Bilinen, Bilinmeyen ve Bilinemeyen

Evrende olan her şeyi bilinç veya algı açısından baktığımızda bu üç kategoriye sokuyorum. Bilinen; hepinizin anladığı gibi bildiğimiz şeyler. Bilinmeyen ise henüz bilmediğimiz ama ileride bilebileceğimiz şeyler. Bir de “Bilinemeyen” kısmı var. Bunlar ise bir insan olarak asla bilemeyeceğimiz şeyler.

Evrende aklımızın kavrayamayacağı ve duygularımızla sezemeyebileceğimiz şeyler vardır.

~ Ludwig von Mises ~

Sizce doğru mu? Sizin fikirleriniz nelerdir bu konuda?

23 yorum “Bilinen, Bilinmeyen ve Bilinemeyen”

  1. Ludwig; evrende aklımızın kavrayamayacağı ve duygularımızla sezemeyebileceğimiz şeyler vardır, demiş . sanki bu şeyleri kavramış da; gelmiş bu cümleyi sarfetmiş sanarsınız. ben sanmıyorum. fazla büyük laf edilmiş gibi.

    fakat bildiklerimizle yapacağımız analizler doğrultusunda bilmediklerimizi algılayabilir ve sonrasında o yönde gelişecek deneylerle kanıtlara ulaşabilir ve de bildiklerimiz kümesine dahil edebiliriz. şunu demek isterim ki; aslında bilmediklerimiz de bildiklerimizdir. birgün bilineceklerdir. bu durumda kümeyi ikiye düşürmüş oluruz : bildiklerimiz ve bilemeyeceklerimiz.
    peki bilemeyeceklerimizi neye dayanarak bilemeyeceğimizi öngörüyoruz? sanırım bilinmeyenin getirdiği korkular ve beraberinde getirdiği yenilgi duygusu. bana kalsa bu duygu insanlığın en temel duygusudur ve bu duyguyla hareket ederiz.kısaca bilinemez diye birşey yoktur .sadece zaman vardır.
    kümeyi teke düşürdüm çünkü bugün çok olumluyum.
    acaba kümeyi teke düşürmekle iyi mi ettim .iyi oldu bana kalsa da ya kötü olduysa. mesela 3 küme tek kümeden daha yararlıysa!ya da çözüme gitmek için parçalara indirgemek mi lazım yoksa olabildiğince tek noktada toplamak mı!

    not:bunu tanıdığınız biri yazmıştır lakin şifresi kabul görmediğinden misafir gözükmektedir. acaba kimdir kimdir?

  2. Kesinlikle katılıyorum sonsuz. İnsanoğlu bilinmeyenin karanlığında bulunuyor. Karanlık taraf, buzdağının altı ya da yeraltı! Artık hangi tanımlamayı yaparsak yapalım tek bilebildiğim algılarımızın genişleyebiliyor olduğu. Kişisel tarihim bana zihnin kısıtlı bir kaynak olduğunu gösterdi. Bu yüzden bir mum aldım ve aydınla n/t ı yorum. (Aydınla anlatıyorum :))

  3. evren, kendisinin tam manası ile, anlaşılabilir olmasını isteseydi,
    bir insan beyni %10 kapasiteli olmazdı..

    Evrende, toz zerresi bile olmayan bir insanın,
    olup/ biteni,
    MS 2011 aralık.. tarihi itibariyle;
    ne aklıyla, ne de duyguları ile,
    kavrayabilmesi mümkün değil.

    bu yüzden; (bana göre)
    Evrende aklımızın kavrayamayacağı ve duygularımızla sezemeyebileceğimiz çoook şeyler vardır.
    taa ki..% 100 olana kadar.. o da; beelkiii

  4. Aklın kavrayamayacağı hiçbirşey yoktur. Bence bu sözü söyleyen adam, insanın erişebildiği bilginin yetersizliği, güvenilir olmaması, bu bilgilerin yeterince iyi analiz edilememesi gibi unsurlardan dert yanmış. Öyle geldi bana.

