Anlam Arayışı zorunlu mu?

Kişisel tarihim boyunca “anlam arayışının” insanın olmazsa olmazı diye düşündüm.Tıpkı evrilmek gibi zorunlu olduğunu sandım. Acaba yanılıyor muyum diye ilk kez aklıma gelmeye başladı belki de anlam bulmaksızın da yaşamak olasıdır, mutluluk verebilir, kimbilir.Sizler ne diyorsunuz bu konuda?

52 yorum “Anlam Arayışı zorunlu mu?”

  1. Bu soruyu öyle çok sordum ki! Sormamış olmayı dilerdim. Sanırım anlamı sorgulamak çoğu zaman bir lanet.

  2. Ben hic sorgulamamıstım çünkü insan olmanın anlam arayışı olduğundan emindim 🙂

  3. madem anlam arayisi sadece insani ilgilendiriyor (hayvan ilgisiz) yaratici ile yaratilan arasinda bir “gizem/sifre” olmali bence yaratilis
    programi da denebilir..

    her ne kadar nihayi bir aciklama ve anlamlandirma olmasa da herkes imkanlari,yetenekleri ölcüsünde yine aklinin,gönlünün yattigi
    bir aciklama bulmaktadir..

    “o gün” ?

    insanoglu anlam arayisina nihayi cevabi bulacaktir ya aksi dogruysa ?

    peyote´nin dedigi gibi lanetli degil ama zor bi is:)

    sormamak insanin elinde mi ?

    slm.

  4. İşin içine mutluluk girerse anlam arayışı zorunlu olabilir. Aslında bu arayışın amacı da budur zaten. Mutlu olmak.

    Ama mutluluk kavramını çıkarıp tekrar orjinal soruya döndüğümüzde elbette yaşamak olasıdır. Hatta gerçekten yaşamak daha da olasıdır. [[Anlamak ve anlamlandırmak]] farklı şeylerdir çünkü. Bahsi geçen anlam arayışı da bana göre anlamaktan ziyade anlamlandırmaya doğru bir kaçıştır.

  5. Anlam arayışının sadece insanı ilgilendirdiğinden nasıl emin olabiliriz Ebubekir .

  6. Stalker,

    insan haricinde anlam arayisi cabasinda olan da mi var ?

    slm.

  7. Benim kedim arıyor. Anlam arıyor.

  8. Ha ben de sen olmadığına neden bu kadar eminsin diyorum ? Kur’an filan deme sakın , yok kurtlar kuşlar oruç tutar allahın adını zikreder dersiniz ama biraz deşince yok onlar heyvan bi şeyden anlamazlar .

    Kardeşim hayvanlara bile çifte standart .

  9. bi sefer olsun her gördügün sakalliyi deden sanma be Stalker sürekli o dedi bu dedi öyleyse sende vidi vidi..

    alla alla..

    bak xenix´in kedisi “anlam ariyor” mus..

    senin ?

    slm.

  10. Cevaba bak hizaya gel! Hırboluğun lüzumu yok , Ben yazarken Xenixin mesajı falan da yoktu , 4 kedim vardı ,biri kaldı , gayet de anlamlı davranışları var zihninden geçenleri ise bilemem .. sen nereden biliyorsun bunları da (olmadığını)vir vir ediyorsun?

  11. Bu konuda ehli kitap* batılı bilim adamları hayli araştırmışlar ebubekir ve sitede de bulunan şu linkten okuyabilirsin.
    link to sonsuz.us

    Çağın bilimini yakala artık geriden gelme.

  12. Stalker,

    “Hırbo” (Sersem, salak ve kaba saba) gördügün gibi sen daha nefsine (diline) hakim “ol”mayan birisin küfürbaz fazil´dan farksiz..

    halbuse soru söyledi,

    “insan haricinde anlam arayisi cabasinda olan da mi var ?…”

    slm.

  13. Yine helezon yaptın dürdün konuyu , senin cevap tarzına o sıfatı uygun görmüşüm o an ,sürçü lisan ettiysek affola .

    Evet konuya dönersek benim düşüncem net :

    İnsanlar genellikle anlam arayışındadır , hayvanları ise bilemeyiz ,

    seninki ise direkt ifade etmesen de hayvanlarda yok şeklide , ben de sordum bu kadar emin olmanı sağlıyan bilgi kaynağı nedir ?

  14. neden bu sitede kimse konuyu konuşmaz.

    Yazar ne yazmış millet ne tartışıyor. Bi garipsiniz gerçekten.

    Bence yazar yanılmıyor.
    “anlam arayışının” insanın olmazsa olmazı.

