Allah ve Zaman

Bugüne kadar bir çok islami forumda, tartışmada karşıma çıkan “Zaman” ın “Allah” tarafından yaratılmış bir şey olduğuna yönelik bir anlayış. Bu inancın kaynağının ne olduğunu bilmiyorum. Kuran’da böyle bir ayete rastlamadım. Zamanı, Allah’ın yarattığına değilde, Allah katındaki zamandan bahseder. Ve bunun dünya zamanı ile farklı oluşundan.

Şimdi Zaman’ı Allah’ın yarattığını düşünen müslüman arkadaşlarımıza soruyorum. Bu inancınızın temeli nedir? Ve birde bu konuda ki açıklamanız nedir?

Yani bildiğiniz gibi zaman, öncelik sonralık ilişkisidir. Oluşan olayları önce-sonra diye sıraya dizersiniz ve zaman anlayışımız doğar. Bir şeyin yaratılmadığı an ve yaratıldığı an diye iki kısma ayırırsak yaratımı. Zaman yaratılmadan öncesi ile, yaratıldıktan sonrası arasındaki ilişkiyi nasıl açıklarsınız?

Belki kafama takılan soruyu daha iyi açıklayabilmek için zaman çizelgesine ihtiyaç duyuyorum.

<———–Z.Ö————–Z—————Z.S.————->

Yani görünen o ki, zamanın yaratıldığı andan öncesini de ayıra bildiğimize göre zaman orada da var. Daha karıştırırsak konuyu, Allah önceyi, sonradan öncemi yaratmıştır, sonradan sonra mı?

93 yorum “Allah ve Zaman”

  1. Bu sorunun cevabı aslında çok basit ; bunun sebebi yaratıcı olması nedeniyle böyle olmak zorundadır..İSlam inancında yaratıcı olan 1 adettir. yani başka yaratıcı olamaz. eğer zaman yaratılmadan önce var olsa idi. zamanın yaratılmasından önce ve sonra diye bir şey de var olabilirdi. Yani zamanında içinde yaratılacağı bir “zaman” dilimi. bu sonsuz bir şekilde iç içe döngüsel bir varlıklar zinciri olmayı gerektireceğinden yaratılma hiç bir zaman gerçekleşemeyecektir.
    Ama reaalite; yani zamanın varlığını kabul ettiğimizde yaratılarak var olabilmenin koşulu ancak zamansız öncesiz sonrasız bir yaratıcının varlığı ile mümkün olabilir. Ve zıtlık ilkesi gereğince yaratılan varlıkların hiçbirisine benzememesi , cağrıştırmaması ve onlardaki akıl ile anlaşılamaması gerekir. ancak bu sayede Sonsuz Us yaratılabilir.
    Yani elinizdeki aracın yetenekleri doğrultusunda ve onun kısıtlamalarına tabi olarak ölçüm yapabilirsiniz ancak, eğer bu kısıtlamaların farkında olmazsanız, Us ‘unuzu Sonsuz Zan edebilirsiniz.
    Ama kısıtllamaların farkında olmak, sonsuz yapmasa bile en azından nerede başlayıp nerede bittiğini anlamanıza sınırları tesbit etmenize ve kontur çizgisinden itibaren onu tanımlamanıza olanak sağlar..
    Yani zamandan önce olabilmesi, Ancak Mutlak bir varlık olarak Zamanın var olabilmesi ile mümkün olabilir, bu ise yaratılış düşüncesine aykırıdır. Çünkü Mutlak varlık sahibi tek şey İslam inancında Allah’tır.
    Eksikliklerden beri olduğu içinde kendisinden önce sözkonusu değildir. dolayısı ile Ezelidir. Ezeli olması ve eksiklikten beri olması sebebiyle Ebedidir.
    Kavramlar düşünceler ve bu düşüncelerden üretilmiş ne var ve akla gelen her ne şey var ise bunların hiç bir eksikliği olmadan tamamı “yaratılmıştır.”
    Us’umuzla düşündüğümüzd e bunu anlıyabiliriz. Ama Usun sınırlarının farkında olarak yapılan bir düşünce ile…
    Zaten sınırları olmayan bir sonsuzluk insan için yoklukla eşdeğerdir. Özellikle insan algısı için…

  2. hangi parametre kullanıyorsun bilemiyorum, ne demek istediğiniz anlaşılmıyor..

  3. Biz 4 boyutlu bir evrende yaşıyoruz. En, boy, derinlik ve zaman. Diyelim ki başka bir evren var ve burada 4 değil de sadece üç boyut var: En, boy ve zaman. Yani derinlik yok. Burada yaşayan canlılara görünecek olursak bizi bir çizgi şeklinde görürler. Biz onlara bir derinliğimizin de olduğunu söylersek bunu kavrayamazlar.

    Bazı bilim adamları bulunduğumuz evrende en/boy/derinlik/zaman dışında başka boyutların da olabileceğinden söz eder. Bu durumda biz de 3 boyutlu evrende yaşayan canlıların pozisyonunda oluruz.

  4. “Kavramlar düşünceler ve bu düşüncelerden üretilmiş ne var ve akla gelen her ne şey var ise bunların hiç bir eksikliği olmadan tamamı “yaratılmıştır.”
    “

    İmalathanede görevli miydin o esnada?

  5. Bu örneği bi yerlerde okumuştum.

    ”
    Siz 2 ayaklı bir oturak düşünün. Oturagın iki arka ayagı yok. Ama oturak devrilmemiş. Çünkü onu tutan başka
    bir oturak var ve bu oturagında iki arka ayagı yok. Ama bu oturakta ayakta çünkü onuda tutan ve iki arka ayagı
    olmayan başka bir oturak var. ve bu böyle devam ediyor. Gözünüzde canlandırın bunu. Aynı şekilde devam
    ediyolar.. Hep birinin iki ayagı yok ve hep biri digerini tutuyor. Siz ilk gördüğünüz iki ayagı kırık olan
    oturagın önündesiniz. Şöyle bir kafanızı kaldırıyorsunuz.. O kadar çok arka ayagı olmayan ve birbirine
    dayanan oturak varki.. göremiyorsunuz en baştakini.. ve bu noktaya dikkat.. her oturugın iki ayagı yok hepsi
    birbirini tutuyo.. ama bunlar ayaktalar.. demekki.. bu oturakların sonunda senin göremediğin 4 ayagıda olan bir
    oturak var.. kii bunlar ona dayanarak ayakta duruyorlar.. sen durdugun noktadan o 4 ayaklı oturagı göremiyorsun..
    ama bunun sonunda 4 ayaklı bir oturak oldugunu mantıken kabul ediyorsun..
    işte bizelere öğretilen bilgi ile Allah’ın başlangıcının olmadıgının kanıtı.. allah o 4 ayak oturaktır..
    bizler yani insanlar, hayvanlar, bitkiler ve dogadaki heer şey ise iki ayagı olmayan ve birbirine baglı olan
    oturaklar…
    “

    Sevgili xenix, yukardaki paragraf sanırım sorunuza hiç bir şekilde cevap değil. Bize göre önce, öncesi olmayan Allah var.
    Önce kavramı hep bize göredir. Bazı kesimler bunu mutlaklık olarak ifade ediyorlar.

  6. Sn Murat Ç. sizin cümleriniz aslında anlatmak istediğim şeyi çok güzel özetlemiş. Mesela;

    “eğer zaman yaratılmadan önce var olsa idi. zamanın yaratılmasından önce ve sonra diye bir şey de var olabilirdi.”

    Yani diyorsunuz ki, zaman; yaratılmadan önce yoktu. Bir dakka ya, önce mi? Önce ne demek?

    Allah zamanı yaratmadan önce var mıydı? Vardı. Ne yapıyordu peki? Düşünmüyor, yaşamıyor, hissetmiyor, bilmiyor, algılamıyor, işitmiyor, görmüyor velhasıl hiçbir sıfatını yerine getiremiyor. (malum zaman yok, nasıl yapsın bunları) Şimdi hiç bir sıfatını yerine getiremeyen bir tanrıya siz VAR der misiniz?

    Sn lc1d18

    “yukardaki paragraf sanırım sorunuza hiç bir şekilde cevap değil.”

    Haklısınız. Sorum herşeyin öncesinde ne var? diye olsaydı, verdiğiniz örnek bir nebze soruma cevap olabilirdi. Ama sorum, Allah Kuran’da söylemediği halde, zamanın neden yaratılmış olduğunu düşünmeniz.

    xenix

  7. “Allah zamanı yaratmadan önce var mıydı? Vardı. Ne yapıyordu peki? Düşünmüyor, yaşamıyor, hissetmiyor, bilmiyor, algılamıyor, işitmiyor, görmüyor velhasıl hiçbir sıfatını yerine getiremiyor. (malum zaman yok, nasıl yapsın bunları) Şimdi hiç bir sıfatını yerine getiremeyen bir tanrıya siz VAR der misiniz?”

    Evet ben buna var derim, aslında yukarıda yazdıklarım mantıksal bir akıl yürütme sonucunda ortaya çıkıyor. ama bunu yapmadan önce nasıl düşündüğümü sorguluyorum.
    Bir insan mantıksal bir çıkarım yaptığında bazı kısıtlamalar tabi olur, bunlardan zamanla ilgili olanlar, önce ve sonra kavramı ile ilgildir sizinde söylemiş olduğunuz gibi. Ancak herhangi bir varlığın veya zamanın yaratılmış olması durumunda, bu büyük bir problemdir, mantıksal çıkarım yapamazsınız, ama insan algısı 3 lü sistemle çalışır. Yani sınırlar, bu sınırın iç ve dış bölgesi ile yani soyut bir kavram olarak düşündüğünüzde “zaman” bu 3 lü sisteme çok fazla uyum sağlayamaz, ama sanallaştırma ile bunu yapmaya çalışsakta, farkında olmadan yine sınırın iç bölgesine düşeriz. Şu an sizin cümlenizde olan şeyde olduğu gibi..
    Siz zamanın sınırları dışına çıkarak, zamansızlık mefhumunu algılamaya çalışıyor, ancak önce ve sonra kavramları ile tekrar sınırdan iç bölgeye düşüyorsunuz. Tanım yapabilmenin birinci şartı sınırı tesbit edebilmek, sonra o sınırın iç ve dış bölgesini farkedebilmekle mümkün olabilir.
    Zaman için bu; zamansızlık mefhumunu anlamak demektir. Mesela ışık hızında giden bir foton, bir maddesel parçacığın göreli veya mutlak hareketi dışında ontolojik olarak var olması vb. bunlar zamanla ilgisi olmayan fenomenlerdir.
    Bunlar zamanın sınırlarını analojik olarak tanımlamaya yarayabilir. Ben bu türden bir düşünce deneyi yaptığımda zamanın bir yaratılmış varlık olması gerektiğini çıkarıyorum çünkü onu bir şekilde algılayabiliyorum onu tanımlayabilirim.
    Onu ölçebilirim, onun hakkında bir takım çıkarımlar yapabilirim. Bunun anlamı zamanın 3 lü yapıyla bir şekilde ilgisi olması gerektiğidir. Bu 3 lü yapı sınır, iç bölge, dış bölgedir. insan tarafından algılanan her türlü ontolojik veya epistemolojik varlık bu 3 lü yapıya sahip olmalıdır. ama 3 lü yapının var olabilmesi ancak bu 3 lü yapıya benzemeyen ve bu 3 lü yapının dışındaki bir varlıkla mümkün ve olanaklı olabilir.
    Ancak bu durumdada bu varlık algı dışı olmak durumundadır.
    İşte zamanı tanımlarken kullanılan, önce ve sonra kavramları yerine sadece var ve yok olarak tanımlamak bu açıdan daha doğru ve gereklidir.
    Bir başka yanılgı ise yukarıda alıntıladığım cümlenizde bariz bir biçimde ortadadır.

        Allah'ı kısıtlı bir varlık olan insan ve onun algıları ile düşünüyor, zamandan önce sıfatlarını yerine getiremeyeceğini söylüyorsunuz, ama bu sıfatları yeterince anlamamaktan kaynaklanıyor. Allah tüm eksikliklerden münezzehtir. o YARATANDIR, hiç bir ortağı yoktur. ondan başka ilah yoktur. yani bir ehaddır. 
    

    Tüm bu sıfatlardan ortak olarak çıkarılacak sonuç şudur. Allah yaşamak, hissetmek, bilmek, algılamak, işitmek, görmek için zamana ihtiyaç duymuyor, dolayısı ile bunların gerçekleşebilmesi için zamanın öncüllüğüne ihtiyaç duymuyor, nedenselliği zaten yaratan olduğu ve kendi yaratmış olduğu şeye tabi olmayacağı içinde bu çıkarımların tamamı yanlıştır.

  8. Hayır orada değildim Sn Yabancı, ama akılla nasıl olması gerektiğini çıkarsayabilirim.
    Yukarıdaki yorumun sonunda yazdığım cümle gereği, var olarak kabul edilegelen (ontolojik / epistemolojik) her şey yaratılmıştır. Çünkü 3 lü yapı ile maluldürler, bu varlıkların var olabilmeleri bu 3 lü yapıda ki varlıkların birbirlerini desteklemesine bağlıdır. yaratılmış olmak bu demektir. Yani ihtiyacı olmak, 1,2ye ,2 3 e var olmak için ihtiyaç duyar. ancak yaratıcı hiç bir şeye ihtiyaç duymayandır. dolayısı ile benzememe kuralı buradan çıkar.
    Eğer 3’lü yapı dışıda bir varlık düşünebilirseniz, bu varlığın yaratılmamış olduğu konusunda bir iddiada bulunabilirsiniz.

  9. Dini aciklama yeni tartismalari beraberinde getirecektir..Kabullenmediginiz dinden konuyla ilgili bir aciklama beklemeniz mantiksiz..Zaten kabul etmiyorsunuz..
    Bilinmeyenin üstüne bilineni uygularsaniz, sonuca ulasilamayacak bir tartisma baslatirsiniz..Zaman nedir? Bilinendir..Allah ise bilinmeyen, en azindan su anda sahip oldugumuz akil ve algilama gücümüze göre..Bilinmeyen hakkinda farazi varsayimlari esas alarak sonuc elde etmeye kalkarsak, cikacak sonucta faraziden öteye gidemez..
    Sonsuz + 1 hakkinda konusmak gibi olur..

  10. Evet bu konuda haklısınız, ama bir noktaya katılmıyorum, o da zamanın bilinen olduğu konusudur. Aslen bilinen demek emin olduğumuzu düşündüğümüz şeyler cinsinden diğer şeyleri tanımlamaktan ibarettir. Emin olduğumuz şeyler ise çok güvenilir değildir.
    Güvendiğiniz şeyler bir gün güvenmediğiniz hale gelirse ona dayanmış olan bütün bilgi sistemi tehlikeye girer.
    Zaman 3 lü yapıya dayanma konusunda algı dışında olan, ancak akıl ve düşünce yoluyla 3 lü yapı ile özeşleşebilen bir özelliğe sahiptir. bu sebeple, tanımı ancak bu soyutlamaların dayandığı güvenilir sağlam temeller ile bunların kaynağı olan inançlara dayalıdır.
    Yani bilgi ve bunu dayanak yapan bilimin, atomu inançır.
    Eğer bilgiye ait bir herşeyin teorisi varsa bunun temelinde inanç yatar.
    Dolayısı ile bilginin kaynağı, inançtır…Allah ise söylediğiniz gibi, biilnemeyen ve hiç bir zaman bilinemeyecek olandır.
    Eğer bilinebilecek olursa, yaratıcı olamaz. Onu bilmekten kasıt zatı değildir. Yani Allah’ı bildiğini söyleyen sufiler onun zatını değil, sıfatlarını bilirler.
    Akıl ve algılama gücü zamanla veya çalışma ile artan bir şey değildir. Bu fiziksel bir gerçeklik ve sınırlamadır. Dolayısı ile zamanla anlama imkanımız yoktur.

