deniz
hoş bir hayale yaslayıp bebek gözlerini
okşayıp uyutur göğsünde ince düşlerini
mavi deniz
saydam su
beyaz dalgalar
sesinde hep o hasret uğultuları
ne baharı tanıdı duyguları
ne bahardan öte diyarları
tek isteği
kıyıdan öteye taşıyabilmekti,köpüklü beyaz dalgaları
“bebek gözlerini”… Çok hoş bir imge olmuş, “göz bebeğini” de çağıran…
Ve son dize; “kıyıdan öteye taşıyabilmekti, köpüklü beyaz dalgaları” ile de eski bir şiirimin bir parçasını anımsadım:
“İşte şimdi
Lacivert sularda yıkadı yüzünü
Ve açtı gözlerini gökyüzü
Hakkına düşeni bir bir alıyorlar
Uzak-yakın tüm yıldızlar
Güneşi paylaşıyorlar
Ve aşağılarda
Lacivert suların yüzü
Sere-serpe yıldız ölüsü
Ve sevgili soluklarının bireştirdiği
Esil esil bir esinti
Soluklayıp diriltiyor ölüleri
Durulmak duygusuyla dolu dalgaların
Durulmamış ve durulmaz kinetiği
İşte şimdi
Canım seni istedi!…”
Sonsuz us’a hoşgeldin. Derin hissedişlerini , derin anlatımını burada da okumaktan zevk alacağız.
Hüseyin Aktaş’ın şiiri de çok hoş .
İki Hüseyin karşılklı sonsuz us semalarını ışıldatacağa benzer.
Belki bazı acemiler de bu başlığın altına birşeyler karalar 😉
Haydi hayırlısı 😉
Ashtar güzel bir başlangıç yapmışsın. Hoşgeldin. Şiirin hem duygusal, hem de ezoterik. Edip CANSEVER, felsefenin imgeyi dışladığından bahseder. Bence tam olarak değil. Senin gibi felsefik edebiyat üretenleri gördükçe buna olan inancım daha da artıyor.
Bebek gözlerle ve yeterince istediğimizde, ince düşlerimiz gerçek olabilir.
Üstat Ching Hai, harika şiirler ya da kitaplar yazabilmenin, “Yaratıcının Krallığı”na giden yolun ilk basamağında edineceğimiz niteliklerden bazıları olduğunu söyler. Kitap yazmanın, kendini fiade etme korkusunu beslediğini düşünmekle birlikte, bu niteliklerin paylaşılması gerektiğini de düşünüyorum. Güzel paylaşımlarda bulunacağını umuyorum.
Kaplumbağanın deyimiyle; Sanırım sizin güzel yemişleriniz var. Onları görmek isteriz. Buyrun, bu taraftan efendim… 🙂
Eski bir dostun, imgesel olarak benzeyen ve zamanında beni çok etkilemiş olan bir şiirini anımsadım.
“Seni düşündüğümde
Bir sıcaklık sarar bedenimi
Coşkuyla koşmak gelir içimden çocuklar gibi
Adımlarım büyür büyür…
Koşarım
Maviyi yakalayıp zamanı yaşamaya.
Koşarım,
Tutmak için gökkusağı renklerini.
Seni düşündüğümde
Bir yanım çocuk kalır
Henüz tatmamış hüznü,yorulmamış sevda yollarında.
Elele tutuşmanın sevincini yaşarım
Mutluluk,
Hiç söylenmemiş,hiç duyulmamış kendine özgü türkü olur dudaklarımda.
Seni düşündüğümde,
Durgun berrak sularda görürüm aydınlık yüzünü,kendimi…
Gözlerin gelir aklıma sonsuz;
Denizle gökyüzünün birleştiği çizgi gibi
Eksik,yarım kalan yüzler tamamlanır gündelik yaşamın içinden.
Sevmekten korktuğum,
Korkusuz
Beni koşulsuz ve ömür boyu seveceğini söyleyen
Sen gelirsin aklıma.
Ürker içimin kuşları havalanır bir anda maviliklere…
Yüreğinin sesinin yürekten çağrısına dönerler yeniden
Uysal,
Ürkek bir teslimiyetle.
Alabildiğine özgür
Alabildiğine lekesiz mutluluk,
Sorunsuz,
Sonsuz sevgi istemim,
Tadını unutmak istediğim düş kırıklığı gelir aklıma.
Seni düşündüğümde,
Sevgiyle saran kollarının arasında ısınır üşüyen yüreğim.
Umutlarımın kocaman kocaman olduğunu
Tene ilk dokunuşun sıcaklığını
Sonsuzluğunu,
Sonsuzluğun sa özgürlük olduğunu biliyorum.
Renkler geçiyor gözümün önünden
‘Hep beyaz, hep mavi’diyorsun,
‘Hep beyaz, hep mavi’ diyorum
Yalnız beyazı,
Yalnız maviyi,
Yalnız seni,
Yalnız seni seviyorum
Seni……….
Seni………..
