Aşk mı? Özgürlük mü?

Saat kuşunun aşkı. . . . . . . . . . Bir çalar saatin içinde yani bir sistemin çarkı durumundasınız ve bir gün aşık oluyorsunuz. . . . .

43 yorum “Aşk mı? Özgürlük mü?”

  1. sayın xenix siz fikrinizi belirtmemişsiniz! sizce hangisi?

    ayrıca şimdi bu video bayanları ve erkekleri karşı karşıya getirecek gibi duruyo :))
    hain erkekler :))

  2. Burda ne aşk ne özgürlük var. Erkek kadını oyuna getirdi:)))))))))))))))
    Erkek zihniyeti ve oyuna gelen kadın:))

    Teşekkürler paylaşımın için, keyifli ve güzel.

  3. Kadının aşk/ilişki arayışı hep aynı sonu getirir, kölelik 🙂

    Bu durumda diyorum ki, uyanın ey kadınlar, bir çiçeğe bir bakışa kanıp kaybettiğiniz şey özgürlük!
    :))

  4. Bazen özgürlüğe giden yol bir kadının kollarından geçiyor olabilir. 🙂

    Ama bana sorarsanız çok aradayım, içerde kutuda kalmakla dışarda özgür olmak… İkiside çok cazip görünüyor. Kararın ne olduğu önemli değil birisini seçmek ve diğerini unutmak gerektiği apaçık ortada.

    xenix

  5. Kadının aşk/ilişki arayışı hep aynı sonu getirir, kölelik 🙂
    Kesinlikle budur olay, kölelikle varoluş, sürekli şekil ve senaryo değişiyor. Ama tutsaklık zincirleri işliyor hep. Çocukluktan buna uygun gelişiyor, tüm senaryolar, sonra aşk hikayeleri felan:) Yokedici hepsi.
    tutsaklığa son verin!..

  6. İçerde sizi bırakıp kaçan bir bayan olsaydı yine cazip gelirmiydi orası? 🙂

  7. Demek istediğim o değildi. İçerde yalnız kalmak değil. Hikayenin sonunda gitmek ve içerde aşkla kalmak arasında ki seçimden bahsettim sevgili efsa.

    xenix

  8. İçerde bir kişi kalıyo hikayenin sonunda sn xenix…

  9. Özgürlüğü seçtiği için bir kişi kalıyor. 🙂

    xenix

  10. O zaman, Kişi özgürlüğü seçiyorsa, yalnız yol almalı. Diyebilir miyiz

  11. Aşkı için tutsaklığı seçen kadınların hazin sonunu anlatan güzel bir çalışma olmuş:))
    Kesinlikle uyanın kadınlarr!:) bir çiçeğe bir bakış kanıyormuş gibi yapıp, özgürlüğü elden bırakmayın. Köleniz yapın ama asla köle olmayın:))

  12. Sevgili Camael’in “Köleniz yapın” dan kastının, güç gösterisinden ötürü olduğunu düşünmüyorum.
    Evet aslında özü güç denge meseleleri bir taraftan,
    kadınlar özgürlüklerini kazandıklarında, yanında pek çok gücü de kazanırlar.
    Bu yuzden denge meselesi, kölem ol ne guzel, yaşasın zulum, değil bu.
    Sadece güç dengeleri.

  13. Köle olmanın yada oldurmanın dışında başka seçenekler de var :))

    Köle olmak da sahip olmak da aynı şey aslında.

  14. kadınlar özgürlüklerini kazandıklarında, yanında pek çok gücü de kazanırlar.

    bu katılmıyorum, özgürlüklerinin farkına vardıklarında güçlerinin de farkına varırlar, güç zaten var, var olmayan özgürlük 🙂

  15. Yani aslında doğru, zaten var olan birşey (kazanmıyor) ama kendi farkında olmadığından (tutsaklıklarından) dolayı.
    Diğer konu belki tartışmalara uzayabilir. Bazen karşınızda o derece güçlü bir güzellik vardır ki, insan ayaklarına kapanıp yalavarabilir(kişiye de pozitif, bişiydir). Bu kölelik duygusundan, köle olmaktan olmayan birşey. Cinsler olarak da bakmayalım buna, mesela ruhsal boyutu o kadar yuksektir ki, içinizden ole gelir. Zararlı bişiy midir, o kadar saygı buyukluk varsa o kişi zaten aşmıştır. Sizde varlığınızı önemsemeden, içinizden gelirse, olur ya da olmassınız. Buna çok takılmayalım.