     Mesela sonsuz + 1 ifadesini şimdi algılamıyorken zamanla anlayabilir miyiz ?
    
  11. Zaman herseyin yaratilmasiyla yaratilmistir..Zira Allah’in nezdinde Zaman mevhumu yoktur..
    Bu konuyla ilgili Hz.Peygamberimizin Mirac olayini incelersek orda zaman kavraminin olmadigini net görürüz..

  12. Akılla anlaşılamayacağını iddia ettiğiniz bir şeye akılla ulaşmanız gerektiğini belirtmişsiniz. En azından bu inancın mantık sınırları içinde olmadığını da mantığınız almış.

    Zamandan önce hiç bir şey yoktu. Çünkü “önce” yoktu.

    )kapa parantez

  13. “Hayır orada değildim Sn Yabancı, ama akılla nasıl olması gerektiğini çıkarsayabilirim.
    Yukarıdaki yorumun sonunda yazdığım cümle gereği, var olarak kabul edilegelen (ontolojik / epistemolojik) her şey yaratılmıştır. Çünkü 3 lü yapı ile maluldürler, bu varlıkların var olabilmeleri bu 3 lü yapıda ki varlıkların birbirlerini desteklemesine bağlıdır. yaratılmış olmak bu demektir. Yani ihtiyacı olmak, 1,2ye ,2 3 e var olmak için ihtiyaç duyar. ancak yaratıcı hiç bir şeye ihtiyaç duymayandır. dolayısı ile benzememe kuralı buradan çıkar.
    Eğer 3’lü yapı dışıda bir varlık düşünebilirseniz, bu varlığın yaratılmamış olduğu konusunda bir iddiada bulunabilirsiniz.”

    Aklın tanımı nedir? Buyrunuz, Wikipedi diyor ki—>

    “Akıl (logos, epistêmê, intellectus, intelligentia, ratio, entendement, understanding) geniş kapasmıyla kösnüllüğün karşısındaki zekâ olan düşünme gücüdür. Daha dar bir kapsamdaysa akıl, anlayış karşısında ruhun bir bütün olarak anlama, (doğru) kavrama (soyutlama) hükme varma kapasitesidir. Kısacası akıl, birbiryle bağlantı kurarak kıyaslayan, inceleyen düşünce ve anlama, yani kelimelerin ve kavramların anlamlarını bilme yeteneği demektir”

    Önce buradan başlayalım, dikkat edersek aklın düşünme gücü olduğuna vurgu yapılıyor. Düşünme, sorgulama, sonuç elde etme, kavrama, adlandırma becerileri insani niteliklerdir bu durumda ortaya çıkan sonuç şudur; allah fikri bir insanın gözlemleri sonucu ulaşmış olduğu bir tür ADLANDIRMA dır. Zira tersi olsa idi birilerinin bize aha tanrı burada gelinde görün demesi gerekirdi değil mi? Eğer tanrı inancının sistematik bir düşünüş ve yaşayışı temsil ettiğini ve kişinin o fikri kabul ettiğinde malum sistematiğin içinde daha DOĞRU bir insan olma olasılığının yüksek olduğunu iddia ederseniz daha anlaşılır bulabilirim.

    Eğer ihtiyaçsız olan birşey var ise ve ben (insan) bunu akıl ile dahi kavrayamıyorsam. Yani hep bir çelişki var yazınızda. Hem ihtiyaçsız diyoruz hem akılla kavranamaz diyoruz, hem ihtiyaçsızlığın ne olduğunu bilemeyecek bir formuz. Ne oldu, hepsi birbiriyle çelişiyor bunların.

    ‘Benzememe kuralı’ buradan çıkar demişsiniz. Bu ifade bana şunu anlatıyor; Benzemeyen ve kavranamayan bir adalandırma bir DİN’in bulduğu kurnazca bir formüldür.

  14. Gözlemleri sonucunda ulaşmış olduğu bir adlandırma değildir. Ama bundan tamamende azade değildir. Evet bir gözlem vardır. Ama bu dolaylı bir gözlemdir. Olana bakıp olmayanı görmek gibi… ama burada olmayanı görmek için bile daha önce o varlığa ait bir fikrin olması gerektiği için, tam olarak budur da diyemeyiz.

    Bu yazılarımda çelişki olarak gördüğünüz ifadelerin sınırlarından bakarak görebileceğiniz bir ara durumdur. Bunlar çelişki değil, potansiyel farkın oluşabilmesi için gerekli zıtlıklardır. 3 ‘lü yapı bu sayede var olabilir ve insan aklı bu sayede akılla anlaşılamayacak bir şeyi, aklının arkası dönükken hissedebilir.

    Çelişkilerin arasından bakınız. çünkü ihtiyaçsız olan şey akılla algılanamaz, sınırları yoktur, bir konumu yoktur, içi yada dışı yoktur. Ama yinede vardır. Çünkü bizim evrenimiz ihtiyaçlar evrenidir. Bizim evrenimiz sonsuz nedensellik içerisinde var olmuştur. Herşey bir şeyin nedeni veya sonucudur. aslında bu nedenselliğin nerede başlayıp nerede bittiğide belli değildir. bilim ilerledikçe iç içe ortaya çıkan fraktaller gibi, sürekli birbirine benzeyen yapılar bulunmakta bir zamanların neden sonuç ilişkileri arasında ,bir zaman sonra sonsuz sayıda nedensellik ilişkileri tesbit etmekteyiz.
    Ve bu ne kadar derine inersek inelim hiç bir zaman değişmeyecek olan bir döngüdür.
    Dolayısı ile bu şekilde var olabilmek için kendinden önceki bir nedene muhtaç olan herhangi bir neden, sürekli düşmekte olan bir taş gibi hiç bir zaman varış noktasına ulşamamaktadır. aslında bir süre sonra nereden başladığıda belli olmamakta, ama tek başına varlığını borçlu olduğu bir kendinde olana dönüşememektedir. sonsuzdan gelen bir neden mantıklı değildir. Matematikteki sonsuzluk ifadesi gibi sonsuz + 1 neden sonsuz olup bir ilk neden olmadığı halde var olmayı bu ise sonsuz sayıdaki nedenin sıfır nedenle ortaya çıktığını ima etmektedir.
    1 sayısı bile sıfır nedenden büyük olduğuna göre sonsuz adet nedenin olmayan bir nedenle ortaya çıkması gibi absürd bir durumu ortaya koymaktadır.
    Yapmanız gereken basit bir limit hesabıdır. Sonsuz adet nedenin eksi ya da artı yöne ilerlemesi yani sonsuzdan bire veya birden sonsuza ilerlemesinde olduğu gibi, Limit hesabı ile hiç bir nedenin gerçekleşmemesi sözkonusudur.
    Yani nedenselliğe dayalı bir evrenimiz var ve nedensellik sonsuzan gelip sonsuza gidiyorsa nasıl oluyorda hala var olmaya devam edebiliyor. ?
    Bir başlangıç olmalı ama bana bir başlangıç bulsanız bile ben size şu soruyu sormaya devam edebileceğim..
    “Peki bu başlangıcın nedeni nedir ?” siz bu sorunun cavabını verdiğinizde ben size sorumu hazırlamış olacağım.Hatta ben hayatta bile olmasam bu soru sorulmaya devam edecek…
    İşte böyle bir durumda soru sormayı durdurmamak için nedensiz bir başlangıca ihtiyaç duyacaksınız.
    Mesela Evrenden öncesini ve nedenini bilemediğiniz için onun bir amacı olmadığını söylüyoruz. Dolayısı nedensiz başlangıcımız Evren oluyor bu durumda…Ama evreni oluşturan neydi, siz diyeceksiniz ki bir tekillik, peki tekilliğin nedeni neydi ? Cevabı şimdilik bilmiyorsunuz ama bir cevap bulduğunuzda diyelim ki A , ben diyeceğimki A nın nedeni neydi ? Cevap B ; B nin nedeni neydi ? bu böyle sınırı ve sonu olmayan bir şekilde devam edecek…
    Ve siz benden bıktığınız bir gün diyeceksiniz ki onun nedeni(nasıl) yoktu..
    Ama bu nedensiz bir amaç olmayacak mı ? Bir başlangıç yani anlam noktası…
    Peki böyle bir Neden (Nasıl) hangi şartlara sahip olmalı sizce ?
    Ben işte böyle bir nedenin taşıması gereken şartların ne olduğunu ifade ediyorum .
    Bir defa benim bu Z nedenine “nasıl ,Neden oluyor ?” sorusunu yöneltememem lazım…
    Dolayısı ile sizin kurnazca formül dediğiniz ama aslında akli bir çıkarım olan sonuca varıyorum.
    Yani ihtiyaçlar zinciri anlamına da gelen nedensellik zinciri dışında bir varlık, benzememe kuralı, kavranamazlık, kuralı….
    Bunlar kurnazlık değildir. Bunlar aklın sınırına gelip, orada ne var ne yok demektir. Aklın kölesi olmak değil onu kullanmaktır. Onun sınırlarını tesbit etmektir.
    Şayet sorular sorulmasından rahatsız olmuyor, aslında sürekli sorular sormanın hiç bir cevap almamakla eşdeğer olduğunu düşünmüyorsanız, ömrünüzün her salisesini 1000 yıllık bir ömre çevirip, her saliseyi bir sonraki soruyu cevaplamak için harcayacaksanız neden olmasın, bu fraktalde kaybolabilirsiniz ?
    Ama bu çoğu insan için oldukça rahatsız edicidir.
    Dolayısı ile sınırlara ve sonlara başlangıçlara duyulan özlemdir inanç ve Din.
    İnsanoğlu derisile sınırlandırılmış, sınırları olan bir evrende yaşadığı halde nedensellik ilkesinin sınırsızlığı ona büyük sıkıntı verir..
    Aslında bir tür umutsuzluk ve boşa uğraşma düşüncesi…
    Hedefe hiç bir zaman ulaşamayacağınızı bildiğiniz zaman, nasıl olurda hedefe gitme isteğini kendinizde bulabilirsiniz.
    Sizi güdüleyen motivasyon ne olur ?

  15. Zaman kavramını şu anki evreni algılayışımızla bile tam olarak algılamak zor iken zamansızlık üzerine “akıl” yürütmenin sağlıklı olmayacağı açık. İçinde kapalı olduğumuz bu yasalara dayalı evrende zamana ve fiziksel kurallara bağlı olarak yaşadık hep ve bundan farklı bir evreni felsefik anlamda bile tanımlamamız zor iken bunu buradaki bazı arkadaşların sanki tecrübe etmişler gibi anlatmalarını oldukça yüzeysel buldum.

    Şimdi bu konuda konuşmadan yada akıl yürütmeden önce herkesin kabul etmesi gereken birşey var o da bu konuda aslında hiçbirşey bilmediğimizdir. Bundan sonra çeşitli analojilerle birşeyleri kılıfına uydurmaya çalışabilirsiniz. Bu anlamda ben de bu konu üzerinde düşündüğüm bir olasılığı yaziyim.

    Evren bildiğimiz anlamda tek olmayacağı gibi dolayısıyla zaman da sahip olduğumuz tek zaman boyutu olmayabilir. Birden farklı zaman benzeri boyutlar katman şeklinde iç içe duruyor olabilir zira m teorisi 11 boyutlu bir evren teorisinden bahseder. Tekil bir zamansal boyutun içerdiği “zaman öncesi” mantık hatasından kurtulmanın tek yolunun da bu olduğunu düşünüyorum. Ancak determinist bir yaklaşımla neden sonuç ilişkilerini bağla bana açıkla derseniz büyük olasılıkla açıklayamam çünkü elimde şimdilik bunu destekleyebileceğim bir veri yok. Salt çıkarımlar üzerinden konuşmayı da çoğu zaman yetersiz buluyorum.

    Bunun yanında bu işin dinsel kısmına girmek pek istemiyorum zira desteksiz analojilerden pek hoşlanmam.

  16. Varlıkları ontolojik veya epistemolojik olarak ifade etmenin, basit bir kuralı vardır. Sınırlar belirlersiniz.
    yani ontolojik anlamda varlık ise tanımlamak istediğiniz. o varlığı çevreleyen ama o varlıktan farklı olan diğer varlıklar cinsinden tanımlanması gereken varlığı tanımlarsınız.
    eğer kavramsal düzeyde veya soyutsa varlığınız, onu tanımlamakta ayı şekilde olur. Yine soyut anlamda o varlıktan farklı varlıkları o varlığın çevresine doldurup onun için bir sınır belirlersiniz. Yada daha küçük sınırlı parçalar bölersiniz, ama bu da onu sınırlamak anlamına gelir tıpkı zamanda olduğu gibi, eğer bir saniyeyi diğerinden ayıramasaydık onun varlığı hakkında ne söyleyebilirdik. ?
    Hiç bir şey …

    Evet sınırları olmayan bir varlık yoktur. İnsan aklına göre..Acaba gerçekten öyle mi ? İşte aramamız gereken cevap budur. Zamanı parçalara böldüğümüzde onu iki olay (mesela iki saniye arasındaki tik sesi, hareketi vb vb.) ile sınırlamış parçalamış bölmüş oluruz. bu aslında zamana değil iki olayın sınırlarına bakmaktır. bu olaylar birbirinden ayrılamaz olursa buna aynı andalık denir , bu durumda tek bir olayın trilyonlarca farklı parçadan oluşmadığına dair kanıt elimizde yoktur. Sonsuz sayıda da olsa o bizim algımız ve aklımız için sadece ve sadece bir adet olaydır. çünkü o sonsuz olayı birbirinden ayıracak sınırlar bizim algımızın dışındadır. bizim için yoktur dolayısı ile o sadece 1 olaydır .
    Bakın bu olay yapılacak yeni gözlemlerle tesbit edilecek bir şey değildir. Bu yapmış olduğumuz gözlemleri irdelemekle anlayacağımız bir şeydir. Bir gözlem yapıp bir varlığa var demek için ne yapıyoruz ? Soru bu ?
    Sınırlar koyuyor parçalıyor bölüyor topluyor çıkarıyoruz.
    Peki bir sınır koymak bölmek aslında yoklukta neye sebep oluyor.
    Niteliksel veya niceliksel farklılıkların meydana geldiği, 3 bölgenin oluşmasına sebep oluyor. Bunlar sınırın kendisi, sınırın çevrelediği alan, sınırın dışında kalan alan… Sınırın içinde kalanla birlikte sınıra bir ad veriyor ve onu var olarak kabul ediyoruz.
    Peki yaptığımız bu gözlemi tersine çevirirse ne olur ?
    Sınır kalkar niteliksel veya niceliksel farklılıklar ortadan kalkar, daha önce VAR dediğimiz şey artık yok olur. dolayısı ile VAR ‘lık şartı farklı en az 3 bölgenin var olmasıdır. bu 3 bölge birbirine sıkı sıkıya bağımlıdır. yani bir tanesi bile olmasa VAR lıktan sözedemezsiniz. buna ihtiyaç denir hani her bir bölge diğerine VAR’lık anlamında ihtyaç duymaktadır.
    İşte zamansızlık sınırın olduğu bölgenin dışında olan şeydir. yani iki salisenin arasında olan şey, bu o kadar ince bir dilimdirki, iki an ile daha küçük zamanlara bölünebilir, matemetiksel olarak sonsuz ince olmasına karşın fiziksel olarak belki Planck zamanından daha ince dilimlere verilen addır.
    İşte zamansızlık bu anlarda sözkonusudur ki zamanın var olmasını sağlarlar. ayrıca kendileride kendileri gibi olan iki dilimi ayıran zaman parçaları sayesinde var olabilirler. eğer var olmazlarsa mantıken zamanın en küçük birimleride birbirinden ayrılamaz, birbirinden ayrılmayan varlıklarda bir ve aynı şeydir. Eğer evren büyüklüğünde veya daha büyükseler bu onları yoksaymak için geçerli bir nedendir. Yani kısaca zaman ancak zamansızlık parçaları arasında ise anlamlı bir varlığa sahiptir.
    Yada sevgili Aelfric’in dediği gibi farklı nitelikte zaman cinsi ile çevrili ise…
    Bu açıdan bakıldığında zaman da zamansızlıkta mantıklı bir çerçeveye oturur çünkü aklın alabileceği sınırlara sahip olmuş olur.

