Fantastik İmgeci Cortazar ve Politik Bağlanıştaki Cortazar

Fantastik İmgeci Cortazar ve Politik Bağlanıştaki Cortazar
Julio CortazarBazı okurlar vardır ki onlar, okumayı ‘eylem’ olarak kabul ederler. Bu ‘eylem’, hümanizmin insani uyumlaştırıcı özüne hizmet eden kültürel beslenme adına yapılabildiği gibi, düpedüz bir politik-kültürel faaliyet adına da yapılabilir. Yine, metinsel algılayış ve haz ‘eylemcileri’ olduğu gibi, branş literatürü estetiğinin peşinde ‘eylemciler’ de vardır. Tüm bu grupların ortak özelliği “kusursuz okur” tipini önlerine koymalarıdır. Şaşmaz, güvenli, yerine göre hijyenik… daha bir sürü sıfat kullanılabilir. ‘Kusursuz okur’ fantastik imgeci Cortazar ile politik bağlanıştaki Cortazar’ı kesin olarak birbirinden ayırmayı başarmıştır. Onlara göre Cortazar için (Cortazar yeteneği için) ancak böyle bir bölümleyiş güvenlidir. Tabii bu ayırmayı yaparken, onun bir yanının öbüründen sürekli olarak diyalog talep ettiğini göz ardı ettiler. Onun fantastik imgeciliğine vurgun olan ‘kusursuzlar’ öykülerini (öykücü Cortazar’ı), politik bağlanışını önemseyen ‘kusursuzlar’ ise romanlarını (romancı Cortazar’ı) öne çıkardılar. Sonunda Cortazar’ın kendisi de okurlarının iki ayrı yarıkürede ikamet ettiklerini kabul etmek zorunda kaldı. (Bunu yakın dostu eleştirmen Julio Ortega’dan öğreniyoruz: Julio Ortega, “Toda la vida en juego”, 14 Şubat 2004, El Pais.) Yazar bir keresinde Julio Ortega’ya şu yorumda bulunur: “Bu ayrım retorikten geliyor olsa gerek, keşke öykünün gölgesiyle boğuşmadan romana geçmek kabil olsaydı” (agy). Cortazar uyuşmazlığın eserlerinden kaynaklandığını sezmişti, fakat bu ikilem için bir yanıtı yoktu; öykü, bir can sıkıntısının şaşmaz haritası; roman, bir yaşam projesi (Julio Ortega’dan aktarıyoruz).
Julio Cortazar Denir ki sanatçılar yanıtlarını eserleriyle verir. Bu söz hamaset koksa da doğrudur. Eserlerinde, onların bir yerinde, bir bakarsınız, yanıt verilmiştir. Rayuela’nın (Dilimize Necla Işık tarafından Seksek adıyla çevrilmiştir.) kahramanı Oliveira dehşetli anarşist hezeyan anlarında sanatçı ahlakının bireycilikte değil toplumculukta olduğunu keşfettiğinde, yanıt verilmiştir. Gerçekte Rayuela’da olan nedir? Orada “Ben”in bütün arayışı “Ötekiben” ile buluşmaya koşar. Cortazar’ın, edebi eserlerinin yanı sıra, oldukça politik metinleri vardır. Yazar o metinlerde hep tasavvuru ve karşıtlığı arar. O metinlerde politik bağlanış apaçık olmasına rağmen, yazar hiçbir zaman şiirselliği elden bırakmaz; doğrular, ahlaki, politik önermeler ve protestolar insani özgürleşmenin ışığı ile aydınlanır.
Cortazar Okumanın Yol Haritası
20. yüzyılın Arjantinli büyük yazarı Julio Cortazar’ın entelektüelliği üzerine yoğunlaşan bir tartışmayı onun bir eserinde simgesel olarak noktaladık. Yazarlığı, özellikle de öykü edebiyatındaki yazarlığı üzerinde durmamız gerekir. Ne de olsa 20. yüzyılın ikinci yarısından sonraki dünya öykü edebiyatında onun damgası vardır.
Julio Cortazar üçüncü küreselleşmeye doğru giden dünyada (dünyanın bir küre olarak tasarlanması -I-, finans kapitalin ortaya çıkışı -II-, pazariçi üretim olanaklarının daralması -III-) son sanatçı yazarlardandır. Bu sıfatı zapt edilemez biçimde bütün yaşam tarzlarına el atması ve bunları lirik ve trajik olarak ortaya sermesi, ayrıca ironiyi dünyayı ve yaşamı tanımanın bir yöntemi olarak benimsemesiyle hak eder.
20. yüzyılın en büyük fenomenlerinden biri de ‘Latin Amerika boom’ diye adlandırılan, 1960’lar sonrası Latin Amerika ülkelerinde gelişen İspanyolca edebiyattır. Şiirde, Pablo Neruda, Cesar Vallejo ve Octavio Paz; düzyazıda, Romulo Gallegos, Juan Rulfo, Borges, Arturo Uslar Pietri, Miguel Angel de Asturias, Gabriel Garcia Marquez, Julio Cortazar, Mario Vargas Llosa ve Carlos Fuentes bu fenomeni vücuda getiren kalemlerin başlıcalarıdır.
