırsatta okuyacağım.

  28. Gerçek isimleri olmasa da kişilikleri ile tanışmaktan memnuniyet duymadığım iki kişi ile muhatap olmuyor ve bu konu başlığı altında yorum yapmıyordum. Muhatap olmadığım için yazdıklarını umursamamak ve tepki göstermemek gerekir ama yatağımdan kalkıp bu satırları yazıyorum.

    Şahsımıza, şerefe, haysiyete, anaya, bacıya, bayrağa, dine, inanca, doğduğumuz rahme, Doğruluğa kısacası saygı duyulması gereken ne varsa hepsine küfür hazmedilmez.
    Alışık olmadığımız ve yüzeye çıkarılması gereken ve yukarıda saydıklarımın temelinde, toz kondurulmaması gereken ortak bir noktaya küfür edilmektedir.

    Bu küfür edilen nokta o kadar temel saygı konusudur ki ona küfür etmek zaten AÇIKÇA aptallıktır.
    AKLA KÜFÜR EDİLMEZ.
    Akla küfür diye bir kavrama alışık değiliz; böyle bir küfrü küfürler arasına koymadık bile.
    AKLA küfür edenin küfür ettikleri şeyden biraz edinmesi gerekiyor; zaten olmadığı için küfür ediyor da denilebilir.

    Akla küfrün hazmedilmesi olası mıdır? Bunu Sonsuz US tartışma konusu yapabilirsiniz. Benim düşüncem şimdiden belli; akla küfreden aptaldır ama burada millet aptal yerine konmaktadır.

    Benim ve herkesin aklına burada küfrediliyor.

    İnsan olarak AKIL’dan başka farkımız yok. Tepemi attıran, buradan bilgi almaya çalışanları aptal edip caydıran bir propaganda yürütülüyor.

    Amerikan densizi “Richard Feynman’ın” çift yarık deneyi için şöyle demiş

    ““kuantum mekaniğinin kalbi niteliğinde olan bu deneyi normal yöntemler ile açıklanmak olanaksızdır” (“Normal yöntem” sihir, büyü v.s. dışında demek içindir).”

    Bu densizlikten destek alan bizimkiler

    ““Kanımca çok rahatça söyleyebilirim ki kimse kuantum mekaniğini anlayamaz”
    “I think I can safely say that nobody understands quantum mechanics.” “

    demektedir (daha çok dedikleri var hemen yakındakilerden örnek veriyorum).

    Diğeri üstelik komik ama cürete bakın ki yazıyor.

    ““Kuantum fiziğini anladığınızı düşünüyorsanız, henüz onu anlamamışsınızdır.””

    Bu masum bireysel düşünceler için “Küfür” demek zor gibi gözüküyor ve abarttığımı düşünüyor olabilirsiniz.

    Ortak tercüme şu;
    “AKIL bu konuları açıklayamayacak” veya
    “her şeyi bilmeniz olanaksız ve bu olanaksızlık kalıcı bir gerçek”.

    İnsanlığı olduğu yere çakan bir politika AKLA KÜFÜRÜ propaganda biçimine getirilmiş durumda.
    Başta dediğim gibi de aptalca ama AKLA KÜFÜR EDİLMEKTEDİR.

    BU SAATTE KALKIP BURAYA YAZMAMIN SEBEBİ, milletin bu küfrü YEDİĞİNİ görüyorum.
    Bu edepsizlere bir laf eden olmaması çok kötü bir tabloyu ortaya koyuyor; BAŞARIYORLAR.

    MİLLETİ APTAL ETMEYİ BAŞARIYORLAR.

    Bir küfür örnek alalım, mesela “O…. Çocuğu”… Bize bu küfür çaktırmadan söylendikçe zamanla annelerimiz “O…” ve biz de “çocuğu” oluyoruz gibi düşünebilirsiniz. Bizi “O… Çocuğu” yerine koyan bu terbiyesizlere hadlerini bildirecek yaklaşım içinde olmanızı, rica ediyorum. Alttan alıp durmayın.

    Richard Feynman’ın normal yöntemlerle açıklanamaz dediği deneyi sabun köpüklerinin yapısını örnekleyen bir yaklaşım ile açıkladım. YouTube da videosu var (İngilizce). Konusunun özü; sabun balonu tek başına küre biçimindedir ama diğer balonlarla yanyana gelince birbirine yapışarak altıgenimsi biçime girer (çizimleri videoda var). Deney sonuçlarını biliyorsanız videonun sonunda 3,7,11… diye ortaya çıkan girişim çizgilerine denk gelen bir açıklama göreceksiniz; açıklama basit değil ama “imkansız” diyen densizin aklının basmayacağı bir bakış açısı ile yapıldığını görebilirsiniz. Diyelimki benim ki de yanlış; olsun, bu tür insanların Akla Hakaret etmesine izin veremeyiz. UMUT KALMAZ.

    The Double-Slit Experiment is SOLVED
    link to youtube.com

    Acı yanı; aklı bunları anlamaya yatkın insanlar bu laflarla ve arkasından anlatılan acayipliklerle bu alandan uzak tutulmaktadır.
    Bize “Aptalsınız” demeyi “hep beraber aptalız” biçiminde yapıyorlar; böylece, kendilerini akıllı zannediyorlar. Bize karışmadıkları sürece ne isterlerse desinler.

    Bunun altında, benzerlikten daha yakın bağlar taşıyan engizisyon dönemlerinin kontrol stratejisi sürdürülüyor.
    Kuantum mekaniği sıfır olgusunu açıklayacak yaklaşımdır ve bilim adamlarından oluşan bir modern engizisyon, fermanları ile dünyayı yönetme çabası içindedir. Kuantum mekaniği ile gelişeceklerini bilen gerçek bilim insanları da var elbette ancak bunlar misyonerlik düzeyinde bir organizasyon içindeler.

    Bizimkilerin misyoner olduğunu düşünmüyorum; bilim adamı özentisi iç.indeler ama dediklerini alttan almak olanaksız.
    Bu iki zat adam yerine kondu ve bunlar anlatıldı. Sizce neden anlamamışlardır?
    “Akla küfretmek” diye bir küfrü neden küfürler listesinde koyma gereği duymadıysak o yüzden.