  17. Bahsettiğiniz 3 lü yapıyı daha detaylı başka bir konu olarak açabilir misiniz?

    Bir de bizim evrenimiz nedensellik ilkesine göre davranmaz. Sadece insan zihni onu nedenselliğe indirgemeye çalışır. Nedenselliği de olayların öncelik-sonralık ilişkilerine göre genelleme yaparak ortaya koyar. Yani işin aslı, zihnimizin kurbanı oluruz.

    xenix

  18. Einstein’a göre zaman görecelidir. Dünyadaki zaman ile uzaydaki zaman birbirinden farklı olacağı gibi evrenin bazı yerlerinde zaman hiç yoktur. Zamanın mutlakiyeti yoktur. O halde herşey zamanın üzerine bina edilemez. Zaman; -sonsuzdan, +sonsuza varlık belirtmez. Demek ki sınırı var herşeyi kapsayamaz. -Sonsuza dayanmadığı için -sonsuza dayanan bir güç tarafından sonradan var edilmiştir.

    Oluşan olayları önce-sonra diye sıraya dizersiniz ve zaman anlayışımız doğar.

    Bu yorum aslında cevabın ta kendisi..:). Zaman zaman olarak tanımlanmaya başlandığı andan itiberen başlamıştır. Yani; zaman bir tanımdır, kavramdır.

    Bir şeyin yaratılmadığı an ve yaratıldığı an diye iki kısma ayırırsak yaratımı. Zaman yaratılmadan öncesi ile, yaratıldıktan sonrası arasındaki ilişkiyi nasıl açıklarsınız?

    Bir hardware dediğimiz şey vardır.
    Bir de software dediğimiz şey vardır.

    Hardware = Madde
    Software = Elle tutulup, gözle görünmeyen olgu ( Zaman vb.. )

    dersek; PC’ den önce, PC’ den sonra diye açıklarım. Yani bir PC vardır. Bir de bunu icad eden kişi. Yaratan ve yaradılan ilişkisi…

  19. Anlamdır, tanımdır. Ama bu tanımı, anlamı yapacak bir tanrının olması bile yeterlidir. İlla ki insanın anlamlandırması gerekmez. Ha dersen ki, Allah tanım yapmaktan, kavramaktan, anlamaktan münezzehtir o zaman başka tabi.

    (Ayrıca zaman soyut bir kavram değildir. Maddeye ve harekete (değişime) bağlı bir kavramdır)

    xenix

  20. Zaman göreli olabilir (daha doğrusu görelidir) ama vardır, yani sadece bi tanım, bir zan veya algısal bi yanılgı filan değildir, lütfen 🙂

  21. Kafamdakileri tam olarak aktarabilir miyim bilmiyorum ama şöyle düşünüyorum. Evrensel tek bir an var, olmuş ve olacakların hepsi onda, holografik bir evren bu. Zaman ise gözlemcinin algı kapasitesi dahilinde isimlendirdiğimiz bir değer. Hani şu örnek vardır ya dağın tepesinden bakan bir kişi (buna tanrısal bakış diyelim) ve nehir kıyısında birbirlerine farklı mesafelerde duran iki kişi, önlerinden bir nehir akmakta, nehrin akış doğrultusuna göre de 1. kişinin önünden balıklar geçti, onlar geçmiş oldu, ama ondan sonraki noktada duran kişinin de gelecekte göreceği balıklar bunlar. Tepedeki herşeye hakim noktadan gözlemleyen için ise hepsi tek bir an. Olmuş ve olacakların hepsi orada.

  22. Bu dediğiniz bakış açısı zamanın göreliliği ile ilgili. Yani şu an evrende henüz daha zaman geçmemiş noktalar var. Evrenin bazı noktaları 15 milyar yaşındayken, evrenle birlikte oluşan bazı parçacıklar daha bir kaç saniye yaşında. Üstelik evrenin oluşumundan bu yana varlar.

    Ama söz konusu zamanı yaratmaya gelince, zamanın dışında olmak yetmiyor. Çünkü yaratmak bir eylemdir. Ve tüm eylemler zamana tabidir.

    xenix

  23. Evet barden.. ama şöyle bi sorun var örneğinizde; o tepeden bakan da “zaman” içinde hala.. Yani tepede olmak zaman dışılığı sağlamıyor, ölçeği değiştiriyor sadece.

    Temel problem şu: zaman kavramı gerçek midir, yoksa sadece insan bilincinde varolan bir takım katıksız soyutlamalardan mı ibarettir?

    Bu sorunun tarihsel yolculuğu az çok şöyle:

    Materyalistler zaman’ın bizim bilincimizden bağımsız olarak varlığını ve gerçekliğini kabul etmişlerdir.
    Pek çok idealist filozof ise (örn. Berkeley) zamanı bütünüyle insan bilincine bağımlı olarak tanımlamıştır. (yani zaman’ın insan bilincinden bağımsız olarak varolabileceğini reddetmiştir)

    Yalnız şunu da belirtmek lazım ki, zamanla ilgili sorun zaman’ın gerçekliğini kabul etmekle ile bitmiyor… Aynı zamanda onun (zamanın) mekan, madde ve hareketle olan ilişkisini de tanımlanmak gerekiyor.

    Örneğin 18. ve 19. yüzyıldaki tabiat bilimleri (Newton’la birlikte) zamanın objektif mahiyetini ve varlığını kabul ediyorlardı, lakin zaman denilen şeyi hem mekandan hem de madde ve hareketten bütünüyle bağımsız ve ayrı bir bileşen olarak düşünüyorlardı. Bunu da 20. yüzyılda Einstein düzellti ve tüm bunların (zaman, mekan, madde ve hareketin) evrensel ve karşılıklı bir ilişkinin parçaları olarak birbirinden ayrılamaz oluşlarını ortaya koydu.

    Benim okuduklarım bu yönde, sevgili xenix hatam varsa düzeltir zaten.

    Yani ne zamansız bir mekan, ne de mekansız bir zaman olamaz.. dersek yanılmış olmayız sanırım. (ha bi sonraki aşama da düşünce zaten. Düşünce denilen şey de en üst düzeyde organize olmuş maddenin ürünüyse eğer, bu durumda zaman dışı bi düşünce de olamaz.)

  24. Ama madem ki konu zaman ve tanrı, o zaman şöyle dikkat çekici bi durum ortaya çıkıyor;

    Yukarda sıralanmış yorumlardan iki alıntı yapalım mesela..

    xenix: “Allah zamanı yaratmadan önce var mıydı? -Diyelim ki- Vardı. Ne yapıyordu peki? Düşünmüyor, yaşamıyor, hissetmiyor, bilmiyor, algılamıyor, işitmiyor, görmüyor velhasıl hiçbir sıfatını yerine getiremiyor. (malum zaman yok, nasıl yapsın bunları) Şimdi hiç bir sıfatını yerine getiremeyen bir tanrıya siz VAR der misiniz?”

    Ve cevaben XINTeorisyen: “Allah’ı kısıtlı bir varlık olan insan ve onun algıları ile düşünüyor, zamandan önce sıfatlarını yerine getiremeyeceğini söylüyorsunuz, ama bu sıfatları yeterince anlamamaktan kaynaklanıyor. Allah tüm eksikliklerden münezzehtir. o YARATANDIR, hiç bir ortağı yoktur. ondan başka ilah yoktur. yani bir ehaddır.”

    Aslında bu tartışma bu şekilde uzayıp gider ve yer yer mantık yer yer de lenguistik dolambaçlar içinde sayısız vardır-yoktur konumu tanımlanabilir.. Ama ben işin burasında değilim. (zaten tanrı diye bişey varsa da yoksa da, bu varlığa (veya yokluğa) ait hakikat kriterinin ispat veya reddedileceği zemin soyut tartışma alanları değildir, asıl çözümleme herzaman pratik -daha doğrusu tarih- içinde yapılabilir.) Lakin dediğim gibi, ben şimdilik vardır-yoktur’unda değilim işin.. Bilakis çok daha farklı bir şeyin peşindeyim ve yukardaki iki alıntıyı da bunun için konuya dahil ettim.

    Soru şu ki; tanrının zaman olmadan (veya zamanı yaratmadan önceki) hali ile zaman içindeki (veya zamanı yarattıktan sonraki) hali bir olabilir mi? Lütfen kimse “önce” ya da “sonra” sözcüklerini kullanmama takılmasın. Çünkü sorulan şey gayet açık aslında; zamanın olduğu veya olmadığı durumlar birbirinden farklı durumlardır ve eğer tanrı varsa bu iki farklı durum içinde de vardır ve vardı, ve zamansızlığın içinde zamanı yarattı (veya başlattı).. Şu halde bu tanrı zamanlı ve zamansız durumların her ikisinde de aynı ve değişmez olarak kalabilir mi?

    Daha da özeti: Zamanı yaratmamış tanrı ile zamanı yaratmış tanrı aynı olabilir mi?

    Bence zamanın başlangıcı, zamanı yaratmamış tanrının zamanı yaratmış tanrıya dönüşümüdür aynı zamanda.
    Bu bakımdan, zamanı yaratmamış tanrı ile zamanı yaratmış tanrı aynı tanrı olamaz.
    Yani Öz’ü itibariyle değişmez ve dönüşmez olduğu kabul edilen bir varlığın başka bir varlığa dönüşümüdür aslında zamanın yaratımı…Diye düşünüyorum.

  25. Tanrı zamanı ne kadar zamanda yarattı acep?

    Muhtemelen şeytan dönüp tanrıya şöyle demiştir;

    -Zamanı yaratman iki saniye sürdü.
    -Nasıl olur ulan daha yaratmamıştım…yaratmadığım şey sürer mi…
    -Sürdü işte…daha hızlı olmalısın…

    Öyle ya “zamanı da tanrı yarattı” demek zamanın olmadığı zamanlar var demekle aynı manadadır…

    Hahaha…

    Zamanla yok olan tanrılar var bir de…

    Her şeye kadir ve bilen olduğundan, yok olacağını da anlayan tanrı;

    -Hay bu zamanı yaratan ellerimin…

    Zaman kötü baba!


    Ne bileyim ben…

  26. Evet anladım Gamaro ve Xenix. Benim maalesef fizik temelim zayıftı, sonradan okuduklarımla evreni anlamaya çalıştım hep. Zaman üstünde düşündüğümde de görelilik ve holografik evren kavramlarını birleştirerek kafamda böyle bir sonuca vardım. Yani görelilikle ilgili örnekte Tanrı herşeyin üstünden, holografik evrene bakıyor. Zaman ve mekan o evrende. Bundan “önce” ezel boyutunda Tanrı ne yapıyordu sorusuna ise yine kendimce şu yanıtı verdim. Kutsal kitaplardaki hikayeler aracılığıyla Tanrı’nın bize anlattığı kadarını biliyoruz. Bizden önce, evrenden önce ne vardı? Belki bin türlü yaratımı oldu ve bunun bilgisi bizde yok. İnsanoğlu’na indirilen kutsal kitapları biliyoruz, belki başka galaksilerin başka kitapları, başka peygamberleri var, belki başka evrenler var kim bilir.

  27. Bizler yaratılmış varlıklarız. Burda varlık derken bu varlığımızın anlamını bir misalle anlatmaya çalışayım. Bir kitap düşünelim. Kitaplar sayfalardan oluşur sayfalarda bir takım harflerin tertibinden oluşur. Biz bir sayfaya baktığımızda gördüğümüz harfleri- hatta harfleride tek tek görmeyizde cümleleri -görürüz. Ama hiç kimse harfleri oluşturan mürekkebi farketmez daha doğrusu dikkat etmez. İşte bizim varlığız harflerin mürekkebe olan nispetidir. Bir mekan içinde bulunduğumuz sürece zamanı kavrayamayız. Bir harf harf olmadan önceki halini bilemez çünkü harftir artık. Harften öncesi diye bir şey yoktur onun için. son söz olarak bir alıntı yapmak istiyorum ;
    “Zaman nedir? Kimse sormazsa ne olduğunu biliyorum. Ama birisine açıklamaya kalkarsam artık bilmiyorum… Eminim ki geçip gitmiş olmasa “geçmiş” zaman olmayacak. Bir şey gelecek olmasa gelecek zaman da olmayacak. Peki nasıl oluyor da geçmiş ve gelecek var olabiliyor? Geçmiş artık yok. Gelecek ise henüz gelmedi. Şimdiki zaman sürekli var ise sonsuzluk olmaz mı? İyi ama şimdiki zaman var olabilmek için geçmişe karışması gerekiyorsa mevcudiyetini yok oluşuna muhtaç olan bir Şimdi‘nin VARlığından nasıl bahsedilebilir? Demek ki zaman yokluğa meylettiği ölçüde var olan şeydir.” (Aziz Augustinus, 354-430)

  28. Bakın işte bu felsefedir ve daha özel bi selamlamayı hakeder. (Augustinus’u kastediyorum, diğerini değil)

    (ve bir başka yüzü de şudur aynı gerçeğin; bu bağlamda cami, fersah fersah gerisindedir hala kilisenin)

  29. Wittgenstein derki;
    “Şimdi geçmiş olduğunda nereye gidiyor? Nerede Geçmiş? İşte felsefenin en büyük zafiyeti!”.
    Augustinus’unda kafası karışmış doğal olarak.Zaman’ın varlığını tasavvur edemediğimiz gibi yokluğunu da düşünemeyiz. Yine ben başa döneyim ” Varlık bir harftir sende onun anlamısın” der İbn-i Arabi.
    Camii ve kilise mevzusuna girmiyorum çünkü ikisi kıyaslanmayacak kadar ayrı şeyler. Kilise ve camii derken İslam ve Hıristiyanlığa gönderme yapıyorsan o başka o zaman. Şununla bitereyim kilise kendine tanrılık atfetmişken- her dediği dogma kabul edilirken- camii den fersah fersah önde demek ne kadar doğru olur.

