
Rüya konusuyla ilgili değişik başlıklarda rüyalarımızı anlattığımız oldu. Bunların dağınık kalmasındansa bu başlığın altında toplayalım, bir nevi rüya güncemiz olsun. İsteyen yorum da yapabilir elbette.
Bugün rüyamda Stalker’ın babasını arıyorduk. Hatırladığım kadarıyla rüyamda, Stalker ile babası hakkında konuşuyorduk. Stalker, bana daha önceden vefat etmiş babasını anlatırken, ben bir yandan babasını görür gibiydim. Fötr şapkalı, bir genç adam vardı. Ondan geriye birtakım fotoğrafları ve eşyaları gösteriyor ve anlatıyordu. Konsolosluk gibi sözler geçiyordu. Ama şimdi dediklerini hatırlayamıyorum. Sadece bir ara gümüş kaşıklar gösteriyordu. Gümüş kaşıkların üzerinde çok güzel işlemeler vardı. Elime alıp inceliyordum. Hatta ucu kare şeklinde olduğu için kendi kendime şimdiki kaşıklar yuvarlak ve bu kadar güzel değiller diyordum. Sonra her nedense Stalker, ben ve sonsuz, babasının aslında ölmemiş olduğunu düşünüyoruz. Sanki bazı şüpheli durumlar var bu konuda. Neden böyle düşündüğümüzü bilmiyorum.
Her neyse üçümüz, yüksek güvenlikli bir binaya geliyoruz. Amacımız babasını ve ardındaki gizemi bulmaktı. Sonsuz teknik birtakım oyunlarla binanın kapısının açılmasını sağlıyor. Biz, ne yaptığımızı bilir bir tavırda, adeta ajan gibi, binaya sızıyoruz. Tam o sırada bina içinde birkaç kadın merdivenlerden inerken bizi görüyor. Sanırım Stalker, “Bugünlerde tuhaf olaylar oluyor” diyor. Kadınlardan biri de, “Evet, evet mesela Dursun Yılmaz (isimden emin değilim, Yusuf da olabilir), bugün kazada öldü” diyor. Biz üçümüz de birbirimize biraz şaşırarak bakıyoruz. Çünkü o kişi meğer Stalker’ın babasıymış. Ve aslında olması gereken şey, çok daha önceden ölmüş olmasıymış. Biz zaten bu olayın ardında başka şeyler olduğunu düşündüğümüz için şaşkınlığımız kısa sürüyor. Stalker sanki bir röportaj verir gibi kadınlara, “O bir ölür, bin dirilir” diyor.
Uyanıyorum. Saat sabaha karşı 05.20.
Bu başlık çok iyi oldu ben de düşünüyordum açmayı zaten.
Cok ilginc Peyote , cok yogun gorunuyor , ben hem de duygulandim tabi ,rahmetliyi hatirladim .
Benim son yogun ruyam( ocak basinda raki icerken koro halinde Frank Zappa soyleyenler ) baska bir baslikta kaldi 🙂
Rüyamın birinde sadece nakarat kısmını sevdiğim bir şarkıda, sarıldığım kişiden büyük bir güç aldım. Bu güç, uyandıktan sonra gün boyu devam etti.
Diğer bir rüyamda kardeşimle, İstanbul’da yolculuk ederken bir anda İsviçre’de buluyoruz kendimizi. Büyük bir şaşkınlığın ardından, nerede olduğumuzu bulabilmek için insanlarla konuşmaya çabalıyoruz. En sonunda bir Türk bulup nerede olduğumuzu sorunca İsviçre’de olduğumuzu anlıyoruz. Kardeşimle nasıl geldik buraya diye düşünürken, ben olsun ya gezelim işte diyorum. O gün kardeşim, gerçekten yanıma geldi. Ve ona rüyamı anlattım.
Bugün bir adamla tanıştım. Son 15 yıldır her gün aynı kadınla rüyasında buluştuğunu söyledi. Çok çok ilginçti. Adam, iki dünyasının olduğunu söyledi.
Rüyamda güzel bir kız(rus uyrukluydu nerden biliyorsam artık rüya işte) vardı. Aşti benzeri bir yerdi. Kızla ısrarla göz göze gelmeye çalıştım ve başardım. Bir süre bakıştıktan sonra kızın beni beğendiğini belli eden hareketlerini gözlemledikten sonra, kalkıp yanına gittim. Hiç konuşmadan elinden tuttum ve sanki saatlerce konuşmuş gibi rahatça onunla sevişecek bir yer aradık. Her yer kalabalık olduğu için bayağı bir aradık, aceleyle ve heyecanla.
Sonunda bulduk bir yer. Ve tam kızla öpüşmeye başladım 20 li yaşlarda ki genç kızın aslında bayağı 12 13 yaşlarında bir çocuk olduğunu fark ettim. Epeyce rahatsız oldum bu durumdan, ama yine de bırakmadım. Sonra rüya bitti?

Dün geceki ya da sabaha karşıki rüyamda, müzik aletleri satan bir dükkana giriyorum. Ağız kopuzu almak istediğimi söylüyorum, adam bana flüt gibi uzun, ince bir şey veriyor. Bir süre inceliyorum, sonra “Benim istediğim bu değil” diyorum. Adam bana başka bir alet veriyor. Bu da bilinen anlamda küçük değil, orta büyüklükte şişman gövdeli, ortası yarık bir alet veriyor. Aleti elime alıp şaşkınca inceliyorum, adam benden alıp “Bak böyle çalacaksın, ama içine kopuzunu ekstradan alıp yerleştireceksin” diyor. Fiyatını soruyorum, 46 lira diyor. “Tamam alıyorum” diyorum. Sonra aleti incelerken, ağız kopuzu tek bir parça değil miydi, şimdi bir de demir parçasını mı alacağım diye düşünüyorum. Parayı ödeyecekken adam, benden bu kez 243 lira gibi bir para istiyor. Ama 46 lira demiştiniz diyorum, o diğeri içindi diyor. Sonra her nasıl olduysa kendimi bir kulenin tepesinde buluyorum. Aşağı inip kopuzu vermem gerek diye düşünüyorum. Ancak bu kez, kulenin balkonunda aşağıya bile bakamıyorum. Büyük bir korku duyuyorum. Kendime yapabileceğime dair güç veriyorum ama nafile. Kapı gibi bir yerini açınca “Korkuna teslim olma” diyorum. O sırada uyanıyorum.
