Biraz oradan biraz buradan

Hayvanlar, kurban ritüeli ve vejeteryanlık konuları:

Besin zinciri önemli ve komplike bir konudur fakat bilimsel incelemeler haliyle her birinin AYRI varlık oluşu inancı üzerine temellendirilir . Böyle olunca da çıkan sonuçlar insanları pek tatmin etmiyor. Çok çeşitli düşünsel prensiplerin hemen hepsinde (istisna içeriyor), insanın içindeki hayvandan kurtulması gerektiği vaz ediliyor! O halde onu öldürerek ya da yiyerek bunu başarmaya çalışanları da fazlaca suçlamamak lazım. Molla Nasreddinin eşeğine dediği gibi; “sen kokladın ben topladım!O halde şimdi niye beğenmiyorsun bu …!”

*

Vücudumuzu Oluşturan Atomların Hemen Hemen Hiçbirinin Geçen Yıl Vücudumuzda Bulunmaması: Yazı için tıklayınız

Tüm bu nedir, nasıldır, çıldırıyorum gibi nidalar, hep lineer zaman algımızla ilgili. Çok boyutlu idrak edemiyor oluşumuz olan biten şeyler hakkında bizi derin şaşkınlığa düşürüyor ve birçok kişiyi de cevap bulma arayışıyla mistik kanallara sevkediyor. Bence bu örüntü atom altı varlıkların dünyasını anladıkça gizem biraz aralanır fakat şunu da unutmamak lazım, BİLİNMEYEN, BİLME hızımızdan daha hızlı büyür. Sistemin doğası şaşırmak için bizi yarı cahil bırakmak üzerine kurulu 🙂 Benim çıkarımım şimdilik budur.

*

Diyelim ki bulunduğumuz yere zehirli hava saçılmış, ne yaparız?

Devamını oku “Biraz oradan biraz buradan” →

Besin zincirinde insan

İlginç bi şey aklıma geldi; acaba biz hayvan yemeği bırakırsak, bizi yiyen merci de bizi bırakır mı?

  • Selamet Devam eder,bizi yemez ise o doymuyor biliyorsunuz!
  • Fer Yal Kesinlikle bırakacaktır. Kelebek etkisi:)
  • Gülşen G ikisi birbirinin cinsinden değil sanki?

    Hanife A ya o merci hem etobur hem de otobursa?:)
  • Elvan E Dönüşüm ne olacak peki?

  • Zeynep‎” bizi yiyen merci ” böyle bir şey mi var?kim o nerde..benim niye haberim yoook..???

  • Sibel Atasoy Harika aydınlatıcı cevaplar, hepinize teşekkür ediyorum. Sanırım ben de böyle bi doğru orantı kurulamayacağını hissediyorum fakat yine de (her şey eksik ama doğru olduğuna göre) bi algı boyutuyla doğruluk payı olmalı? Besin zincirinin dışında olduğumuza dair bir belirti, kanıt görmediğim için, doğal olarak insanın da, başka bi şeylerin besini olduğunu kabul ederim
  • Zeynep A o başka bir şey nasıl bir şey.. ???

  • Gülşen G savaşlar

  • Sibel Atasoy Hiçbi algı seviyesi kendini yiyeni göremez ve bunu da bilmez, sadece kendi yediklerini bilir 🙂 Bunu bilmek için algı seviyesinin (birleşim noktası) yükselmiş olması gerekir (mantıksal olarak)

  • Hanife A burada sadece fiziksel yem olmaktan mı bahsediyoruz?

  • Sibel Atasoy sadece fizikselliğimiz varsa evet! 🙂 değilse hepsini kastediyorum

  • Zeynep bu kadar yenme yenilmeye odaklanmak oyunun hazını azaltmaz mı?

