Bireysel ve Kümesel Özseverlik Üzerine

Okuduktan sonra sizinle de paylaşmak istedim. İgilisine çok şey anlatıyor diye düşünüyorum…

Özseverlik, yalnızca kişinin kendisinin, onun bedeninin, onun duygularının, onun düşüncelerinin, onun mal-mülkünün, onunla ilgili herşey ve herkesin tamamen gerçek şeyler olarak algılandığı, bu kişinin bir parçası olmayan ya da gereksinmelerinin nesnesi olmayan herkesin ve herşeyin ise tam anlamıyla gerçek olmadığı, duygusal bakımdan ağırlıksız ve renksiz olarak yalnızca zihinsel tanımayla algılandığı bir deneyim durumu olarak tanımlanabilir. Bir kişi, özseverliği ölçüsünde, ikili bir algı ölçüsüne sahiptir. Yalnızca bu kişinin kendisi ve onunla ilgili olan şeyler önem taşır, dünyanın geri kalanı ise çok az ağırlıklı ya da renksizdir ve bu ikili ölçüden dolayı, özsever kişi ağır yargı kusurları gösterir ve nesnellik yeteneğinden yoksundur.

Çoğu kez özsever kişi, başkalarıyla ilişkisinden dolayı ya da herhangi bir gerçek yapıttan veya kendine ait bir başarıdan dolayı değil, kendi kusursuzluğu, başkalarına olan üstünlüğü, olağanüstü nitelikleri konusunda sahip olduğu bütünüyle öznel kanısı aracılığıyla bir güvenlik duygusuna kavuşur. Kendi özsever imgesine dört elle sarılmaya gereksinme duyar, onun kimlik duygusu kadar değerlilik duygusu da bu imgeye dayanır. Bu kişinin özseverliği tehdit edilirse o, yaşamsal önem taşıyan bir alanda tehdit edilmiş olur. Başkaları, onu hafife alarak, eleştirerek, yanlış birşey söylediğinde yüzüne vurarak, bir oyunda ya da sayısız başka durumda onu yenilgiye uğratarak onun özseverliğini yaraladıkları zaman, özsever bir kişi, çoğunlukla, ortaya koysun ya da koymasın, hatta ayırdında olsun ya da olmasın, yoğun bir kızgınlık ya da öfkeyle tepki gösterir. Böyle bir kişinin, özseverliğini yaralayan kişiyi hiçbir zaman bağışlamaması ve çoğu kez bir öç alma arzusu(bedenine ya da mülküne saldırılmış olsaydı bu arzu daha az yoğun olurdu) duyması gerçeği, bu saldırganlık tepisinin yoğunluğunu çoğu kez gözler önüne sermektedir.

Çoğu kişi kendi özseverliğinin ayırdında değildir; yalnızca bu özseverliği açık olarak ortaya koymayan dışavurumlarının ayırdındadır. Nitekim, örenğin bu kişiler, ana babalarına ya da çocuklarına aşırı bir hayranlık duyarlar ve bu duygularını dile getirmekte hiçbir güçlük çekmezler, çünkü böylesi bir davranış çoğunlukla evlat sevgisi, ana babaya hürmet ya da bağlılık olarak olumlu biçimde değerlendirilir; ama eğer kendi kişilikleri hakkında duygularını dile getirmiş olsalardı, sözgelimi “Dünyanın en harika insanı benim”, “Herkesten daha iyiyim” vb deselerdi, bunlardan yalnızca olağanüstü kendini beğenmiş kişiler olarak değil, belki pek aklı başında olmayan kişiler olarak da kuşku duyulurdu. Öte yandan, eğer bir kişi, sanat, bilim, spor, iş ya da siyaset alanında kabul gören bir şeyler başarmışsa bu kişinin özsever tutumu yalnız gerçekçi ve ussal görünmekle kalmaz, başkalarının hayranlığıyla da sürekli olarak beslenir. Bu durumlarda böyle bir kişi, özseverliği toplum tarafından uygun görüldüğü ve onaylandığı için, özseverliğinin dizginlerini bütünüyle salıverebilir. Günümüz toplumlarında, ünlülerin özseverliği ile kamuoyunun gereksinmeleri arasında ilginç bir bağlantı vardır. Kamuoyu, ünlü kişilerle ilişki içinde olmak ister, çünkü ortalama kişinin yaşamı bomboş ve sıkıcıdır. Kitle iletişim araçları ün satarak geçinirler ve böylece herkes-özsever kişi, kamuoyu ve ün tüccarları- doyuma ulaşır.