    Devamında tartışmaya katılmayacağım. Artık uyaran olmadı, duymadık diyemezsiniz.
    Kuantum Arena başlığı altında birçok konu anlatılmıştı, anlayan olmadı ama adam yerine koyup yazdık, bari size faydası olsun.

  29. Sayın toros, siteyi de kitabı da okuduk merak etmeyin. Fakat benim kastettiğim deneyin hiç bir benzeri yok. Yani temel parçacıkların iradelerinin olduğu ve bu iradeye göre davrandıklarını belirten hiç bir deney yok yazılanlar arasında.

    Aynı şartlar altında parcacıklar hep aynı davranıyor. Bu onların iradeli olduklarını göstermez ki. Benim isteğim aynı şartlar altında kafasına göre farklı davranan parçacıklar.

    Çok basit bir kaç örnek vereyim.

    Mesela fotonun hızı boşlukta saniyede 300.000 km kabul edelm. Foton bazen boşlukta bugün de yavaş gideyim saniyede 100.000 km hızla gideyim diyor mu?

    Veya çift yarık deneyinde dedektör olmadığı halde elektronlar, “ya bu günde dalga değil de parçacık gibi davranalım” diyorlar mı?

    Var mı böyle bir deney? İsmet beyin sağdan soldan aldığı bütün deneyler iyi güzel de… Onun çıkardığı sonucu desteklemiyor ki, bunu anlatamıyoruz.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  30. “benim bildiğim idealizm dini dogmalardan yola çıkar ve her düşünceyi bunun üzerine kurar. burada deneylerin yorumlarından bahsediyoruz.”

    Sen daha felsefeden, idealizmden bihabersin. İnsan profesör de olsa, işin a’sını b’sini c’sini bilemeyebilir. Terbiyesizlik olarak algılamayın lütfen, ama hocan da böyle.

  31. xenix, atesitforum’da sezgiyle ilgili yaptığım tartışmayı hatırlıyor musun? Haklıydım veya haksızdım tekrar o tartışmaya dönmeyeceğim ama beni o tartışmaya sürükleyen bu sözcükten hiç hoşlanmamamdı, aslında onu kullanmam gereken yerlerde bile mümkün mertebe farklı sözcükler seçmeye çalışıyorum(ateistforumda da bunu yaprken tartışmanın içinde bulmuştum kendimi) o derece nefret ediyorum yani. Nefretimin sebebi de, işte burada gördüğün tipler, şu gnostikler. Hatta bunlara aslında gnostik falan da denemez. Bazı artık topluma mal olmuş bilimsel bilgileri alıp üzerine gnostik teoriler koyuyorlar. Ortaya çıkan şeyin ne olduğu belli değil. Sonra bi de utanmadan bilimselliği yerip aklı yüceltiyorlar.

    Bu sezgi sözcüğünden hep bunlar yüzünden nefret ediyorum işte.

  32. [s:Sezgi] konusunu burada da çok tartıştık kaptan haklısın. Aynı [e:ruh] kavramı gibi. Ben mesela seyrettiğim bir manzaranın, okuduğum bir kitabın ruhu vardır derim bazen. Ama hani şu dinlerin bahsettiği ruh değildir bu. [e:Sezgi] de aynı onun gibi.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  33. Misafir mesajında haklı.

    Efenim biz deneyleri yorumluyoruz, ne idealizminden bahsediyorsunuz siz?..demeniz, felsefeyle aranızın içler acısı olduğunun bir göstergesi..

    Yorumlanan şey “deney” olunca, idealizm olmazmış.

    Süpersiniz:)

    D.O.M ve başka bazı başlıklar altında da belirtmiştim.

    Biyolojik modellemelerin tarihe şablonlanması: idealizm’dir. (Örn. Sosyal Darwinizm idealist bir doktrindir, materyalist değil.)

    Tekrar soracak olursak;

    O hep dilinize dolayıp durduğunuz doğanın bi gıdığını neye göre örnek alıyosunuz da, bir başka gıdığını almıyorsunuz?

    Misal: karıncalar.

    Süper- organize çalışkanlar: alıyoruz!

    Zayıfı, yaralıyı elemine ediyorlar, komşu kolonileri istila edip öldürüyorlar: almıyoruz!

    Sebep?

    Biri iyi diğeri kötü olduğu için filan mı?

    İYİ mi dedim ne?

    🙂

    Onu da karıncadan öğrenmişizdir kesin.

    Özetle:

    Arıları veya karıncaları gösterip, bakın nasıl da çalışkanlar, nasıl da organizeler, biz de öyle olmalıyız demek “laf ebeliğinden” başka bir şey değildir.

    Aksini iddia ediyorsanız, yukardaki soruları yanıtlayın.

    Ya da sadece şunu sorayım;

    Yaralı veya hasta üyenin/canlının yok edilmesini neden öner(e)miyorsunuz?

    Doğada var ya…

    İyi mi değil yoksa?

    Çok bulanıksınız çoook, daha bi fırın ekmek yemeniz lazım.

  34. Var öyle bir deney ben yaptım atom altı parçacıklarda, herşeyde bilinçli…Onlar bu tarafa gelirken kaderleri ile birlikte BLOK halinde geliyorlar……Zaten önce Camın kırılması daha sonra da taşın atılması olayı bu yüzden gerçekleşiyor…..yani kardeş aslında sen bu dünyaya gelirken sana yazılmış kader ile blok halde bu evrene çıkıyorsun…..aslında sen önce ölüyorsun ama cenaze namazın daha önce kılınıyor :)..Ya kusura bakma biraz kötü bir örnek oldu ama maalesef durum böyle…şimdilik idare edin işte…Ama merek etme öbür tarafta herşey yoluna giriyor bu sefer de orda ayrılıyorsun bir kısmınız BLOK halde cehenneme bir kısmınızda Blok halde cennete giriyor…Buna Kaosun içindeki düzen,Düzenin içindeki Kaos diyorlar….Parçacıkların aynı davranması ise Kelebek etkisi….