  5. İnsan aklını fazla yüceltmişsiniz misafir ve parçuket. İnsan dediğiniz maymundan biraz daha gelişmiş bir canlıdır sadece. Bir maymun için nasıl bilinemeyecek asla anlayamayacağı kavrayamayacağı şeyler varsa aynı şekilde insan için de bunlar geçerlidir.

    Bir maymunun izafiyet teorisini anlamasını, kavramasını bekleyemeyiz. Bir insan için de kim bilir neler vardır bu şekilde anlayamayacağı.

    (Ayrıca statik o %10 kapasite hikayesi, sahte hikayelere konu olacak bir konu. Yok öyle bir şey yani. )

    xenix: Takiplerim

  6. Tam da bu bilinemeyenler üzerine “Görsel Şölenlerle Astronomi” başlığına bir fotoğraf göndermeyi düşünüyordum. Ama başlıkta genelde videolar paylaşıldığı için vazgeçtim. Burada paylaşayım madem :). Aşağıdaki fotoğraf, ona her baktığımda bana bilmeyi çok isteyip de asla ve asla bilemeyeceklerimizi düşündürtüyor. Fotoğraf bana ait değil belki ama “bilinemeyecekler” gibi, buna benzer bir isim koymayı da düşünüyorum resme :).

    Konuyla ilgili yorumumdan sonra diğer arkadaşların yorumlarına da kısa kısa cevap vereyim. Birincisi bu beynimizin %10’unu kullanabildiğmiz efsanesi… Ben bunu destekleyen herhangi bir bilimsel araştırma bilmiyorum. O kadar herkes dillendiriyor ki ayrı bir konu bşalığı lazım bu yanlış kavrama için. Kaldı ki, %10’unu bile kullansak full kapasite çalıştırınca ne olması bekleniyor onu da anlamadım, nur saçacağımız mı düşünülüyor, enerjiye mi dönüşeceğiz, ne olacak?

    İkincisi ise sanırım parçuket’in bir yanlış anlamasıyla ilgili, sonsuz anlayamamaktan veya kavrayamamaktan bahsetmiyor bence, bilememekten bahsediyor. Bilim adım adım ilerliyor, o yüzden her keşfimizi kavrayacak akla sahibiz. Birisine… yani nebileyim aklıma örnek de gelmedi hiç cosinus teorimini anlatmak için önce pisagor teorimini anlatmalısın ve pisago teorimi için de daha temel birçok şey. Kimseye daha birinci sınıfta türev anlatılmıyor değil mi? Ya da mesela 1500 yıl önce yaşamış birisinin kütleçekimini, Güneş Sistemi’ni falan anlamasını bekleyemezsiniz.

  7. xenix de benden önce davranmış, o da benden çok yaşayacak…

  8. “(Ayrıca statik o %10 kapasite hikayesi, sahte hikayelere konu olacak bir konu. Yok öyle bir şey yani. )”
    var var, hiç bir beyin tam kapasite çalışmaz…eğer öyle olsaydı, evreni çok kolay çözerdik.

    dünya dışı, bu işi çözmüş dış mihraklar gelip, anlatmadıkları sürece, sana göre evren, çözümsüz o zaman…

  9. len, ketenpereye mi geliyoz nedir?

  10. Bilinmeyen ile bilinemeyen ayrimi nasil yapilacak .
    Bilinmeyen henuz zaman yetmedi dersimize calismadik ondan , ama birgun bilinecek .
    Bilinemeyen algi ve kavram yetimizin disinda yer alan alan . Peki evrimlesme ve algisal gelisme icin sonsuz sure tanisak bu bilinemeyenler , ne olur ?
    Fraksiyon ayrimini belirleyecek soru budur.
    benim sahsen kendi icimde CC sever tarafim ile Hodo hot rasyonel tarafim burada catisir.

  11. Magazin bilimi.

    Yok beynin potansiyelinin %3 ünü kullanırmışız da einstein gibi dahiler %5 ini %6 sını kullanırmış falan. Yok beynin potansiyelinin %10 unu kullanırız filan.