    ” belki de anlam bulmaksızın da yaşamak olasıdır, mutluluk verebilir, kimbilir.Sizler ne diyorsunuz bu

    konuda?” demiş.

    ama, bu imkansız gibi duruyor. Düşündümde, anlamsız bir yaşam çok yavandır. Herşeye bir anlam katmazsak Her

    gün nohut yemek gibi bi şey olur. Bu da insanı ne kadar mutlu eder, yazana sormak gerek.

  15. eyvallah Stalker..

    söyleydi;
    “..madem anlam arayisi sadece insani ilgilendiriyor (hayvan ilgisiz)…” gördügün gibi “yok” demedim ilgisiz diye yazdim di..

    insanlar hayvan besler onlarla icli disli olur ardindan her hareketine bir anlam verir yada cikartir hayvan bundan habersizdir..

    bi dönem köpegim (siyah ve uzun tüylü schäferhund) oldu ismi “karam”di simdi güvercinlerim var xenix´in kedisi gibi bi anlam
    aradiklarina sahit olmadim ha bizimkilerin evrim süreci bitmemis olabilir:)

    slm.

  16. Anlam arayışı zorunlu mudur? Hayır ‘seçmeli’dir. Herkes aynı oranda heves hissetmez bunun için sanırım.

    Mutluluk arayışı ile de ilgisi var gibi. Mevcut durum bize yettiği sürece dahasını aramaz mıyız?

    Bir yandan da anlam arayışı = gerçek arayışı gibi birşey. Ve herkes (hayvanlar dahil) birşeyleri anlamaya/aramaya çalışır durur. Aklın özelliği bu, anlamak/aramak, pek boş durmaz.

  17. Anlamak ve anlamlandırmak arasında mühim bi fark görmüyorum, hatta geçen gün tartıştığımız konuyu anımsarsan (xenix) görmek dahi anlamlandırmak ile ilgili geliyor/görünüyor bana 🙂

    http://sibelatasoy.com

  18. sabah bu konuyu sordum ve iste az önce cevap olduğunu sandığım şu sayfa açıldı önümde: İçsel sessizlik, büyücülükteki her şeyin doğduğu yerdir. Başka bir deeyişle, yaptıklarımızın hepsi buraya götürür bizi ve bu da devasa bi şey bizi SARSMADIKÇA göstermez kendini. Eski zaman Meksika şamanları bunun için sayısız tuhaf yöntemler icat etmişlerdi; çağlayanlara atlamak, bir ağacın en ü dalında baş aşağı asılı vaziyette geceler geçirmek -American Gods kitabında kahramanı bu yöntemle sessizleştirmişlerdi!- gibi, içsel sessizliği yakalamaka hepten ilgisiz görünen hareketlerdi bunlar.”DJ’nin açıklamasına göre içsel sessizlik çoğalıp biriken bi şeydi! Eski şamanlar, her bireyin zaman açısından farklı bir içsel sessizlik eşiği olduğunu keşfetmişlerdi; bu da içsel sessizliğin işlevsel olabilmesi için her birimizin kendi özel eşiğimize ulaşabileceğimiz uzunlukta bir süre boyunca onu sürdürmemiz gerektiği anlamına geliyordu. Bazıları amaçlarına bir dakikalık sessizlik bazıları bir saatlik sessizlikle ulaşabiliyorlardı. Arzulanan sonuç, eski büyücülerin dünyayı durdurmak diye adlandırdıkları bi şeydir; çevremizde ne varsa tümünün daima oldukları şey olmaktan çıktığı andır bu. Büyücülerin insanın gerçek doğasına döndükleri an işte budur, eski büyücüler buna mutlak özgürlük adını verdiler. Bu, köle insanoğlunun, sınırlı imgelememize meydan okuyan algılama hünerleri göstermeye yetenekli, özgür varlığa dönüştüğü andır.Don Juan içsel sessizliği, yargıda gerçek bir duraklamaya götüren yol olduğuna beni temin etti; evrenden denetimsiz olarak yayılan duyusal verilerin duyular (duyular mı duygular mı emin değilim çeviriden) tarafından yorumlanmasının (!) sona erdiği andı bu; bilişselliğin kullanımve yinelenme yoluyla dünyanın doğasına karar veren güç (!) olmaktan çıktığı andı.”Büyücüler, içsel sessizliğin işlevlerinin başlaması için bi kırılma noktasına gereksinim duyarlar. Kırılma Noktası, duvarcının tuğlalar arasına yerleştirdiği harç gibidir. Başlangıçta birbirine bağlı olmayan tuğlalar ancak harç katılaştığında bir yapı oluşturur.
    Şimdi burada ve her zaman don juan’a diyecekbi lafım var (Castaneda gibi çaresiz çırpınışlar da olabilir tabi), şu andaki mevcut GERÇEKLİK DE aynen onun tarif ettiği kırılma noktası ve harç ile ayni örnekteki gibi oluştu, yeni bir gerçekliğe geçiş de böyle olacak evet, peki ona katılmadığım ne kaldı?! Şu kaldı: Don Juan bunu mutlak gerçek gibi benimsetmeye çalışıyor tıpkı dinler yada bağnaz bilim gibi