Dun yazmistim kaybolmus , onemli buldugum icin tekrar yaziyorum , ustelik te ayni zamanda Gamaro da benzer seyler deneyimlemis , ellerine bakmis ve ucmaya kalkmis . O ruyayada neler oldugunu daha sonra yazacagini soylemisti , bekliyoruz .
Sabaha karsi uyanip su icip tekrar uyuduktan sonra gordugum benim ruya soyle idi :
Bir hastane restorasyon isine girismisiz , bizim santiye calisan hastaneye bitisik durumda ve bir bolme ile ayrilmis .
Ise iki arkadasimla geliyorum ,dizayn ofis gibi duzenlenmis olan kismin girisinde iki de sekreter var .. ve ben birdenbire uzerimde sadece bir tisortdan baska birsey olmadigini farkediyorum .. ortunmek icin sunduruyorum tisortumu asagi dogru, rezalet .. sonra sekreter masasinin hemen onunde bir kilot ve benim yakinimda bir pantolon gozume ilisiyor. once kilotu giymek daha iyi olurdu ama sekreterlere hepten rezil olmak var o yuzden derhal yakindaki pantolonu kapip giyiyorum .
Pantolonu giyerken bunun siradan bir ruya olmadigini farkediyorum; algilarim asiri gercekci , kumasin dokunmasi, cevre sesler goruntuler , kokular .. resmen reel dunyadayim , reel dunyada olmaya sasiracak birsey yok saskinligimin(ve de sevincimin) nedeni ayni zamanda bunun ruya oldugunun da farkina varmam.
hemen ellerime bakiyorum ( artik bu refleks haline geldi )%100 basari.. sevincle arkadaslarima bagiriyorum “heey ben ruya goruyorum siz de benim ruyamda yer aliyorsunuz”(tabi buna bir anlam vermeleri beklentisinde degilim , kendi coskum nedeni ile bagiriyorum)
Arkadaslardan biri ” sacmalama cok isimiz var daha” diyor , ve ben de asiri gercekci algilar nedeni ile supheye dusuyorum .( sonradan dusundum: ilginc bi paradoks algilarin asiri gercekci olmasi bi yerde ruya farkindaligini tuzaga dusuruyor ,ruyada oldugunu unutturabiliyor)
Simdi anlariz deyip kosarak oradan uzaklasiyorum , santiye alanindan cikip calisan hastane alanina geciyorum , hizlica kosmaktayim , kafamda iki dusunce var biri ” aman bu ruya sahnesini kaybetme” digeri ” yahu butun bunlar cok gercek galiba uyanigim ve olanlar gercek , hem ben ruyada boyle kosamazdim, hep tutulurdum”
Kostugum alan genis koridor gibi sagli sollu kapilar var, ve bekleme banklari .. sonra bir hamle ucmayi deniyorum hoop oluvriyor , once yuzer gibi harketler yapiyorum , sonra istemek/dusunmek yetiyor ..
Hizla camdan tuglali bir duvara yaklasiyorum , kendime duvara toslama komutu veriyorum, nasil olsa ruya oldugundan tamamen eminim ve ne olacagini gormek istiyorum..
Duvarin icinden geciveriyorum benzeri bir koridora , bu defa banklarda bekleyen tek tuk hastalar var .
Bana karsi hic bir tepki yok , ucusumu goz hizlarina kadar alcalip surduyorum ve anliyorum ki beni gormuyorlar .cok sevinliyim icten ice basarimi kutluyorum.
Sonra bir duvar daha gecip hastanenin ilk ana avlusu gibi bir alana giriyorum , burasi kalabalik yer yer kuyruklar var , bekci falan var .. ben ucusumu daireler cizerek herkesin gorus alaninda surduruyorum.(aslinda bu esnada algisal gercekligin azaldigini uyandiktan sonra degerlendiriyorum)
Kimse gormuyor beni.. sonra buyuk ve genis denizligi olan bir pencerinin bu denizligine inip, yan gelip eski roma sefa pozisyonunu aliyorum .
Oradan ” heyy ben ruyadayim ve gorunmezim kimse beni gormuyor diye” yuksek sesle sesleniyorum(acaba duyacaklarmi diye merak etmis olabilirim)
Pencerenin yakinindaki kisa boylu koca kafali bir adam ” bu soylediklerin sacma gereksiz ve terbiyesizce” diyor bana , ve dogrudan gozlerime bakmasindan beni gordugunu anliyorum. Adam bunlari Rusca soylemisti ama ben turkce” neden” diye soruyorum .
Adam uzun bir konusmaya basliyor , bastan bir iki cumleyi duyup sonra karanlik uykuya geri dondum . Ne dedigini hatirlamiyorum .
Sabah uyanir uyanmaz ruyayi hatirlayip sevindim; bir CC puani daha aldim diye 🙂
Hem de yıldızlı CC.. 🙂 Ben daha bu kadarına sahip olamadım yahu. Hele şu sabitleme, çok zor. Çok güzel bir rüya yapmışsın, eğlenceliydi. Gamaro’nun yazdığını görmedim, ama meraklandım.
Ben uçamadım peyote.
Len ahan da rüyadayım, hadi bi uçam bakem, dedim demesine de..
Sonra çenem komidinin köşesine gelince..
🙂
Neyse.
Kısaca özetlemek gerekirse;
Şu ele bakma muhabbeti, ampul gibi yandı bi anda.
Gerçi elime bakamadım, yani hatırlamıyorum bakıp bakmadığımı, ama dedim ya.. ampul:)
Aslında güzel bi evim vardı. Geniş bir bahçe içinde ve ahşap. Ön taraf ve salonun bulunduğu cephe ise, camekandı bütünüyle.
Sonra başka birinin evine gittik (niye, bilmiyorum) orası betonarme ve apartmandı.
Aşağı katlardan yukarı doğru çıkarken, ne görelim… siyah bir su… bildiğin siyah, kapkara bişey.. sızıp geliyor yukarlarda biryerlerden. Nerden geliyor diye baktık.. Giriş, bodrum vesaire, böyle işte, su altındaydı hepsi, nerdeyse bir metre, sebebini bulamadık.
Bize de gelmesin dedim (nası gelecekse) gittim kendi evimi düzenledim.
Hani okullarda (en azından bizim zamanımızda) sınıf öğretmenin masasının altına ahşap bir kaide koyarlardı ya.. Yüksekte dururdu biraz.