Seni…………… ”
Leyla IŞIK
bu sıcacık karşılama için tüm dostlara teşekkür ederim…arkadaşlarımın yazdığı şiirlerin de herbiri birbirinden güzel…sevgi ve sanat dolu akışlar yaşayacağımzı umuyorum….sevgilerimle
Sevgili dostum Ashtar, seni burada görmekten mutluluk duydum. Bizlere ayrı bambaşka belkide, hiç anımsayamadığımız renklerle dolu şiirlerinle farklı dünyaların kapılarını açacağına eminim.:)))
“kıyıya vuran pırıltılar eşliğinde” buraya duygularını ekmişsin Ashtar. Tüm duyguların da “renk çümbüşünün yarattığı bilinmedik kıpırtılar” eşliğinde “boşluğun bıraktığı yolda kendine iz buluyor…”
Ankara’nın en büyük eksikliği denizi olmaması diye düşünüyordum; ama o denizler sizin içinizde saklı sanırım.
Sevgilerdesiniz
ve hoşgeldiniz
deniz bende bambaşka çağrışmış.
atölye çalışmalarımı gözden geçirirken gözüme takıldı, paylaşayım dedim…
“kalem kıran elleri toplayıp
masallar söyledim parmak izlerinde
sancıya boğulurdu sözcüklerim
oysa ben cümle kurmaktan tutuklanıp
heceleri bölmekten
hüküm giymiştim
darağaçları kahrından yıkılırdı
kendi canının ihanetineydi bütün ahı
için için ağlarken
o vakit kimbilir belki hazirandı
terazinin kefesi eğriydi ya hani
ben her gece
ayrı şiire gebe
ve her doğan tanın kızılına inat
doğururdum yeniden deniz’leri”
dedimki kendime sen nerede yer bulursun
dedimki bir yermi vardırki kim nerede dursun
dediki yerinde yok yurdunda oh olsun sana oh olsun
dedimki yerden daha yüksekte bir denge oyunudur
yerde kaldım bir vakit tuttu kaldırdı o kadın sağolsun
dediki yerde kalır nicesi bulamaz bir yol olsun
dedilerki deniz kokusu geçti bu yerlerden
dedikki yer mavi, gök mavi, toprak birdir, güneş tek
diyorumki anlayamadım gitti biri ötekinin niye üstünde olsun?
savaşçı
yorgun atlarıyla geldiler, toynaklarında kan izleri
ne fırtınalar yaşadı kimbilir, pırıl pırıl düşleri
karanlıklar içerisinde oynarken entrikaların son perdesi
tarih *insan’a hazırlanıyor, ışıklar içerisinde yeni sahnesi
Sevgili ashtar, güzel kelimelerin içine kattığın yüreğin her daim hoş olsun.
Hoşgeldin..
teşekkür ederim sevgili efsunn…….hoşbulduk
çırpınıp duran içimde
sevdan değil
sadece deniz
geceleri üzerime çöreklenen
hülyan değil
sadece özlem
sen beklerken beni kuytularda
ben savrulurken tenhalarda
çekingen bakışlar atarken etrafa
yağan yağmur değil hasret
susuzluğum had safhada
arayışlarım yollarda
hıçkırıklarım semalarda
içeceğim ama tuzlusun deniz
BİTİŞ ZAMANI
hücrelerimin tellerinde boşluğun akordu…!
hey maestro! kaldır ellerini yol ver sultanıma!
yol ver… yürüyeceğiz, kendinden daha beyaz sayfalara!
yürüyeceğiz…auralarla bezeli gökkuşağı tayflarına!
kitlesel hipnozların güdümünden geliyoruz, sığ sulardan!
irin toplamış göynüklerimiz, yara bere içinde tenlerimiz…
pervasız zırvalarla uyumladık duyularımızı!
ah ne yazık yaşam adına…
yaşadık sararmış sayfaların peşi sıra umutlarıyla!
yaşadık iç çatışmaların göğe dönük isyanlarıyla!
yaşadık yaşayacağımız günlere mağrur bakışlarla!
yaşadık dirileceğimiz… dirileceğimiz ana alkışlarla!
dirilin hücrelerim! dirilin ateş,su,hava,toprak!
dirilin yok edilen benliklerimiz!
dirilin pleybek kusan zihinlerimiz!
dirilin bildiğini bilim sanan cahillerimiz!
dirilin yürüyeceğiz…
hey maestro! kaldır ellerini yol ver sultanıma!
yol ver…yürüyeceğiz! bizden öncekilerin yürüyemediği sevdalara.
farkındalık
ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol !
demiş Mevlana
1- Bir kaplan, bir geyiğin peşinden koşar, onu yakalar ve parçalar. Yemeğini hazmederken ” ya bu geyiğe de çok ayıp ettim, kaba davrandım. Aslında biraz daha nazik olabilirdim. Kahretsin! Ben de hep böyle yapıyorum. Yazık oldu geyiğe ”
der mi ? demez…
olduğu gibi görünüp, göründüğü gibi olur !