  35. “Biyolojik modellemelerin tarihe şablonlanması: idealizm’dir. (Örn. Sosyal Darwinizm idealist bir doktrindir, materyalist değil.)”

    Déğildir.

    Buna ‘Tarihsicilik’ adı vérilir, ki bu ték başına idéalist bir söylém barındırmaz.

  36. Eninde sonunda idealizme yelken açar anlamında söyledim.

    Bu tür bir doktrin veya teori inşa ederken, biyolojiye ve tabiat bilimlerine ait kavramların tarihe/sosyal bilimlere “genelde” yansıtılması, bu inşa sürecinin karakteristiğidir. Kavramların kaypakça kullanılması (daha doğrusu genellenmesi) ve laf ebeliği burda başlar.

    D.O.M diye sunulan şey de, Sosyal Darwinizm de, Organik Toplum Teorisi de böyle teorilerdir ve felsefi idealizm anlamında madalyalık örneklerdir.

    Freud’un bilinçaltına ve libidinal enerjiye atfettiği ulvilikle, biliminden sanatına, barışından savaşına bütün insanlık tarihini bireyin ve toplumun maddi dünyayla yan yana seyreden ama bu dünyadan bağımsız kimi bilinçaltı süreçlerin tezahürü olarak adletmesi vs. de benzer bir kulvarda subjektif-idealist bir yaklaşımdır.

    Biyolojik modellemelerin tarihe şablonlandığı ve idealist olmayan bir toplum-tarih teorisi varsa alalım.

  37. Kaan, aklın yolu bir değildir.

    Bu bir:)

    Ruh demişsin sonra..

    Görmüşsün yani, anladık.

    Sonra gördüğünü bilince, inanmışsın.

    İnandığını bilince de..

    Hah işte o zaman görünüyo zaten.

    Adam’a:)

  38. xenix, bilgi ve canlılık olayı nasıl ki hayvanla bitkide farklıysa, hücrede ve bedende farklıysa, molekül, atom ve atomaltı ögelerde de farklı… insan beyniyle düşünüyor, beyni olmayan bir canlıdan beyinli canlı davranışı beklemek ne enteresan… birisi de elektronlar aşık oluyor mu diye sormuştu 🙂

    arkadaşlar, ben ne bilim insanıyım ne de felsefeci. her ikisiyle de amatörce ilgileniyorum diyebilirim. ama sizin çok bilgili halleriniz beni gerçekten şaşırtıyor. DOM u okuduğunuzu söylüyorsunuz ama, DOM u koyduğunuz yerlerden ve yaptığınız eleştirilerden onu hiç anlamadığınız görüyorum.

    “Sen daha felsefeden, idealizmden bihabersin. İnsan profesör de olsa, işin a’sını b’sini c’sini bilemeyebilir. Terbiyesizlik olarak algılamayın lütfen, ama hocan da böyle.”

    ne ben ne de İsmet hoca, filozof olduğumuzu iddia etmedik. konumuz bu değil.

    “Biyolojik modellemelerin tarihe şablonlanması: idealizm’dir. (Örn. Sosyal Darwinizm idealist bir doktrindir, materyalist değil.)”

    gamaro, sosyal darwnizime ben kaba materyalzim derim, evet sonuçta idealizme hizmet eder ama idealizm değil… eğer DOM u anlamış olsaydınız sosyal darwnizimle aynı düzeyde görmezdiniz. orada tüm insanların değerli olduğunu, bir lider ya da bir grubun toplumu yönetmesinin doğru olmadığını, tek tek her bireyin yönetimde söz ve karar sahibi olması gerektiğini söyler. böyle bir düşünce nasıl olur da “yaralı veya hasta üyenin yok edilmesini” düşünebilir veya önerebilir. ayrıca, biz bir parti değiliz ve iktidar olalım ve biz yönetelim demiyoruz ki… arı karınca hikayesi, onlardaki demokratik sistemin bile biz insanlardan daha ilerde olduğunu söylemek içindi. karıncalar kadar bile olamadığımız söylemek içindi. DOM mantığında zaten statik-sabit bir demokrasi anlayışı yok, ihtiyaca göre sürekli kendini yenileyecek, dinamik bir demokratik sistem olsun istiyoruz.

    doğayı olduğu gibi taklit edelim, doğada en mükemmel varlık olan insanı ve insan aklını bir kenara atalım mı diyor DOM. sadece söylenen şey budur: doğada lider yoktur, toplumda da olmasın. bedenimzide hiçbir hücre diğerlerine hükmetmiyor, toplumda da olmasın. hiçbir molekülde bir atom iktidar değil, toplumda da böyle şey olmasın.

    daha önce de demiştim, hep ne dediğimizi anlatmaya çalışmak gerçekten tartışmayı tatsız hale getiriyor. bir yığın gereksiz laf kalabalığı edeceğinize, söylemediklerimizi değil, söylediklerimizi eleştirin.

    1-atomu oluşturan atomaltı ögelerdir, harici hiçbirşey yoktur, atomu nasıl oluşturacaklarının bilgisine sahipler. (buna karşı düşüncenizi söyleyin, allah yapar, fizik kanunları yapar vs. gibi…)

    2- bedenimizi oluşturan hücrelerdir ve bedenimizin asıl sahibi de onlardır. hücreler sürekli bilgi kaydeder ve bu bilgiye göre evrim gerçekleşir. akıl, düşünce ruh gibi kavramların hepsi hücrelerin faaliyetleridir. (karşı düşüncelerinizi söyleyin)

    3- doğada lider yoktur. biz de doğanın bir parçasıyız. en gelişmiş beyne sahibiz ama en çok problemli olan da biz insanlarız. bugüne kadar kendimizi liderlerin yönetmesine izin verdik ve sorunlarımız daha da çoğaldı. bu en büyük problemimizdir. liderlerden kurtulmalıyız ve tüm bireyler toplum yönetimine katılmalı. ancak o zaman sorunları çözme yolunda doğru adım atmış olacağız. (karşı düşüncenizi alalım, liderler gereklidir, lidersiz olmaz, bütün insanlar akıllı olamaz vs gibi) yanılıyorsak nerde yanıldığımızı anlatın.

    pek mi idealisteçe oldu?diyalektik materyalist olanını alalım lütfen.