Ben de onun gibi bişey yapmışım işte.
Lakin, ev oldu iki parça..
Önde gardrop, çekmeceler ve dolaplar vesaire.. Ki onlar da, üçgenimsi bi şekle sahiptiler niyeyse.. Onun ardında karyola. Altta ahşap kaide, zeminde toprak, duvar muvar yok, hepsi açıkhava:)
Hatta uzaktan bakınca, la bu ne la lokomotif gibi.. dediğimi hatırlıyorum.
Rüya bu peyote’ciğim:)
Gerçi uçma kısmı (sonraki kısım) başarısız oldu ama, daha önceki rüyamlarımda uçmuşluğum vardır, harika bi duygu olduğunu söylemeliyim.
Hemen bi yorum rica ediim:)
Uçmaman daha hayırlı olmuş sanki :)))
Nedense senin rüyaların daha çok içsel dünyanla ilgili gibi geliyor bana. Doğrusu nedir bilemem ama ben şakacı yorumculuğa devam edeyim. Rüyadaki evin kişiliği simgelediğini biliyorum. Sen, memnun olduğun ve seni oluşturan tanımlarından bir an için sıyrılmışsın. Merak ettiğin bir başkasına bakmışsın. Ancak bu kişilik sana uzak, soğuk ve bilinemez. Sen yine de meraklı kedi gibi dolanıyorsun ancak zihnini gittikçe kurcalayan ve anlayamadığın şeyler olduğunu farkedip uzaklaşmaya karar veriyorsun. Hemen kendini koruma altına alıyorsun, ancak o bilgi ya da yeni şey neyse seni bölmüş çoktan. Kişiliğin, ikileme düşmüş. Kendinle hesaplaşma noktasına gelmişsin.
Sen pek eğlenmemişsen de ben çok eğlendim, güzel bir rüya. Bu arada ampul olayı da farkındalığının yüksek olduğunu işaret ediyor.
Yok yau, çok eğlendim, teşekkür ederim:)
Bu kez epey tırstım!
Rüyamdan korkuyla uyandığım için her şeyi hatırlayamıyorum. Yakup diye tanıdığım bir çocuk var, onun kardeşi varmış, uzun saçlı. Hep beni takip ediyor. Garip davranışları var, ben bir çimenlikte tam kıvrılıp uyuyayım derken bu çocuğu görüyorum, “Şizofren herhalde” diyorum, ve korkuyla oradan uzaklaşıyorum.
Kendime kıvrılacak bir yer bulunca uykuya dalıyorum. Rüyamın içinde başka bir rüya görüyorum. Kendi kendime “Hey, rüyamda ayaklarımı istediğim gibi hareket ettirebiliyorum” diyorum. Seviniyorum. Birden gök görlüyor, şimşek çakıyor, güneş çıkıyor, üzerime artık ne yağarsa…
Şaşkın, korkmuş bakınırken birden hayavanlar aleminden bir geçit görüyorum. Bir aslan, bir kaplan üzerime doğru geliyorlar. Kendimi korumak için bir çiti çekip kendime doğru yuvarlayarak içe gömülmeye çalışırken bir fil üzerime geliyordu!
Uyandım!
peyote rüyanı okuyunca benim de bir rüyam aklıma geldi.akıl hastanesinden çıkmaya çalışıp saatlerce çıkamadım.hastanın biri beni çıkaracağını söylerek bodrum kata demir parmaklı bir yere götürüp kahkaha atmaya başladı.sonrasında kaçmaya çalışarak durmadan koştum rüyam boyunca.ne akla hizmet güveniyosam..beni çıkaracağından eminim..o yaşadığım hayal kırıklığını gerçek hayatta yaşamadım.uyandığımda koşmaktan yorulmuştum resmen:D ilk önce derin bir ohh çektim rüyaymış.sonra tekrar uyuyakalmışım ve rüyaya devam..arkadaşım beni tramvayla kurtarmaya gelmişti birlikte çıktık:D delirme korkusu bu olsa gerek.hiç akıl hastası görmedim ama düşündükçe hep ürpertirler beni.
Haklısın rumana, ürpermemek elde değil. Rüyaya kaldığın yerden devam edebilmen ilginç, umarım tüm hayalkırıklıklarının sonucu böyle güzel olur. 🙂
güzel bir dilek.teşekkür ederimm.evet nasıl bilmiyorum ama kaldığım yerden devam ettiğim başka rüyalarda olmuştu.çok ilgimi çeker rüya konusu.bu arada hep rüya gören ben çok uzun süredir görmüyorum:( şu şekilde oldu: 5 gün arka arkaya değişik rüyalar gördüm dikkatimi her rüyada bir renk çekmişti.sonrasında görmedim rüya,gördüysem de hep hatırlarken artık hiç hatırlamıyorum.yoksa bu bir mesaj mııı?? renklerde mavi,sarı,beyaz,mor,yeşil
Mor’a selam olsun… 🙂
Bazen uzun zaman rüya görmediğimiz olur. Dikkatle ilgili bir durum gibi. Renklerle ilgili rüyan, herkesin aklına gelebileceği gibi bana çakraları hatırlattı-(ve Mor’u). Aurayla gündelik yaşamında ilgiliysen çakraları çağıştıran bir rüya görmüş olabilirsin. Belki kendinde sorun olarak gördüğün kısımları imgeliyordur bu renkler.
biraz araştırmıştım eskiden neymiş diye ama o kadar.renklerin anlamlarına bakarak yorum yapmaya çalışmıştım ve bu çakra olayı hiç aklıma gelmemişti.nasıl gelmezzz..moru gördüğüm gün 4 tane evliya görmüştüm.mor ışıklar saçarak dans eder gibi görünmez olup geri geliyorlardı.şimdi hemen aydınlanmaya gidiyorumm:D sağol varol peyote
🙂
Bugün rüyamda bir dolu insanla uğraştıktan sonra, uzun siyah saçlı ve uzun boylu güzel bir kızın ip üzerinde benim içinde bulunduğum bir eve doğru yürümeye çalıştığını gördüm. Kızın düşeceğini fark ettim, bu şekilde gelmemesi, uzak durması için heyecanla pencereye koştum. Ama kız, ipin üstünden kayarak düştü. Ben “Umuuut” diye bağırdım, çok acı duydum.