Siyasal önderlerde çok sık olarak yüksek düzeyde bir özseverlik görülür; bu, özellikle güçlerini kitleler üzerindeki etkilerine borçlu olanlar için, bir meslek hastalığı-ya da özelliği- sayılabilir. Eğer önder, kendi olağanüstü yeteneklerine ve görevine inanmışsa, mutlak biçimde kendinden emin görünen insanlardan etkilenen geniş izleyici kitlelerini inandırmak daha kolay olacaktır. Ne var ki özsever önder, özsever büyüleyiciliğini yalnızca bir siyasal başarı aracı olarak kullanmaz; kendi akılsal dengesi içinde başarıya ve alkışa gereksinme duyar. Bu önderin yücelik ve yanılmazlık fikri, esasında, bir insan olarak elde ettiği gerçek başarılara değil, özsever büyüklenmeciliğine dayanır.

Ama yine de özsever şişinme olmadan edemez, çünkü onun insan özü -kanısı, bilinci, sevgisi ve inancı- çok gelişmemiştir. Aşırı derecede özsever kişiler, çoğu kez ünlü olmaya neredeyse zorlanırlar, çünkü başka türlü bunalıma girebilir ve akıl sağlıklarını yitirebilirler. Ama başkalarını, övgüleri bu özsever düşleri geçerli kılacak ölçüde etkilemek, büyük yetenek-ve uygun fırsatlar- gerektirir. Böylesi kişiler başarıya ulaştıkları zaman bile, daha çok başarı peşinde koşmaya sürüklenirler; çünkü onlara göre, başarısızlık çöküş tehlikesini getirir. Halk içinde başarı kazanmak, bir bakıma, bunalıma ve çıldırmaya karşı yaptıkları öz tedavidir. Bu kişiler, amaçları uğruna mücadele ederken, gerçekte akıl sağlıkları için mücadele etmektedirler.

Küme özseverliğinde, nesne birey değil de bireyin bağlı olduğu küme olduğu zaman, birey bunun bütünüyle ayırdında olabilir ve hiçbir kısıtlama getirmeksizin bunu dile getirebilir. Benim ülken ya da ulsusum ya da dinim, en harika, en kültürlü, en güçlü, en barışçıl olanıdır savı kesinlikle çılgınca görünmez; tam tersine, yurtseverlik, inanç ve bağlılık anlatımı gibi bir izlenimi uyandırır. Aynı zamanda gerçekçi ve ussal bir değer yargısı olarak da görünür, çünkü bu yargıyı aynı kümenin birçok üyesi paylaşır. Bu görüş birliği, düşlemi gerçekliğe dönüştürmeyi başarır; çünkü çoğu insan için, gerçekliği genel görüş birliği oluşturur; gerçeklik mantığa ya da eleştirel irdelemeyye dayanmaz.

Küme özseverliğinin önemli işlevleri vardır. İlk olarak, kümenin dayanışmasını ve birliğini ilerletir ve özsever önyargılara seslenerek yönlendirmeyi kolaylaştırır. İkinci olarak, kümenin üyelerine, özellikle de kendilerini kıvançlı ve değerli hissetmek için başka birkaç gerekçesi daha olanlara doyum sağlayan bir öğe olarak son derece büyük önem taşır. Bir kişi, kümenin en berbat durumda, en yoksul, en az saygı duyulan üyesi olsa bile, “Ben dünyadaki en harika kümenin bir parçasıyım. Gerçekte bir solucan olan ben, bu kümeye ait olmakla bir dev haline geliyorum” duygusu, o kişinin bu aşağılık durumunu ödünler. Sonuç olarak, küme özseverliğinin düzeyi, yaşamda gerçek doyumun bulunmamasıyla doğru orantılıdır. Yaşamını daha çok haz içinde geçirebilen toplumsal sınıflar, bütün maddi ve kültürel alanlarda kıtlık çeken ve doludizgin can sıkıntısı içiinde yaşantı sürdüren aşağı orta sınıflar gibi toplumsal sınıflardan daha az bağnazdırlar.(bağnazlık, küme özseverliğinin ayırıcı bir niteliğidir.)

Aynı zamanda, küme özseverliğinin güçlendirilmesi, toplumsal bütçe açısından çok ucuza mal olur; gerçekte, yaşam düzeyini yükseltmek için gerekli toplumsal harcamayla karşılaştırıldığında neredeyse hiçbir maliyet yükü getirmez. Toplumun, yalnızca, toplumsal özseverliği yaratan sloganları geliştirecek ideologlara ödeme yapması gerekir; gerçekte, öğretmenler, gazeteciler, bakanlar ve profesörler gibi, toplumsal işlevi olan birçok kişi, en azından para olarak hiçbir karşılık almaksızın bile bu işe katılır. Bu kişiler, böylesine değerli bir davaya hizmet etmekle kendilerini kıvançlı ve doygun hissederek-ve saygınlıklarının artmasıyla, ilerlemeyle- ödüllerini alırlar.

*İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri-ERICH FROMM

5 yorum “Bireysel ve Kümesel Özseverlik Üzerine”

  1. Fromm’un burada kullandığı “ÖZSEVER” kavramı bir eğretilemedir.

    1- Birey, kendisini sevmez ise sonuçları daha yıkıcıdır.
    Fromm, kavramı durduk yere seviyelendiriyor; Az, Çok, Daha çok gibi… Aslında egoist’i veya megalomanı tarif ediyor. Ben “ÖZ” ile ilgisini bulamadım.

    2- Kümenin parçası olmak (mesela aile) bireyin kendisini dış dünyadan korumak için kullandığı bir kavramdır. İlk bakışta soyut gibi gözükse de, birey bu dünyada yapayalnız yaşamadığı için doğal olarak kendi adlandırdığı kümelerin içinde olmak durumundadır.

    Bugünlerde moda olan “ben dünya insanıyım” söylemi de yıpratıcı bir söylemdir. Kişi kendini nereye veya hangi öze ait hissediyorsa o’dur. Şarapsever ve Zemzemsever aynı masada kaç gece beraber olabilir ? Bir noktadan sonra çatışma kaçınılmazdır.

    Fromm bu tespitinde daha spesifik bir kümeden bahsediyor gibi geldi bana.., mesela özel bir klüp üyeliği veya masonluk vb… Toplumsal yararcılık içindeki her birey aynı paydalardan yararlanamaz, o halde ben italyanım diyen bireyin pastadan görece daha fazla pay alması nasıl olacaktır. Salt bu söylemle toplum içinde “özel” bir yer edinebilir mi? Elbette hayır. 🙂 Ama Amerika içinde yer alan italyanlar klübü içinde kendine bir yer edinebilir ki bu ikisi oldukça farklı şeylerdir.

  2. Kitap özseverlik derken narsisizmden bahsetmekte. Galiba çevirmen sıkılmış olacak ki bazı yerlerde narsisizm yazmaktansa özseveri kullanmayı tercih etmiş gibi gözüküyor. 🙂

    Özseviciliği bir davranış skalasında bir uca yakın olanları belirtmek için kullanmış Fromm. Yani, Fromm’un kullanması çok özgün birşey değil de zaten, sonuçta bu başkaca psikolojik yaklaşımlar ile de belirlenmiştir. Freud’a göre, kişinin narsisist özü asla yok edilmez. Fromm’a göre ise narsisizmin ileri derecede olmasının sonucu deliliktir. Tam zıttı olan durum ise bizim bildiğimiz “veli” olmadır. Ayrıca bu çıkarıma göre, delilikle velilik arasında ince bir çizgi vardır lafıda absürd gözüküyor. Gerçekte ince bir çizgi değil delilik ile velilik spektrumun iki ucunda yer almaktadır…

    “1- Birey, kendisini sevmez ise sonuçları daha yıkıcıdır.”

    Elbette, bireyin kendini sevmemesi yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Ancak bunun böyle olması tabiki megalomanlığı, özseviciliği aklamaz. Bu durumların her ikiside gerekk birey gerek toplum açısından sağlıksız durumlara zemin hazırlar. Yıkımlar ve şiddeti körükler. Benim kişisel görüşüm yobaz diye sınıflanan insanların bu kümeden olduklarıdır. Katı ve değişmez doğru fikire sahip olma hissiyetının yoğunluğu bu kişilerin karakteristik özelliğidir. Zaten yazıda da kalın harflerle özellikle belirtmiştim. Bu tip insanlar katı ve değişmeye karşı aşırı dirençli, eleştiri kabul etmez ve bir nevi düşmez kalkmaz Tanrı modunda oldukları için ağır yargı kusurları gösterirler ve nesnel olmaktan uzaktırlar.

    “Bugünlerde moda olan “ben dünya insanıyım” söylemi de yıpratıcı bir söylemdir.”

    Aslında Fromm’un da söylediği tam da bu moda olan söylemdir. Yani ben müslümanım, ben erkeğim, ben beyazım, ben oyum ben buyum diye gruplanmalardan ise herkesin ortak payda olarak ben insanım fikrinin koyulmasından yana görüş bildiriyor. Çözüm bağlamında yani.

    Bana Fromm’un bu konunun bu kadar üstüne düşmesinin nedeninin de tarihin akışı içinde kan dökücülük ve yıkıcılığın kökenlerinin ekseriyetle bu özsever dozu yüksek benlikler tarafından gerçekleştiğinin farkına varması gibi geliyor. Karakter çözümlemesini yapmış olması.

  3. Uyuşması lazım.

  4. Bu yazıyı okuduktan sonra şu sorular, yemekten sonra fırında sütlaç(ama kaliteli olacak) tadında geliyor?

    Neden facebookta beğenmedim seçeneği yok?

    Neden sonsuz us ta – verme olayını kaldırdık?

    Neden yellenmek utanılacak birşeydir?

    Gülmeyin bunlar kritik sorular.

Bir yanıt yazın

Ad ve E-posta zorunlu değildir.