    gamaro, doğanın taklit edilmesi konusundaki endişenizi anlıyorum ve bu endişeyi hep diri tutmak lazım. “sosyal darvinizm” hasta ve yaralılar vs gibi, tarihteki faşist uygulamalar gibi… biz insanız, doğadaki en iyi sistemi kurabiliriz. bunu da ancak hep birlikte başarabiliriz, konuşarak tartışarak. DOM da bunu yapmaya çalışıyor. bir lider veya bir filozofun çözümü peşinden koşmak yerine, çözümü toplum tartışarak bulsun. haa, bazı filozoflar esaslı fikirler oluşturmuştur, Marks gibi. ama onu da bire bir her sorunun çözümü olarak görmek doğru değil. veya bir başkası da aynı. zamanla sorunlar farklılaşır, çözümü de farklı yollar gerektirir. toplumun geneli sorunlara çözüm ararsa, çözüm bulmak ve uygulamak daha da kolaylaşır.

    bu arada atomaltı ögelerle ilgili farklı deneyleri merak eden olursa, gönderebilirim.

  39. Hala neden bahsettiğimizi (sorularımızın eksenini) anlamıyor olmanıza şaşırmıyorum.

    Lakin ben sizi anladım toros.

    Siz “iyi” niyetlisiniz.

    🙂

    Eyvallah, gözümsün, sağlıcakla kalın.

  40. Karıncalarla ilgili meseleden daha önce bahsetmiştim ben toros. Onların yaşamını insan toplumlarıyla karşılaştıramazsınız. Süper-organizma onlar dedik, tek bir bireyle karşılaştırmak daha mantıklı. bir karınca kolonisi tek bir birey gibidir, üreme organı vardır, iş yapan organı vardır, saldırmak için kullandığı organları vardır, ve bazı karınca türlerinde besin depolayan bir kesim karınca da vardır, bunlar kraliçe karınca gibi sürekli yuvadadırlar, bunlara da (süper)organizmanın yağ dokusu diyebiliriz. sizin karınca kolonisinde ayrı birer bireymiş gibi gördüğünüz o her karınca, genetik olarak sizin kardeşinize olan yakınlığınızdan daha yakınlar. Yani koloniyi bir toplum olarak görmekten öte bir aile bile görmek hata. bir vücuttaki hücreler gibiler, her biri. Siz nasıl ki yeri geldiğinde ufak yaralanmaları ciddiye almıyorsanız karınca kolonisnde de bir sorunu çözmek için bir kısım karıncanın ölmesi pek sorun olmuyor, sizin kolunuzun çizilmesi gibi bir etki yapıyor. Bizi evrimi anlatamamakla falan suçluyorsunuz ama asıl siz evrime dair çok çok az şey bilyiorsunuz maalesef. Koloni yaşamı karıncaların bir fenotipi, onların düşünüp taşınıp tercih ettiği bir sosyal rejim değil. Evrimsel süreç onları bu şekilde yaşamaya itmiş, ve siz hala insan toplumlarıyla kıyaslıyorsunuz.

    Madem sorularınız üzerinde konuşmaya davet etmişsiniz bir iki bir şey söyleyeyim onlar hakkında da:

    1- Evet seçeneklerde söylemişsiniz fizik kuralları bu şekilde bir evren tablosu çizmiş. En küçük yapılardan en büyüğüne bu böyle. Güçlü ve zayıf etkileşimler kuantum dünyaya egemen ve bu düzeyde yapılanmaları yönlendirirken, elektormanyetizma günlük hayata ve işte bu çaptaki dünyaya egemen ve kütleçekimi de evrensel boyutlara hükmediyor yıldızlar, galaksiler, galaksi kümeleri falan filan. Ben bunu sadece örnek olsun diye anlattım tüm olgular bu dört temel etkileşimle oluyor demiyorum. Kütleçekimi var ve bu kütleçekimi alanına bağlı madde üzerinde biriken potansiyel enerji dağların zirvesinde eriyen her bir damla suyun aynı yolu izleyerek denize ulaştıyor. Her biri düşünüp bu güzergahı izleyeceğim demiyor yani, öyle olsa arada illa aykırı düşünceli bi damla olurdu sanırım. Güney Amerika kıtasında And Dağlarını bilirsiniz; Güney Amerika kıtasında Pasifik boyunca uzanıyorlar ve kıtanın bu kıyısına şekil veren sıradağlar. Amazon nehri işte bu dağların zirvelerinde doğuyor ve pasifik okyanusuna dökülmek yerine kıtayı boydan boya katedip atlantike dökülüyor, arada sivri zeka bi su damlacığı çıkıp da burası daha yakın aga ben şu tepeyi aşıp buraya döküleceğim demiyor. Bu da sadece bir örnek. kütleçekimi nasıl var o zaman diyebilirsiniz bu geçerli bir sorudur ama henüz kesin cevabını bilen de bir insanoğlu yoktur. Ama gene kimsenin bilmemesi bilimsellik ayağına size bir spekülasyon alanı yaratmaz. Buna ancak pseudoscience denir. Kısacası, nehirde yuvarlanan taşlar gibi evrendeki bütün varlıklar da belli başlı bazı kuralların etkisinde karanlık bir sona doğru yuvarlanıp gidiyor işte, bütün olan biten bu. Şimdi burada ben de size bir soru sorayım madem. Sizce DOM pseudo-science değil midir? Eğer değilse neden değildir? why, why not? hadi bakalım.

    2- İşte bu sorunuz evrim hakkında pek az şey bildiğinizin bir başka kanıtı. Bilgi hücrelerde nerde kaydediliyor bir kere? Lizozomda mı golgi aygıtında mı nerde ve nasıl. Bu bilgiye göre evrimin hangi yönde ilerleyeciğine hangi zeka karar veriyor? Şu an kabul görmüş haliyle evrim teorisi size neden yetersiz geliyor?