Rüyamda değerli bir şeyi sırf zevk için çalmışım. Altından yapılmış oskar ödülü gibi bir şeydi çaldığım. Bir kaç kişi biliyordu benim yaptığımı fakat polislerinde anlaması an meselesiydi. Bu yüzden tedirgin oluyorum ve kaçma yöntemlerini düşünüyorum. Bir vapurdayız, atlayıp yüzerek kaçmayı düşünüyorum sahile yakın bir noktasında. Neyse bundan vazgeçiyorum ve küçük bir elektrik şok cihazı alıyorum kardeşimden. O da daha önce hiç kullanmamış. Sorduğumda; heralde tutup şuraya basıyorsun diyor.
O vapurdan iniyoruz, çaldığım şeyi güvenli bir yere koyuyoruz. Bir minibüsün arkasındaki gizli bir kasaya.
Sonra gideceğimiz yere kalkan otobüsü kaçırıyoruz, metroyla gitmeyi düşünürken eski bir erkek arkadaşımı görüyorum. Sarılıyoruz falan, sonra devamlı dudaklarıma baktığını görüyorum. Ben gay oldum diyor öpmeye çalışıyor. Ya tamam da saçmalama falan diyorum. Sonra ailesi geliyor o arkadaşımın durumu açıklamaya çalışıyorlar. Bir şekilde kurtuluyorum oradan.
Yine polisleri atlatmak için bir laptop bilgisayarın başında kaldırımda oturmuş vaziyette şehrin alarm şebekesine giriyorum uzun uğraşlardan sonra. Kaçmak için şehrin diğer yanındaki alarmları çalıştırıyorum. Bu sırada yanımda sevgilim var. Onunla birlikte gece evlerin aralarındaki sokak merdivenlerinden inmeye başlıyoruz. Merdivenler labirent gibi. Durmadan ikiye üçe ayrılıyor.
Sonra bir kedi bize yol göstermeye başlıyor. Bu tanıdığım bir kediye çok benziyor, onu söylüyorum. Biz indikçe gün aydınlanıyor. Şehrin hiç bilmediğimiz bir noktasından gündüz çıkıyoruz ve üzerimizde bornozlar var. Bu spor iyi oldu diyoruz.
peyote,bazen çevremizdeki insanların kendileriyle ilgili farketmediği şeyleri farkedebiliyoruz.bununla ilgili bilinçaltında,unuttuğun ya da yapmadığın ve daha sonra yaşandığını görünce çok üzülüp pişman olduğun bir şey vardır belki.
bugün rüyamda az kalsın evleniyordum.dahası uyanarak rüyaya başladım.saat öğlen üç olmuş.annem çıkalım nikaha geç kaldık diyor,kapıda ayakkabılarını giyiniyor aceleyle.içimden kendi evlenecek heralde deli midir nedir daha üstümü giyinmedim napıyor bu kadın diye geçiriyorum.her şey o kadar mantıksız ki.nikah şahidim yüz yaşında bir kadın.annem iyi bir karar verdiğini düşünerek ondan başka kim olacaktı ki zaten,ailede en yaşlı o diyor.içimden keşke fikrim sorulsaydı o kadının evlilik hayatı iğrençti,birsürü mutlu arkadaşım vardı diyorum.sanki nikah şahidinin evlilik hayatı kötü olursa uğursuzluk olacakmış gibi salak bir batıl inancım vardı.neyse yataktayken telefona bakıyorum.evleneceğim lanet çocuk aramışmı acaba diyorum.mesaj atmış.nikah günü uyuyakaldığım için trip atmış birinde.diğerinde de ertesi gün evleneceğiz sonsuzda ebubekirle konuşmuşsun gece yazmış.şaşırıyorum çünkü siteden haberi yok.konuşmadım ki okuduğunu da anlamıyor heralde diyorum içimden.neyse ki evlenmedim.ayıp olmasın iş buralara kadar geldi artık diye evleniyordum ama az daha:-/ rüya boyunca konuşmadım.tam bir eziktim.daha sonra kendimi kocaman bir alanda hatırlıyorum.gökyüzü,çevre,binalar çok güzel görünüyor.her şeyin sahte olduğunu anlatıyor biri bana.dizi ve filmler burada çekilir ama herkes burayı gerçek sanar diyor.
Bugün rüyamda durmadan birilerinden kaçıyorduk. Dağdaydık ve birçok ağacın olduğu bir dağdı burası. Sonra bir eve geldik. Çok büyük, eski, karanlık, kirli ve terkedilmişti. Biryerlerde ölülerle karşılaşmak doğal bir durum haline gelmişti. Buradan çıkarsak bizim için iyi olmayacağı gibi bir his vardı içimde. Rüyamda tek tanıdığım annemdi. Ama annemi hiç görmedim ve konuşmadım, sadece varlığını hissediyordum. Onun düzenlediği temiz bir leğende hijyende olması gereken malzemelerimiz vardı. Bir de karanlık çok az ışıklı bir oda gördüm. Bu odadaki insanlar beni görmüyordu. Bir şeyler konuşuyorlardı. Bu 5 adam birbirine benzer tiplerdeydi. Hepsi füme renk ceketler giymişlerdi, bıyıklı ve ürkütücülerdi. Traş oluyorlardı ve konuştukları şeyler gizliydi. O odaya girene kadar onların varlığından habersizdim. Evin doğu kısmındaki büyük kapılar açıktı ve güvende olmadığımızı hissediyordum. Yine hiç konuşmadım rüyamda. Uzun süredir sadece görüyorum hiç konuşmadan.