    Kadın acısından; Mesela her kadın köle olmanın en ince ayrıntılarını bilir. Bunun farkına varıp, bir gün kendini yeniden var etme yoluna girerse; özgürlüğün kapılarını aralamaya başlar.
    Özgürleşen kadın, tutsaklıkla kendini var edemez. Kimsenin kolesi olmasını bekleme duygusunda olmaz. Burda doğanın dengesi gibidir hayat, konuşmaya gerek kalmaz.

  16. aslında, kadın ve erkek kusursuz bir uyumla tamamlanan iki mükemmel varlıktır. O kusursuzluğu birbirlerine aşık olduğu zaman diliminde iki varlık yüreklerinde derinden hissetmektedir. İşte en gerçek düşüncenin üretileceği an orada gizlidir.

  17. Diğer konu belki tartışmalara uzayabilir. Bazen karşınızda o derece güçlü bir güzellik vardır ki, insan ayaklarına kapanıp yalavarabilir(kişiye de pozitif, bişiydir). Bu kölelik duygusundan, köle olmaktan olmayan birşey. Cinsler olarak da bakmayalım buna, mesela ruhsal boyutu o kadar yuksektir ki, içinizden ole gelir. Zararlı bişiy midir, o kadar saygı buyukluk varsa o kişi zaten aşmıştır. Sizde varlığınızı önemsemeden, içinizden gelirse, olur ya da olmassınız. Buna çok takılmayalım.

    Bundan anladığım şey, gücün (ruhsallığın) kölesi olunabileceği ve bunun rahatsız edici olmayacağı. Kölelik köleliktir, paraya karşı, güce karşı, erkeğe yada kadına karşı, buna kılıflar uydurmanın anlamı var mı? Bizi etkileyen şey ruhsal gücü de olabilir, parası da, bir noktada ikisi de aynı değil midir? Köleliğin özü (zorunluluklar dışında) bizde olmayandan yararlanmak değil mi, sahip olamadığımız şeyi kullanmanın başka bir yolu.
    Bilinçli olarak, neden köle olmak seçilir?

  18. aslında, kadın ve erkek kusursuz bir uyumla tamamlanan iki mükemmel varlıktır. O kusursuzluğu birbirlerine aşık olduğu zaman diliminde iki varlık yüreklerinde derinden hissetmektedir. İşte en gerçek düşüncenin üretileceği an orada gizlidir.

    Neye göre kusursuz uyum, hem cinslerimizle birlikteliğimize göre mi? Kadın – erkek ilişkisine, aşk’a gereğinden fazla önem verdiğimizi düşünüyorum.
    Zaaflarımız, zayıflıklarımız, kendimizi bir bütün elma hissedemeyişimiz nedeniyle diğer yarımızı “bizi mükemmel bütünlüğe ulaştıracak” diğer yarımızın arayışındayız. Yazılı düşünüyorum 🙂 neden kendimizi tamamlamak yerine, bize eklenecek bir yarım arayışındayız, mantıklı olun, bizi bizden başka ne yada kim tamamlayabilir ki?

  19. Cinsler olarak da bakmayalım buna demiştim. Bir erkek bir kadın diildir.
    Tanrı kavramı gibi, yada kisinin tanrı gibi parlak ve aydınlık olması da diyebiliriz,
    ama burda ki durum kolelik diil, bazen ön yargıları, kendine verdiğin önemi kırarsın.
    Aynı mıdır, diil midir, geniş ve farklı bir konu da aslında.

  20. İşte o mükemmel aşk arayısı bizi tusak eden, mükemmelliği içimizde duyumsamak, yeniden var etmek, kapı açmak, ki hepsi zaten içimizde. “bize eklenecek bir yarım arayışındayız “ hos bir ifade olmus))))))))

  21. Cinsler olarak da bakmayalım buna demiştim. Bir erkek bir kadın diildir.
    Tanrı kavramı gibi, yada kisinin tanrı gibi parlak ve aydınlık olması da diyebiliriz,

    Tanrı kavramı gibi, peki sevgili Creative, kulluk ile kölelik arasında fark var mı?
    Kölelik için bizde olmayandan yararlanmak demiştim ya, kulluk farklı mı? Bizi korusun kollasın diye kulluk yapmıyor muyuz korktuğumuz şeylere karşı, cehennem korkumuza karşı mesala?
    Kölelik de bir alışveriş, kulluk da, ve nihayetinde hepsi kendi kendimize kotaramadığımız durumlar için kullanılıyor.