  30. xenixden daha mantıklı bir soru beklerdim açıkcası.Şimdi bu soruyu müslümanlardan önce fizikçilere sormak lazım onlar ne diyor?madde olmadan zamanın anlamı var mı? tabiki hayır.Zaman madde ve enerjiyle başlamıştır.Dolayısıyla zaman öncesi dediğimiz olgu saçmalıktan ibarettir bir anlamıda yoktur.Eğer zaman öncesinde ne olduğunu merak ediyorsak dış evrenleri ziyaret ederek bunu öğrenebiliriz.

  31. Siz sitede biraz daha vakit geçirin misafir.

    Felsefe ve Cami-kilise benzetmesi de dahil olmak üzere yer yer ve ziyadesiyle anlattım. Küçük bi arama yaparak pek çok başlığa ulaşabilirsiniz.

  32. “Zaman madde ve enerjiyle başlamıştır.Dolayısıyla zaman öncesi dediğimiz olgu saçmalıktan ibarettir bir anlamıda yoktur.”

    Ben de aynen böyle diyorum. Zaten yazımda da bunu anlatıyorum. Ama zamandan önce, zamanı yaratan vardı diye ısrar ediyorlar.

    xenix

  33. Yazdığım programlarda, programın kendi zamanı, kendi öncesi ve kendi sonrası beni bağlamıyor yahu:)

  34. Yazdığın programları ne ara (hangi zamanda) yazıyorsun ki. Eğer hiç bir zaman yazmıyorsan, yazdığın bir program da yoktur.

    xenix

  35. Kodu yazmam ve çalıştırmam için kodun kendi zamanına girmeme ihtiyacım yok. Kodun kendi zamanına girmeden yazılabilir. Belkide şu an meselesi bunu bizim anlamamız için anlatılmıştır. Allah katındaki o anda, evren yaratılıyor ve kıyamet kopuyor. Ne bilieyim şu 2-3 saniye yaşında olan ve evrenin başından beri var olan o yıldız gibi. Belkide büyük patlama ve büyük çöküş hepi topu on üzeri eksi kırküç saniyede olmuştur, oluyordur, olacaktır.

  36. Evet, kodu yazman için kodun zamanına girmeye ihtiyacın yok belki, ama bir zamana ihtiyacın var. Zaman olmazsa kodu neyin içinde yazıcaksın? Kodun kendi zamanına girmeden yazılabilmesi kodun yazarını zamanın dışına atmaz, sadece göreli ve ikinci bir zaman tanımlar, o da yazarın zamanıdır.

  37. “Kodu yazmam ve çalıştırmam için kodun kendi zamanına girmeme ihtiyacım yok.”

    Var demiyoruz zaten. Görelilikten bahsedilmiyor. Mevzu çok basit aslında. Eylem var mı? Var. Ee eylem varsa zaman da var.

    xenix

  38. Enerjinin (evrenimizdeki enerji) özünde iki temel boyutu yok mu aslında xenix?

    1)mekan
    2)zaman

    Mekan kendi içinde üç boyutlu (en, boy, derinlik) Buna karşın zaman tek boyutlu. (kuantum fiziğine göre iki boyutlu olabileceği de söylenebilir belki (hem ileri hem geri) ama konuyu dağıtmamak için şimdilik bunu es geçebiliriz diye düşünüyorum.)

    Ama burdaki sorun zaman ve mekanın varlığından ya da yokluğundan ziyade, bu ikisi arasındaki ilişkiyi ele alırken ortaya çıkıyor sanırım ve Einstein’ın ortaya koyduğu asıl şey de bu değil mi? Yani zaman ve mekanın birbirine bağımlı olmakla kalmayıp, ayrıca bu bağımlılığın hem göreli oluşu, hem de birbirinden ayrılmazlığı.. daha da özeti; bunlardan birisi olmadan diğerinin de olamayacağı..

    Tekrar bi toparlamaya çalışırsam; Mekan aynı anda var olan objelerin dağılımını (yayılışını) ifade eder. Zaman ise birbirlerinin yerini alan fenomenlerin varoluşunun zincirlenişinin ifadesidir. İşte bu noktada zamanın ve mekanın özü olarak “hareketi” kabul ederseniz (örn. diayalektik materyalizm bunu böyle kabul eder) ortaya şöyle bi sonuç çıkar: zaman ve mekan ile madde(enerji) ve hareket birbirinden ayrılmaz/ayrılamaz. (aynı anda varolan objelerin dağılımını hareket yasasıyla birleştirdiğimizde bu enerjinin yayılımıdır zaten ve zaman bu yayılımdan (enerjiden) ayrıştırılamaz..diye düşünüyorum. (ya da benim okuduklarımdan anladığım bu)

    Buna alternatif olacak bir görüş ise şöyle olabilir belki: zaman ve mekan ile hareket halindeki madde arasında bi bağlantı vardır. Ama dediğim gibi; bence bu ifade eksik..

    not: aslında tüm bunlardan sonra çürüyen asıl şey; Berkeley ve Kant da dahil olmak üzere pek çok filozof tarafından belirtilmiş olan ve zamanı ve mekanı tecrübenin sınırları dışında kalan duyusal algı formları olarak ortaya koyan teorilerin çöküşüdür. Zaman göreli olabilir ama bi “zan” değildir.

    Konu bağlamında ise; zamansız bir durum hem eylemsizlik durumudur, hem de ne madde, ne enerji ne de hareket içerir. Ve böyle bir eylemsizliğe tanrıyı eklemek isteyenler istediği gibi eklesinler. Bakın işte o gerçekten tecrübe ötesi bi durumdur.

  39. hız ile zaman arasında ters orantı vardır… hız arttığında zamanda azalır… bir maddenin veya varlığın ışık hızını aştığında acaba ne olur !!!

  40. sevgili xenix ;

    Zamanı, Allah (c.c.) ın yarattığına inananlar için güzel bir soru sormuşsun…

    Eğer zamanı Allah yaratsaydı bizlerde bir çıkmaza girerdik…

    İhlas suresinde ne der bilir misin… “O doğmamıştır ve doğrulmamıştır ” yani Allah (c.c.) ezelidir… yani başlangıcı yoktur… Esması dolayısıyla da zaman ,hep onunla ezelden beri vardı… yani sonradan yaratılan bir şey değil… bunu iyi kavramak gerekir…

    zamanın göreceliği mümkündür… saygılar…

  41. “İyi peki madem gelemiyoruz oradan devam edelim. Yarım bıraktığınız yerden.

    link to sonsuz.us

    (sayıların olmadığı yerde nasıl sonsuza gideceksek artık. Gerçi tartışmanın devamını tahmin ediyorum. En sonunda diyeceksiniz ki bu akılla mantıkla kavranacak şeyler değil, çünkü O akıl ve mantıktan münezzehtir. Böyle olduğunu bile bile devam ediyorum fakat başka okuyacak olanlar için, yoksa en başta belirtmiştim zaten sıkıştığınızda “biz insanlar anlayamayız” diyeceğinizi.)

    “

    Şu iki cümle benim söylemek istediğimi anlatmaya yetmiyorsa daha ne diyeyim sevgili xenix;

    “sayıların olmadığı yerde nasıl sonsuza gideceksek artık”

    “”biz insanlar anlayamayız” diyeceğinizi”

    Madem devam edelim diyorsunuz ilk cümleyi aklınızı zorlayarak düşünün bakalım…
    Sonraki cümlenin dediğine gelebilecekmisiniz… ?

  42. Ben matematikçiyim ve sonsuzlukla zaten uğraşıyorum her gün. Basit bir sayı doğrusu bizim problemimizi çözmeye yeterli. Ardarda sayı doğruları veya zaman çizgilerinin oluşturulmasına gerek yok.

    Bahsettiğimiz zaman hareket, öncelik-sonralık veya yaratma ile ilgilidir.

    Eğer Allah bir şey yaratıyor diyorsanız (ki diyor olmanız lazım) işte bu zamandır. Zaman olmadığı noktada yaratım yoktur, hareket yoktur. Çünkü zaman dediğimiz şey zaten bunların farkından oluşur. Öncelikle bunu bir anlayalım. Çünkü siz zamanı hala bir nesne gibi düşünüyorsunuz. Oysa zaman dediğimiz şey yaratım, harekettir. Ha derseniz ki, Allah hareket edemez, yaratamaz işte o an zamanın dışındadır.

    Bakın işaret ettiğim yorumdan itibaren olanları okursanız zaten anlayacağınıza eminim. Zeki ve araştırmacı olduğunuz su götürmez. Sadece ortak tanım sorunu yaşıyoruz.

    xenix: Takiplerim

  43. Boyutları zaman ve mekan olarak ayırmak bence pek doğru olmayacaktır çünkü ikiside birbirine bağlı değişkenler ( görelilikte görüldüğü gibi ) . Kaderi ve zamanı doğrudan 4 boyutlu evrene veya hiperküp konusuna bağdaştırabiliriz. link to sonsuz.us Zaman aslında bizi yanıltan bir kavram. Evrendeki her 4 boyutlu cismin bize hareket olarak ve hareketinde zaman olarak yansıması bizi yanıltıyor. Bu noktada kader aslında varmış gibi duruyor çünkü eğer zaman bir yanılsamaysa bizim geleceğimiz ve geçmişimiz bellidir diyebiliriz. Yani aslında belli bir noktaya bağlıyız yalnızca algılayamıyoruz diye düşünüyorum. Dini açıdan bakınca kader çok farklı bir anlam kazanıyor. Dini kaderde zaman, gelecek , geçmiş olguları mevcut olduğundan zaten düşüncesi bile mantıksız.

    Görüşlerim bunlar, sevgiler 🙂

  44. “Ben matematikçiyim ve sonsuzlukla zaten uğraşıyorum her gün. Basit bir sayı doğrusu bizim problemimizi çözmeye yeterli. Ardarda sayı doğruları veya zaman çizgilerinin oluşturulmasına gerek yok.

    Bahsettiğimiz zaman hareket, öncelik-sonralık veya yaratma ile ilgilidir.

    Eğer Allah bir şey yaratıyor diyorsanız (ki diyor olmanız lazım) işte bu zamandır. Zaman olmadığı noktada yaratım yoktur, hareket yoktur. Çünkü zaman dediğimiz şey zaten bunların farkından oluşur. Öncelikle bunu bir anlayalım. Çünkü siz zamanı hala bir nesne gibi düşünüyorsunuz. Oysa zaman dediğimiz şey yaratım, harekettir. Ha derseniz ki, Allah hareket edemez, yaratamaz işte o an zamanın dışındadır.

    Bakın işaret ettiğim yorumdan itibaren olanları okursanız zaten anlayacağınıza eminim. Zeki ve araştırmacı olduğunuz su götürmez. Sadece ortak tanım sorunu yaşıyoruz.
    “

    Ben aynı fikirde değilim, basit bir sayı doğrusu problemimizi çözmez, sorun nicelikte değil niteliktedir. 1 elma ile 1 armut toplanıp 2 yapmaz.
    Ben sizi anlıyorum. ama sizin gibi mekanik düşünmek istemiyorum çünkü bir bilgisayar değilim, bir insanım. Dolayısı ile sizin beni anlamadığınızı düşünüyorum. Ortak tanım sorunu yaşadığımız konusunda hemfikirim sizinle… Ama ortak tanım mümkün değil, siz zamanı mekanistik bir anlayışla her bir anı birbirinin kopyası ve niteliksiz değerlendirme eğilimindesiniz…Halbuki ben zaman üstü bir boyutun nasıl olması gerektiği üzerinde düşünüyorum.
    Ama şu cümlelerinizi kısmen/tamamen değiştirerek kabul edebilirim.

    “Allah hareket edemez”

    yerine

    “Allah hareket etmez”

    demek daha doğrudur benim için, herhangi bir zaman veya mekan diliminde o noktaya başka bir noktadan gitme O ‘nun için geçerli değildir. Her zaman her yerde bulunan bir varlık bunu yapmaz.

    “yaratamaz”

    Hayır

    “yaratır “

    O’nun yaratmak için zamana ihtiyacı yoktur. Yaıldığınız nokta tam burası;
    Siz diyorsunuz ki ; yaratma bir süreçtir. bu süreç hareket gerektirir, hareket zaman var olmadan mümkün olmaz, öyleyse O yaratmışsa zamana bağımlı olmalıdır.

    Tek bir kelime söyleyebilirim bu konuda "Rölativite" yani "Görecelilik" yani zaman evrendeki boyutlardan birisi ise, ve madde ve mekan (Uzay) olmadan var olamıyorsa, Madde olmayan ve herhangi bir mekanda bulunmayan, aynı zamanda tüm mekan noktalarında var olan yani zaman ve mekandan münezzeh olan Allah (C.C) ile insan algısı ile oluşan zamanı kıyaslıyorsunuz. 
    

    Yani Rölatif bir kavramı onun için mutlak kabul ediyorsunuz. Zaman kavramı insan algısında rölatiftir. İnsan bulunduğu An’ı sıfır kabul ederek yani kendini merkeze alarak önce ve sonra kavramlarını oluşturmuştur. Diğer zaman kavramlarınıda bu tanım üzerinden yola çıkarak bir tür empati ile algılama eğilimindedir. Halbuki zaman dışarıdan böyle görünmez, 3,4 ileti önceki zaman boyutlarının dışından (sizin sayı doğrusuna benzettiğiniz yapı) bakış; zamanı nesnel adeta fiziksel bir nesne haline getirir. Sizin algıladığınız zaman Elma ise, bunun üstü(dışı) armut, patates veya başka bir şeydir…
    Nicelik ancak birbiri ile aynı olan birimler arasında bir anlama sahiptir. Ancak nitelik olarak farklı varlıklar sayı doğrusundaki sayılar gibi birbirinin aynı yapıda değildirler.

  45. “Ben sizi anlıyorum. ama sizin gibi mekanik düşünmek istemiyorum çünkü bir bilgisayar değilim, bir insanım. Dolayısı ile sizin beni anlamadığınızı düşünüyorum.”

    xenixin zaman zaman ben de bilgisyar olduğunu düşünüyorum. :)) Mizah anlayışı biraz gelişmiş bir bilgisayar olabilir. İnsan olmadığı kesin ama.

  46. “O’nun yaratmak için zamana ihtiyacı yoktur. Yaıldığınız nokta tam burası;
    Siz diyorsunuz ki ; yaratma bir süreçtir. bu süreç hareket gerektirir, hareket zaman var olmadan mümkün olmaz, öyleyse O yaratmışsa zamana bağımlı olmalıdır.

    Tek bir kelime söyleyebilirim bu konuda “Rölativite” yani “Görecelilik””

    Rölativiteden (görelilikten) bahsediyorsanız nasıl zaman yok diyebilirsiniz. Görelilik iki gözlemcinin zamanları arasındaki fonksiyondur. Birinde zaman yok diye bir şey yoktur. Temel fizik dersine döndü konumuz.