  19. Bu arada aklıma gelmişken, Görücü anlamı hazır bulur, yani görür. Büyücü tüm anlamları kendi istegince yönetir. Filozof ise (bana gore tabi bunların hepsi) anlam bulur, ,iliski kurar, kimsenin menfaatine göre degildir uğraşı, anlam oyunundan zevk alan bi yarı kördür desek olacak sanki:)))

  20. DJ “gördüğün zaman bu dünyada değiştirecek birşey olmadığını da görürsün” gibi birşey der. Peki böyle bir durumda/dünyada/evrende ‘anlamları yönetmek’ mümkün müdür?

  21. “Şimdi burada ve her zaman don juan’a diyecekbi lafım var (Castaneda gibi çaresiz çırpınışlar da olabilir tabi), şu andaki mevcut GERÇEKLİK DE aynen onun tarif ettiği kırılma noktası ve harç ile ayni örnekteki gibi oluştu, yeni bir gerçekliğe geçiş de böyle olacak evet, peki ona katılmadığım ne kaldı?! Şu kaldı: Don Juan bunu mutlak gerçek gibi benimsetmeye çalışıyor tıpkı dinler yada bağnaz bilim gibi”

    Bu iletideki vurgu daha iddialıymış. Bunu tam bitirmeden diğerine yazmışım.

    Bunu belki de şöyle düşünebiliriz. Don Juan buna mutlak gerçek demedi aslında hiç. Pratik bir adam o. Yol nereye kadar gider. Belki de insanlara hep aynı düzeyde takılı kalıyorsunuz, bakın bunun arkasında daha neler var dedi sadece.

  22. Anlamak yeni bilgi üretmektir. Yeni nöron bağları kurmaktır. Anlamlandırmak ise eski bilgi ile ilişkilendirmektir.

    Bilgisayar dilinde anlatmam gerekirse anlamak yeni bir dosya yaratmaktır. Anlamlandırmak ise eski dosyalara link vermektir. Bu yüzden epey farklılar. (bana göre)

    İçsel sessizlik ise yeni dosya oluşturmak için yer açmaktır (yine bilgisayar benzetmesiyle). Bu bir yöntemdir. rnd’nin de dediği gibi bilginin kendisi değil yöntemi söylemektedir. (aslında bilim de bu anlamda bilgi değil yöntemdir)

  23. Böyle izah edince sana katılırım xenix. Fakat bu izah tarzı kişisel bi şey olsa gerek, yoksa tdk da mı böyle izah ediyor, eğer öyleyse bu kez hak vermekle kalmam cehaletimi de kabul ederim 🙂
    Ve çok haklısın rnd, bence donjuan yenilenebilir gerçekliklerle ilgilenmiyordu o bir filozof olmadığı gibi filozof sever bile değildi ve O, mevcut gerçekliğin yıkılışı ve ardından belirecek gerçekliğin kırılmaya bağlı olduğu ile ilgiliydi çünkü şu anda olmakta olan bununla ilgili ve don juan pratik bi adam senin de söylediğin gibi 🙂
    Fakat söylemi mutlak gerçeği sunar gibi olduğundan, pek çok CC izdeşinin bu fikri benimsediğinden haberdar mısınız?
    Benim korkum şu ya haklıysalar!? hahahahahaha

    http://sibelatasoy.com

  24. Bu arada rnd diğer sorunu cevaplamayı unutmuşum: Gören kişinin en son yapmak isteyeceği şey “anlamları yönetmek”tir, bu düşünülebilecek en aptal şey gibi görüneceğinden ona teklif etsen herhalde yuvarlanarak günlerce gülebilir. Hem zaten bu işi yapmaya gönüllü bi sürü büyücü var bilinçli ya da bilinçsiz 🙂

  25. anlamak, “yeni bilgi üretmekse” de o size göre bir bilgi üretimidir.

    Halbuki bu yeni(size göre) bilgi üretimi birilerinin

    eskitip çöpe attığı geri dönüşüm kutusunda da olabilir.

    siz, yine de benim yazdıklarımı anlayarak,(ya da anlamlaştırarak da olabilir) yeni bir bilgi üretmiş olabilirsiniz.

  26. Nerden biliyorsun kedinin ne aradığını?

  27. “Fakat bu izah tarzı kişisel bi şey olsa gerek, yoksa tdk da mı böyle izah ediyor, eğer öyleyse bu kez hak vermekle kalmam cehaletimi de kabul ederim :)”

    Bakalım TDK ya.

    Anlamak: Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek.
    Anlamlandırmak: Anlam vermek, anlam kazandırmak.