    Bunların hepsi hiç bir bilimsel dayanağı olmayan magazin biliminin ürünleridir. Her magazini bilim sanmayın lütfen.

    Beynin elbette bir potansiyeli vardır, kimse sonsuz demiyor. Ama bu potansiyeli neye göre ölçeceksiniz? Nöron sayısı mı? Olası nöron ağları mı? Mesela eğer olası nöron ağ sayısı ile ortalama bir beynin ağ sayısını karşılaştırdığımızda çıkan sonuç beynimizin milyonda birini bile kullanmadığımızı gösterecektir.

    Magazin bilime güzel bir soru yöneltmiş Kaptan. %100 ünü kullansak ne olurmuş? :))

    xenix: Takiplerim

  12. Xenix, aklın-mantığın azı çoğu nasıl olsun? Ya vardır ya da yoktur. Şu adam diğerinden daha akıllı derken kast edilen aklını ne kadar kullandığıdır. Maymunda bizimki gibi bir muhakeme yeteneği olduğuna inanmıyorum.

    Mantık çamaşır suyu gibidir, hemen herşeye nüfuz edebilir. Tuz ruhuda olabilir.

  13. Ne demek azı çoğu nasıl olsun? Şaka mı?

    Sen aklını daha iyi kullanırsan einstein, nietzsche, kasparov veya mozart olabileceğini sanıyor musun?

    Mantık başka bir şey. Kaldıki evren mantık sistemine göre işlemez bu yüzden bir çok konuda sağduyuna göre olmayan modeller üstünde çalışmak zorunda kalırsın. Gerçek olan senin sağduyun veya mantığın değildir.

    xenix: Takiplerim

  14. Bazı bilinemeyen şeyleri bilinç veya farkındalık olarak ele almak gerekebilir.Aklın kavrayamayacağı şeyler bazı zaman noktalarında akıl düzeyine indirgendiğinde anlaşılabilir hale gelebilirler.Evren-bilinç ikilisi ile ilgili söylenecek hayli şey var..

    Fakat yukarıdaki alıntıda bahsedilen evren, bilgi felsefesiyle doğrudan ilintilidir. Sanırım hukukçu Mises, sözünün bu konu için kullanıldığını görseydi ilelebet susardı 🙂 Evren konusundaki ulaşılabilinecek epistemolojik verilerin mantıksal, değersel ve objektif tabanda incelenmesi sonucunda “Evrende aklımızın kavrayamayacağı ve duygularımızla sezemeyebileceğimiz şeyler vardır.” kanısına varan Mises için evren, sanırım bilinçsel değil, daha materyalistik bir evrendi.. Kant’ın yaptığı gibi uzay ve zamanı sezgilerimizin apriorik birer çıkarımı olarak da görmediği için yine bilinç açıklamasından uzak bir evren bilgisi tanımı vardı demek yanlış olmaz sanırım.

    Genel olarak da İngiliz idealizminin etkisiyle de bu evrenin belirsizliği üzerinde durmuş olabilir.İngiliz idealizminden kastım, Hegel gibi metafiziğe dayali bir bilgi anlayışı değill, daha çok 18.yyda Sanayi Devriminin büyük etkisiyle ortaya çıkan Merkantalist anlayışla temellenen liberalizmin yarattığı “faydacılık”a dayalı bir idealizmdir İngilizlerinkisi..Daha çok Hobbes, Hume ve Mill ile zirveye çıkmıştır.

    Özellikle de Mises’in yaşadığı dönemin de bu epistemolojik çıkarımında bir etkisi var diye düşünüyorum. 1930 genel Dünya krizi ve I.Dünya savaşı sonrasında ölmeye yüz tutmuş liberalizmi canlandıran Mises, bireyin ekonomik, sosyal ve siyasal haklarını hukuksal bağlamda eşitlemeye çalışarak da subjektif faydayla da bilgiyi bağdaştırmış gibi gelir bana.. O yüzden de evrenin bilenemeyen veya bilinemeyecek olan taraflarının üzerinde düşünülmemesi gereken faydasız bir konu olduğunu söylemek istedim…