    Bakın orada tı ve t zamanı gösterir. Buradan nasıl “zaman yok” gibi garip ve yanlış bir sonucu çıkarıyorsunuz??

    xenix: Takiplerim

  47. Hepimizin bildiği gibi yaratılışla ilgili Kuran’da değişik surelerde bazı ayetler var, ama hepsinde temel tez aynı. Ben bu popüler mevzuyu anlatan sadece bir ayeti paylaşacağım; Yunus Suresi 3. ayet:
    “şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah’dır. onun izni olmadan hiç kimse şefaatçı olamaz. işte o rabbiniz Allah’tır. o halde o’na kulluk edin. hâla düşünmüyor musunuz!”
    Bu ayet de, gördüğünüz gibi xenix’i haklı çıkarıyor; evren yaratılırken 6 gün geçmiş. Bir zaman geçmiş.

  48. zamanda diye bişeyde , allah diye bişey de yok.bu kadar açık ve net

  49. 6 gün geçti denmiş… belki de evrenden önce zaman yaratıldı?

  50. Bazı inançlı arkadaşlar, zaman evrenle birlikte yaratıldı demişti.

    Aslında kilit soru şu: Zaman, ne zaman yaratıldı?

    Soru içinde ki paradoksu görenlere ne mutlu.

    xenix: Takiplerim

  51. Zaman evrenle birlikte mi yaratıldı, önce mi yaratıldı, sonra mı yaratıldı…

    Peki bu soruları cevaplamaya çalışırken kitaba bakmak ihtiyacı nerde nasıl yaratıldı?

    🙂

  52. “Bazı inançlı arkadaşlar, zaman evrenle birlikte yaratıldı demişti.
    Aslında kilit soru şu: Zaman, ne zaman yaratıldı?
    Soru içinde ki paradoksu görenlere ne mutlu.
    “

    Bu sorunun cevabı ancak şu konu anlaşılınca belki anlaşılabilir..

    link to sonsuz.us

  53. “Evren’de “ZAMAN” geçmemiş noktalar var”.

    Tamam, Evrende Zaman geçmemiş noktalar var bir görüş? .

    Peki! bu yazılan yazı nedir: ” Ama söz konusu zamanı yaratmaya gelince, zamanın dışında olmak yetmiyor. Çünkü yaratmak bir eylemdir. Ve tüm eylemler zamana tabidir.”yani; (zaman geçmemiş noktalar) eylem yapmıyor ama Evrenin dışında değiller,üstelik “ZAMAN” mevhumu ile sınırlılar.

    Şimdilik.

  54. de ki onlara, rablerini anarken zamana kanmasınlar (şaşırmasınlar), şüphesizki size (insanlara) zaman olan O’na değildir, (daha) zaman bile yokken siz ondaydınız (onunlaydınız), allah büyüktür, allah uludur.

    böyle bir ayet olmaması feci şanssızlık, allah kırk takla attıracak sınav zorlu, durma ama zorla ara yolları otobanda buluşalım;))

  55. “Tamam, Evrende Zaman geçmemiş noktalar var bir görüş? .

    Peki! bu yazılan yazı nedir: ” Ama söz konusu zamanı yaratmaya gelince, zamanın dışında olmak yetmiyor. Çünkü yaratmak bir eylemdir. Ve tüm eylemler zamana tabidir.”yani; (zaman geçmemiş noktalar) eylem yapmıyor ama Evrenin dışında değiller,üstelik “ZAMAN” mevhumu ile sınırlılar.
    “

    O bahsi geçen noktalar hiç bir eylemde bulunmamıştır daha. Yani zaman yoksa eylem de yok. Daha açık anlatmak gerekirse zamanın dışında olmak olmamak evrenle ilgili bir mevzu değildir. Allah bir şey yaratıyorsa (ki iddialarınıza göre yaratıyor) yaratmadığı ile yarattığı arasında fark vardır. İşte bu fark Allah’ın zamanıdır. Ha yok dersen ki o eylem yapmaz. Hiç bir şey yapmaz. İşte o zaman benim bahsettiğim noktalardan farkı yoktur. Daha henüz zaman geçmemiş bir noktadır.

    xenix: Takiplerim

  56. “ZAMAN” Evren ile ilgili bir (mevzu) değilmiş…

    Allah c.c. Evren de “GÖRECE” Zaman yaratır…

    Ve; “matematiğin yüksek uygulamaları ve parçacık hızlandırıcılarda yapılan deneyler sayesinde, Big Bang ile açıklanan evrenin, ilk saniyesinde olanlar anlaşılmaya çalışılmaktadır. Ancak evrenin 10-43 saniyelik(1 saniyenin, 1’in arkasına 43 tane sıfır yazacağımız sayıya bölünmüş kısmı) bölümü için konuşulamamaktadır. Bu zamana Planck zamanı denmektedir, bu zaman diliminde çekim kanunu gibi fizik kanunları işlemediği için, bu zaman dilimi tarif edilememektedir. 1032 Kelvin derece (Planck çağı) üzerine konuşulamaz, bu Planck zamanındaki evrenin sıcaklığıdır.” (alıntı)

    Bu oluşumu da YARATIR…

    ALLAH c.c. EYLEMİ de YARATIR…

    Dolayısı ile, ALLAH c.c. Farkı,İnsanoğlu, (bilinç sahibi) fark etsin diye ve farkı,fark edenler anlasın diye, Bilinç sahibi İnsanoğlu’nu “ CÜZİ İRADE” ilede imtihan eder. (İlim,Bilim)

    “ AN”

  57. Bütün bunları yaratıyor olması demek (YARATMAK demek) onun kendince bir zamana tabi olduğunu gösterir. Yoksa planck süresinde ki gibi yaratma kanunları işlemeyecektir. Valla artık ister imtihan dersiniz, ister mantığımı aşıyor benim dersiniz. O kısmı sizi ilgilendirir.

    xenix: Takiplerim

  58. Sayın xenix,
    Farkında iseniz, yazdığınız her bir cevap ben ne dersem, o klasik pozitivist düşünce ürünü,bu itibarla ben sizi “zihin” yorgunu olarak kabul edeceğim, (hasbelkader) dolayısı ile 21. Yüzyıl bilgi çağında 19. Yüzyıl durağan Evren modelinden hareket eden bir düşüncenin iz düşümü fikirler pekte tutarlı olmuyor bu “ZAMAN” diliminde.

    Şimdi; “ZAMAN” yaratılan her şeyde,mevcut olması, yaratılan her şeyin “SONU” olması ile irtibatlıdır ve bu durum “EVREN” son bulana kadar devam edecektir.

    Ve bütün “KAİNAT,İÇİNDEKİ VARLIKLARLA” yaratılmasıda, “O” nun kendince bir zaman’a tabi olması her bir şeyin, eşi benzeri olmadan meydana gelmesi,her bir şeyin, (ZAMAN DA) anında meydana gelmesi mantıki olarak, yaratılma anından evvel olmaması gerekir,dolayısı ile big bang ilede bilimsel olarak ispatlandığı gibi,Evren in bir başlangıcı var ve birde sonu, ve biz İnsanoğlu’da bilinç,idrak sahibi olarak,bu durumu ya kavrayacağız veya nakarat üstüne nakarat.

    Şu “AN” bu kadar…

    İdraksizliği,idrak,idraktır.
    Hz. Ebu Bekir

  59. Fakat idrak yolları problemi çektiğinizi düşünmekteyim ben de. Durağan evren modelini bir yerde ortaya atmadığım halde idrakiniz öyle nasıl algılamış? Konuştuğumuz şey evrenin içindeki zaman fonksiyonu değil. Bakın ilk yazıma daha dikkatli okuyun. Israrla söylediğiniz şey evrenin zamanı. Neyse başka bir şeyi de öne süremezsiniz zaten farkındayım.

    Şöyle diyorsunuz sanırım.

    “Allah önce aron’u yarattı. Muhammed ve diğer her şeyi arondan sonra yarattı. Çünkü Allah katında her şey an’da olup bitiyor. Öncesi sonrası yok.”

    Bunu da diyemeyeceğinizi biliyorum ama ısrarla savunuyorsunuz işte. Şirk’e bir iki, kalkıyoruz hadi.

    xenix: Takiplerim

  60. Xenix,
    İşin gücün polemik.

    İlk yazdığın yazının en son paragrafı; “Yani görünen o ki, zamanın yaratıldığı andan öncesini de ayıra bildiğimize göre zaman orada da var. Daha karıştırırsak konuyu, Allah önceyi, sonradan öncemi yaratmıştır, sonradan sonra mı?”

    Bir kere bu yazdığın yazıda çuvallamışsın? Şöyleki; “zamanın yaratıldığı andan öncesini de ayırabildiğimize göre” sen ve şürekalarınız evvela “PLANK ZAMANINI AYIRINDA” ondan sonra zaman öncesine kafa, yor ,anladın…

    Sonra; yazdıklarımı kavrayamamak’tan dolayımı,yoksa işine gelmediğinden’mi,bilmiyorum hep lagara,lugara ayaklarındasın,bak ne yazmışım iyi oku; “Ve bütün “KAİNAT,İÇİNDEKİ VARLIKLARLA” yaratılmasıda, “O” nun kendince bir zaman’a tabi olması her bir şeyin, eşi benzeri olmadan meydana gelmesi,her bir şeyin, (ZAMAN DA) anında meydana gelmesi mantıki olarak, yaratılma anından evvel olmaması gerekir,dolayısı ile big bang ilede bilimsel olarak ispatlandığı gibi,Evren in bir başlangıcı var ve birde sonu, ve biz İnsanoğlu’da bilinç,idrak sahibi olarak,bu durumu ya kavrayacağız veya nakarat üstüne nakarat.”

    Gerisi teferruat.

  61. Ben bu konuda İns gibi düşünüyorum. Allah’ın ezeli olması, onun sonsuz zamandan beri var olduğu anlamına gelir. Yeni modern İslamcılar sanırım biraz bilimin etkisinde kalarak Kuran-ı Kerim’de olmayan, yazmayan şeyleri kendilerince yorumluyorlar. İnanç ile bilimi bir birine harmanlamaya çalışıyorlar. Kendini ikna etme yöntemleri olarak kullanılır genelde. Bir konuda inancınız eksikse, bunu mantık yoluyla gidermeye çalışırsınız.

    Mezarlıklardan korkanların, kendi kendilerine konuşup bu korkularının çok saçma olduğunu ikna etme çalışmaları gibi. Evren içinde işleyen zamanı Allah yaratmıştır elbette fakat değişim anlamına gelen zaman, onunla birlikte hep vardı. Çünkü Allah sonsuzdur, gelişir, yaratır devamlı. Her an’da yaratmaya devam etmektedir.

  62. Sayın Simge

    “Ben bu konuda İns gibi düşünüyorum. Allah’ın ezeli olması, onun sonsuz zamandan beri var olduğu anlamına gelir. Yeni modern İslamcılar sanırım biraz bilimin etkisinde kalarak Kuran-ı Kerim’de olmayan,
    yazmayan şeyleri kendilerince yorumluyorlar.”

    Sonsuz zamandan beri ne demek tir acaba ?

    Bir Müslüman Allah’a ortak koşmaz, onunla beraber bir şeyi var etmez, onu bir şeyin içine dışına koymaz, ona bir mekan atfetmez. Ona eksiklik atfetmez…
    Yukarıdaki cümle ne yapıyor peki ?

    Zaman denilen bir varlık hayal ediyor, sonra onunla birlikte Allah’ı var ediyor…Ve Allah’ın yaratma sıfatını “değişim anlamına gelen” bir zamanla beraber adeta o olmadan olmayacak bir şekilde ifade ediyor..
    Yani eğer değişim anlamına gelen zaman Allah ile beraber olmazsa (Haşa) O yaratamaz…

    Ehhh bunu nasıl kabul edelim. ….?
    Kur’an da demiyor mu ?
    O her türlü eksiklikten münezzehtir diye…
    Hani yazmıyordu ?

    Hala aklınızı kaçırmadınız mı ?
    Pek kullanmıyorsunuz sanırım ? :)))))

  63. Haşa eksiklik değil tam aksine onun sonsuzdan beri var olduğu Allah’ın sıfatları arasında vardır. Siz sonsuz zamanı yok sayarak asıl onun bir başlangıcı olduğunu iddia ediyorsunuz.

    El-Hayy: Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri olan.

    Bu onun eksikliği değil tam aksine tamlığını gösterir. Sonsuz zamandan beri var olmadığını iddia eden sizsiniz, benim aklımı neden etkilesin ki? Siz kendi inancınızı sorgulayın bence.

    Ps: Ayrıca tartışmalarda hakaret etmeye çalışarak haklı hale gelmezsiniz.

  64. Sanırım iletişim kazası yaşıyoruz şu an Sayın Simge;
    Bende aynı şeyi söylüyorum..
    Öncelikle Ezeli ve Ebedi kelimelerinin anlamları üzerinde anlaşalım.
    Bu kelimeler zaman yaratılmadan önce demek anlamına gelmiyor mu ?
    Eğer öyle ise zamandan önce , nasıl bir sonsuz zamandan beri var oluyor…
    Yani ortada bir zaman yok, zaman yoksa başlangıç ve son diye bir şeyde yok..
    Yani zamanın olmaması demek başlangıcı ve sonu olmaması demektir.
    Bizim bildiğimiz zamana tabi olmadığı için de sonu yok…başı yok….
    Başlangıç ve son kelimeleri zaman kavramı ile birlikte ortaya çıkmış kelimelerdir.
    Yani ortada zaman yoksa nasıl bir başlangıç olduğunu iddia edebilirim ki ?
    Sizin aslında kastettiğinizde bu sanırım, sonsuz zamandan önce demek zaman yokken demekle aynı şey mi ?

    Sonsuz kelimesi insanların ürettiği sınırlara sahip bir kelimedir.
    Sonsuz deyince benim aklıma gelen Ezel ve Ebed ile aynı değil..
    Sanırım kaza bu noktada yaşanıyor. zamanın bir sınırı vardır bu başlangıç noktası ilk yaratılma anındadır.
    Zaman yaratılmadan önce bir başlangıçtan söz edemezsiniz hakeza sondanda işte Ezel ve Ebed bunu ifade eder.

    Olmayan şeyin sonsuz olmasıda muhaldir. yani zaman yokken sonsuz zamandan beri nasıl diyebilriz. ?

    PS : Hakaret değildir amacım eğer böyle anlaşıldı isem özür dilerim.. Ama sizin sözleriniz de incitici gelmiş olabilir o yüzden biraz sert yazmış olabilirim.

  65. “Öncelikle Ezeli ve Ebedi kelimelerinin anlamları üzerinde anlaşalım.
    Bu kelimeler zaman yaratılmadan önce demek anlamına gelmiyor mu ?”

    Hayır gelmiyor.

    ezel Ar. ezel :a. Başlangıcı belli olmayan zaman, öncesizlik
    ebedî : sf. (ebedi:) Sonsuz, ölümsüz, bengi:

    Zaman yaratıldıysa, başlangıcı bellidir. Başlangıcı yaratıldığı andır. Zaten siz de ifade etmişsiniz

    ”
    zamanın bir sınırı vardır bu başlangıç noktası ilk yaratılma anındadır.”

    Bence problem şuradan kaynaklanıyor.

    “Sonsuz kelimesi insanların ürettiği sınırlara sahip bir kelimedir.
    Sonsuz deyince benim aklıma gelen Ezel ve Ebed ile aynı değil..”