2- Cehennem sıcağı bir hava, yolda işçiler çalışıyor. Güneş yukarıdan aşağıya kafasını uzatıp ” yazık şu amelelere kan ter içerisinde kalmışlar. Ben şu ateşimi azıcık azaltıyım da adamcağızlar biraz nefes alsınlar”
der mi ? demez
olduğu gibi görünüp, göründüğü gibi olur!
3- Bir portakal ağacı, ” tüh ya bu sene portakallarım çok küçük oldu, hem de ekşi ! yiyenlerin yüzü ne biçim buruşuyordur şimdi”
der mi ? demez!
olduğu gibi görünüp, göründüğü gibi olur!
Olduğum gibi görünebilmek için
Bir tek soru sordu, yıllar boyu hücrelerim!
ben kimim?
acemi bir kelebeğin boşlukta kanat çırpması mı ne ?
yoksa usta bir kemancının aşkı yeniden yorumlayışı mı?
bahar valsinde konacak tellere herhalde!
tınısını yaşayabilmek için ipeksi sezgilerinde!
şeklin-öze ıraklığı kaç arşındır aceb…?
konuşan
küçücük bir çanağın içerisinde,
bilinç aktarımı sağlayan retorik…
sanatına ilham veren estetik
piyanonun tuşları kadar akustik…
doğal ritm tellerin titreşimi…
vurgular!
çanağı sıkıştıran mengenenin açılması
ve
tokmağın, çanak içerisindeki salınımıyla başlar
ve
her titreşim çanağının derinliği kadar yankı yapar…
felsefe özün sözüdür…
şiir
rüzgarın dansı bu…
zarif bir tanrıçanın ütopyalarını koynuna alıp,
dalgalarla sevişecek
aşkı anlatabilmek için seyir sayfalarına…
inan sevgili sır olmayacak gelişi…
esintilerinden yepyeni bir dünya inşa edip gideceğiz
zamanı durdurabildiğimiz akşamlarda
çok uzaklara…
ne yaşam korkusu
ne ölüm telaşı
ne de ihanetin bedeli yapışacak çıplak bedenlerimize…
bırak tarih masumiyetini kanıtlasın kendine,
biz köprü olmayacağız, karanlıklardan gelen geçmişe…
Sevgili Ashtar, hiç kimse rüzgarın dansı şiirinizde olduğu gibi şiiri ve aşkı bu kadar harikulade anlatamaz. :)))
Lütfen devam et şiir yazmaya ve bende devam edeceğim bu derin şiirlerin her yürek atışında melodisini hissetmeye…
Duvarların arasında,
Prangalar eskiten YÜREK…
Saklayamazsın güneşin ışınlarını
Bırak kendini hesapsızca…
Pervasızca…
Özgürce…
Umarsızca…
Aç benzersiz işlemeli kanatlarını…
Bırak sevişsin beyaz dalgalı bulutlarla…
duyguların durumumu ne güzel de yansıtmış sevgili medisis…..sağolasın
yol
gün sessizce uyanıyor!
dalında aşk omurcukları baharın, nefesinde ılık rüzgarlar!
çiçekler açıyor, kuytu köşelerinde yamaçların!
bir kelebek özgürlüğe uçuyor, çok uzaklarda,
korkusuzca!
dinmişim, durulmuşum, hoyrat gecelerin ardında,
yorulmuşum!
aşka susadım!
özgürlüğe susadım!
daraldım, daraltıldım, darağaçlarında!
körpe sevdalar bıraktım kervan geçmez yollarında.
Bu benim ilk hasatım, biliyorum, acemisiyim
ruhumda kopan binbir fırtınanın!
itikat sayılır mı? avuçlarıma doldurduğum şarap!
ihtimal sayılır mı? gözlerimin içine dolan serap!
ibret sayılır mı? çektiğim onca azap!
ihanet sayılır mı? prangası som altından düşlerle
aldattığım hayat!
ölüme susadım!
cennete gidiyorum!
mirasımdaki binlerce çaresizliğe aldırış bile etmeden!
“ölüme susadım!
cennete gidiyorum!”
Ne şair, ne de şiir çözülmez belki… Çünkü herkes kendine göre çözer şiiri… Öylece de kalmalıdır…
Ne varki
“ölüme susadım!
cennete gidiyorum!”
Bu iki dizedeki “denklemi/ikilemi” çözmek isterdim… Diğerlerinin hepsinden müthiş keyif aldım. Kendime göre çözümledim hepsini… Bu ikisini ne zaman fethederim bilmiyorum… Fethedemezsem üzüleceğim…
Sevgiler, teşekkürler…
tatmin/ger-çek
1- fanatik kaşiflerin geliştirdiği patentli enerjilerin içerisinde titreş/mek
2- cennet ikamet manzaralı enerjilerin içerisinde titreş/mek
3- herhangi bir nehir akıntısının içerisinde titreş/mek
4- sadece içerisinde titreş/mek
5- zihinsel-ruhsal ve espri’tüel bir denge içerisinde ” evrensel rollerin deneyimlendiği ” enerjilerin içerisinde titreş/mek
buyurun hangisini seçerseniz
*beyaz’da herkese yakışmaz!