    Kendine verdiğin önemi kırarsın Nasıl, kulluk yada kölelik bunu kırmaya engel mi gerçekten? Tapınmak, kendimize verdiğimiz önemi kırar mı, yoksa tapınarak iyi insan olarak kendimize verdiğimiz önemin şeklini mi değiştirir?

  22. Aşk ve özgürlük derken, aşık olup bi hatunum olcağına özgür olurum bütün hatunlar benim olur:):) demek değilse kadın akıllı olduğu sürece hiçbirşeyi elinden gitmez en azından daha az gider gibi geliyor bana..

  23. — Ben özgürüm!
    — Ne demek istiyorsun? Sanki hiçbir şey bilmiyormuşum gibi anlat bana, ne anlama geliyor “ben özgürüm”?
    — Özgürüm… Hiç kimseye, hiçbir varlığa esir değilim…
    — Nedir esirlik? Anlat bana…
    — Esirlik kendinden başka bir varlığın kararları ile yaşamaktır, o varlığın kurallarının kendi isteklerinin ve özgür iradenin üstünde olmasıdır… Onun “olurları”, “olmazları”, “hayır, evet, belkileri” ile tıpkı zincirlere bağlanmış bir kısrak gibi yaşamaktır…
    — Sen bu tarif ettiğin kişi değilsin, öyle mi?
    — Hayır değilim. Dedim ya… ben özgürüm!
    — Öyleyse söyle bana… Yağmura ihtiyacın varken yağmuru, güneşe hasretken güneşi, rüzgar istediğinde rüzgarı çağırabilir misin? Yakınında veya uzağında fırtınaları, selleri, depremleri durdurmak istesen durdurabilir misin? Havaya attığın taşın öylece havada durmasını istediğinde bunu sağlayabilir misin? Uçmak istediğinde uçabilir misin, ya da günlerce dışarı çıkmadan denizler altında yaşayabilir misin? Aynı anda iki farklı yerde olabilir misin? Şu kapıyı açmadan içinden geçebilir misin söyle bana, ya da hiç dokunmadan onu açabilir misin? Bunları tüm yüreğinle istesen, yapabilir misin?
    — Tüm yüreğimle istesem de yapamam…
    — O halde sen Doğa’nın, bedeninin ve Fizik kurallarının esiri değil misin?
    — Peki söyle bana, sana ait olmayan bir evin bahçesine hatta içerisine girip uyuyabilir misin? Komşunun atını alıp, ihtiyacın kalmayınca hiçbir şey olmamış gibi geri getirebilir misin? Canım istemiyor ya da prensiplerime ve inançlarıma karşıdır deyip askere ve savaşa gitmemen mümkün mü? Yolda hiç tanımadığın insanlara koşup sarılıp öpebilir misin, sırf istedin diye? En kalabalık yerde çırılçıplak dolaşabilir misin sadece canın çekti diye?
    — Bunları yapmam mümkün değil, istesem dahi…
    — O halde sen Devlet’in, Toplum’un ve Ahlak kuralları’nın esiri olmuyor musun tarifine göre?

    — Peki, bir de pişmanlıklarımız, yapmış olduğumuz ama sonradan pişman olduklarımız vardır değil mi? Bunları geri alabilir misin? Her şeyi eski haline çevirebilir misin? Çok sevdiğin biri öldü değil mi? Onu tekrar hayata döndürebilir misin, ya da bir şekilde onunla görüşebilir misin? Ona onu ne kadar çok sevdiğini ve ne kadar çok özlediğini gözlerinin içine bakarak demen mümkün mü?
    — Yapamam…
    — Sen Zaman’ın da esirisin o halde…
    — Şimdi şurada ikinci kez izlediğin filmdeki her karakter, yaptıkları her şeyi özgür iradeleri ile yaptıklarını düşünüyor olsunlar. Sen bu filmi ikinci kez izliyorsun. Her kişinin hangi zaman, hangi mekân ve hangi şartlarda, neler yapacaklarını, neler söyleyeceklerini biliyorsun… Biliyorsun ki her şey ama her şey daha önceden yazılmış bir senaryoya göre zorunlu olarak ilerlemekte… Filmin bir karesinde durdurup onlara diyebilir misin: “Sizin her yaptığınız ve yapacağınız önceden belli, özgür değilsiniz!”? Sana inanırlar mı? Peki ya ben sana bu filmdeki karakterlerden biri de sensin desem, tersini bana kanıtlayabilir misin?
    — İnanmazlar… Ben de inanmazdım… Ama şurası doğru ki, tersini kanıtlamam mümkün değil…
    — O halde en fenası belki de Kader’in esirisin.
    notlarımın arasında rastladığım özgürlük İllüzyonu anlatan güzel bir yazıdı. paylaşmak istedim.