    Bu durumda ya Allah’a sonsuz değil diyorsunuz veya ezeli ve ebedi değil diyorsunuz. İkisi farklıysa hangisini diyorsunuz hangisini demiyorsunuz? Konu tanımlar üzerine çok uzadı gibi hissediyorum.

  66. Sayın sonsuz;
    Tamam bu konuda haklısınız.
    Benim dediğim şudur .Allah Hayy dır Ezeli ve Ebedi hayat sahibi olan….
    Ama sonsuz değildir…
    Sonluda değildir..
    Çünkü sonsuz kelimesi , sonlu kelimesinin olumsuzudur. sonlu kelimesi bir sınıra sahip olan demektir. ama insan aklı ve algısı bunu kabul edemediği veya düşüncesine sığdıramadığı için, önce sonlu bir varlık hayal eder. Sonra bunun olumsuzunu düşünür ama hala bir sınır vardır.
    Şöyle ki; var olan sonlu varlığın sınırını hayalinde kaldıramaz onun yerine öteler, sonra ötelediği yerde duran o sınırı sonsuz tanımı gereğince olduğu yerdede tutamaz, yine öteler ve öteler ne zaman bir sınır düşünse o sınırı hayalinin ulaşamayacağını düşündüğü bir yere öteler.
    Bu iteratif bir şekilde biteviye devam eden bir süreçtir.
    Eğer Allah sonsuzdur derseniz, bu sınırı ilk önce düşünmek ve bunu sürekli ötelemek zorunda kalırsınız…
    Halbuki Allah bu şekilde dahi bir sınıra sahip değildir, böyle biteviye hareket eden bir sınır dahi onu sınırlamaktır.

    Dolayısı ile Ezel ve Ebed kelimesi ile sonsuz aynı şey değildir.
    Matematiktede bunu farkedebilirsiniz… ayrıca sizin simgeniz olan yan yatmış 8 işaretindede bu görülebilir. 0 ile aynı olan bu şekil sürekli hareket halinde olmayı ifade eder.
    Ama bu sınırsızlıktan değil insan algısının sınırlarla çalışma zorunluluğundan ileri gelir.

  67. Herkes kendi tanrısını, Allah’ını tanımlayabilir, benim için bir problem yok. Sadece aynı kelimelere aynı ortak anlamları yükleyin yeterli. İletişim ve anlaşmak için.

    Ayrıca, sonlu – sonsuz karşılaştırmalarını, ölümlü – ölümsüz şeklinde de yapabilirsiniz ve bunun sonu gelmez. Yani sonlu yerine ölümlü, sonsuz yerine de ölümsüz kelimelerini koyarak aynı şeyi savunabilirsiniz. Bu durumda da Allah ne ölümlüdür, ne de ölümsüzdür dersiniz. Ardından devam edersiniz. Ölüm insanların koyduğu bir sınırdır, ölümsüzlükte bu sınırın ertelenmesidir vs vs vs.

  68. Sonu olmamak, daima var olmak. Bu ancak Allah’a mahsustur. Kelâm ilminde Allah’ın ebediliği, Bekâ sıfatıyla açıklanmaktadır. Kıdemi sâbit olanın ademi mümtenidir. Kıdemi zâtı ile kadîm olan zât, bâki ve ebedi olur. Allah Teâlâ bütün varlıklar üzerine mukaddem olup kendi vücudunun evveli ve âhiri yoktur. Herşey, bütün varlıklar biter, helâk olur, ancak Allah kalır. Bu, kelime-i tevhidde de ifade edilir: Ancak Allah vardır… O’nun varlığının önü, sonu yoktur. O’nun önceliğine başlangıç, sonluğuna sonluluk yoktur. “O Evvel’dir, Âhir’dir” (el-Hadid, 57/3) ve “Kâinattaki herşey fânidir, yalnız Rabbin bâkidir, ebedidir”(er-Rahman, 55/26-27; Tâhâ, 20/73).

    Başlangıcı olmayan. Ezeli ve ebedi olan yalnız Allah’tır.
    Allah’a iman, O’nun zâtına, kemal sıfatlarına inanmayı ve vasfedilmekten münezzeh bulunduğu noksan sıfatlarını icmâli ve tafsîli olarak bilmeyi gerektirir.
    Allah’ın sıfatlan ezelidir, zatı ile kâimdir, ne ayrıdır ne gayrıdır. O’nun ezeli sıfatları; ilim, kudret, hayat, kuvvet, semi, basar, irade ve maşiyet, fiil ve kelâmdır.
    Allah’ın isimleri mahlûkatıyla kıyas edilemez, onun isimleri aynı zamanda sıfatlarıdır ve bunlar tetâbuk halindedirler. Onun isimleri ezelîdir, hâdis (sonradan olma) değildir. Allahu Teâla, vâcibü’l vücûddur. Âlemin yaratıcısıdır, muhdis ve mucide ancak hâdis olanlar muhtaçtır; o hiçbir şeye benzemez; hiçbir şey O’nun ilminin, kudretinin dışında olamaz; O kadım, ezeli ve bakidir; O, başlangıçsız ve sonsuz kadım, ezelî ve ebedidir, hem evveldir, hem âhirdir (el-Hadıd, 57/3).

    İslam ansiklopedisi.

    Amenna ve saddakna.

  69. “Ayrıca, sonlu – sonsuz karşılaştırmalarını, ölümlü – ölümsüz şeklinde de yapabilirsiniz ve bunun sonu gelmez. “

    İşte bu yüzden Allah’ın zatı hakkında akıl aciz kalır onu anlayamz diyoruz..

    Ama anlatamadığım nokta tam da burası, akıl neden anlayamaz noktası yani ?
    Çünkü akıl sınırları olmadan herhangi bir tanımı yapamaz sonlu – sonsuz, ölümlü ölümsüz
    vs.vs.

    Bu sebeple Allah’ın sıfatlarını onun koyduğu kelimeler dışında tanımlayamıyoruz. Onun koyduğu kelimeler bile o sıfatları biz insanlar anlayabilsin diye bizim dilimize ve algı dünyamıza çevrilmiş haldedirler.
    Biz sadece kelimelerin sözlük anlamları üzerinden bu sıfatları anlayamayız. Bunları iç dünyamızda sözsüz olarak dillendirebilmeliyiz.

    işte o zaman ne kastettiğini anlayabiliriz bir ihtimal...Ama bu bile tam bir anlayış olmayacak bir seziş olacaktır.
    Akıl aciz kalmış(tekerlek) ve başka bir araçta(kanat) yoksa uçak düşer...
    
  70. İflas etmiş aklınız için sanat… mesela resim.. müzik, heykel, tiyatro… bunlar ne ifade ediyor size?

  71. “Tanrı insanı yaratmak için “hareket eylemine”. Hareket eylemi için de zaman-mekan’a ihtiyaç duyar” önermesi yanılgının sebebidir.
    Bir tanrıyı tanrı yapan nedir? Hiçbir şeye ihtiyaç duymaması. Hiçbir şeye muhtaç olmaması. Oysa deniyor ki “Allah zaman çizelgesinin içinde yer alır ve insanları da bu şartların içerisinde yaratmıştır” Diğer bir deyişle “Eğer zaman olmasaydı Allah hiçbirşeyi yaratamazdı. Hatta kendisi bile varolmazdı” sonucu çıkarılıyor. “Öyleyse Zaman, Tanrı’dan bile daha üstün”

    Ama biliyoruz ki mekan’ın da zaman’ın da bir başlangıcı var. Bu başlangıç Büyük Patlama’dır. Buna göre mekansızlık-zamansızlık gibi bir kavram var. Mekansızlık-zamansızlık’ın olmadığı şartlarda birden bire bir varoluş. Bu bilimsel gerçektir. Ama nasıl? Uzay-zaman’ın olmadığı, 0 noktasından nasıl bir varoluş meydana geliyor? Esas soru bu.

  72. “İflas etmiş aklınız için sanat… mesela resim.. müzik, heykel, tiyatro… bunlar ne ifade ediyor size?
    “

    İnsan eksik bir varlıktır. Sürekli bu eksikliğini tamamlamak üzere bir şeyler yapar ve bunda bir mahzurda yoktur. Bunun ne olduğunun çoğu zaman bilincinde değildir ama etrafında bulunan herşeyle bunu ikame etmeye çalışır.

    Bu bazen, bilim ,sanat, felsefe olur bazen yiyecek içecek spor vb. bazen inanaç olur Din olur.. Ama olur olur da olur…
    Bunda hiç bir mahzur yoktur.. Bilim ve sanatla ilgilenmesi bunlardan haz alması onun eksikliğini tammalar veya kişi en azından böyle hisseder…

    kimi insan mekanistik duygulara sahiptir. bu insanlar bilme işinin bu eksikliği kapatacağını düşünür ve bilimle uğraşır.
    Bazı insan daha duygusaldır, resim, müzik, heykel vb sanatsal aktiviteler insandaki eksiği tamamlar…
    Bazısı bunların karışımından bir terkib yapar. Bunlar güzel ve iyi şeylerdir..
    Ama mutlu olmak istiyorsa insan, üstelik ebedi mutluluk kendi benliğini tanıma konusunda bir adım atmalıdır.
    Bu eksikliğin sınırları ve ne ile doldurulacağını tanımlamalıdır… Bilim ve sanatla uğraşanlar bu konuda tatmin olmuş hissediyorlarsa sorun yoktur. Ama zamanla anlaşılabilir bu durum. Zaman geçtikçe eksikliğin kapanmadığını, hala bir şeylerin eksik kaldığını düşünüyorsanız, sınırları yeterince iyi tanımlamamışsınız demektir eksikliğinizin…
    İşte bu durumda devreye inanç girer, eksiklikleri yeterince iyi tanımlayabilir eğer doğru yönde gidilmesini tavsiye ediyorsa….
    Kişinin kendini tam tanımlaması, Narsizmden ayrılması, benliğini soyutlaması ile mümkün olabilir. Bu %100 başarılı bir eylem değildir. Ama istikametin doğru yönde olması en azından gidilecek yerin belli olmasını sağlar…
    Sanat birinci kademe bir çalışmadır. başkaları için değil kendin için yapıyorsan resim,müzik vb. bu iyidir. Yok eğer başkalarının takdirini istiyorsa kişi, aslında eksikliği o sanat değil, insanların takdiridir.
    Kendin için yaptığın bu eylem seni tatmin ediyor ve mutlu ediyorsa, bu güzeldir. Ama dar çerçeveden bir tatmin duygusudur tabii ki bu nokta benim fikrim…
    Adeta yemek yiyip karın doyurmak gibi… Yaptığın resim mesela sana büyük bir zevk verebilir hoşuna gidebilir, ama bundan anlamayacak olan kişilerin senin yaptığın resmi senin anladığın gibi anlamasını beklememelisin..
    Bu söz içinde böyledir… Ama bu önemli değil, takdir etsinler veya ben onlara sanatımla bir şey vereyim diyorsan senin sanatın aslında resim değil, diğer insanlara vereceğin bilgi ve üstünlük duygusundan ibarettir.
    Aslında yönetmeyi istemekte, ama bunu yeteneklerini kullanarak yapma yolunda resim yapmaktasın..
    Burada yazmak bile bir tür narsist duygu sebebiyledir.
    Fikirlerimizi birbirimize kabul ettirip takdir toplamak onay almak ihtiyacından ileri gelir. Yazılarımızda sanatsal bir çabada hissedilmekte insanları etkileyerek düşüncelerimizi kabul ettirmeye çalışmaktayız…
    Benim ayrıca münazara ile bu tür mücadeleden hoşlanmamda burada olma sebeplerimden…
    Ama duygularınızı tahlil ettiğinizde göreceksiniz.. Yazılarınız düşüncelerinizi başkaları ile paylaşma isteğinden ileri gelmekte…Bu paylaşmanın altında kendinizi onaylama ihtiyacı var…Onaylanınca kendi içerinizdeki boşluk kısmen dolar.
    Bu tatmin duygusudur. Eksiklik doldurulmaya muhtaçtır. ve evren boşluk kabul etmez…

  73. Aslında sorun(veya yanılgı) nereden kaynaklanıyor biliyor musunuz. Araplar tanrılarını yalın halinden kurtarıp bazı felsefi temeller üzerine oturtmak istemişler, biraz daha komplike bir tanrı figürü oluşturmak istemişler, bu amaçla da buna bazı sıfatlar atfetmişler. Her açıdan sonsuz olduğunu iddia etmişler. Bu sıfatlardan biri de kıdem; yani ezeli oluşu, başlangıcının olmaması. Fakat biz bu teolojik kavramı(Allah) fiziksel bir kavram(zaman) bağlamında tartışıyoruz, daha doğrusu tartışmaya çalışıyoruz. İlk cümlemde sorduğum sorunun cevabı işte bu, elma armut meselesi.

    Artık biliyoruz ki zaman evrenle birlikte vardır, evrendeki hareketten başka bir şey değildir. Evren yoksa zamandan da söz edemeyiz. Ama bir yılın 365 gün sürdüğünü bile henüz duymamış çöldeki cahil arap kabilesi, Muhammed ve tayfası, işte bu aslında evrenin dolayısıyla da zamanın yaratıcsı olan( yani evren ve zaman yokken varolan* ) tanrılarına, gene zamansal olan kıdem ve beka gibi iki sıfat vermişlerdir. Şimdi de biz bu çelişkilerle dolu durum üzerine beyin fırtınası estirmeye çalışıyoruz, mavi ekran veriyoruz, kernel panic veriyoruz, “bir kere önce kavramlarda anlaşalım” diyoruz. Sonra da iman edenler meseleyi açıklamakta güçlük çekince o zaten bizim aklımızın hayalgücümüzün çok ötesinde, o idrak sınırlarımızı çok aşıyor falan diyor. E.. cevap buysa biz o zaman zaten boşuna konuşuyoruz. Anlatılan bir şey çelişkilerle doluysa, benim idrak sınırlarımı aşıyordur, evet gerçekten haklısınız.


    *: Şu cümledeki çelişkiye bir bakın; henüz zamanın olmadığı bir.. bir ne desem… bir dönemden bahsederken zaman kipi de kullanmasam daha iyi olurdu ama böyle bir durumu ifade etmek için türkçe sözcükler ve dil bilgisi yetersiz kalıyor 🙂

  74. Böyle değil Sayın KaptanMosey

    “Sonra da iman edenler meseleyi açıklamakta güçlük çekince o zaten bizim aklımızın hayalgücümüzün çok ötesinde, o idrak sınırlarımızı çok aşıyor falan diyor. E.. cevap buysa biz o zaman zaten boşuna konuşuyoruz. Anlatılan bir şey çelişkilerle doluysa, benim idrak sınırlarımı aşıyordur, evet gerçekten haklısınız.
    “

    Biz baştan söylüyoruz bu konu aklın sınırlarının ötesinde diye… ama o zaman diyorlar ki
    “Kaçıyorsunuz, topu taca atıyorsunuz..” diyorlar…

    Sonra buna karşılık böyle böyle bir şey diyoruz.
    O Ezeli ve Ebedi dir .Ezeli ve Ebedi bu demektir.

    Siz diyorsunuz ki bunu nasıl anlatırsınız, bunlar çelişki ile dolu diyorlar….

    Eeee biz de zaten bunu baştan söylemiştik diyoruz...
    

    Çelişki ile dolu olan bir şeyi akıl ve mantıkla nasıl anlıyorsunuz peki diyorlar ?