    Hücrelerimiz sürekli yenileniyor, beş yıl önceki bizden kalan çok az hücre vardır vücudumuzda, damarlarmızda dolaşan en yaşlı kan hücresi belki 4 aylık falan. Hücreler bu organizmanın sahibi olamayacak akdar bizden kısa yaşıyorlar, bu organizmanın amacına hizmet eden bazı yolcular diyebiliriz onlara. İlla sahip arayacaksak da bizi biz yapan genlerimizdir. Hani ayet vardıya allah her birimize şah damarımızdan daha yakınmış falan. İşte bizim genomumuz da her hücremizde var adeta bu organizmanın tanrısı gibi işte, onlara kulluk ediyoruz. Ama hemen de atlama tabii, dna’nın bir aklı olduğunu söylemiyorum.

    3- Doğada liderler vardır, niye yoktur diyorsunuz ve ayrıca doğada bize en yakın türler olan şempanzeler goriller falan gruplar halinde yaşar ve her gurubun da yaşlı erkek bir lideri vardır. Kaldı ki küçük sürüler halinde yaşayan bir tek kuyruksuz maymunlar değildir. Büyük sürüler halinde yaşayan antiloplar, zebralar falan gibi memelilerde bile sürü içi hiyerarşiler mevcuttur. Ben krallıkları diktatörlük rejimlerini falan desteklediğim için bunu söylemiyorum, anarşizme ilgi duyduğumu burada daha önce söylemiştim. Ama hiyerarşi neredeyse her hayvan sürüsünde vardır, bunu söylüyorum.

  41. “ Kürtçe bilimsel bir dil midir?” konusunda en son yazdığım yazıdaki sorun, burada ve her yerde sürüyor.

    Buradaki türevi; akla küfretme saçmalığı gibi İNANMADAN BİLİNEBİLDİĞİ zannediliyor. Neyle nasıl bilindiğini ve bilginin seçeneksiz doğru ile nasıl ürediğini bilmek, yani inandığımızı ve bu inanç ile sezdiğimizi ve de bu sezgi ile bilgiye ulaşıldığını anlamak zorundayız.

    İnanmadan Biliyor ve BİLDİĞİNİZE İNANIYORSUNUZ . “Bildiğine inanmak” ÖĞRENEMEZ bir yapı olduğunu kendiliğinden anlatıyor; kendinize gelmenizi tavsiye ediyorum. Bunlar kısırdöngünüz hakkında son tavsiyelerim size. İnat aptallıktır, inatla uğraşmak da öyle.

    Bunları ister eleştiri, ister hakaret olarak alın. Hakaret olarak alırsanız nefret eder körelirsiniz ; eleştiri olarak anlarsanız sevgiyle gelişir, kim olursa olsun akla saygı duymaya başlarsınız. Bu yöntemle sizinde aklınıza saygı duyulacaktır.

    Akıl, saygı duyulmasını zorunlu biçime getirendir.

    –

    İnanç, görmek (algı) ve bilmek, akıl yapısının oluşum elemanlarıdır. Ve “Üç Temel İnanca” sebep verirler ama aslında üçü TEK BİR yapıdır (“ Kürtçe bilimsel bir dil midir?” konusunda bunun lisan türevini anlattım, gelecek yazılar olacak).
    Üç temel inanç TEK BİR GERÇEK ÜÇGENDİR. Üçgenin kenarları, görmek, bilmek, inanmaktır. Ve kenarların karşı köşelerinde, bu kenarların oluşum sebepleri olarak kenar bileşimi ikilik vardır.
    İkilik Birliği Köşe -> Karşı Kenar
    Gördüğünü Bilen -> İnanır
    Gördüğüne İnanan -> Bilir
    İnandığını Bilen -> Görür
    .

    Ben “gördüğümü” söylüyorum siz “bildiğinizi”. Ben “İnandığını Bilen” Müslüman’ım, siz “Gördüğüne, Bildiğine, Somuta İnanan” Hıristiyan. Konuya objektif bakanlar Musevi konumunda olacak, gördüğünü bilerek inanacaktır. Aslında kümülatif olarak bakılmasını sağlaya çalışıyorum. Bütün bu, bakış, konuşma, düşünme ve inanma açıları TEK BİR AKLIN döngüsel gerçeğin ÜÇLÜ olma zorunluluğuyla ortaya çıkmış türevlerinden başka bir şey değil; hepsi birlikte BİR bütün oluştururken, yersiz tartışmaları inat ile uzatmamak gerekiyor.

    Ben Müslüman’ım dedikten sonra “bildiğine, gördüğüme, somuta, Bilime, Tanrı’ya inanıyorum” lafı saçmadır (Somut putlar kırıldı); hatta Allah’ın Doğruluğu dahi bilineceğinden Müslüman “Ben” olduğunu bilir, Biz olacağına, Biz’e inanır. BU İSLAM’dır. Çünkü “Biz” kesintisiz TEK’tir.

    BİZ’İ BİR’LEŞTİREN AKILDIR. Aklın yolu BİRdir.

    Müslüman inandığını bilir ve gerçeği görür. Bu İslam’da yaygın olmadığı için genellemeye uymuyor o ayrı.

    “Ortaya çıkan şeyin ne olduğu belli değil”

    Lafı tam Hıristiyan sözüne iyi örnektir.
    Ortaya çıkacak, görülecek koklanacak somut olacak ve ona inanacaksın.

    VERİ gönderen duyularımız bilmek içindir gönderdiği BİLGİ ile bilmemizi sağlar, inanmamızı değil.

    Duyuların görevi inandırmak değil, inandıran etmen Ruh’umuzdur.
    Tek bunu “tam anlamıyla” kavrasanız, mantığını fark edip kendinize gelseniz sorun kalmayacak. Tekrarlıyorum.

    DUYULARIMIZ BİLMEK İÇİNDİR, İNANMAK İÇİN DEĞİL .

    Tanrı bunu yaptı ORTAYA ÇIKTI, dediği BİLİNMEDİ, kendisine inanıldı. Hıristiyanlık mezhepleri, Tanrı’nın başaramadığının KANITI, Müslümanlığın sebebidir.
    İnancı dışta bıraktığı için inançsız kalamayan insanı, inanç gereksiniminden dolayı “bildiğine inandıran” Bilim, bilmek içindir; inancın yerine geçemek için değil. Gördüğünüz, veridir, bilgidir; bilginin inanılacak yanı yoktur.
    İnsanlığın somut birikimi bilimin insanca olmayan yanı, inancı dışta bırakarak içte bilimsel inanç oluşmasına, yani yapısı inanılmaya uygun olmayan yapay ve SOMUT Din oluşmasına sebep vermesidir.