    Benim kişisel bilinç-evren algım ise, Mises ile çok uzak olmamakla birlikte aslında pek de yakın değildir.Ben de faydasız olan bilginin belleğe kazınmasının insan için hiç bir değeri olmayacağını düşünüyorum.Fakat eğer bilgi kişi için bilgi edinildiğinde subjektif haz noktasında yarar sağlıyorsa bilinip bilinemeyeceği üzerinde de durmaya gerek duymadan bilgiyi edinmeyi tercih ederim.Evren bilgisi konusunda da, bilinilen ölçüde edindiğim bilginin tadını da çıkarıyorum 🙂 Bilinmezliği ise bilimcimin enerjisine bıraktım..

  15. Hain.. Benim yazacağım anafikri çalıp kendin yazmışsın 😀

    İntikam s0ğuk yenilen bir yemektir.. Ç0k yakında görüşiceğizzz.

  16. Vega’nın ardındaki Eta C. şelalesinin yanında kozlarımızı paylaşalım 😀 İşe polisi karıştırma, tek gel :))

  17. Cennet’de herşey bilinecek, bütün bellekler hem süperlenecek hem eşitlenecek. (Mesela bizim kaptan Mosey’le neotilik dönem cennetliği Bobangida’nın belleği arasında hiç bi fark kalmiycek, ikisi de 99 oktan euro dizel performans sergiliycek, aydınlanmamış konu olmiycek, higgs bozonu bile bi yere kaçamiycek:)

    Ama cehennemi bilemiyorum yeterli veri akışı yok:)

  18. Aklımı iyi kullanırsam değilde şansım yaver giderse anyştayn olabilirim. Peki aynştayn ben olabilir mi?

  19. Gelişmiş bir uzaylı veya başka bir varlık dünyayı inceliyor olsaydı heralde insanlarla çok dalga geçiyor olurdu. İnsan aklının bulunduğu seviye çok komik düzeyde arkadaşlar. Bunu birebir tecrübe etmesem ben de aklın veya bilincin gelişmiş olduğunu düşünebilirdim. Akvaryumdaki bir balığın evreni algılayışından pek farkımız yok dışarıdan bakıldığında.

  20. Daha önce bu k0nu hakkında başka bir f0rumda bir şeyler karalamıştım.. 0radaki yazdıklarımdan da yararlanarak düşündüklerimi yazayım;

    Her ne kadar k0nu epistem0l0jiyi ilgilendirse de, bu k0nu üzerinde yazarken fizik bilimini işin içine katmadan 0lmaz diye düşünüy0rum.. Bu yüzden önce fizikten y0la çıkalım;

    Yaklaşık 200 yıl önce Laplace, Newt0n kanunlarından y0la çıkarak şöyle bir tespit yapıy0r;

    “Evrende mevcut maddelerin konumları, momentumları ve onların etkileyen güçler bilinirse, geçmiş hakkında bilgi sahibi olmak ve geleceği kesinlikle bilmek mümkündür.”

    Yani 0layları nedensellik zinciri ile takip ettiğimizde, hem ‘gelecek’ hakkında gerçek bilgilere, hem de ‘geçmiş’ hakkında gerçek bilgilere ulaşabiliriz.. Aslında burada Laplace, Tanrı’nın yazdığı kaderi bir anlamda kanıtlamak için de bunu söylüyor.. Eğer Tanrı tüm tarihe ve insanlığa bir kader yazmışsa, biz bunu nedensellik zinciri içinde bulabiliriz.. Bu d0ğa yasalarını keşfetmemiz, Tanrı’nın yasasını keşfetmekle eşdeğerdir.

    Bilindiği gibi klasik fiziğin d0ğadaki 0layları değerlendirmesi kesin bir sebep-s0nuç ilkesine bağlı, ‘süreklilik te0risi’ne dayanıyordu.. Antik çağdan süre gelen bu anlayışta, maddenin ne kadar bölünürse bölünsün her zaman birbirinin aynı 0lan elemanlar elde edileceği görüşü yaygındı.. Evrende hiçbir şeyin nedensiz 0lmaması, tüm 0lguların bir nedeninin 0lduğuna dair yargı; tüm bilimlerin ‘apri0ri varsayımı’ 0larak kabul edilmişti.