    Bizde diyoruz ki aklın ve mantığın nasıl çalıştığını anlarsanız, onun çalışma şeklinden size
    çelişkili olarak görünen bu durumu anlayabilirsiniz diyoruz…
    Yani aklın ve mantığın sınırlarına bakın diyoruz
    Bir şeyi anlamak için o şeyin sınırılarına bakmak lazım diyoruz…
    İşte bu konuda akıl ve mantık bu şekilde kullanılabilir diyoruz…

    Sorun şuradan kaynaklanıyor….
    İnsanların çoğu aklın ve mantığın sınırlarına bakmaktan korkuyor…
    Onun içinde sonsuz boşlukta gibiler dolayısı ile varlığının da kendilerine olan etkisininde farkında değiller…
    Yani düşündüğü şeyleri niçin o şekilde düşündüklerini sorgulamıyor kimse onu doğal kendinde olan olarak varsayıyorlar…
    Cristof Colomb kıyıdan uzaklaşmayı göze almasaydı, Amerikayı keşfedemeyecekti…
    Aklı ve mantığı keşfetmenin yolu kontrollü bir şekilde onun sınırlarında dolaşıp haritasını çıkarmakla
    mümkün olabilir ancak okyanusun ortasında olup evren benden ibarettir demek değil…

  75. “Yani düşündüğü şeyleri niçin o şekilde düşündüklerini sorgulamıyor kimse onu doğal kendinde olan olarak varsayıyorlar…
    Cristof Colomb kıyıdan uzaklaşmayı göze almasaydı, Amerikayı keşfedemeyecekti…”

    Yani sevgili XINTeorisyen kimse sorgulamıyor bir tek siz iman edenler (görünmeyene sorgusuz inananlar) sorguluyorsunuz öyle mi? Gerçekten çelişkilerle dolusunuz. Siz tam olarak neyi sorguladınız? Bir bakın savunduklarınıza.. dedenizin babanıza, babanızın da size öğrettiklerini burada tekrarlıyorsunuz. 1400 küsür yıldır neredeyse hiç değişmeden nesilden nesile aktarılan bazı şeyleri usanmadan bir kez daha burada bize aktarıyorsunuz. Rica ederim bu başlık altında yazdıklarınıza bir kez daha göz atın. Sizce biz bu iletilerinizden ne öğrenmiş olabiliriz, bize ne öğretmiş olabilirsiniz. Varsa bir cümle lütfen tekrar yapıştırın ve deyin ki bakın bu dediğimi burada bilmeyen bir arkadaşımız olabilir, onun ufkunu bir nebze olsun genişletmiş olabilirim deyin bana. Sorgu süzgecinden geçmiş ne var şu yazdıklarınızda. Biz çoğumuz zaten müslüman ailelerde yetişmiş kişileriz, bu dünyanın içinden insanlarız.

    Bense.. müslüman bir ailenin çocuğu olarak doğdum. Biraz büyüdüm.. çevremde tek bir ateist veya gayrimüslim arkadaşım yoktu. Müslümanlık, biyoloji ve fizikle ilgili edindiğim bazı bilgiler bir süre sonra beni ateist yaptı. Ama siz gene de imansızların sorgulamadılarından bahsediyorsunuz(“… and you got the f…..g nerve to call me coloured …”*).

    “Biz baştan söylüyoruz bu konu aklın sınırlarının ötesinde diye… ama o zaman diyorlar ki
    “Kaçıyorsunuz, topu taca atıyorsunuz..” diyorlar…

    Sonra buna karşılık böyle böyle bir şey diyoruz.
    O Ezeli ve Ebedi dir .Ezeli ve Ebedi bu demektir.

    Siz diyorsunuz ki bunu nasıl anlatırsınız, bunlar çelişki ile dolu diyorlar….

    Eeee biz de zaten bunu baştan söylemiştik diyoruz…

    Çelişki ile dolu olan bir şeyi akıl ve mantıkla nasıl anlıyorsunuz peki diyorlar ?”

    Ben doğaya veya evrene bakıyorum da.. çelişkili hiçbir varlık, hiçbir olgu görmüyorum. Her şeyin bir sebebi var her gerçekleşen olay belli bir nedenden ötürü oluyor. Yani her neden ve her sonuç birbirini mantığa uygun şekilde takip ediyor, ve evren yoluna devam ediyor. Fakat her nasılsa işte bu bir türlü görünmeyen varlıkta bazı çelişkiler var, biz tam da bu görünmeyen varlığı idrak edemiyoruz.


    *: Sadece serbest çağrışım, amaç hakaret değil.

  76. Demek sanat… müzik, resim, heykel, tiyatro… bunlar insanın eksikliğini dolduruyor, faydalı olabiliyor… Hayret, ben dinde yasak olduğunu zannediyordum bunların.

  77. Güzel. Arapça yazınca anlıyor. Başından beri Türkçe anlatmaya çalıştıklarımı, aron arapça yazarak daha iyi anlatmış. Amenna.

    Umarım kendi de anlamıştır.

    xenix: Takiplerim

  78. Sayın Poetic Edda
    Bunlar yasak değildir. ancak bazı durumlarda sakıncalı olabilir ayrıca insanların Din’i nereye koydukları ile ilgilidir. ve bir derece meselesidir.

    “Demek sanat… müzik, resim, heykel, tiyatro… bunlar insanın eksikliğini dolduruyor, faydalı olabiliyor… Hayret, ben dinde yasak olduğunu zannediyordum bunların.”

    Bunları yapmak insanı dinden çıkarmaz ancak günahkar yapabilir. Dinimizde en büyük günah gaflet içerisinde olmaktır. Günah esasen budur…
    Sanat, müzik, resim ve heykel eğer sizi Allahtan gafil olmanızı sağlıyorsa günahtır.
    Aksi durumda sakıncası yoktur.. Aslında bu herşey için geçerlidir. Mubah olan işler, helal olan işlerde Allahtan gafil olmana sebep olursa, onlarda günah olur…
    Peki bunlar nasıl oluyorda gaflete sebep oluyor diyorsan şöyle;
    Mesela resim yaparken , büyük bir haz alıp ben en büyüğüm duygusu içine gelirse bu kibirdir. ve günahtır.
    Veya insan sureti, bu yaratmaya ortak olma isteği olarak kabul edilir. Resim veya heykel…
    Ama mesela minyaür veya ebru tarih boyunca uğraşılmış sanat dallarıdır..
    Hayat sınırsızca herşeyi yapabileceğimiz bir zaman dilimi değildir… Tabii ki biz Müslümanlar için…
    Bizler yapacağımız her işin ağzımızdan çıkacak olan her sözün hesabını vereceğimizi bilerek yaparız yaptığımızı ve söylediğimizi….
    Şimdi burada yazıyorum ya… mesela bunlarında hesabı sorulacak bana… Ben hesabını verebileceğimi düşünüyorum
    Ama kimbilir ne incelikleri ne detayları sorulacak inşaalah onların da hesabını verebilirim Allah’ın izniyle….
    Sizler freni patlamış araç gibi özgür olmak istiyorsunuz… Ama biz biliyoruz ki fen ve gaz araçta olmazsa olmazlardandır kontrolü bize verir…
    Kontrolü sizde olmayan hayatın sonunda vereceğiniz bir hesap, nasıl bir hesaptır…
    Zevk, sefa, haz; sonu olan kısıtlı ve değişken duygulardır. onları temel alarak yaşayacak olduğum bir ömür onlar kadar kısa ömürlü bir hayat olacaktır. Kurtuluş anlamında..
    Halbuki her insanın 3 hayatı vardır bizce…
    1. dünya hayatı..
    2. Kabir hayatı..
    3. Ahiret hayatı…
    Ölmüş bir akrabanızın bu hayatta olduğunu düşündüğünüzde ve O hayata doğum gününü Öldüğü gün olarak kabul ettiğinizde en yaşlısı kim oluyor ve kaç yaşında oluyor biliyor musunuz ?

    Hangisi daha uzun , siz o hayata dair bir kanıt bulamıyorsunuz diye bizler ölmeyecek miyiz ?
    Öldüğümüzde ne olduğunu biliyor musunuz ?

    Tabii ateistler için her şey kolay; yok olup gidiyorlar... 
    Asıl biz kalanlar için başlıyor o zaman herşey....
    

    O yüzden ömür dediğimiz bu kısa zamanda zevk miş , haz mış, sefa imiş, mal mış , mülk müş gibi ufak tefek şeylerle uğraşmıyoruz. Bunlar için çalışıyoruz ama ancak yaşayacak kadar belki biraz daha fazla (sui misal emsal olmaz hemen aksi örnekleri göstermeyin.)
    Ama asıl amaç öbür taraf için çalışmak… Bu dünyada ise öbür taraf için gerekenleri yapmak üzere çalışmak…

    Yani sanat müzik ve resim öbür tarafta bana yaramayacak ve Allah’tan gafil olduğum için bana bir de zarar olarak dönecekse salak değilim ya.. o kadar içine girmem girdiğim zaman da O’ndan gafil olmayacak şekilde yapmaya çalışırım.. Bu dünyaya yarayacak kadar bu dünyanın nimetinden faydalanmak farzdır. Bu gerekli olan kulluğu yapmak için gereklidir. Bu kapsamda sanat müzik resim heykel vb. şeyler diğer herşey gibi dikkatli yapıldığı sürece yasak değildir..
    Ona bakarsan çok yemek yiyip O’ndan gafil olmakta günahtır.
    Ama yemek yemez vücudunu zayıf düşürürsen emanete ihanetten günaha girersin…

    Tabii bu söylediklerimi ya hep ya hiççiler anlamazlar….

  79. Benim anlamadığım…

    Dünyada ne kadar müslüman var, bir kaç milyar mı? E şimdi bunların ne kadarı teorisyen gibi derin spectra-intro’lar yaparak ulaşmışlar acaba yaratıcı fikrine? Dağdaki çoban ne yapıyor mesela, ya da mısırlı bir esnaf, pakistanlı bir seyyar satıcı? Onlar nasıl iman ediyorlar, orda nasıl bir akıl iflası söz konusu?

    Ha şimdi, herşeyden önemlisi sonuç mu yani? Nasıl bulduğumuzun bir önemi yok yani… Ya da daha özenli ve zahmetli süreçleri takiben bulanlar daha hayırlı mı oluyorlar allah katında? Buna karşılık, dededen neneden duyduğundan hiç şüphe etmeden, sorgulayıp irdelemeden, kendisine iletileni olduğu gibi kabul ve devam ettirenlerin durumu yaş olabilir mi?

    Bu arada, Sevgili HoLa’nın bir ifadesi vardı… ” ortası delik ıslak sabun gibi, vırç vırç ordan oraya kayan..” Lütfen kişilik değerlerine bir hakaret olarak algılanmasın, bu söyleyeceğimin kimsenin kişiliğiyle vs. ile bir alakası yok, zaten olamaz da (çünkü tanımıyorum) ama felsefe birikimi iyi olan birisi olarak şunu söylemem gerekir ki; XINTeorisyen isimli kullanıcının yazıları (daha doğrusu yazılarını şekillendiren mantık ve bu mantıkla attığı taklalar) tam da vırç vırç kayan bir sabuna benziyor aslında. Açıklamak, anlamak, bilgi, mantık, bilim, bilimsel yöntem… Bu kişi kavramlarla oynarken inanılmaz bir kıvraklıkla sektör ve kategori değiştiriyor, hani bu biraz dil-ötesi ve obje-dil, biraz da aynı terimlerin farklı kategorilerde ifade ettiği farklı anlamları işine geldiği gibi ve hoyratça harmanlama yoluyla gelişen müthiş dezenforme edici bir durum… (Umarım burdan da aklımızı -kendi istediği manada- iflas ettirdiği gibi bir sonuca ulaşmaz)

    Sanattan ve sanatçıdan ne anladığını da öğrenmiş olduk bu arada… Yine düt düt, aman ha resim yaparken ben en büyüğüm sanısına kapılmasın ressaaaeeaammm… (bkz: bi sittir git dedirten dinci saçmaları)

  80. Öncelikle şunu söylemeliyim burada belli bir inançtan söz etmemeye çalışıyoruz ama doğal olarak inandığımız inançtan örnekler verebiliyoruz. Hz. ibrahimin (A.S) bir kıssası vardır. Bilirmisiniz ? Peygamber olmadan önce…
    Anne ve babamızın bize öğrettiği bir inanç elbette vardır. Ve çok şükür ki onlar Müslümanmış Elhamdülillah..
    Bu doğrudur.. yani anne ve babamızın bize öğrettiği inancı yaşıyoruz… Ve dillendiriyoruz…
    Bu bir yoldur…Hiç mi duymadınız peki ? Müslüman bir aileden geldiğinize göre imanın 2 türlü olduğunu….

    Birincisi taklid-i iman dır ki sizin kastettiğiniz budur…
    İkincisi ise tahkik-i imandır ki Hz. İbrahimin Peygamberlikten önce yaşadığı olayda bu vardır.

    İlk karşılaştığımız sizin söylediğinizdir anne ve babamızdan dolayı ama aklımız erip düşünmeye ve sorgulamaya başladığımızda sizin benim gibi insanlar bu konuları sorgular..
    Bazısı sizin gibi olur; bazısı benim gibi…
    Yoksa yoktur birbirimizden farkımız; farkımız yolumuzdur.

    “Ben doğaya veya evrene bakıyorum da.. çelişkili hiçbir varlık, hiçbir olgu görmüyorum. Her şeyin bir sebebi var her gerçekleşen olay belli bir nedenden ötürü oluyor. Yani her neden ve her sonuç birbirini mantığa uygun şekilde takip ediyor, ve evren yoluna devam ediyor. Fakat her nasılsa işte bu bir türlü görünmeyen varlıkta bazı çelişkiler var, biz tam da bu görünmeyen varlığı idrak edemiyoruz.
    “

    Doğru çelişkili bir şey yok…:))

    Çelişki tarifiniz doğru mu ?
    Mesela şu sözünüz nereden çıktı “mantığa uygun şekilde” kaynağı nereden geliyor…?
    Mantığa uygun olduğu nereden belli ?
    Çünkü mantıklının ne olduğu size önceden öğretildi bunu düşünerek ve akıl yürüterek bulmadınız…
    Kim öğretti anne ve babanız mı ?
    Çevreniz mi ?
    Yaşadığınız toplum mu ?

    Bu göremediklerinizi görmenin tek yolu kendinizi gözlemlemektir.

    Meşhur bir beyit var bu konuda 
    "Balık deryada yaşar , su nedir , bilmez.."
    

    Birde şu sözünüz…

    “Biz çoğumuz zaten müslüman ailelerde yetişmiş kişileriz, bu dünyanın içinden insanlarız.
    “

    Bundan emin olmayın o kadar… doğrusunu Allah bilir ama , Müslüman demek İslamı yaşayan demek
    böyle bir aileyi Diyojen gibi gündüz vakti fener yakıp arasanız bile zor bulursunuz buna ben ve ailem dahil…
    Öyle olsa idi ateist olamazdınız…Hemde bu sorgulayan ve bilgili halinizle….