    İnanmak (sezmek), bilginin oluşum başlangıcıdır. “Gördüğünüzü bilin” veya “inandığınızı bilin”, ikisi de olur. Ya “inandığınızı bilerek” görecek veya “gördüğünüz bilerek” inanacaksınız; “gördüğünüze inanma” yanlışından kurtulduğunuzda “Bilimi bilecek” ve “İnanmayı” veya “Görmeyi” DOĞRU yaparak bilimden kopan özgür inancınızı Doğruluğa yönlendirebileceksiniz. Doğrusu bu. Arada Bilime bişey olmuyor sadece küçük bir işlem düzeltmesi inancınızı ortaya çıkarıyor o kadar. Yani beni, “BİLİM karşıtı YOBAZ” ilan edemezsiniz.

    Sıfırın bile bilinmesini isteyen birisine ters bakış açısından yaklaştığınızı fark edin veya bunu kendinize sormadığınızı anlayın.

    Umarım “SIFIR DİNİ” şekline getirilen matematik ile İNATçı fizikçilerin propagandasını yaptığı “bilim inancındaki” BAĞNAZLIĞI anlatabilmişimdir.

    Bozacı ve şıracı yapısı ile de uğraşmayacağım. Buradaki son yorumum bu.

    “Her şeyin çözümü teoriler…” tartışması her şeyi çözecek çözüm “BİR’LİK” ile çözülür.

  42. “Biyolojik modellemelerin tarihe şablonlandığı ve idealist olmayan bir toplum-tarih teorisi varsa alalım.”

    Aslında éléştirimi dilé gétirirkén vé bunun ‘Tarihsicilik’ olduğunu söylérkén génél olarak ‘doğa bilimlériné’ ait modélléri déğil, sadécé ‘Sosyal darwinizm’i örnék olarak söylémiştim.. Doğa bilimlériné ait konular bélki ayrı olarak déğérléndirilébilir.

    Örnéğin (Klasik) Libéral téoridé fayda ölçülébilir bir kavramdır.. Klasiklérin varsayımına göré tüm insanlar doğası géréği ‘béncil, kéndi çıkarını düşünén, égoist’ varlıklardır.. Ayrıca başka bir varsayıma göré tüm insanların kéndi çıkarını düşünérék harékét étmési, toplumsal faydayı da aynı oranda artıran bir durumdur.. Burada insanların doğasının, biyolojik bir takım yönélimlérinin modél olarak kullanılma durumu vardır.. Ancak bu téorinin gayét émpirist, pozitivist olduğu bilinir.

    Tarihé uygulanma konusunda isé Marx vé Engéls’in iddiaları örnék vérilébilir.. Fizik bilimini kullanarak, örnéğin suyun sıcaklığının nicélik olarak déğişmésinin, bir noktadan sonra nitélik déğişikliğiné yol açacağını modél olarak kullanarak, tarihsél dévrimléri bu şékildé açıklama yoluna gitmişlérdir.. Burada Sosyal darvinizm gibi, Fayda téorisi gibi Tarihsél Matéryalizm’dé dé bir takım ‘déğişméz doğa yasalarının’ kéşfédilmé iddiası vardır.. Vé bunun üzérindén modél oluşturmuşlardır.. Marx’ın da idéalist olmadığını gayét iyi biliyoruz.

    Bénim bahséttiğim ‘Tarihsicilik’ akımı biraz daha farklı ésasén.

    Bu akımın içindé hém idéalistlér, hém dé kaba, vulgar matéryalistlér var (Marx onları ‘vulgar’ olarak éléştirsé dahi, kéndi dé bu akımın dışına çıkmayı başaramamıştır)

    Tarihi ilérléméci, bir nédénséllik zinciri içindé incéléyérék, hér zaman daha iyiyé évrilmé durumunu kabul édér.. Sosyal darvinizm dé bundan némalanmıştır.. İnsanın bilinçli iradési dışında, tarihin çarkları öném kazanır.. Nédénséllik kavramından hém Tanrı’nın varlığını kanıtlayan Laplacé, hém insan doğasını tinsél bir bakış açısıyla yorumlayan Hégél, hém dé détérminist matéryalistlér mümkün olduğu kadar yararlanmışlardır.

    Hér né kadar Marx insan éyléminin önémini vurgulamış olsa da, Tarihsél Materyalizm olarak adlandırdığı fikirléri Tarihsici anlayışın dışında déğildir.. Tam da bu yüzdén Yapısalcı Marxizm diyé bir hédé çıkmış vé ‘insan éylémini’ mérkézé alarak Hégél ilé başlayan, Marx ilé dévam édén ortodox anlayışı éléştirmiştir.

    Bu yüzdén ‘idéalist’ olarak génélléştirilmésini éléştirdim.. Başka bir nédéni yoktu.

    Biraz da konu hakkında bir şéylér yazmam gérékirsé;

    DOM dénén şéy hakkında bir şéy okumadım.. Okumayı da düşünmüyorum açıkçası.. Kaptan‘ın yazdıklarına göz gézdirdim biraz.

    Sanırım organizmacı, bütüncül, işbölümü vé dayanışmaya dayanan korporatist bir toplum modélindén bahsédiliyor burada.. Ee bunun adı litératürdé béllidir zatén.. Faşizm déniyor bu anlayışa.

    Hérbért Spéncér‘a göz atın méséla.. Lé Play bu konuda né démiş onlara bakın. Faşizm’in kéndini Nasyonal Sosyalizm olarak adlandırması boşuna déğildir.. Sosyal darvinist fikirlérini Sosyalizm’déki koléktif, dayanışmacı fikirlérlérlé séntézlémiştir vé çok daha vahşi bir toplum düzéni ortaya çıkmıştır.

    Sanki yéni bir fikir ortaya konmuş gibi éskilérin pazarlanması durumu var hér zaman ki gibi.. Nédén hiç şaşırmadık acaba.