  24. Aslında kime kölelik, kulluk ettiğin önemli değildir. Tanrı kavramına bakışımız, ona kulluk etmek; prim yapmak, çıkar gütmek içinse, kesinlikle fark yok.
    Ama tanrı kavramı her kafada farklılıklar getirir. Herkezin tanrısı kendine, ben tanrıyım diyen insanın da bir tanrısı vardır. Tanrı sevgidir, özgürlükdür, diyen insanda; sevgi ve özgürlük çerçevesinde bakıyorsa, gene durum kolelik değildir. Bu bakış açısında olursa insan zaten Tapınmaz.
    Aslında çok farklı değil sanırım söylediklerimiz. Sen toplumdaki genel örnekler, yaşananlar çerçevesinde bakıyorsun haklısın. Ben onların dışına çıkarak bakıyorum, onları umursamıyorum, kıstas diil onlar benim için. Belki senin ifaden daha doğru, genel anlatımda.

  25. Her gün yazsam anlatsam, tüm kardeşlerimin bunu yapabileceğini söylesem
    Hangi insan inanırda kusursuzluğa adım atar sence

    Her gece bir martı gibi çılgınlar gibi göğü yardığımı söylesem
    Uçucak kadar hafif ve yalansızım desem, hangi kalabalık inanır bana,

    Yüreğimde hiçlik varken çırılçıplak bir benim yalnızca,
    soyunsamda görür mü sanırsın bu kalabalık, berrak çıplaklığımı

    Ben özgürüm bana göre, deliyim ona göre, basitim sana göre…

  26. yaşadığınız ilişkileri düşünün. başlarda sizi baştan çıkaran nedir? farkında olun ya da olmayın, sizi çeken şey gizemdir. yani çekildiğimiz şey aslında aşk değildir, gizemdir. aşk burada bir araçtır. bizim gizemle temas etmemize yardımcı olan bir araç. ve ilişki sürdükçe bu gizem kaybolur. aşk bitti denir. aracı, işini yapamamaya başlamıştır. aslında gizem bir yere kaybolmaz. o hep sizinledir. sizi kuşatan dünyadır gizem. sizsinizdir gizem. ya bunun farkındasınızdır ya da değilsinizdir. bunun farkında değilseniz sizin için aracı olacağını düşündüğünüz kişinin peşinden saat kutusunun içine girersiniz. ama saat kutusunun içindeki, gizemin nerede olduğunun farkındaysa arkasına bile bakmayacaktır.

    kertmeyenkele’nin şu sözlerine katılıyorum. ve bir kez daha vurgulanması gerektiğini düşünerek yazının sonuna ekliyorum 🙂

    Neye göre kusursuz uyum, hem cinslerimizle birlikteliğimize göre mi? Kadın – erkek ilişkisine, aşk’a gereğinden fazla önem verdiğimizi düşünüyorum.
    Zaaflarımız, zayıflıklarımız, kendimizi bir bütün elma hissedemeyişimiz nedeniyle diğer yarımızı “bizi mükemmel bütünlüğe ulaştıracak” diğer yarımızın arayışındayız. Yazılı düşünüyorum 🙂 neden kendimizi tamamlamak yerine, bize eklenecek bir yarım arayışındayız, mantıklı olun, bizi bizden başka ne yada kim tamamlayabilir ki?

  27. Cesur yürek filminde mel gibsonun söylemiş olduğu bir söz vardı. Çok hoşuma gitmişti. ”Aşkım için canımı hiç düşünmeden feda edebilirim. Özgürlüğüm içinse aşkımı”