    Benim burada yaptığım 1400 yıldır söylenenleri tekrarlamak değil, o bilgiler üzerinden başka bir şeyi anlatmaya çalışmak… Dolayısı ile dini bilgi vermemeye çalışıyorum . ama elimden geldiği kadar , bu her zaman mümkün olamıyor. siz dini bilgi tarafına değil, işin özüne odaklanın o zaman…..

  81. Sayın gamaro 🙂
    bir önceki yorumda yazınızın ilk bölümüne cevap vermişim tevafuk mu , tesadüf mü dersiniz. artık 🙂

    Bu arada son paragraf için teşekkür ederim , sanırım takdir var sözlerinizde ve yine sanırım amacıma ulaşmaya başladım “dezenformasyon” demişsiniz ama bu değil amacım aklı karıştırıp dayandığı ilkeleri temelleri sorgulamanızı sağlamak olabilir ama bir statik yapı var insan düşünüş tarzında, kabul edegeldiği doğrular , nasıl üretildiğine bakılmadan doğru olarak kabul ediliyor. Deney yapıyor, gözlemliyor, sorguluyor akıl ve mantık yürütüyor ama yaptığının ne olduğuna bakmadan bunu yapıyor adeta doğal bir şeymiş ve onu yapanın, yapılanın farklı bir şey olması mümkün değil miş gibi

    Kişi sorgulamıyor nasıl sorguladığını, sorgulasa bile bu yapageldiği şekilde olduğu için kavramların özüne dokunmuyor. Öz yok , kavramların karıştırılabilmesi onların özüne doğru bir yolculuk yapmayı sağlar…
    Aslında ne olduklarına dair bir sorgulamadır bu …
    Önceki mesajda soruyorum zaten buna benzer bir şey ?

    Birşeye mantıklı dediğinizde , bunu demenize sebep olan nedir ? 
    Mantık bilgisi size nereden geldi ? Doğru dediğiniz şeyin doğru olduğunu nereden biliyorsunuz ? 
    Siz diyorsunuz ki bilim sorgulamadır. İnanç ise dogmatiktir..
    Bende diyorum ki bilimin temelinde sorgulama varsa sorgulama dogmatik bilgi ile yapılır... 
    Başka insanlara bu kadar bağımlı olmak budur...
    Bu o kadar dogmatik bir bilgidir ki , dogmatik olduğunu hatta var olduğunu bile kabul etmezsiniz...
    
  82. Kısa kısa son iletinize cevap verip bu mevzuyu kapatacağım. Zira bu tartışmalardan şimdiye kadar kimsenin ikna olmuş şekilde çıktığını görmedim. Boşa nefes tüketmek istemiyorum, belli ki sağlam “iman” etmişsiniz.

    Bu tahkik-i iman terimini şimdi sizden duydum ben. Ailemin cahilliğine verin. Benim ailem basit kendi halinde bir müslüman aile, herhangi bir tarikat veya cemaatle bağlantıları yok. Bu kullandığınız terimler kısa araştırmamdan anladığım kadarıyla islam tarihiyle kıyaslandığında çok çok yakın zamanlarda türetilmiş terimler.

    İbrahim’in öyküsüne gelince.. herhalde şu tanrıyı arayışı öyküsünü kastediyorsunuz. İbrahim, Musa, Yusuf falan filan bu İsrailoğullarının atalarıyla ilgili öykülerin temel kaynağı Tanah’tır, veya müslümanların bildiği adıyla Tevrat, Zebur.. cart curttur. Bunun haricinde özellikle Musa ve daha öncesiyle ilgili neredeyse hiçbir tarihi belge yoktur. Yani diyeceğim odur ki İbrahim’le ilgili elimizde bulunan en güvenilir kaynak Tevrat’tır. Kuran’daki tüm İsrailoğulları büyükleri ile ilgili öyküler Tevrat’takilerin özet geçilmiş halidir, zaten her nedense İsrailoğullarının “peygambeleri” haricinde de hiçkimsenin maceraları da anlatılmamaktadır, herhalde tek istisna Zülkarneyn. Fakat buna rağmen ne bu İbrahim’in Ay’a, Güneş’e falan tapmaya çalışmasıyla ilgili hikaye, ne de sütün içinde peyniri görebiliyor musun gibi öyküler Tevrat’ta geçmemektedir. O kadar aptalca ve o kadar çocukçadırlar ki, heralde anaokul seviyesine hitap etmek için yazılmışlar. Ama siz burada bana bu öyküleri referans gösteriyorsunuz. Kuran’da anlatılıyormuşlar bu arada.

    Tarih öncesi insanın bilmediği birçok şey vardı, etrafında sık sık ilginç bazı doğa olayları olurdu. Ama bunları bir şekilde açıklması gerekirdi. Sonra tanrı diye aslında hiç görmediği bir varlık yarattı. Görmediği için de buna “iman” etmeye başladı. Mesele bundan ibaret, bana değişik alengirli tanımlamalara girme kalkmayın. Yıl olmuş 2011 ve hala kil tabletler üzerine yazılmış bazı metinlere kutsal diyorsun bir de saygı bekliyorsun. Tee.. insanların mal olduğu zamanlarda peygamberlik babadan oğula bile geçiyormuş, fakat 1400 senedir tanrı artık insanlarla her nedense konuşmuyor. Tıp çok ilerledi ondan mıdır nedir, bilmiyorum.

    Mantığımız da diğer mental özelliklerimiz gibi çevresel ve genetik bazı etmenlerce şekillendirilir. Zamanın göreliliğinin hissedildiği şartlar altında evrilseydik, elbette ki göreli zaman kavramını çok daha kolay kavrayabilirdik belki öğretilme gereği olmayacak kadar doğal kabul ederdik. Richard Dawkins’in dediği gibi; ömrümüz 500.000 yıl olsaydı yoldan karşıya geçmeye bile korkardık. Benim bir önceki iletimde kastettiğim, evrenin yasaları dediğimiz bir norm var ve her şey buna uygun şekilde gerçekleşiyor olduğuydu. Mantıkla açıklamaya çalıştım hatalı ve düşüncesizce olmuş demek ki.

    Ayrıca bu İslam’ın sanatçılığa karşı temkinli duruşuna getirdiğiniz açıklama da çocukça. Madem öyle futbol falan da dikkatli oynansın. Ben bazı sporcularda çok fazla kibir görüyorum. Resim ve heykelin sıkıntısı paganizmin çok yaygın olarak başvurduğu bir uğraş olmasıdır. Tek tanrılı yeni inancıyla Muhammed, zaten bu geleneklere karşı savaş açmıştı pek tabii ki bu uğraşlar yasaklanacak. Bana boşuna başka başka sebepler sunmayın.

    Yazım çok uzadı bir de sorgulama meselesine girmek istemiyorum ama Wikipedia’da babil kutucukları vardır, haşırneşir olanlar bilir. Orada, “…bu kullanıcı doğru bilgiye sorguyla ulaşılabileceğine inanır…” ve “bu kullanıcı müslümandır” gibi iki kutucuk vardır. Bazı kullanıcılar ub iki babil kutucuğunu aynı anda kullanır, buna tanık olunca gülsem mi ağlasam mı pek bilemiyorum.

  83. Evren; (kainat) oluşumu,matematiksel olarak hesaplanırmı…
    Bu oluşum,bütün bütün fiziksel değişkenler bir arada düşünüldüğünde, kaçta kaç ihtimaldir? Milyar kere milyarda bir mi? Ya da trilyar kere trilyar kere trilyar ihtimalde bir mi? Ya da daha büyük bir sayı mı?

    Roger Penrose, hesaplamış; ve çıkan sonuç;
    Matematikten anlayan ve tiyatroyu,sanatı,heykeli ,ortaya sürüp,kendi “Aklını” dokunulmaz (gören) karşı fikre “İFLAS ETMİŞ DÜŞÜNCE” diye yazabilen forumdaşlara sunarım…

    Bu sayı, yani 1010123 de bir ihtimal, Yaratıcı’nın amacının ne kadar keskin ve belirgin olduğunu bize göstermektedir. Bu gerçekten olağanüstü bir sayıdır. Bir kimse bunu doğal sayılar şeklinde bile yazmayı başaramaz, çünkü 1 rakamının yanına 10123 tane sıfır koyması gerekecektir. Eğer evrendeki tüm protonların ve tüm nötronların üzerine birer tane sıfır yazsa bile, yine de bu sayıyı yazmaktan çok çok geride kalacaktır. (Roger Penrose, The Emperor’s New Mind, 1989; Michael Denton, Nature’s Destiny, The New York: The Free Press, 1998, s. 9)

    Roger Penrose, evrenin başlangıç entropisinin hassas ayarını gösteren matematiksel betimlemeye, fizik biliminde bildiği hiçbir verinin yaklaşamayacağını söyler.
    Roger Penrose, ibid, s. 728.

    Şimdilik.

  84. Zaman, hareket ya da eylem veya bir olgunun (ya da sizin seçeceğiniz bir durum/hal) kronolojik olarak yerleştirilmesi ile oluşur…yani kronolojik bir referanstır. Hani tanrı zamanı bilse ne olur bilmese ne olur, zaman onun için olsa ne olur, olmasa ne olur.

    -Baba hele gel bir söyle bakalım, Uhud savaşı mı önce olmuştur Hendek savaşı mı…

    …diyemeyeceğinize göre…

    …ya da dediniz diyelim, başka konularda da olduğu gibi bu konuda da hiç bir cevap alamayacağınıza göre…

    …Allah ın çıkıp “Bu arkadaş öncelikli” gibisinden bir laf edemeyeceği gerçeğinden de yola çıkarsak…

    …takipsizlik diyorum.

  85. Bir çocuk eline suluboyayı fırçayı alıp yaşamı keyifle resmetmeye başladığında, renkleri çoşkuyla birbirine karıştırdığında, en olmadık yerde sarıyla kırmızıya naz yaptığında, ilk aklınıza gelene bakın, uyarı… tanrınız zaten sanatsız, insanı da sanatsız olsun istiyor… Açık açık söylemişsiniz zaten, resim, müzik, heykel ne işinize yarayacak öte tarafta, çok faydalı birşey olsa peygamberiniz “sanat” hakkında da bir kaç şey söylerdi zaten, eksik insanınız sizin olsun.

  86. “Veya insan sureti, bu yaratmaya ortak olma isteği olarak kabul edilir. Resim veya heykel…
    “

    Sen şuna günah desene ya, ne kıvırıp duruyorsun? İnsan sureti çizmek ve yaratmaya ortak olma isteği ! vayyy öyle olursa vıyyy şöyle olursa…hayret birşeysiniz. İçe bakış miçe bakış sorgulama iç dış felsefe derken çok süpersiniz, ama yaşama dahil olmaya başladığınız anda böyle şeyler çıkıyor şekil A da görüldüğü gibi.

  87. Kitaplarını okudun mu?
    Yok. Harun Yahya sitelerinden kopy araklayacak kadar okudum işte yetmez mi?
    Tabi tabi yeter.

    1010123 aynı zamanda USC nin makarnavari uzantı sayısıdır. Bu da mı tesadüf? Hala USC ye iman etmeyecek misiniz?

    xenix: Takiplerim

  88. “”Veya insan sureti, bu yaratmaya ortak olma isteği olarak kabul edilir. Resim veya heykel…”

    Sen şuna günah desene ya, ne kıvırıp duruyorsun? İnsan sureti çizmek ve yaratmaya ortak olma isteği ! vayyy öyle olursa vıyyy şöyle olursa…hayret birşeysiniz. İçe bakış miçe bakış sorgulama iç dış felsefe derken çok süpersiniz, ama yaşama dahil olmaya başladığınız anda böyle şeyler çıkıyor şekil A da görüldüğü gibi.

    “

    Bundan daha açık nasıl söylenir ki GÜNAH olduğu, hemde mubah olduğu…Kıvırma falan yok , statik düşünce tarzınızdan dolayı kalıplarla düşünüyorsunuz siyah ve beyazdan başka renk yok, nasıl resim yapabiliyorsunuz karakalemden başka, onu bile yapabileceğinizi sanmıyorum..
    Geometrik katılıklarınız var… cetvel ve pergelle ne resmi yapılır ki ?
    Makine parçasından başka …..

    Onda da sanat yok zaten…
    Bilimsel olmaktan başka…

  89. Tuzla için, güncelleyelim.

  90. Okudum. Üç kuruşluk aklım vardı, o da uçmak üzere.

    Diğer konu başlıklarında, olaylara dinî yönden bakan arkadaşlar insanın akıllı tasarım olduğunu söylerken, buradaki zaman olgusuna dinî yönden bakan arkadaşlar ise insan aklının sınırları olduğunu, bu sınırın ötesine geçilemeyeceğini söylüyor. Yani insan aklının, dolayısı ile insanın zayıf ve güçsüz olduğunu, yani mükemmel olmadığını ifade ediyorlar.

    Ve bu sınırın gerisinde kalmayı tercih ettikleri için, Mısır’da olduğu gibi, yedi saate kadar ölen eşle sevişme kanunları üzerinde cebelleşirken, bu sınırı takmayanlar kırk üç yıl önce aya çıktılar.

    Üç gün sonra öldüklerinde hesap verecek olan bu arkadaşlarımız şöyle bir soruyla karşılaşırlar mı merak ediyorum;

    Be hey kulum, ben sana bu aklı kısıtlayasın diye mi verdim? Ben sana bu beyni peynir ekmekle yiyesin diye mi verdim? Ben sana öğrenme, gelişme içgüdüsünü köreltesin diye mi verdim?

    Bana ne canım? En azından bana böyle bir soru sorulamayacağını biliyorum.

  91. maydanoz ve teşup için güncelleme.

  92. zaman, evrendeki madde ve enerjinin etkileşimi ve bu etkileşim sonucu meydana gelen hareket ve değişimlerin insan bilincinde oluşturduğu izlenim veya sıralamadır, evrende hareket olmasaydı, değişim olmasaydı, hiçbirşey değişmeden kalsaydı zaman boyutu veya zaman algısı diye birşey olmayacaktı, ama herşey hareket ettiği ve değiştiği için durumları kafamızda bir sıraya sokuyor ve zaman soyutlamasıyla ifade ediyoruz.
    zaman ne kadar gerçektir, sadece şu an gerçektir, geçmiş veya gelecek zamanlar gerçek değildir.
    zaman bizim içimizde mi, dışımızda mı ? biz zamanın içinde miyiz, dışında mıyız,
    içimizdeki zamana öznel zaman diyoruz, dışımızdaki zamana nesnel zaman diyoruz, bir de mutlak zaman – görece / rölatif zaman ayrımı yapabiliriz, evrende mutlak bir zaman mı var yoksa her referans sistemine, her koordinat sistemine göre ayrı zamanlar mı var ?
    kuantum fiziğinde zaman paradoksu, şu an her andır veya her an şu andır.

  93. Zaman birbirine dönüşüm durumunda olan madde ve enerjinin zihnimizce algılanmasıdır, aslında bu kadar basit. Genel ve özel görelilikle bu bağlantı çok güzel anlatılmıştır. Ama dinci kesimi içsel bir saat gibi her şeyden bağımsız olan bir zaman takıntısına sahip. Anlamadıkları ise şu: sizin dediğiniz gibi olsa bile yaratım için bile zaman gerekli, zaman içinde olmadan yaratım olmaz. Siz nasıl zaman içinde olmadan yaratabilen bir şeyi düşünebiliyorsunuz?

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.