  43. Tarihsicilik hakkında bir hayli bilgim var.

    Lakin tarihsicilik konuşulduğunda, pek çok eleştirmenin yaptığı gibi önce tanrının yerine doğayı, sonra da doğanın yerine tarihi getirdiler türünden yaklaşımlarla, ve deyim yerindeyse (daha doğrusu bana ve birçoklarına göre) tarihi muadilleriyle mukayese edildiğinde realite ve doğru bilgi arasındaki ilişkiyi yansıtması bakımından bir “görelilik” şaheseri sayılabilecek ve özellikle ontolojisi, epistomolojisi ve ontoloji/epistemoloji birliğiyle halen çok değerli olan koca bir marksist külliyatı olmadık adamlarla aynı potada eleştirmeyi teknik olarak doğru bulmuyorum. Marks ile Harun Yahya’nın tarih anlayışlarını, aynı öz’ün farklı tezahürleri (görünüşleri) gibi tarif etmeye kalkınca, geriye ne kalıyor? ..sorusu kalıyor.

    Tam da bu noktada vulger materyalizm üzerinden bir parantez açmak, ifade etmek istediğim şey için gerekli olabilir.

    1. yüzyıl felsefesi içinde, tabiat bilimlerindeki hızlı gelişmelerin ve ard arda gelen yeni buluşların, daha önceki dönemlere ait idealist ve dini görüşleri alt üst etmesinden cesaret alan vulger materyalizm, idealist felsefeye (özellikle de Alman idealist felsefesine) karşı pozitivist bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.

    Tarihsicilik değil ama, konunun tarihselliği içinde bu son derece normaldir. Çünkü tabiat bilimlerinde yaşanan “müthiş” gelişmeler karşısında (ki bu gelişmeler, bilimin bugün anladığımız anlamda bilim olmaya başladığı ve bu bağlamda kritik denilebilecek bir eşik’in aşıldığı bir muhtevaya sahiptir) o güne kadar insana, topluma ve doğaya atfedilmiş hemen bütün idealist teorilerin felsefi “hilekarlık” olarak görülmesi gibi bir etki yaratmıştır. Ve Vogt, Büchner, Moleschott gibi düşünürler, hiç de haksız sayılmayacak gerekçelerle felsefi hilekarlık dedikleri bu şeyin karşısına, o zamanki tabiat bilimlerini ve teorilerini çıkararak yaymaya çalışmışlardır. Asırlar boyu şeytan, melek, ilahi takdir, in, cin saçmalıklarıyla teorize edilmiş bir tabiat anlayışı karşısında bu tepki oldukça anlaşılır ve haklı bir tarihselliği yansıtır. (Eğer karikatürize etmek gerekirse: Ne mucizesi kardeşim, o magnetizma! Ya da ne şeytanından bahsediyorsun, anot katod, vesaire.. Ruh değil, mıknatıs! Filan gibi..)

    Bu bakımdan, vulger materyalizmin en azından başlangıçtaki kabalığını, hatta aynı reaksiyoner tavır içinde hilekarlık olarak gördüğü felsefeyi bile reddedip kimi felsefi problemleri de bilimsel somut araştırmalarla çözmeye kalkışmasındaki tarihsel inceliği göz ardı etmemek gerekir. Nihayetinde dine ve bin kusür yıldır hristiyanlığın yetiştirmesi gibi büyütülmüş olan idealist felsefe ürünü tonla abuzittinliğe karşı, bilinci ve sosyal fenomenleri bütünüyle fizyolojik süreçlere indirgeme çabalarına kadar gitmiştir bu pozitivist tepki. Ve düşüncelerimizin, duygularımızın, kavramlarımızın mutlak belirleyicisi olan somut fizyolojik süreçleri arayıp durdular,arayıp durdular.. (Ağlıyorum çünkü hormonlarım var, böyle düşünüyorum çünkü şöyle şöyle bir iklimde yaşıyorum, şunları şunları yiyorum, gibi, gibi..)

    İşte bu ve benzer şekilde tasavvur edilebilecek sayısız önerme ve genellemelerin, Marksizm’le ve diyalektik materyalist tarih anlayışıyla zerre alakası olmadığını görmek hiç de zor değildir.

    Marksizmin tartışılmaz olduğunu filan söylemiyorum. Ama Marksist literatürdeki hemen hiçbir kategori, aha budur, bu da bundan gelir şeklinde kaba bir nedensellikle ele alınmamıştır. Önce mevcut soruya felsefenin temel problemi etrafında bir cevap verilir, ve/ama sonrasında bu cevabın ancak felsefenin temel problemi çerçevesinde anlamlı olduğu, öte yandan aynı kavram ve kategorilerin “pratikte” mutlak bir şekilde karşı karşıya getirilmesinin “ahmaklık” olduğu bile söylenir. (Örnek: Sosyal varlık-Sosyal bilinç ilişkisi, tekil-tikel-tümel ilişkisi, madde-bilinç ilişkisi, alt yapı-üst yapı, pratik ve teorik, vs. vs..)

    Ben Popper’i severim. Althuser’i de. Üniversite yıllarında bolca ve keyifle okumuşluğum çoktur. Yine de Popper’in +/-2 nin karesi üzerinden Engels’e ve yadsımanın yadsıması gibi marksist kavramlara yönelttiği eleştiriler Karl Barth’ın tarih anlayışını adam etmez. James William’ı hiç etmez. O zaman (girişte de belirttiğim gibi) geriye ne kalıyor? sorusu belirir. Şu kalır: Evet Marks, sosyo-ekonomik formasyonların tarih ve insan üzerindeki belirleyiciliğini* çok iyi görmüştür… E allah razı olsun diyelim bari.

    Öte yandan, gerçekte var olan tek şeyin sosyo-ekonomik formasyonlar olması (ki buna hayatta kalış da diyebilirsiniz) tabiat bilimlerindeki nicelik-nitelik ilişkisinin veya karbon-elmas dönüşümünün ya da çift yarık deneyinin sosyal bilimlere şablonlanması değildir.

    Benim çocukluğumda mesela, arabeskçisi popçusu, türkücüsü fantezicisi, her yıl yeni bir albüm çıkarırdı.