    D0ğadaki 0laylar arasında sürekli ve düzenli bir ahenk 0lduğu gibi, aklın ilkeleri arasında da bir uygunluk 0lduğu savunulur, bu da d0ğa 0laylarında bir determinizm ilkesinin geçerli 0lduğunu 0rtaya k0yuy0rdu.

    D0ğada mutlak bir determinizm 0lmadığı, s0n dönemde K0penhag ek0lünün temsilciler tarafından ‘belirsizlik ilkesi’ y0luyla yanlışlanmıştır.. Heisenberg, B0hr, Pauli gibi fizikçilerin 0rtaya attığı indeterminist d0ğa tasviri, ‘süreksizlik te0risi’, belirsizlik/rastlantısallık gibi kavramlarla da anlatılır.

    ‘Şey’ler k0nusunda mutlak bilgiye sahip 0lamayacağımıza dair 2 farklı görüş vardır;

    Bunlardan biri ‘epistemik belirsizlik, diğeri ‘0ntik belirsizlik’ 0larak adlandırılır.

    Epistemik belirsizlik, bizim bilgi eksikliğimizden kaynaklanan bir rastlantı/belirsizlik şeklidir.. Yukarıda yazının başında dile getirilen ‘bilinmeyen’ 0laylar için geçerlidir.. Bu 0layların içinde 0 kadar ç0k ‘faktör’, ‘öğe’ vardır ki, hepsini analiz etmek, nedenlerini 0rtaya çıkarmak pek mümkün değildir.. Bu bir anlamda ‘ölçüm eksikliğinden’ de kaynaklanır.. Hem insanın aklının sınırlı 0lması, hem de kullandığımız ölçüm aletlerinin yetersizliğinden kaynaklanabilir.. Fakat ölçüm aletleri geliştikçe, daha ç0k veriye sahip 0ldukça bu bilinmeyen k0nular da aydınlanabilir.. Örneğin istatistik bilimi bu k0nudaki en önemli örnektir.. İstatistikteki tüm çalışmaların s0nuçları belli bir ‘hata payı’nı hesaba katarak yapılır.

    İkinci tip belirsizlik ise mutlak anlamda bir belirsizlik durumudur.. Başlık iletisinde de belirtilen, ‘nedeni bilinemeyecek’ k0nular için geçerlidir.. Örneğin rady0aktif elementlerin, 0rtada hiçbir neden y0kken b0zunması mutlak anlamda bir belirsizlik şeklidir.. Bir rady0aktif elementin neden 10 saniye s0nra değil de, 10 saniye önce b0zunduğuna dair hiçbir ‘neden’ y0ktur.. Bu durum bizim bilgi eksikliğimizden, ölçüm aletlerinin yetersizliğinden değil, bu elementlerin d0ğasından kaynaklanan bir belirsizlik şeklidir.

    Belirsizlik ilkesini 0rtaya atan K0penhag 0kulunun temsilcileri, hiç kuşku y0k ki bu tür bir belirsizlikten bahsediy0rlardı.. Bu bilim adamlarına göre, rady0aktif elementler gibi at0maltı parçacıkların davranış şekli makr0 dünyadaki maddeler gibi 0lmadığından d0layı, mikr0 evrende belirsizlik hakimdir.. Kuantum te0risi, makr0 evrenden mikr0ya d0ğru gittiğimizde karşılıklı ilişkilerin önem kazandığını, belirsizliklerin arttığını gösteriy0r.. Bu da s0syal bilimlerde, dış 0layları neden-s0nuç ilişkisi içinde gözlemenin mümkün 0lmayacağı, 0layların açıklanmasının m0nist (tekçi) görüşten ç0k, plüralist (ç0ğulcu) görüşlere göre 0lacağını gösteriyor.