  28. Filmi seğrederken, erkek aşka gelip mücadele edecek sanmıştım. Kızın o kadar çabuk kutuya girmesi de şaşırtmıştı beni, aşktan heralde diye düşünmüştüm..
    Belki de kendimizin, hayatımızın değerini bilmeyişimizden hemen kabul ediyoruz kutulara girmeyi, kör gözlerle. Bu anlamda ixtlan’ın şu söylediklerine katılıyorum:
    sizi kuşatan dünyadır gizem. sizsinizdir gizem. ya bunun farkındasınızdır ya da değilsinizdir. bunun farkında değilseniz sizin için aracı olacağını düşündüğünüz kişinin peşinden saat kutusunun içine girersiniz.
    Ancak bu hiç bir şekilde erkeği haklı çıkarmaz,düpedüz kandırdı kızı, en baştan planlamış mıydı bunu, anlayamadım..
    Belki de kız hemen kabullenmeseydi kutuya girmeyi, erkek şartları zorlayarak dışarı çıkmanın bir yolunu bulabilirdi.. Hem özgürlük hem aşk birlikte yaşanamaz mıydı?
    Peki kendi değerini bilen, hayatını anlamlandırabilmiş biri giremez mi o kutuya her şeye rağmen?
    Sevgiler

  29. Başka bir açıdan bakıyorum,
    Dişi kuş, erkeği dışarı çekmek yerine içeri (mevcut durumdan habersiz olduğu için dışarı içeri seçeneklerine sahip) girmeyi tercih etti, böylelikle kendi köleliğini kendi başlattı.

    Asıl merak ettiğim erkek, yerine birini bulup dışarı kaçmayı mı kurguladı, yoksa yalnız olmamayı mı? sonuca bakarak kaçmayı diyebilirsiniz ama, belki ikili durumdan hoşnut kalsaydı içerde de kalabilirdi 🙂

    incir çekirdeğini doldurmayacak konularda fırtınalar koparabilitesi olan kertenmeyenkele’den :))

  30. Mel Gibson’un repliği kulağa fazlasıyla hoş ve anlamlı gelebilir.Bu örnekler uzatılabilir de..

    Ama aşk veya özgürlük gibi kavramların daha en başından bir feda kuşağı zihniyetiyle (ölürüm,herşeyimi veririm,kanımdan canımdan hatta eşimden de geçerim vs gibi.) ele alınması da ayrı bir patolojik durumdur gibime geliyor benim.

    Ben kadın ve erkeğin sıradanı oynamaları gerektiğine inanıyorum herşeyden önce..Sıradan olanın yaşanamaması kronik süreçte “yokluk” ile eşdeğerdir ve elmayı armut olarak görmeye kadar uzanabilecek her türlü abartılı/yanılsamalı duygu durumun müsebbibidir.

  31. O erkek kuşun oraya nasıl düştüğü hakkında bir fikri olan var mı? Duvarda ki çentiklere baktığımızda hep orda olmadığını anlıyoruz. Belki de bir başka dişi kuş onu oraya düşürmüştür. Kimbilir 🙂

    xenix

  32. Ben kadın ve erkeğin sıradanı oynamaları gerektiğine inanıyorum herşeyden önce

    Sıradanlıkla kast ettiğiniz şey nedir?

  33. Sevgili xenix, bunu gözardı etmiş olmak şimdi şaşırttı beni 🙂 Doğru o da sürekli içerde olduğu günleri sayıyordu, değil mi? Ne enteresan, bazen sonuca bakıp,diğer noktaları ıskalayabiliyoruz demek ki.. O zaman bir düşünelim bakalım nasıl girmiş olabilir? Filmin en başında ufak bir kuş, elektrik akımına kapılarak düşüyor, acaba o yakalanıp, saat kutusuna konmuş olabilir mi diye düşündüm önce.. Ama bizim erkek kuşun başlarda çok üzgün ve isyan eden bir tavrı olduğunu ve kızı terkederken arkasına hiç bakmadan gittiğini düşününce, o da kandırılmış diyorum ben..

  34. Elma güzel bir meyvedir,lezzetlidir,kabuğuyla yenirse daha bir iyidir,sindirime iyi gelir..Ama en nihayetinde bir meyvedir işte..

    Bir toplum düşünün ki,edebiyatında ne zaman “elma” konu edilse,onu tasvir eden en düşük düzey “elma ki,kızıl tenli kraliçesidir meyvelerin” olsun..Ve devam etsin..nasıl da özenle yıkanmalıdır o sert ama narin gövdesi, ve sonra nasıl bir ipekten bezle kurulanmalıdır ıslanmış bedeni..ne ciddi bir iştir onu meyve sepetine yerleştirmek, bazen yemesek de öylesine seyretmek.. ve ne zaman ki dişimiz geçer etine,o tutkulu, ateş gibi çatırdayan ses..sanırsın ki habercisidir ussal bir kıyametin..hart!