  • Hanife A:o zaman iş gene döner dolaşır DJ ye gelir:) ‎”ölüm anında farkındalığın karanlık denizinin canlı yaratıkların farkındalığını birleşim noktasının içinden emdiğini gördüler. bir şey daha gördüler. farkındalığın karanlık denizi, yaşamlarının yeniden anımsanmasını tamamlamış büyücülerle karşılaştığında, bi an için duraklıyordu. farkındalığın karanlık denizi onların farkındalıklarını yaşam deneyimleri biçiminde alıyor, ama yaşam güçlerine – canlarına- dokunmuyordu. farkındalığın karanlık denizi – ya da kartal – yalnızca yaşam deneyimlerimizi istiyordu, yaşam gücümüzü değil.”
  • Sibel Atasoy Şimdi bi hayvanın bütünü tek bi canlı tarafından yenmez, değişik bölümleri değişik mercilerce tüketilir 🙂 CC, işin farkındalıkparıltısı kısmını tüketeni anlatır, Gurdjieff de kısmen bu bölümleri farklı terminoloji ile açıklamıştır. İş çok kapsamlıdır aslında 🙂
  • Zeynep A: maşallah güzel yemek yapar güzelde yerim..nasıl ben bunları fark etmedim ki diye düşündüm..yada bu kadar karmaşık olmamalı diye..babam derdiki iyilik yap denize at, halk bilmezse halık bilir.. :))ya hepimiz biriz sonuçta tüm katmalarla beraber..ne önemi var..besledik beslendik beslerkende beslenirken de gene kendimizi beslemiş olmuyormuyuz..miri malı yer değiştiriyor sadece.. :))
  • Sibel Atasoy Mesele bütünlüğümüzü şu an ve burada’ya toparlayabilmekte. Tüm çaba bunun için veriliyor. Çünkü görünen o ki, sürekli sağılan inekler giibiyiz. Ve fakat bununla kalsa iyiydi. Hayattayken edinmiş olduğumuz bilinç parçaları, o çeşit çeşit mercinin bünyesine girdiğinde -bin parçaya bölünmüş şekilde- ne kadar zaman oralarda varlığını sürdüreceği belli değil. Bu mercilerin her birinin hazım süreleri farklı! Yani ölmekle kurtulunmuyor demek istiyorum ve bu şaka değil.
  • Zeynep A ölmekle kurtulmak !! hiç aklıma gelmeyen bir şey ben hep yaşayarak kurtulunacağını düşünürüm.. :)) yani aslında kurtarılacak bir şey olmadığını.. :)))
  • Sibel Atasoy İşte bu sebeple biz de hazır yaşarken kurtulmaya çalışıyoruz.
  • Bülent S: Bizi yiyen mercinin yemeği olma niteliklerimizi değiştirirsek,tabi bu durumda şu an ne olduğumuzu bilmemiz,yiyen mercinin neyi hazmettiğini bilmemiz ve ne yönde değişmemiz gerektiğinin farkında olmamız gerek sanırım….Yenmek bizim algıladığımız bir yenmek mi yoksa yeni bir oluşuma katılmak mı onu da bilmiyorum..Ayrıca bu gün buna kafa yorarken bu soruyla neden karşılaştığımı da bilmiyorum…Galiba bişey bilmiyorum….:))
  • Sibel Atasoy ‎”bilmiyorum” harika bi başlangıç

Eski/Yeni Dünya -6

Bazı öğretilerde Yeryüzü’nün canlı olduğu yazılıdır. Bunu kendi içimden de kuvvetle hissediyorum. Gezegenimizin yüzeyindeki diğer canlılar (bitki hayvan ve insanlar), tıpkı bir insan bedenindeki “kıllar” gibi dışarıdan gelen etkileri çekmek ve bedene iletmekle yükümlü organlar gibi görünüyorlar. Yeryüzü, biz canlılar yolu ile diğer gök cisimlerinden gönderilen haberleri kendi bilincine aktarıyor. Tabi bu bilgiler/etkiler, biz canlıların her biri tarafından kendi işlevimiz ve yetkinliğimiz gereğince işlenir ve Yeryüzü’ne aktarılır. Bu gezegende yaşayan hepimizi bir çeşit haberci/ulak gibi hissediyorum. Eski zaman büyücüleri (şamanlar) sanırım bu durumdan haberliydiler ve diğer canlıların taşıdığı her bir haberi de Yeryüzü ananın yapacağı gibi deşifre etmeyi öğrenmişlerdi. Böylece çiçekle, böcekle, ayıyla hatta taşla bile konuşup anlaşabiliyorlardı.