    Biraz da k0nunun felsefi yanına değinelim;

    K0penhag ek0lünün bu çalışmaları, en ç0k bilim felsefesi ve bilgi felsefesini -epistem0l0jiyi- etkilemiştir.. Herkesin bildiği gibi, önceleri nesnel dünyadaki ‘şeyler’in bilgisine hangi yöntemle ulaşılabileceğine dair iki kavram öne çıkmıştı.. İlki akıl y0luyla bilenmesinin mümkün 0lduğunu düşünen rasy0nalistler, diğeri ise duygular y0luyla bileneceğini, kavranacağını düşünen ampiristlerdir.

    Ampirist, p0zitivist Viyana ek0lünün ‘d0ğrulanabilirlik’ ilkesinin pek de d0ğru 0lmadığını gösteren Karl P0pper, K0penhagçı bilim adamlarından en ç0k etkilenen bilim felsefecilerinden biridir.. 0 liberal felsefeye büyük katkı sağlayan sınırlı devlet, açık t0plum gibi ilkeleri bilginin göreceli 0lması, belirsizlik ilkesi gibi kavramlara dayanarak analiz etmiştir.

    Açık T0plum vakfının sitesindeki yazıyı aynen alıntılıy0rum;

    ”Açık toplum fikri, ilk defa Henri Bergson tarafından ortaya atılan, Karl Popper tarafından geliştirilip yaygınlaştırılan bir kavramdır. Popper’ın epistemoloji konusundaki teorisinde ifadesini bulan, dışımızdaki gerçeklik algımızın mükemmel olmadığı, dolayısıyla büyük ve değişmez doğrular konusunda ısrar edilmemesi ve gerçekliğin kimsenin tekelinde bulunmadığı görüşü, Açık toplum fikrinin de temelini oluşturur. Büyük ve kesin doğrular yok ise, farklı görüşlere saygılı olunmalıdır. Açık toplum, kimsenin mutlak bilgiyi elinde tutamayacağını, farklı insanların farklı fikirlere ve beklentilere sahip olabileceğini, ve insanların beraber barış içinde yaşayabilmelerini sağlamak için, bireylerin haklarını koruyacak kurumlara ihtiyaç duyulacağını kabul eden bir toplum anlayışıdır. Uygulamada açık toplum, hukukun üstünlüğüne dayanan, demokratik yollar ile seçilmiş hükümetlerce yönetilen, farklılıkları içinde barındıran güçlü bir sivil toplum; azınlıklara ve azınlık görüşlerine saygı anlamına gelir.”

    Mises de aynı dönemde yaşayan biri 0lduğu için, aynı akımdan etkilenmesi mümkündür.. Hayek ile birlikte Avusturya ek0lünün temsilcilerinden Mises, ‘kurucu rasy0nalizm’ 0larak adlandırdıkları kavrama karşı çıkarlar.. 0nlara göre ‘bilgi’ dediğimiz kavram d0ğada ‘parça parça’ mevcuttur.. Bir insanın veya kurumun, tüm bilgilere sahip 0lamayacağını (hem insanın eksik bir canlı 0lmasından, hem de nesnelerin bilgisinin d0ğası gereği mutlak anlamda bilenemeyeceğinden d0layı), aynı zamanda bu parça parça bilgilerin dağınık 0lduğunu kabul ettiklerinden d0layı da ç0ğulcu bir t0plum m0delini benimserler.. Ve 0nlar da P0pper gibi sınırlı devleti, ç0ğulcu plüralist t0plumu gerekçelendirmeye çalışırlar.

  21. Bilinemeyeni tanımlamaya çalışmak onu bilinir yapabilir mi?

  22. ”
    Evrende aklımızın kavrayamayacağı ve duygularımızla sezemeyebileceğimiz şeyler vardır.
    ~ Ludwig von Mises ~

    Sizce doğru mu? Sizin fikirleriniz nelerdir bu konuda?”

    sonuç;
    herşeyin mümkün olduğunu düşünmek düşünceyi ve hayal gücünü geliştirir ve genişletir;

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.