    Şimdi ben bunları öylesine uydurdum da..Elmanın sıradanlığı nerede kaldı sizce?.Sıradanlıktan kastım budur işte..

    Kadın erkek ilişkilerinin özünde saklı sıradanlığı yaşayamadıkları için aç kalanlar,ya elmayı kendi sıradan gerçekliğinden koparıp imkansız bir masal kahramanı kılarlar , ya da bir yılbaşı kutlamasında bin kişi olup, taksimin göbeğinde bir kadına aynı anda tecavüz etmeye kalkarlar..

  35. hemen gidip bir elma ısırasım var :)))
    elmayı sadece sıradan bir elma olduğu için tüketmek! güzell 🙂

    “boşvermişim, boşvermişim, boşvermişim dünyaya…”

  36. Öyle deyince de böyle anlaşılıyor maalesef, o da ayrı mesele..

  37. Ne aç kalmak, ne sadece elmayı tüketme amaçlı yemek, arada bir yol tutturmak, ama illede elmanın armudun peşinde olmamak :))

  38. Mesele, elma ya da armutun nasıl veya ne amaçla yenmesi gerektiği değildir..Konu böyle ele alınırsa anlam bozulur,ve bu durum caz müzik denince akla gelen ilk şeyin kırmızı noktalı film olmasına benzer..

    Çok büyük anlamlara mahkum edilen insanlar yaşamın sadeliğindeki güzelliği kaçırırlar, büyüklük sanrıları içerisinde güdük kalırlar.

    Yaşamın sadeliğindeki güzellik derken de kastettiğim en son şey sevişmektir, ve oraya gelene kadar hem keyifle hem de fair play içerisinde oynanması gereken pek çok oyun vardır.

    Bunların olmadığı yerde de elbette çok daha başka “oyunlar” oynanır..

  39. Şaka bir yana “aşk sadece özgürken yaşanabilir” ötesi kandırmacadır… dolayısıyla dişi kuş aşık, ama erkek kuş maşuk değil, bunun içinde bir ilişki yok, dişinin tutsaklığı var, burdan da yola çıkarak, demek ki, erkek kuş da aşık idi, tutsak olmadan önce.

    “boşvermişim, boşvermişim, boşvermişim dünyaya…”

  40. Ahlak denilen şey,yaptığınızın “ne” olduğundan ziyade ,onu “nasıl” yaptığınızla ilgilidir..

    Çok ahlaklı toplumlardan korkmak gerekir..Fazla ahlaklı toplumların bireyleri, üniformaları iç hizmet madalya ve bröveleriyle dolu olduğu halde hiç savaş tecrübesi bulunmayan askerlere benzerler..

    Dünyaya boşvermek iyi birşey değildir..Ama bir şeyi ne kadar sevdiğimiz sorusunu “ölecek kadar”, ne kadar sevmediğimiz sorusunu da “öldürecek kadar” diye cevaplamak da iyi bir şey değildir..

    Ben herkese başka bazı yabancı kültürlerle tanışmalarını tavsiye ederim..Kendine biçilen kahraman ve asil rolleri giyinmeden önce,içindeki o sakar ve korkak adamı (veya kadını) tanımalıdır insan.

  41. Dünyayı boşvermek iyi birşey değildir..
    Sanıyorum siz şarkının devamındaki “ağlamak istemiyorsan sende boşver dünyaya” kısmını da dikkate aldınız, oysa ben sadece ilk kısmını yazmıştım 🙂

    Bunun içimizdeki korkak adamla hiç ilgisi yoksa özellikle, herhangi birşeyi ölecek ve öldürecek kadar dikkate de almıyorsa, ama yine de! ihtimalini de bir kenarda tutulması gerekiyorsa, hala mı kötüdür boşvermek ?

    Boşverin Gamaro, sizde boşverin dünyaya, gevşetelim dünyayla olan bağlarımızı, korktukça sarılırız zira,

    “boşvermişim, boşvermişim, boşvermişim dünyaya…”

  42. Hangisini yürekten arzuluyorsan ve hangisine ihtiyacın varsa onu tercih edersin.Ama eğer yaptığın tercih arkanda göz yaşı bırakıyorsa inan bana o tercihten eninde sonunda pişman olursun.
    Ben mi,ben her iki tercihinde henüz bana sunulduğunu düşünmüyorum.

  43. Ben aşkın esaretini seviyorum yaa :))

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.