    “Fakat söylemi mutlak gerçeği sunar gibi olduğundan, pek çok CC izdeşinin bu fikri benimsediğinden haberdar mısınız?”

    Zaten CC izdeşlerinin çoğu anlamaktan çok eski bilgileriyle anlamlandırma yapıyor.

    Sevgili cenk, bilgi zaten üretilir.

  28. Anlamak: Yeni bilgileri eskileriyle bir araya getirerek sonuç niteliğinde başka bir bilgi edinmek.
    diyorsun, tabi bu o kişinin o anına has bir durum ve sanki bi çeşit sentez elde etmek gibi de görünüyor. Yani anlamak kişisel bir durum.
    Senin anlamak fiiline verdiğin anlam için ben AYMAK kelimesini kullanırım. Böylece bu karışıklıkları pas geçiyorum
    Anlamlandırmak, anlam vermek-anlam kazandırmak ise bunu hangi yoldan yaptığın da yine kişisel bi durum.
    http://sibelatasoy.com

  29. Don Juan sonsuzlukla tanışmış bir insandı bence. Söylemindeki nagual sonsuzluğa karşılık geliyor.

    Sonsuzluğun olduğu yerde tek mutlak gerçek sonsuzluktur. Yani gerçeğin bitmezliği. Sınırlı gerçeklikler, sınırsıza duvar örerek kurulur.

  30. Elbette anlamak da anlamlandırmak da kişisel bir durum.

  31. Kuantum fiziğindeki Sonsuz Potansiyeller Denizine inanıyoruz diyeceğiz de toptan, dilimiz varmıyor :))))
    http://sibelatasoy.com

  32. Bence sakıncası yok, sonsuz potansiyeller denizinin.


    Anlamak/anlamlandırmakla ilgili bahsi geçen kişisel olma durumu şöyle birşeye yol açıyor gibi.

    ‘Anlamak’ aslında söylenişinin akla getirdiği haliyle ‘objektif’ bir anlamayı işaret ediyor gibi. Oysa bunun objektifliğinin bir garantisi yok. ‘Anladığımı sanıyorum’, ama daha doğrusunu anlayana kadar ‘tam anlamamış olduğumu farkedemiyorum’. Ve eğer gerçekte anlamadıysam, kendimce bir ‘anlamlandırma’ yapmış gibi oluyorum.

    Aslında ikisi de çeşitli şeyleri/kavramları/anlamları daha kapsayıcı bir bütün içerisinde birbiriyle (ve bütünle) ilişkilendirmekle ilgili gibi gözüküyor.

  33. Karanlik ve kuytu bir koseye saklamisti kendisini . Heyy noldu sana bu Sabah diyerek tuylerine dokundumdugumda anladim, olum butun vucudunu sarmisti. . Disari cikartip onu topragin ustune yatirdim . Aci cekmiyordu yuzunde masumiyet ve tamamiyle teslim olus vardi , artik olmeye o kadar yakindiki veterinere goturucek zaman bile yoktu. Ona cok tesekkur ettim ve oldu. Hayatin anlami .

  34. Genelde “anlam” denince bir sözün veya bir davranışın anlatmak istediği örtük içerik kastedilir. Bu gizli içerik sadece sözlerle değil beden dili denen davranış ve duruş şekilleriyle veya mimiklerle de aktarılabilir. Bu yazıda üzerinde duracağım ‘anlam’ toplumsal anlamdır.

    Toplumsal anlam, bir toplumun insan, doğa ve evren kavramlarından ne anladığı ve onlara nasıl baktığı ile ilgilidir. Kadim dönemde, örneğin kadim Yunan kültüründe, tanrılar insan kılığında idiler ve insani zaaflara, hırslara veya sevgilere sahiptiler. Onların heykelleri yapılıyordu ve heykeller hem fizik bir görüntü hem de metafizik bir anlam içeriyorlardı. Her bir tanrının belli bir görevi vardı ve heykele bakan insan onun içerdiği anlamı da biliyordu. Bu heykeller kişisel olmayan toplumsal bir anlama sahiptiler.

    Aydınlanma dönemimin en önemli filozoflarından olan Immanuel Kant (1724-1804) demişti ki:

    “Doğa adını verdiğimiz görüngüler dünyasındaki düzen ve birlik, bizim ona verdiğimiz birliktir. Eğer onu oraya biz yani zihnimiz yerleştirmeseydi, onu asla orada bulamazdık.” demiştir.
    (Kaynak: Kant’ta Matematiğin Felsefi Temelleri)

    Böylece, anlamın insan ürünü olduğu kabul edilmekle kalmamış, toplum genel bir anlamsızlık girdabına sürüklenerek maddenin tutsağı haline dönüşmüştür. Bu anlamsızlığı sadece bilimde ve felsefede değil, edebiyatta ve güzel sanatlarda da görüyoruz. Örneğin, Fransız yazar ve felsefeci Jean Paul Sartre (1905-1980) 1938 yapıtı Bulantı adlı kitabında varoluşçu felsefesini açıklar. Kitapta, Avrupa’da Faşizm ve Nazizm yükselirken dünyanın durumu ve var olanların anlamsızlığı ele alınır ve bu durumun insana bulantı duygusu verdiği anlatılır; çünkü nesneler ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bu varoluşçu felsefede insan yalnızdır ve sorumludur. Ancak, felsefenin özünde kötümserlikle iyimserlik el ele gider. Zira anlamsız dünyaya anlam vermesi gereken insanın sorumluluğunda bir ümit, bir özlem ve bir iyimserlik gizlidir.

