Stone’la calısırken, kendisi bana;”Senden bir hedef belirlemeni istiyorum; bu oyle buyuk bir hedef olsun ki, onu elde ettiğinde, seni cıldırtsın ve ona ulasmanın tek nedeninin, sana ona hedef koyarak ulasacagını öğretmiş olmam oldugunu anlamanı saglasın.” Yılda ortalama sekiz bin dolar kazanıyor oldugum o donemde; ”Yılda yüz bin dolar kazanmak istiyorum.” dedim.Bunu nasıl basaracagıma dair hiç bir fikrim yokdu.Hiç bir stratejim olmamasına, hiç ihtimal vermememe ragmen; ”Bunu ifade edeceğim, buna inanacagım, bu dogruymus gibi davranıp, bunu yayacagım.” dedim ve oyle yaptım…
Bana öğrettiği seylerden biri, her gun gozlerimi kapayarak, hedeflerime simdiden ulasmıs oldugumu zihnimde canlandırmakdı.Yuz bin dolarlık bir banknot hazırlayarak bunu tavana yapıstırdım. Böylece, uyandıgımda ilk yaptıgım sey yukarı bakıp o banknotu gormek olacak, bu da bana boyle bir duam oldugunu hatırlatacaktı.Sonrasında ise gozlerimi kapatarak, bu yılda yuz bın dolarlık yasam biçimini yasadıgımı zihnimde canlandıracaktım.Otuz gun boyunca onemli bir sey yasanmaması yeterince dikkat cekiciydi.Ne bana atılım yaptıracak herhangi bir buyuk fikir aklıma gelmişti, ne de kimse bana para teklif etmişti…
Bunu ızleyen dort hafta içinde, aklıma yuz bin dolarlık bir fikir geldi.Oyle birden bire aklıma geldi.Yazmıs oldugum bir kitap verdı; ”Her biri bir ceyrekden, dort yuz bin adet satarsam, yuz bin dolar kazanırım.” diye dusundum. Söz konusu kitap zaten vardı ama, hiç boyle dusunmemiştim. (aklınıza, hedefiniz dogrultussunda, ilhamla gelen bir fikriniz olursa, ona guvenip, harekete gecin.) Dort yuz bin adet kitabı nasıl satacagımı bilmiyordum…
Sonra, markette ”National Enquirer” gazetesini gordum.Bu gazeteyi daha once defalarca gormustum ama daima arka planda kalmıstı.O gun ise, sanki birdenbire ustume atlamıs ve on plana gecmişti ve ben; ”Bu gazetenin okuyucuları kitabımdan haberdar olurlarsa, dort yuz bin kişinin mutlaka gidip kitabımı alır.” diye dusundum…
Altı hafta kadar sonra, Newyork’ taki ”Hunter College” da altı yuz kısılık bir ogretmen grubuna vermiş oldugum konferanstan sonra, bir kadın yanıma yaklastı ve; ”Harika bir konusmaydı, sizinle roportaj yapmak isterim.Buyrun kartım burada” dedi. Kartta yazılana gore, ”National Enquirer” gazetesi için serbest calısan bir yazardı.Kafamın içinde ”Alacakaranlık Kusagı” filminden bir parca calmaya basladı; ”vay be, hedef koyma işi gercekden işe yarıyor.” dedim.Beklenen makale geldi ve kıtabımın satısları yukselişe gecti…
Burada belirtmek istediğim nokta, bu kişi de dahil olmak uzere, butun bu olayları ve insanları hayatıma cekmiş olmam.Kısa kesmam gerekirse, o yıl yuz bin dolar kazanamadım.Kazandıgım para, doksan iki bin üç yüz yirmi yedi dolardı. Buna bozulup, ”işe yaramadı” dediğimizi mi zannediyorsunuz yoksa? Hayır, boyle bir sey söylemedik. ”Bu olaganustu bir sey.” dedik. Sonra esim bana; ”Yüz bin dolarda ise yaradıgına gore, bir milyon dolar için de işe yararmı ne dersin?..” diye sordu. Cevabım; ”Bilmiyorum.İşe yarayacagını dusunuyorum.Haydı gel deneyelim.” oldu…
Yayıncım, ilk ”Tavuk Suyuna Corba” kitabımın telif hakkı için bana yazdığı cekin uzerine imzasıyla birlikte bir gulen yuz yapmıstı, cunku bu onun hayatı boyunca yazdığı ilk BİR MİLYON DOLARLIK ÇEKDİ…
Boylece sonucu kendi deneyimimle gormus oldum, cunku onu test etmek istedim. Hedef koyup inanmak gercekden işe yarıyormu? Bunu test ettik; kesinlikle işe yaradı ve ben artık hayatımın her gununu hedeflerle yasıyorum…
(scrt)