    Hiç şaşmazdı.

    Yeni yıl, yeni albüm.

    Şimdilerdeyse çok farklı.

    Nerdeyse 4-5 yılda bir filan çıkıyor albümler.

    Niye acaba?

    Karl Barth olsa, sanatçının manevi krizi derdi kesin.

  44. ” Bunları ister eleştiri, ister hakaret olarak alın. Hakaret olarak alırsanız nefret eder körelirsiniz ; eleştiri olarak anlarsanız sevgiyle gelişir, kim olursa olsun akla saygı duymaya başlarsınız. Bu yöntemle sizinde aklınıza saygı duyulacaktır.

    Akıl, saygı duyulmasını zorunlu biçime getirendir.”

    İyi de burada sana söylediklerimizi hep hakaret olarak algıladın hiç kendini geliştirme yönünde kullanmadın, ayrıca akla herkes saygı duyar ama kimin akıllı olduğunu da anlarlar yani. Sen akıllı olduğunu öne sürüyor iddia ediyorsun ve totoloji yaparak da egonu yüceltmeye çalışıyorsun. Kimse bunu yemeyince de kızıyorsun.

    Gelelim sevgili torosa

    “arkadaşlar, ben ne bilim insanıyım ne de felsefeci. her ikisiyle de amatörce ilgileniyorum diyebilirim. ama sizin çok bilgili halleriniz beni gerçekten şaşırtıyor.”

    Bilim insanı veya felsefeci olmadığınızı zaten farkediyoruz da çok bilgili hallerde davranan kim acaba? Hani biri diyordu bilgili olanlar konuşacak bilgisiz olanlar susacak diye. (şimdi yukarıdaki gibi ismet hoca böyle bir şey demedi derseniz yine bulup getiririm)

    “Tesadüf, doğal seçilim, mutasyon gibi kavramlar evrimi açıklamaya yetmiyor. İsmet Hoca, evrimin temelinde, hücrelerdeki-genlerdeki bilgi kaydının olduğunu söylüyor. Hücreler, duyu organları vasıtasıyla çevreyi algılıyor, kolların, bacakların dişlerin vs. nasıl olması gerektiğine, çevre koşullarını hesaplayarak karar veriyor.”

    Peki neden gereksiz bir sürü organ, diş, uzantı vs var? Şimdiki hücreler hesaplayamıyor mu çevrelerini ve gereksiz hatta zararlı organlardan kurtulmuyorlar?

    Veya başka bir soru sorarsak…

    Bir ormanda yeşil kelebeklerin bulunması, kelebeklerin hücrelerinin hesaplaması sonucu kanat renklerini yeşilleştirmeleri midir?

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  45. sevgili arkadaşlar, bir konuyu tekrar açıkça belirteyim: DOM bir model önermiyor, öyle olsaydı siyasi bir örgütlenmeye dönüşürdü. ayrıca arıları, atları eşekleri model olarak alalım demiyor dolayısıyla sürüler bizi ilgilendirmiyor. DOM’u okumadan, kafanızdaki şablonlara göre DOM’u değerlendirmeye kalkarsanız hata edersiniz.

    DOM; atom, molekül hücre ve beden gibi oluşumlardaki sistemden esinlenelim, (gamaro, bu sistemde iyi veya kötü diye bir kavram yok) aklımızı ve tecrübelerimizi kullanarak doğayla uyumlu bir toplum yapısı oluşuturalım, bu yapı statik değil dinamik olmalı, ihtiyaca göre sürekli kendini yenileyebilsin, neyin nasıl olacağına bir lider veya dar bir grup değil toplumun kendisi karar versin diyor.

    KaptanMosey, sorularınızı DOM daha iyi cevaplar, lütfen oraya bakın.

    xenix: kullanılmayan veya işe yaramayan organlar zamanla yok oluyor, tamamen yok olmamışlarsa evrim devam ediyor. bazı hayvanlar korunmak amacıyla renklerini çevrede farkedilmeyecek hale getiriyor.

  46. KaptanMosey’in soruları geçiştirilmiş. neden? belli ki ayrıntılı açıklama bekleniyor. uzun uzun yazılmış. şuraya bak buraya bak demektense sorular en azından birer satır cevaplansa fena mı olur?
    bir teorisi olan insan teorinin eleştirilerini “teoriyi bir daha oku istersen” diye mi cevaplar?
    bu kolaycılık değil mi?

  47. Sevgili toros, şu “DOM u okumanız gerekiyor” sorununuzda DOM da bir çözüm var mı? Varsa çok sevinirim uygularsanız.

    Israrla okumanız gerekiyor diyorsunuz, hatta hocanız da getirip uzun uzun yapıştırdı yazılarını ama hiç bir soruya cevap veremedi o da. Klasik cümleler hep tartışmadan kaçmak için

    • Dom’u okumalısınız
    • Bilmeyenler konuşmasın
    • Tartışmanın amacı şu olmalı

    Ha bi de “hocamız öyle demedi, DOM böyle demiyor”.

    Getirip yapıştırınca da, DOM’u tekrar okumalısınız. 🙂

    Hem gamaronun hem kaptanın IQ ları 140 tan fazla ve aynı derecede bilgilerini de defalarca kanıtlamış kişiler. Fazlasını değil ortalama insan zekasına saygı bekliyoruz.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  48. Bilgisiz insanların ön yargılı bir biçimde konuşmasına 3 tane çözüm bulabilirmisiniz

  49. Bilgisiz insanların ön yargılı bir biçimde konuşmasına 3 tane çözüm bulabilirmisiniz

    Elbette bulabiliriz.
    1- Dilleri kesilir
    2- İdam edilir
    3- Kimsenin duyamayacağı hapse atılır

    Eee.. Bu mu amaç? Sanki herkes bilgili doğuyor. Konuşa konuşa öğreniyorlar işte. Bilgi henüz tablet halinde hap gibi alınmıyor.

    <a href=”http://www.sonsuz.us/users/xenix>

  50. Bir bilen lazım, bir bilen olursa kimin bilip kimin bilmediğini ayırt edebiliriz:))

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.