Bana bir gün ver

Güzel bir yazı;ardından güzel bir şarkı.
Denizden yeni çıkmış güneş,
Sırıl sıklam gün doğumu,
Ve kısık ateşte pişen soğan rengi gökyüzü.
Yaşam pembeleşiyor,sanki hiç karanlıktan çıkmamış gibi.
Yeni bir gün doğuyor.
Sabah kokan rüzgar;
Eşlik ettiyor şarkıma;uçuşan poşetleri ve elektirik kablosuna takılmış uçurtmaları.
Apaydınlık tertemiz bir gün,
Benimde elimden tutup;
Yüzümü güldürüyor.
Kalemimin ucundaki maskot
“Bul onu” diyor
Çünkü oda seni arıyor…

                        ***

Kendimin ellerinden tutunca
İçimden nehirler gibi akmak geliyor
Yollara çıkmak yolculuklara bakamak geliyor
Buralardan böyle ceketsiz kaçmak geliyor
Kaçmak geliyor
Dağlar için yollar için bana bir gün ver

Nefes alan ölü

Gene yeni bir gün beklemekteyim.Hissediyorum tam uçtayım.İnce bir çizgideyim.Ötesi muamma.Ah şu kalbimdeki acı;onu çıkarıp nereye koysam acaba.
O kutsal acıyı kim alır saklar benim yerime.Umutlarım nerede.Acımın altına saklanmış tüm yaşamak istediklerim.Ölüyüm.Nefes alan bir ölü.

Hiçlik

Hayat iyi bir öğretmen sanılır.Oysaki hayat,öğretmenin kara tahtası.
Ben bu dünyaya birşey olmaya gelmedim ki.Ben hiç olmaya geldim.
Boşuna mı denmiş;”Gizli bir hazine idim,keşfedilmek istedim.”

Güvercinler

Herhangi bir düşüşten sonra.
Başımı kaldırdığımda,hayatın amacını gördüm;
İki çift tek vucut güvercinlerde.
Biri aşıktı,diğeri maşuk.
Biri yuvaydı,diğeri çatı.
Hem dosttu,hemde düşmandan koruyacak kadar temkinliydi,
Yuvayı korumak için çatıyı gözetlemek gerekti.
Bana baktılar kırmızı gözleriyle.
Konuştular benle;
Biz tek severiz,
Tek’dir aşkımız.
Bir kez aşık oluruz.
Biz neden yapamayız diye döndüm içimdekine.
İçerdeki sessizlikle bütünleşmiş,konuşmayı unutmuş.
Gene dışarı baktım;gönül güvercinlerine,
Aşk’a kanat açıp,aşkla uçtular önümden.