Bu arada 2 hafta kadar önce de rüyamda gamaroyu görmüştüm. Yazacaktım ama vazgeçmiştim çok saçma diye. Tam olarak zamanını hatırlamıyorum. Hastaydı ve buz gibi donuk bakışları vardı. Olabildiğince açık renkli dünya dışı ama çok değerli bir varlıktı gamaro. Yani saçları beyaza yakın sarıydı. Ten rengi bembeyazdı. Gözleri açık bir yeşildi. İnsan görünümündeydi ama insan değildi. Yanımızda bir adam daha vardı. O adama ve gamaroya çok değer veriyordum. Adamda gamaronun gözünün içine bakıyordu. Dünyada hiç kimse yoktu ama adam bizi yalnız bırakmamıştı. Bir yerlere ulaşmaya çalışıyorduk. Bir yere götürmeliydik gamaroyu. Ona derin ve kare gibi bir kapta yemek yediriyordum. Yemek içinde baharat olan sulu fıstık gibi garip bir şeydi. Ama dünya daha üst bir uygarlıktı ve bu yüzden yemeği hiç yadırgamıyordum. Çok faydalı bir şey olduğunu biliyordum. Anneannemin sokağındaydık, duvarın dibine çömelmiştik. Bu kadar üst bir uygarlıkta etrafın bakımsızlığının da bir sebebi vardı. Sebep neydi anımsamıyorum ya da bilmiyordum. Her yer yıkık döküktü. Üçümüz de çok yorgunduk. Yine konuşmadık. Rüya 5 saniyeye sığabilecek bir görüntüydü. Ben gamaroya yemek yediriyordum. Adam sağımdaydı ve gamaroya bakıyordu. Dönüp adama baktım ve yeniden gamaroya yemek yedirdim. Adamın tipini de hatırlıyorum. Esmer, kirli sakallı, gözleri koyu yeşil, bakışları çok sıcak, zayıf ama çelimsiz değil, uzun boylu, ince yüzlü, saçları hafif uzun, yakışıklı ve en önemlisi çok iyi niyetli biriydi.
insan neden rüyasında aşık olur?
Rumana yazdıklarınız ilginç , bundan sonra bir gölge gibi peşinizdeyim .. (Mu ha ha ha haaa)
Şaka bir yana ben de rüyamda aşık olup , sonra hakkaten o hatuna ilgi duymayı denedim , çok eskiden idi hatta uzak akrabam idi , bir hafta kadar aşk sendromları yaşadim sonra geçti gitti nasıl unuttuğumu bile farketmedim.
Rüyada neyin neden olduğunun gerçek hayattan farkı yok bence, uyanıkken neden aşık oluyorsan orada da aynı.
Çünkü rüyanda zaten aradığın özellikte, etkilendiğin, aşık olabileceğin insanları görürsün.
Bilinçaltı…
hahaha stalker gülüşünüz beni ürkütüyor bayım:D aradan 1 yıl geçtikten sonra 2.kez benzer hislerle gördüm o kişiyi rüyamda.2.rüyamda olay örgüsü vardı konuşmalar vs.ilkinde yoktu.öylesine psikolojik bir etki değil gibi.bilinçaltı diyip geçemiyorum yani.ilk gördüğümdede böyle hissediyordum.çok önemsediğim rüyalarımı kimseye anlatamama sorunum var birde.çoğu zaman uyanınca ve uzun süre hissettiğim şey hayatımın rüyalarımdaki kadar gerçek hislerle donatılmamış olduğu.
Stalker’ın dediği gibi rüyada da, gerçek hayattaki gibi aşık oluruz. Hatta belki daha yoğun. Güzel rüyaymış. Ben de iş teklifi alıyordum, kabul etsem mi, etmesem mi diye düşünüyordum.
dün the fountain’in birkaç dakikalık videosunu izlemiştim uyumadan önce.en sevdiğim sahnesidir.doktorun aloe vera ve mantarla başlayıp yeniden toprakta mantar ürettikten sonra bunu kurutup bir suda onunla içecek hazırladıktan sonra karışımı içip meditasyon yapmaya başladığı sahne.castaneda okumaya da başlamıştım kısa bir süre önce.çağrışım imgelem derken rüyamda mantarlar gördüm.peyoteydi bunlar.ne yaptım onlarla hatırlamıyorum.bir sürü şey gördüm rüyamda.uyandığımda sanki 24 saati kesintisiz yaşamış gibi yorgundum zihinsel anlamda.
bir yerde kimsenin yanına gitmediği bir kadınla konuştum.kadının gözleri görmüyordu.kuru boyalarının içinde olmadığı vazodan şikayet ettiği için boyalardan birazını elime alıp vazosuna koydum.lilanın birçok tonu denk gelmişti.rengin ne kadar güzel olduğunu düşündüm yerleştirirken.(gerçektede severim) çok üzgündü bu kadın.kimsenin onu görmek istemediğinden insanların ondan korktuğundan dolayı üzülüyordu.cici halamdı sanırım bu kişi.garipti tavırları.anlamsız yere fevri davranıyordu.varlıklı ve yalnız bir hayat sürüyordu.
sonra bir arkadaşımı ziyarete gittim.yazlıktaydım.birsürü hayvan gelmeye başladı.çok korkmuştum.arkadaşım yanımdaydı ama tekerlekli sandalyedeydi ve gözleri görmüyordu.abimi aradım gelip beni alması için.çok kızgındı geldiğinde ve yolda birini arabanın önüne atmıştı! beni sorumlu tutuyordu onu çağırdığım için.eve yürüyüp giderken bunları anlatıyordu bağırarak ve ben geriden bizim gidişimizi izliyordum sanki aynı zamanda.yanında yürüyen ben yinede ondan nefret etmiyordum.ne yaparsa yapsın onu seviyordum ve kendime kızgındım bu yüzden.arkadan bizi izleyen ben bir şey hissetmiyordum
bir önceki rüyamda da denizden korkuyordum.uçsuz bucaksız ve mükemmel görünüyordu ama arkamdaki beyaz duvara dayanmıştım ve düşmekten çok korkuyordum.ayakkabımın topuklarını insanlar düşmemek için duvardan güç alsın diye denge sağlaması açısından duvarla yerdeki betonun kesişim noktasına oyulmuş şerit şeklindeki hafif çukura sıkıştırmıştım.bunu düşünmüş olmaları hoşuma gitmişti.
Rüyamı tam olarak hatırlayamıyorum. Ama bazı sahneleri çok net.
Bahçeli tek katlı, bir evdeyiz. Birçok kişi o gün evimize geliyor. Köyün delisi de geliyor. Sonsuz’la birlikte bekliyoruz. Gelenlerle oyun oynayacağız. Gülüyoruz, mutluyuz.
Bu arada sahne nasıl değişti, anımsayamıyorum ama bir anda kendi göğüs kafesime baktığımı görüyorum. Açmışım, üstümde kocaman bir yara var. Yuvarlak, geniş ve aşağı inen bir yara. (Tabii, ben kendi vücuduma bakarken, başka birinin göğüs kafesini açmış gibiyim.)
Görünce irkiliyorum. Neden bu böyle diye soruyorum, yanımdaki doktora. Doktor da nerden çıktı bilmiyorum bu arada. 🙂
Doktor bana sahneleri gösteriyor. Geriye dönmüşüz. Bana gösterdiği kendimi, hiç tanıyamıyorum.