    Günümüzün güzel sanatlarında ve özellikle resim ile heykel sanatında genel bir anlamsızlık hâkim durumdadır. Anlam kaybına uğrayan ortalama halk insanı ne uzmanların dediklerini anlayabilmekte, ne de kendi ruhsallığını yaşayabilmektedir.

  35. Benim görebildiğim birşeyi ne kadar çok parçalarsak, anlam o derece ortadan kalkar.

    Anlam/amaç/neden hep bir üst kapsayan çerçeveye başvurmayı gerektirir. Bu başvuru hep bir üst çerçevede nihai anlamın ortaya konabileceği umudu ile ilgilidir. Yoksa tek başına bir varlık, başlayıp biten, yaşayıp ölen, bağımsız, bütünden ayrı bir varlık kendi başına bir anlam da ortaya koyamayacak gibi gözüküyor.

  36. Bütünden ayrı olmak mümkün mü işte?! Bu isteğe bağlı bir durum değil bence ve bu durumda tek bir kişinin hayata verdiği anlam bütünü etkiler. Benim esas sorum ise hala baki: anlam vermeksizin olmak mümkün müdür?

    http://sibelatasoy.com

  37. “Ancak, felsefenin özünde kötümserlikle iyimserlik el ele gider. Zira anlamsız dünyaya anlam vermesi gereken insanın sorumluluğunda bir ümit, bir özlem ve bir iyimserlik gizlidir.”

    Bilgisev’in bu cümlesine katılıyorum. Felsefe’yi diğer alanlardan ayıran en önemli özelliklerinden biri etik hassasiyetidir. O yüzden yeri gelir içinden geldiği psikanalitik kurumları eleştirir, yeri gelir onları farklı bir dilde onaylar.

    rnd’nin üst gösteren’ine de biraz mesafeli yaklaşıyorum. Biriki fıştıklama olursa bu alanda güzel tartışmalar sürebileceğini düşünüyorum.

  38. Anlam vermeksizin düşünen bir varlık olma durumu, herşeyden önce, anlam vermiş, anlamlandırmış dolayısıyla anlaşılabilirliğine öznellik katmış olan varlığın, bu öznelliğin kendisini nereye dahil ettiği konusunda derin sorgulama ve sonucunda da mutlaka çözümleyebilmiş olma gerekliliğiyle vardır.

    Verilen anlamın algı düzeyindeki etkileri, varlığın potansiyeli önünde engel oluşturmamalı ki anlamların birbiriyle çatıştığı bir insan yığıntısı görmeyelim. Lakin anlam vermekle anlam verilen şey arasında belirli bir uzaklık, çarpıklık ve yanılsama olduğu çoğu durumda belirgindir.

    Varoluşun anlamdırılmasıyla ilgili fikir belirtmek istediğim için (çünkü büyük yanılsama buradadır) varoluşu anlamlandırma girişimlerinin ağacın kendisinden masa elde etmekten öteye geçemeyeceğini seziyorum.

    Bilinmeyenin boşluğu içine mantıkla örülmüş bilinenler biriktiren ve bunu işlevsel sürekliliğe dönüştüren her zihin varoluşa doğrudan yaklaşabilme yetisini karartmıştır biraz.

    Anlamlandırılmışlıkların içerisinde anlamları yönünden eksik işleve sahip dinler bu konuda olumsuz örnektirler. Anlamlandırıp anlaşılır kıldıkça daralırız aslında.