Arjantinli yazar ve edebiyat profesörü Saul Yurkievich tarafından yayıma hazırlanan Julio Cortazar’ın Tüm Eserleri’nin giriş yazısında bir tanımlayış dikkati çeker: Bir edebi anıt (Julio Cortazar, Obras Completas, Edicion de Saul Yurkievich, Galaxia Gutenberg/Circulo de lectores, Barcelona, 2003).
‘Bir edebi anıt,’ bu tanımlayış edebiyat tarihine uygun düşüyor. Ölümünün 20. yılında bir yazarı edebiyat tarihine emanet etmek işin kolayı. Onun edebi etkinliği bakımından tarihsicilik kaçınılmaz olarak bu şekilde devreye girer. Julio Cortazar’ın eserlerine dönüp bakacak olursak, tarihsellik, şakacılığını ortaya koyacaktır.
Julio Cortazar’ın eserleri edebiyat tarihine uygun mudur?! Geçmişin düzeni içinde bir uygunluktan söz ediyorsak, ki bunun için ulusalcı bir zemin, kuralcı ve belirleyici söylemler gerekir, olumsuz bir durum görünüyor. Ayrıca akışı güçlendiren okuma biçimleri de vardır; herhangi bir gerçeğin disiplininden ve entelektüel bir kesimin otoriter kabulünden gelen okumalar.
Julio Cortazar şimdiki zamanda vuku bulan bir edebiyat fenomenidir. O, hep edebiyatın günceliğinde -günde- sahne alır. Güne ram eden takvim yaprağı gibidir, el yordamıyla ve el kumandası (manuel) ile iş görür. Bu şekilde olağanüstü şiirsel etkinliğine geçer. Bu, şair geçişi değildir (Saul Yurkievich ölümüne dek yazarın yakınında bulunduğunu ve hiçbir zaman ondan şairlik iddiası duymadığını söyler). Bu geçiş, düzyazıya şairane ifadeler katma geçişi de değildir. Julio Ortega şöyle diyor: “Onu heyecanlı bir evren gibi açılan dilin bulunduğu kıyıdan başlayarak okuyabilirsiniz. Vuku bulan bu empati, hayranlık ve fırtınaya tutulmuşluk içinde anlatı kendini açar. Çevrilen her sayfa kendini tasarlar, yeni bir okumanın yol haritası çizilir, başka bir okurun projesi onaylanır. Cortazar başka hiçbir şeyin olmadığı kadar İspanyolcanın eseridir, karşılıklı tanış olmanın candan konuşma materyali. Böyle konuşursak daha insani olabiliriz.” (agy)
Julio Cortazar gibi ele avuca sığmaz bazı yazarlar kanonik okumalar için elverişli değildir. (Celine, James Joyce, bizden Oğuz Atay düşünülebilir.) Tarihten gelen edebi iletiye alışkın okur tipi bu yüzden onlara güven duymaz. Tabii bu yazarlar moda olduklarında, deyim uygun düşerse, ‘egzantrik kışkırtılmış ayini’ne katılmak için onların eserlerini edinir. Bu tür edinme, eserin kullanım değeri üzerine tasarruf ve okuma, Molière’in Kibarlık Budalası’ndaki sahneleri aratmayacak skandallara gebe olmalı (!)
Julio CortazarJulio Ortega, Cortazar okuması için bakın başka neler diyor: “Bütün büyük eserlerde olduğu üzere, Cortazar’ınkinde, öngörülen herhangi birinde, okuma etaplarıyla karşılaşırız. İlkin Cortazarvari bir hava taşıyan hercai bir biyografi ve işbirlikçi okurların hevesi görülür. Bir grup okur, kendini kahramanlar yerine koyarak bir öyküden öbürüne gezinir durur. Bu grup kendini Rayuela’daki patafizike adamıştı. Oldukça akademik başka bir grup okur da bir duygusal antropoloji’nin romanlarında buluştu; doğrular, ahlaki felsefe, müphem oryantalist, ki en sonunda da metafizik…” (agy)
Julio Ortega, Cortazar’ın eserlerinin, bir oyun planı yardımıyla en iyi şekilde okunabileceğini söyler. Bu oyun planı ne olabilir?! Eleştirmen, okurun ilkin “bir geçiş ve pasaj oyunu”nu oynayacak maharette olması gerektiğini ifşa eder. Sözcük sözcüğe öykü nasıl bağlanıyor, bu bağlanışın ele geçirilmesi önemlidir. Bu, bir adımdır ve tıpkı öyküdeki gibi mucizevi bir andır. “Oyunun doğasında sürekli varyasyon, şansın hiçe sayılması denemesinden çok, birleşen damarlar arasında rastlantısal akışın açılması için, başlangıçtır.”
Başlangıç!? Eğer öyküleri edebi türe dayalı tarzlarından ve dile dayalı yapılarından gelen bir şekilde bir müzikal bütünlük hareketi olarak okuyorsak, başlangıca dönmek eziyetli olacaktır.
O zaman özellikle Cortazar’ın öykülerinde mükemmel şekilde görünen öykü sanatının (ki artık bu kertede sanattan söz etmeliyiz) birkaç çekici yönünü sıralayarak bitirelim:
– Öykü okunabilir gerilimdir.
– Öykü bir okuma (bir yeniden yazma) girişimidir.
– Öykü şiirselliği tanımanın dinamik okumasıdır.