“Ben böyle miydim? Saçlarım bu renk miydi?” diye düşünüyorum.
“Yüzüm ne kadar değişik?!”
Ameliyat gibi bir şey olmuşum. her ne olduysa ondan sonra olmuş. Vücudumun bir tarafı şiştiğinde, doktor onu patlatıyormuş. başka bir yeri de hemen anında şişiyormuş. Yani, patlatmanın bir anlamı yok gibiydi. Kaynayan bir çorba gibi, vücudumun değişik yerlerinde baloncuklar şişip şişip patlıyordu. Sonra işte, o yara olmuş. Doğrusu rüyamda bile garipsiyordum bu hali. Kafam epey karışmıştı.
rüyamda çekmeceye çorap koyuyordum.işsiz bilinçaltım:=)
rüya günlüğümü sildim:(((( + hafızam 0
o minnoş rüyaları silmeye nasıl elim vardı;((
birkaç ay önce falan gördüğüm 1 rüya:
eski evimizdeyiz ailemle. evde cadı öldürme aletim var. tarak bu. çöpte cadının 1 tutam saçı, birazda kül var. cadı beni arıyor sürekli, rüzgar esince anlıyorum geldiğini. en son annem dayanamayıp diyorki: o kadın aslında sensin. bende diyorumki: anne bilmiyorum, belki de öyleyim. belki geçmişte bu kadındım.
sonra 10 tane falan genç sokagımızı basıyor. çıkamıyoruz dışarı. babam bişey için çıkması gerek diye çıkıyo ama çocuklar onu yan apartmanın bahçesine alıyo. hemen arıyorum onu. sakın ordan çıkma en üst kata arkadaşıma çık, gelip seni ben alabilirim diyorum
sonra yine sahne değişiyo. bi çöldeyiz, mezuniyet gibi bişey, liseden arkadaşlarım var. bi kızın yanına gidiyorum. neden burdasın, neden yalnızsın gelsene çok eğleniyoruz gibi şeyler söylüyorum. çok önemli birisini gözlüyo ama o. tepe gibi bi yerde pusuda. bende yatıyorum yanına. sonra karşıdan arkadaşım geçiyo. kopmuş kolu yerde sürünüyo. ama umrunda bile değil. dönüp bulunduğumuz tarafa doğru bakıyo bakıyo bakıyo…… aynı zamanda yürüyo. diyorumki içimden ne kadar harika birisi olmuş. yani aşmış biri olmuş işte güya:=)))))
emin değilim dün ya da önceki günkü rüyam:
1 tane büyük tuvaletteyiz ve yaşıtım bi kız var yanımda. tuvalet kocaman pis eski ve bir sürü klozetler var. ayrıca karanlık bir tuvalet. duvarlar fayans galiba. duvarın kenarında yatak var. demirden ve üstünde yaylı eski pis bi yatak. çarşaf falan yok. kız üstünde yatıyo. 12 13 yaşında 3 5 tane ergen erkek basıyo tuvaleti. bize bişey yapcaklar diye korkuyorum. klozetten kalkıyorum hemen. onlar kapıyı açmaya zorladıkça ben arkadan kapının kolunu tutuyorum. sonra hiç korkmadım onlardan hepsinin hakkından gelebileceğimden adım gibi emindim. hatta elimde tüfekte vardı galiba. yataktaki kızda konu mankeni gibi ne kılını kıpırdatıyo ne bi söz. sadece beni izliyodu ve onun izlemesi hiçbi tedirginlik yaratmıyodu.
2 tane daha büyük tuvaletli rüyam var. kocaman bir sürü klozetli tuvaletler…… hepsi de pis eski ve karanlık. küçük tuvaletli de bikaç rüyam var. galiba tuvaletleri çok önemsemekten oluyo bunlar:=)) tuvalet sapıklarına burdan sevgiler:-*
Üniversite yıllarımda rüyamda bi delikanlı(tanımadığım biri) gördüm kaldığım yurda girmiş ve olay çıkarmış yurtta bütün kızlar korkuyla kaçışıyor.
Uyandığımda çocuğun yüzü gerçek gibi aklımdaydı.
O gün okulda yemek sırasındayız ve sıramızı bekliyoruz.
Önümdeki çocuk arkasına dönüp şöyle bi baktı ve ben şoklarda,bu rüyamda gördüğüm kişiydi.
Yemek alırken çocuğa bakıp duruyorum(tırsmadımda değil)demiştir herhalde ne bakıyo bu bana deli deli:)
bu gün rüyada kapkara bir boşluk gördüm. sanki rüya görmemiş gibi.
rüyamda* yerine rüyada* diyen 1 kişi tanıyorum, hayırlısı:*
bugün rüyamda tanrıyı görerek başlıyorum rüyaya! tanrı çok kızmış ve 1 şekilde bunu biliyorum. kesinlikle görmem ve ona katılmam gerektiğini bilerek yanına ulaşmaya çalışıyorum. çünkü ben de çok kızgınım ve tanrıyla birlikte içimdeki bu hıncı atmak istiyorum. denizin içinde olduğunu biliyorum ama deniz kenarındaki surların büyük kare şeklindeki tahtadan yapılmış liman kapısı kapalı olduğundan limana geçemiyorum. sonra bu engellenmişlik hissi geçiyor ve kendimi limanda tanrıyı izlerken buluyorum. hava kapalı ve tamamen tanrının siniri hakim doğadaki hissiyata. tanrı kırmızı 1 metal yığını ve sağ koluyla durmadan büyük 1 hırsla dalgaları yumrukluyor. ben de onun hissiyatını paylaşıyorum ve denizi yumruklamaya başlıyoruz ikimiz; ama aslında ben limandayım. sonra kendimi uzaktan görüyorum ve gri metal yığını 1 aracın içindeymişim limanda. bunların çok anlamsız olduğunu görüp tanrıyla o hissi paylaşamamaya başlıyorum.