    Sezgi düzeyinde kalabilme sürekliliğini aksatan sembollere açıktır anlamlandırma ve anlamlandırarak güvende hissetme döngüsü…

  39. görmek, duymak, konuşmak belli şekillerde algılama, anlamlandırma, anlama üzerine kuruluyken; insan beyni durmadan anlamaya çalışırken aslında insan sürekli yargılıyor bir şeyleri ve sonuçlara varıyor.bütün bunları öznel ya da değil bir şekilde anladığı için yapabiliyor.ama sanıyorum ki bu gibi bir şey kastedilmedi.bütün bunların üzerinde hayata dair genel ve geniş kapsamlı bir anlam arayışından bahsedildiğini düşünüyorum.yine de bir üstte bahsettiğim noktaya varmaktan kendimi alamıyorum.bir aklımız var.hayal kurabiliyoruz,düşünüyoruz,seçimler yapıyoruz.en basit seçimimiz bile bir anlam dahilinde yapılıyor sanıyorumki.çünkü öyle olmasaydı seçim yapamazdık.anlamı olmayan seçimi yapamıyor oluşumuz dahi bir anlam bütünlüğüne sahip diğer yandan.yine farklı bir bakış açısıyla da çoğu yaptığımız şey otomatik bir makineden farksız.çok önemli sonuçlara neden soruları yöneltildiğinde cevap veremeyebiliyoruz.bu yüzden hepsi de anlamsızlaştırılabilir bir anda.

    anlam arayışı zorunlu değil belki de ve herkeste farklı derecelerde mevcut.rnd gibi düşünüyorum bu kısımda.sadece yaşayıp insanların aralarından geçip gidebiliriz.ama mutlaka anlarız,anlamaktan kendimizi alamayız ve belki de böylece anlama,anlamaya,anlamlandırma isteğine yapışmadan yaşayabiliriz.ve yine düşünüyorum ki meditasyon anında insan her şeyden soyutluyor kendini.anlam yok,anlamak yok,arayış yok,bir amaca yönelmiş eylem yok.sadece hiçlik.düşünce devreden çıkıyor.ve bu şekilde “olunacağı” rivayet ediliyor.o zaman sanırım buradan çıkartacağımız “anlamlı” sonuç anlamın,beklentinin olmayışı yönünde ilerliyor.göze ne tuhaf görünüyor böylesine anlamsızlığı böylesine anlam dahilinde betimlemeye çalışmak.bu açıdan bakınca da anlamsızlık anlam oluyor sanırım.ya da bunların çok daha dışında umursanmıyor bütün bu anlam/anlamsızlık/arayış çerçevesinde geliştirilen kombinasyonlar.sanki yine hepsinin üstünde “hiçlik”

  40. “Bütünden ayrı olmak mümkün mü işte?! Bu isteğe bağlı bir durum değil bence ve bu durumda tek bir kişinin hayata verdiği anlam bütünü etkiler. Benim esas sorum ise hala baki: anlam vermeksizin olmak mümkün müdür?”

    Bütünden ayrı olmak hem mümkün hem değil. Tanrı olduğunu bilmiyorsan tanrı gibi yaşayamazsın. Bütünden ayrı sanırken kendini, bütün seni tersine zorlamaz.

  41. “Varoluşun anlamdırılmasıyla ilgili fikir belirtmek istediğim için (çünkü büyük yanılsama buradadır) varoluşu anlamlandırma girişimlerinin ağacın kendisinden masa elde etmekten öteye geçemeyeceğini seziyorum.”

    Evet verilmeye çalışılan sabit anlamlar biryerlerde sınır oluşturacak. Ama ‘bu evrende ağaçtan masa elde edilebilirliği’ de bir anlamdır. Daha ötesi acaba ‘başka neler yapılabiliyor bu evrende’, yani ‘bu evrenin/varoluşun sınırları neler’. Bütün bunlar birer anlam. Ama sabit anlamlar değil. Bir kum havuzundaki çocuk da kendine göre anlamlı birşeyler yapar… Oyunun kendisi de ‘anlam’ olabilir.

  42. Galiba iki türlü anlam vardır. Birincisi insan kendini bir bütün icerisinde nerede gördüğü ile ilgilidir. Buna aidiyet isteği de denebilir. Diğeri ise algıladığı enformasyonu kendi o zamana kadar edindiği enformasyonlarla örtüsür hale getirmektir. Eğer algıladığı şey deneyimleri ile örtüsürse, yani o enformasyonlari kendi diline çeviriyor olabilirse anlamış sayılır. Anlam vermek bilincli deneyimlemenin bir parçasıdır.

  43. Anlamın kendi başına bir varlık sebebi olamayacağı görüşünüdeyim. Anlam belirli imge ve semboliklerin bir kuşatan ve iktidar temsili olmasını gerektirir, ki şeylere dair bu açıklamayı öznel buluyorum. Evet belirli anlam-iktidar yapıları benim de dikkatimi çekmekte, bütün bir post yapısalcılığı da biryere fırlatıp atamayacağım. Ancak toplumun nesnel hareketlerinin insanın varlık durumunu önemli ölçüde etkilediğini düşünmekteyim.