Adnan ÖZER

Avşar Timuçin

Benim de severek izlediğim şair\felsefecilerden, burada adını görünce heyacanladım açıkçası; şiirinden bir örnek ve şiire ilişkin bakışını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ben alınyazımı kendim yazmak isterim
İstemediğim şey yazgım olamaz benim
O bir suysa ben onu istemişsem
Ancak onun sularıyla çoğalır denizlerim
Göklerim artık onun mavisine boyansın
Artık onun yeşiliyle yeşersin çiçeklerim
Sevinçlere bir kanat vuruşla gideceksem
Onun maviliklerinden geçebilmek isterim
İstemediğim şey yazgım olamaz benim
A.TİMUÇİN

Bir Şiir Yazanın Notları

Şiir varolabilmek için esin bekler. Esin nazlıdır, bazen aylarca gelmez. Esin gelmediği sürece elim kolum bağlı kalır, şiirle bağlarım kopmuş olur. Kafasına estiği zaman, canı istediği zaman yazanlara imrenirim. Ben yapamam. Bir iki kere denemedim değil, denedim. Olmadı. Esin yeterli mi? Değil elbet. Serüven esinden sonra başlıyor ya da esinle başlıyor. İlk biçim yeterli değildir. İlk biçim hiçbir zaman son biçim değildir. Sürekli arayacaksınız. Her şey gibi o da yavaş yavaş olgunlaşır. Yolu yok, katlanacaksınız. Sabırsızın şiiri olmaz. son biçim gerçekten en yetkin biçim midir? Bilemeyiz. Yapıtın çabaya doyduğu bir nokta vardır. Öyle bir yer gelir ki ondan sonraki arayışlarınız iyilikten çok kötülük getirebilir. O durumda yapılacak şey son noktayı koymak ve imzayı basmaktır. Olmuşsa olmuştur. Olmamışsa yırtar atarsınız. şair on şiirini korursa yüz şiirini gözden çıkarır. Şiirini yırtamayan şair gün gelir dizini döver. Zaten kaçı yarına kalacak onların?