sonra yanımda küçük ve sevdiğim; ama tanımadığım ve kim olduğunu, nerden geldiğini düşünmeyi akıl etmediğim ya da önemsemediğim 1 çocukla arı kovanı bulmaya çalışıyoruz. ne için lazım olduğunu bilmiyorum ama lazımmış işte çocuğa. küçücük çok az yapraklı 1 ağaçta arılar olduğunu biliyorum ve ordan alıyoruz kovanımsı garip nesneyi. hava günlük güneşlik bu arada. sarımsı kumlu 1 patikanın kenarında bu ağaç. kovanı götüreceğimiz yönü tartışıyoruz. çocuk sola götüreceğimizi iddia ediyor bense hayır diyorum ama onun dediğini yapıyoruz. kovanla ne yaptık bilmiyorum. ya hatırlamıyorum ya da sahne değişmiş olmalı.
yine çocukla o civarda yürüyüp otobüslerin kalktığı durağa geliyoruz ve aniden yağmur bastırıyor. bu kasabadan götürmeyi düşünüyorum çocuğu. aklıma 5 kuruşsuz nasıl araca bineceğimiz geliyor ve sıkışma duygusu yaşıyorum. sarı dolmuşlar var çok uzakta. öylece onlara bakarken şunlar gidiyor oraya heralde diye düşünüyorum ama aslında nereye gideceğimiz konusunda dahi hiçbir fikrim olmadığını da biliyorum. yağmur yağdığından parasız binemeyiz de şimdi yağmur olmasa binebilirdik diyorum.
sonra başka 1 sahne hatırlıyorum. deniz surların orda kapısı olmayan geçiş gibi yuvarlak kemerli bi yerden geçmek üzere patikayı uçarak ve salınarak dönüyorum. salınarak uçtuğumdan dolayı arı olduğumu anlıyorum! büyük sarı ve toparlakça 1 arı olduğumu anlamak beni biraz şaşırtsa da çok hoşuma gidiyor. nesnelerin boyutlarını insanken olduğu gibi algıladığımdan dolayı çok büyük olduğumu anlıyorum. ama sonra diyorum ki hayır aslında arı gibi algılamaya alışık olduğumdan böyle görüyorum. arıya dönüşmediğimi, çünkü zaten hep arı olduğumu biliyorum. ama bu düşünceleri çok hızlı ve biraz kafam karışarak algılıyorum.
veee kapanış…… ;(
Bugün yine saçmalar saçması ama güzel de sayılabilecek bir rüya gördüm. Rüyamda dünya bir felakete uğramış. Kıtalar nedeni bilinmeyen bir sebeple hızla kayıyor. Tsunami ve kıta genleşmesi gibi durumlar söz konusu. Bir haber kanalı bilimsel bir veri olarak Türkiye haritası üzerinden genleşme olursa ülkenin nasıl bir şekil alacağını gösteriyor. Ülke slaytımsı şeyde daha uzun ince bir şekle dönüşüyor ve ben de hayretle haberi izliyorum. Sonra Kudüs’ün (niyeyse sadece Kudüs) ta oralardan kalkıpta Türkiye’nin üstüne bineceği falan gösteriliyor.
Rüyamda bunları saçma bulurken bir anda kendimi deli gibi akan bir çamurlu suda bir sürü insanla bir devenin üstünde olanca hızımızla sürüklenirken buluyorum. Zenci bir kadın deveye geçirilmiş ipe sımsıkı yapışmış ve birilerini çekmek istiyor yanına kurtarmak için. Her yer çamur denizine dönüşmüş ve savruluyoruz. Ben de devenin üzerindeyim ama aynı zamanda sanki yukarda gibi hissediyorum kendimi. “Böyle olmayacak, ne yapayım ne edeyim de kurtulayım?” diye düşünürken kendimi atıyorum suya. Akıntıyla birlikte deli gibi yüzmeye başlıyorum. Herkes bağırıyor arkamdan bunu yapmamam için. Güzel zenci kadınla yollarımız ayrılıyor.
Yüzüyorum yüzüyorum ve sonra bir anda kendimi yokuş aşağı geniş bir caddeden koşarak inerken buluyorum. Çok çeşitli ırklar var etrafta ve bir sürü de minik minik çocuklar. Koşmaktan bitap düşüp zararsız ve daha homojen olduğunu sandığım daha çok küçük çocuğun olduğunu düşündüğüm bir yerde yürümeye başlıyorum. “Ama diyorum böyle nereye koşuyorum, nereye gidiyorum, ben napıyorum” diye sinirleniyorum da kendime.
Bir kadın görüyorum hemen yanına gidip konuşmaya başlıyorum. Tanıdık bir japonmış;) kadının boyu 2 metre vardı rahat. Herkesin gittiği yönün tersine gidiyor bu kadın ve kıyafetleri falan sanki turistik gezideymişçesine özenli ve bir çarşıdan çıkarken görüyorum onu. Üzerinde çiçekli kırmızımsı uçuş uçuş bir elbise, saçları simsiyah ve küt, başında hasır bir şapka. Kadına ingilizce bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. O ise bana garip bir yaratıkmışım gibi bakıyor. Yanımızda annem beliriyor. Daha önce annem bu kadına Orta doğulu bir başka kadını emanet etmiş, anneme yol soran başka bir kadını işte. Tanıdıklıkta bu kadar saçma bir şeyden ileri geliyormuş. Ben heyecanla “annem o kadının durumunu soruyor.” cümlesini kurmaya çalışıyorum. Kadınla göz teması kurmaya çalışıyorum ama o benden sanki yaratıkmışım gibi rahatsız oluyor ve anneme dönüp gülümseyerek onu havaalanından gönderdiğini anlatıyor. Anneme telaffuz etmeden önce buna çok sevindiğim için kadının koluna dokunup “oh really, thank u so much!” diyorum. Ama kadın o kadar rahatsız oluyor ki ona dokunmamdan! Ben de neden böyle abartı bir tepki verdiğimi düşünüyorum ama çok ağrıma gidiyor kadının bana olan tavırları;( “bende ne varki böyle” diye üzülüyorum.