    Bu bir yandan günümüz iktidar yapılarını onaylarken (modernizme hakkını vermesi anlamında) belirli yönleriyle de itiraz edilebilecek alanlar açar. Nesnel bakış açısının (kuşbakışı), kavramlarla ilişki kurmada biraz daha dürüst bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

  44. Aklıma Don Juan’ın gurubu geldi:
    “Amaçlarını, kartala yutulmadan özgürleşebilmek, üçüncü dikkat alanına ulaşmak şeklinde tanımlıyorlar. Fakat bence bunu nasıl başarmayı planladıkları daha önemli benim açımdan.
    CC okuyan herkes bunu kendine göre anlamıştır ben sadece kendi anlayışımı söylüyorum: Bence onlar bu 17 kişiyle dünyanın küçük bir modelini çiziyorlar. Hepsi ayrı nitelik ve yönleri ve becerileri gösteriyor. Bunlar bir naguale teslim olarak (tamamen güvenerek) birlikte oluşturdukları yapıyı nötrleştiriyorlar. Hem kişisel özellikleri kaybolmuyor ama dışardan bakıldığında tıpkı nötronlar gibi yüksüz oldukları anlaşılabiliyor. İşte bu yüksüz yapıyı nagualin istenci ve sorumluluk alma kabiliyeti oluşturmuş oluyor. Yüksüz bi şey ise dikkat çekmeden bi yerden bi yere sıvışabilir.”

    demişim bi aralar. Şimdi anlam konusu açısından baktığımda, var olmak için hem anlam vermek, hem de bu anlamların hiçbirini “amaç edinmeden amaçmışcasına” mükemmel icra etmek mümkün gibi duruyor?

    http://sibelatasoy.com

  45. Ben anlam aramayı falan çoktaaan bıraktım. Her yeni olayda, her yeni insanda bildiğim, gördüğüm anlamın kendini getirdiği oldu. E şimdi varoluşumuzu sorgulamanın da hakket bi anlamı da yok, ayrıca buldum desem nolcak, kim bana inanır ki? Sevgili İsa’mı bile alanlar olmuşken şu dünyada hiç öyle risklere giremem. Anlamı aramak nafile diyom özet ile. Anlam gelir, kendini bulur. Kendini bulamayandan da anlam manlam olmaz. 😉

  46. Bence Anlam arasan da aramasan da hep var.
    Algı seçiciliğimize , yaşam tarzımıza ,hayal ve beklentilerimize göre (ki hepsi aynı şey) izafi olarak zihnimizde hep oluyor , oluşuyor. Ve bu çeşitli şekillerde dışa vuruluyor ya da vurulmuyor .

  47. insan neden sonuc iliskisi kurabilen bir varliktir.Her zaman neden diye sorar altinda anlam arar belkide anlamsiz olmasidir hayatin anlami bilemeyecegiz fakat hayati tam anlamiyla cozup anlamini bildigimizde yasamak istemeyecegimizi dusunuyorum bu belirsizlik onu cekici kilan.

  48. anlam arayışı,
    hayatın anlamı-varlık’ın anlamı-varolmanın anlamı; varolmak nedir-var mıyız-evet varız da-neden-nasıl;

    kanıtlara ihtiyacı olan, kanıtlar isteyen/arayan sizsiniz der maharaj ve ekler şunlarıda;
    Benim kanıtlara ihtiyacım yok
    Varoluşun kanıta ihtiyacı yoktur, o diğer her şeyi kanıtlar.

    bilen’i bilemezsiniz; çünkü bilen sizsiniz. Biliş olgusu bileni kanıtlar. Başka kanıta ihtiyacınız yoktur. Bilinen’in bileni bilinebilir değildir. Tıpkı ışığın ancak renklerin içinde bilinebildiği gibi, bilen de bilginin içinde bilinir.

    kendime bile ihitayacım yoktur çünkü kendimi kaybetmem mümkün değildir;

    Zihinsel olan her şey gibi, Neden-Sonuç Yasasıda kendi kendisiyle çelişir. Var olan hiçbir şeyin kendine özgü, belli bir nedeni yoktur; en küçük bir şeyin varlığı için bile tüm evren katkıda bulunur; evren olduğu gibi olmadıkça hiçbir şey olduğu gibi olamazdı. Her şeyin kaynağı ve toprağı her şeyin tek nedeni olduğuna göre, nedensellikten evrensel bir yasa olarak söz etmek yanlıştır. Evren kendi içeriği ile sınırlanmış değildir, çünkü onun potansiyelleri sonsuzdur; üstelik o, temelde tümüyle özgür olan bir prensibin tezahürü ya da ifadesidir.
    her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum. Bir şeyin nasıl meydana geldiğini izlemeyi deneyebilirsiniz, fakat o şeyin niçin öyle olduğunu bulamazsınız. Bir şey, olduğu gibidir; çünkü evren olduğu gibidir.

    her şeyin kaynağı, Sonsuz Olanak, Gerçek’tir ki O sizin içinizdedir ve O gücünü, ışığını ve sevgisini her deneyimin üstüne gönderir. Fakat bu kaynak bir neden değildir ve hiçbir neden de kaynak değildir. Bu yüzden her şeyin nedensiz-olduğunu söylüyorum. Bir şeyin nasıl meydana geldiğini izlemeyi deneyebilirsiniz, fakat o şeyin niçin öyle olduğunu bulamazsınız. Bir şey, olduğu gibidir; çünkü evren olduğu gibidir.