Şair esindenden, esin yaşamdan beslenir. yaşamıyorsanız yazamazsınız. Yaşamamışların şiirleri dolgu maddeleriyle doludur, onun için itici gelir insana. Yalancı şiir ya da yalan şiir. Korkunç! Yaşamamak kadar korkunç. Şiir varolmak için yaşamı gereksinir. Şiir yaşamdır, gerçek anlamda yaşam da şiirdir. Yapılacak şey belki de tüm savların, önyargıların, bencilliklerin, kendini beğenmişliklerin ötesinde kendini yaşamın akışana bırakmaktır. Evet, şiir yaşamdır, yetkin ve tutarlı bir varlığın varlığını gerektirir, gelişmiş bir bilinçin varlığını gerektirir. Esin şiire göre ya da daha genel anlamda sanata göre gelişmiş bir yetkin bilincin kendinde bulduğu anlamlı bir heyecanın genel adıdır.
Yaşasın şiir, gerçek şiir, şairini kanıyla canıyla yazdığı şiir. Yaşasın yaşamdan gelip yaşama dönen şiir, insanı yansıtırken insanı yücelten şiir. İnsanı insana anlatan, insanı gösteren şiir…
Avşar Timuçin

Paylaşırken nasıl bir yol izlemeliyiz?..

Bu platformda paylaşmak değil mi amaç. Ancak bunu gerçekleştirirken nasıl bir yol izlemeli, nelere dikkat etmeliyiz? Kanımca saygı çerçevesini zedelemeden yapabilmektir daima. Hatta bu temel olgu fikirlerimizi\düşüncelerimizi vb. paylaşmaktan daha öncelikli duruyor ortada. Fikirleri ne yermek ne yüceltmek ne doğrulamak ne de yanlışlayıp çarpı atmak işimiz olmalı, asl-olan saygı. Geçen gün sayın canu’nun bir yorumunda yer alıyordu ;incittiğimizde aslında incinen biziz. İncitmeden varolmanın deneyimi; sanırım ki, bunun sınavını veriyoruz.

Bizden Sonra Doğanlara \ Bertolt Brecht

I

Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
Ahmaktır hilesiz söz. Düz bir alın
Vurdumduymazlığa işaret. Gülen
Kötü haberi almamış henüz.

Nasıl bir çağdır bu,
Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı
Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden.
Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen
Ulaşılmazdır artık herhalde
Zorda kalan arkadaşları için.

Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hâlâ
Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür.
Yaptıklarım
Arasında hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya.
Tesadüfen ayaktayım. ( Şansım ters giderse mahvoldum.)

Diyorlar ki: ye ve iç sen! Sevin, neyin varsa!
Fakat nasıl yiyip içeyim ki, yediğim
Bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa, bir
Susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim?
Ve yine de yiyip içiyorum ben!

Ben de bir bilge olmak isterdim.
Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir:
Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı
Korkusuz geçirmek
Şiddete başvurmadan hem
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Düşlerini gerçekleştirmek değil, unutmak
Bilgelik olarak kabul ediliyor.
Tüm bunları yapamıyorum:
Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!

II

Battığımız dalgalardan
Yükselecek olan sizler
Zaaflarımızdan söz ederken
Unutmayın
Karanlık çağı da
Sizlerin kurtulmuş olduğu.

Yürüdük ya, pabuçlardan çok ülke değiştirerek
Sınıf savaşlarının ortasında, çaresiz
Haksızlığın olup öfkenin olmadığı yerde.

Biliyoruz halbuki:
Aşağılıklara duyulan nefret de
Bozar şeklini yüzün.
Kısar sesi haksızlık karşısındaki
Öfke de. Ah, güleryüzlülüğe
Ortam hazırlamak istemiş bizler
Güleryüzlü olamadık kendimiz.

Sizler fakat, geldiğinde vakit
İnsan insanın yardımcısı olduğu
Zaman.
Hatırlayın
Hoşgörüyle bizi.