“Dünya’nın bir geleceği olacaksa şayet, bu el koyup sahiplenenin değil, paylaşmanın geleceği olacaktır. Kısacası, ancak paylaşımın, paylaşılan bir dünyanın var olma şansı olacaktır.”
Marder, M. & Irigaray, L. (2016). Paylaşma Ekolojisine Doğru. (Çev. Erkan Ünal). Cogito, Güz 2016, Yapı Kredi Yayınları.
Bu alıntı, dünyanın ve insanlığın varlığını sürdürebilmesi bağlamında bireyselcilik ve egolardan sıyrılıp ortak bir bilince ulaşarak paylaşımcı davranış biçimini uygulamanın önemini vurguluyor. “El koyucu” veya “sahiplenici” bir anlayışın hem bilinçsizce hırsa yenik düşmüş bir biçimde dünya kaynaklarını tehdit edebilecek düzeyde bir sömürüye hem de sebep olacağı insanlar arası çıkar çatışmalarının insan ırkının geleceği açısından oluşturabileceği tehlikelere işaret ediyor. Dünya tarihi boyunca da savaşlar, kıtlıklar, sömürgecilik faaliyetleri, emperyalist ve totaliter rejimlerin doğuşu ve bıraktıkları hasarlar, küresel iklim değişikliği gibi bu alıntıyı destekler nitelikte pek çok somut örnek yaşanmıştır ve yaşanmaya da devam etmektedir. Bu durumun dünyanın sonunu getirmekte olduğu ifade edilirken belki de çözüm, sorunun kaynağına inerek, henüz başlangıç safhasında atlanılan paylaşımcı bir kültürü bulunduğumuz noktada oluşturma çabasına girişmek olacaktır. Bu yazıda, bireylerin ve toplumların paylaşımcı kültüre yönelmesi için felsefi dayanakları tartışacak ve olası çözüm yollarını işaret edeceğim.
El koyucu veya sahiplenici bir anlayışı engellemenin yolu öncelikle bu anlayışın temeline inmekte ve altında yatan nedenleri anlamlandırmakta bulunabilir. Thomas Hobbes, bu durumun temelinde “eşitlik” kavramının yattığını öne sürmüştür. Ona göre her insan doğuştan eşittir. İlk bakışta her insanın eşit olması durumu ve bireyin bu durum karşısındaki farkındalığı; bencilliği ve el koyucu anlayışı engelleyebilecek, bireylerin birbirlerine saygı duyduğu ve kişisel çıkarlarından feragat ederek ortak bir gaye uğruna birleştikleri huzurlu toplum ortamını oluşturabilecek son derece faydalı bir durummuş gibi gözükebilir. Dolayısıyla sorunun kaynağını eşitlik kavramında aramak da anlamsız gelebilir. Ancak Hobbes’a göre herkesin doğuştan eşit olması aynı zamanda herkesin amaçlarına erişme umudunun da eşit olması anlamına gelir. Hobbes’a göre insan doğuştan bencildir ve kendini koruma içgüdüsüyle hareket eder. Her birey kendi çıkarlarını korumaya çalışır. “İnsan, insanın kurdudur.” der. Buradan hareketle eğer bireyler aynı anda ulaşamayacakları bir şeyi isterlerse çatışma doğar. Çatışma da her türlü olumsuz duyguyu, düşmanlığı, zarar vermeyi ve yok etmeyi doğurur. Bu yok oluş, alıntıda bahsedilen dünyanın varlığını sürdürmesine engel olucu durumdur ve çatışma ne kadar büyük olursa dünya ve insanlık da o kadar zarar görür.
Devamını oku “Bencillikten Ödev Ahlakına: Sürdürülebilir Gelecek İçin Paylaşımcı Kültür”