    Evren kendi kendine işler, bunu bili yorum. Başka neyi bilmeye ihtiyacım var?

    Siz kendinizsiniz ve hiçbir nedene gereksinim yoktur.

    linkler;
    link to sibelatasoy.com
    link to isiklidusler.blogspot.com.tr
    link to scribd.com

  49. Anlam arayışı kesinlikle zorunlu. Zorunlu dinden daha fazla zorunlu çünkü anlayabildiği zaman zorunlu olarak anlamamazlık edemeyecek fakat anlam zorunluluğu da yukarıdan yasa ile iktidar çoğunluğu ile olmuyor işte. Öyle olduğu zaman anlayamayan andavallar toplumu oluyoruz. Onca yıllık iktidar şahittir…

    Milli görüş eksikliği…

    Görmek ve anlamak bir trenin rayları gibi kimileri için. Paralel gidiyor fakat buluşamıyor…

    Sezen hanım anlasaydı ”evet” der miydi hiç. Anlam arayışı önemli, çooook önemli…

  50. Bilgisev yazmış : Günümüzün güzel sanatlarında ve özellikle resim ile heykel sanatında genel bir anlamsızlık hâkim durumdadır. Anlam kaybına uğrayan ortalama halk insanı ne uzmanların dediklerini anlayabilmekte, ne de kendi ruhsallığını yaşayabilmektedir.

    Bu yorum diğerini anlamamakta direnen, velhasıl kendi birşey deyiverince nasıl anlamazsın diyen ortodoks osmanlı devamı bir anlayıştır.

  51. bu konuyu ben de zaman zaman düşünürüm.. hâlâ çok net bir şey söyleyemem, ama his olarak şundan eminim: her hangi bir şeyde anlam aramadığım zaman o şeyden daha çok keyif alabiliyorum.. bir kitabı mesela; üzerine büyük anlamlar yüklemeden okuduğumda, o okuma serüveni bana çok keyif veriyor.. üzerine tek bir anlam yüklemektense, onu binlerce olasılığa açmış olduğumu hissediyorum..

  52. tam şu çalıyor sona ayrılmış kalem ve kelam;

    “Benim aklım bırakıp gitmek için yetmez ki bu dünyayı
    Sanırım her şey doğru için, bir başka yol olmalı
    Benim aklım bırakıp gitmek için yetmez ki bu dünyayı
    Sanırım her şey cennet için, bir başka yol olmalı

    Kimseler görmedi
    Kimseler…Sen gör

    Kimseler duymadı
    Kimseler…Sen duy”

    sone 66

    bir dönem gelir geçer rüzgarlardır bunlar ve bir karaya (güvenli bir noktaya -dayanağa) oturulduğunda son bulur; (yerleşik -uyumlu- hayat başlar;)
    değişim motordur-etkinliktir-yeniliktir ve gelişimdir; Kırpma-sarsma ve zorlamadır-yeniliktir; Farklılıklar öne sürmektir; yaratmaktır-dayatmaktır hatta ve hiç bir paradigmaya güvenmemektir dirençtir; Hİçbir paradigmaya güvenmeden tutunamdan yüzmektir değişim-gelişimdir
    Paradigma yıkmaktır ve yeni paradigmalar kurmaktır;
    Paradigma kurulur ve paradigma yıkılır-genişler

    takılmamak ve doğruya güvenmemek ve doğru aramamaktır; Genişleyen ve gelişen yeni paradigmalar ve yüzen paradigmalar bileşimleri
    ve hiç haklı olmadığı olmayacağı kanaati ve kuramı güçlü ve güzel bir kaanat ve yaşamda tutar bu iyidir her zaman ve bence daha iyi bir gelişim
    ve sonsuz genişleme bilinci en iyisidr; Siz doğrular diyenin sunanın içine okuyun

    Varoluşta her şey varolma bilinci taşır ve anlamını doğrular ve
    anlamın dengelenimi bilgisi doyumluluğu arar ve bir temele-dengeye oturur
    durur yüzer her şey; durmaz her eşy;
    durgunluğun hareketi yoktur
    Bağımsız arayış elbette özgürdür
    zordur-gezginlik;
    GEzgin gelir gezer ve direnç taşır; Direnç umut ve bilgi gezdiri-yayar-
    gezer o hiç durmaz

    Direnç taşında piç oturur ve piç yazar bunları; babası tamrı olmayan piç ve benoğlu ben yazar

    şimdi de bu çalar

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.