Sonra büyük ve kapalı çocuk yuvası gibi bir merkezdeyiz annemle. Burası her yaştan, ailesi çalışan çocukların istedikleri kadar zaman geçirdiği, içinde her şey olan, kreş, etüd ve eğlence mekanları olan bir yermiş. Camekanlı bir şekerleme dükkanının içindeyiz annemle. Anneme kıpkırmızı inanılmaz parlaklıktaki elmaları gösteriyorum. “Anne bak, acaba benimki buraya mı göndermiş, kendisi nerdedir, bana elma gönderecekti hatırladın mı?” diyorum. Benimki dediğim de nişanlım gibi bir şeymiş güya. Annem de şaşırıyor elmalara. Elmaların altında jelatinli yumuşak ya da sert çeşit çeşit jelibon ya da şeker gibi şeyler bulunca onun gönderdiğinden emin oluyorum. Annemin seveceğini düşündüğüm yumuşak turuncu jelibonlu şekerlemeyi alıp ona uzatıyorum. “Bunu bana vermek istediğinden emin misin?;)” diyor. Baya bozuluyorum ve Shakespeare sahnelerinden fırlamışçasına aşırı abartılı bir edayla “Ah Ulu Tanrımm!” diyorum… “Neden herkes bana böyle yaratıkmışım gibi delice davranıyor?”
Sonra ilkokul arkadaşımın o merkezin içindeki evinde buluyoruz kendimizi. Benim oranın dışarı kısmında uyumam gerekiyormuş. Çünkü yatağımı babama vermişim eskiden. O yatağı ve odayı başka rüyamda gördüğümü anlıyorum ve orda uyumak için çok büyük bir istek duyuyorum. Soğukta da baya üşüyorum. Sonra çocuk gelip yatağımın bulunduğu yere açılan odasının penceresini kapatıyor içerde üşüdüğü için! Bir de bunu söylüyor. Delirecek gibi oluyorum artık bu hamleden sonra. Yine abartı ama sakin bir edayla “Ah yarabbim gel yanımda uyu diyeceğine üstüme cam kapatıyor bir de.” diyorum. Babama verdiğim yatağa hasret, dışarda soğukta yatıyorum. Sanırım uyuyacakken kendi yatağımda uyanıyorum;(
Gecenin yarısı dolmuşta buluyorum kendimi. Nasıl dolmuşta olduğuma hayret ediyorum ve şöföre bakıp ona hiç güvenmiyorum. O da dikiz aynasından beni kesiyo korkunç korkunç. napıcam şimdi beni abuk subuk 1 yerde indirir bu adam derken gözlerimle adamı tehdit etmeyi ihmal etmiyorum. biraz sonra açıyo kapıyı. Abicim ben burdan nereye gidebilirim kimse yok karanlık upuzun yol görmüyomusun diyorum burası son diyo kesin ve kayıtsız bi tavırla. İniyorum ve şaşırıyorum burasının beşiktaşa benzemesine. Önümdeki karanlık ve uzun yolu boşverip sağa dönüyorum. Sağ tarafta yokuş aşağı orman gibi bi yere gidiyo. açıkta gezmektense ormana dalıyorum. halbuki öyle yolları severim ama orası tekinsiz görünüyor diye düşünüyorum. abimi arıyorum ve onun yakınlarda olduğunu bilerek içimde çok hoş 1 sıcaklık ve güven duyuyorum. (bu tür durumlarda demek ilk aranacak listemin number 1’ı olmalı abim) baksana ben şöyle şöyle 1 yerdeyim diyorum. bana gideceğim yeri tarif ediyo ve kendimi aniden toz toprak dolu çok hafif aydınlık geniş 1 yolda buluyorum. etrafta gerilla gibi askerler var tek tük. yandım ben nereye düştüm derken sağda askerin tekine bağırıyorum nerden çıkıcam diye o da bak onu takip et diye son sürat koşan 1 askeri gösteriyo. ona doğru depar atarken sağdan çalıların ordan kocaman kurt ya da kaplan benzeri 1 şeyin bize koştuğunu görüyorum. hayvan yola atlıyo ama asker ordan oraya hamleler yaparak onu atlatıyo bende aynı şekilde yem olmaktan kurtuluyorum. sanki koşar gibi değilde arkadan müthiş 1 güçle itilir gibi tüm hamlelerimize rağmen (mesela geri dönerekte koşmamıza rağmen) aynı zamanda ilerliyoruz da aynı yönde. neyseki adamla uğraşıyolar da ilk hamleleri bana yapmıyo hayvanlar diye seviniyorum napacağımı ondan görüp öğrendiğim için. sonra karşıdan 1 zürafa son sürat üzerimize geliyo. ezilmek çok olası bunu görüyorum ama ezilmeyeceğimizi bilip korkmuyorum. yanımda koşan asker üzerine atlıyo zürafanın ve havalanıyolar. zürafanın yarasa benzeri uçları sivrimsi upuzun kanatları çıkıyo. görüntüye hayran hayran bakıp ben yapsaydım keşke, bu adam harika derken uyanıyorum.
o şöförü bulurum ama…… pis tipini hain bakışlarını unutmadım
önceki günde yine tuvaletler gördüm. tripli şairlerin şiirlerindeki fix imgeler gibi rüyamda tuvaletler görmem;) sayamadım, o kadar çoklarki…..bi dağ taş olsa anlarım. çeşit çeşit karanlık pis tuvaletlerden gına geldi
insan neden rüyasında arar?
kac insanın ruyasında özel uzay aracı vardırki bu hayatta:D
Bugünlerde sıralı ve ardı ardına rüyalar görüyorum. Sonra unutuyorum. Bugün gördüğüm rüyamın son cümlesini hatırlıyorum. Kim olduğunu hatırlamadığım birine, “Ben olmadan erk sana gelmez” diyorum. 🙂
Rumana, ben çocukken uzaylılarla epey haşır neşir oldum. Sonra unuttular beni. 😛
bu iyi bi şey mi sizce???
hangisi?
rüyamda görmem mi, uzay aracı mı, hususi olması mı?
hepsi de iyiydi gerçi. sorun ne?
2-3 gün öncesine mi ne ait= çok sevdiğim birisi adımı söyleyip seni çok seviyorum diyor bana. tabi anında ayıkıyorum ben. sevinçle oha rüya görüyorumm diyorum:D “bende” demeyi de ihmal etmedim sanırım, öyle hatırlıyorum. aslına bakılırsa çok romantik bi anı rüyamda farkındalığımın büyüsüne kapılarak bozdum ahaha)) yine olsa yine bozarım. 1 cümleyle ne biçim ayıkmaydı o öyle yaa
omg! düşünüyorumda/… eskiden hiç inanmazdım bu “rüya görüyorum” farkındalığına. bundan bikaç ay öncesine kadar bunu öylesine küçücük bi duygu ya da farkındalık kırıntısı zannederdim. değilmiş. basbayağı “rüya görüyorum şuan” farkındalığıymış. fazla net. hala şaşırırım