C ve C++ dünyasında pointer, ilk bakışta yalnızca teknik bir araçtır: bellekteki bir adresi tutar, oraya gider, veriye dokunur, bazen onu değiştirir, bazen de programı görkemli bir şekilde çökertir. Fakat biraz yakından bakınca pointer, insan iradesinin dijital bir metaforuna dönüşür. Çünkü insan da çoğu zaman doğrudan hakikate değil, hakikatin zihnindeki adresine gider. Bir anıya, bir korkuya, bir arzuya, bir alışkanlığa işaret eder. Sonra da buna seçim der.
Pointer’ın en büyüleyici tarafı şudur: Kendisi veri değildir, verinin yerini gösterir. Tıpkı niyetlerimiz gibi. Bir şeyi istemek, o şeyin kendisine sahip olmak değildir; yalnızca zihinsel belleğimizde onun bulunduğu yere doğru yönelmektir. İrade, çoğu zaman bir değerden çok bir referanstır. İnsan, ‘ben bunu seçtim’ dediğinde aslında hangi içsel adrese yöneldiğini ilan eder. Peki o adresi kim oluşturdu? Çocukluk mu, kültür mü, genetik mi, travma mı, yoksa bilinçli özne mi?