Demem o ki, gezegenler, uydular, yıldızlar hepsi bu daha kapsayıcı bir sistemin bilinçli varlıklarıdır. Hem onların hem de Yeryüzü içindeki bizlerin bir “besin zincirine” bağlı olması herhalde gayet tabiidir. Besin zincirinin kırılması, gerek kendi kişisel gözlemlerimiz gerekse bilimsel yöntemlerle değerlendirildiğinde, akla dahi gelmeyen felaketleri ortaya çıkarmaktadır. Biz buna doğanın dengesi diyoruz. Bu denge, dev bir yıldız için geçerli olduğu gibi bir karıncanın bünyesinde de geçerli ve aynı sonuçları doğuruyor.

Diğer canlıların durumlarını şu an için ihmal edip insan kardeşlerimin besin zinciri içindeki yerine dönecek olursam, bizlerin farkındalık üreten organizmalar olarak, Yeryüzü ve ondan beslenen AY için çok elzem besin kaynağı olduğumuz aşikâr geliyor bana. Bu doğrultuda bakarsak, besin zincirinden kopup gitmek isteyen yani özgürleşmek isteyen insanın, kapsayıcı sistem tarafından hoş görülmeyeceği de açıktır. Bir bilimkurgu filmi gibi yukarıda oturan federasyon üyelerinin bu doğrultuda engelleyici kararlar aldığını söylemiyorum, ama bu belki sadece “kendiliğinden” böyledir. Peki özgürleşmek isteyen, yani “et kütlesi” konumundan çıkmak isteyen insan için bütün yollar kapalı mı? Kapalı değil, ancak hiç kolay değil. Bu konuda benim sezgilerim; belirli bir zaman aralığı esas alındığında, besin döngüsünden kaçabilecek insan sayısının, evrende sönmekte olan yıldız sayısından fazla olamayacağını söylüyor!

Eğer zaman faktörünü dikkate almazsanız, hepimizin özgürleşme şansının olduğunu anlarsınız; çünkü yıldızlar da eninde sonunda ölür! Böylece insanların neden sadece ve başka hiç bir şeyi dikkate almaksızın sadece, çoğalmaya teşvik edildiğini anlayabiliyor musunuz? Burada bir kasıt aramak, şu iyidir bu kötüdür demek pek anlamsız olurdu. Çünkü benim saç telim ancak ben varsam yaşamını sürdürebilecektir, bu sebeple de insanın bindiği dalı kesmesi düşünülemez! Ama gönüllü olarak beslemek zorunda olduğumuz bir hapishanede olduğumuz gerçeğini de değiştirmez.

Peki ben neden çoğalmadan yana değilim? Yeryüzünü, AY’ı sevmiyor muyum, bindiğim dalı mı kesmek istiyorum? Bu soruyu gerçekten cevabı duymak amacıyla sordum kendime. Cevap şöyle çıktı: “İnsan nüfusunun artması, her bir insandan sağılan farkındalık ışığının rekor seviyelerde düşmesi üzerine, kapsayıcı sistemin aldığı önlemle alakalıdır. Birim kar çok düşünce sürümden kazanma yoluna gidildiği bizce bilinen bir gerçek. Fakat “Kapsayıcı Sistem” bundan pek de memnun değil; çünkü aynı kazancı tutturmak kendisine pahalıya patlamaya başladı! Kalabalık insan nüfusu –ne yaptığını bilmeden- bindiği dalı kesiyor ki bu durum sistemin dengesini diğer açıdan bozunuma uğratıyor ve işte bu sebepten acil uyarı sirenleri deli gibi çalmaya başladı. Bu sesleri duyan birçok insan var ve onlar dört elle sistemin çökmemesi için ”Yeryüzü” nü korumaya almaya çabalıyorlar. Yeryüzü demek biz demek anlamına gelir. O olmadan biz bir hiçiz.”

Özgürleşmek güzel de, yediğin kaba pisleyerek olmuyor bu işler. İşte tam bu noktada çalan sirenlerin verdiği başka bir haber daha var; her bir üründen daha fazla kar sağlayacağı eski döneme benzer yeni bir evreye geçileceğinin haberi bu! Ben buna yıllar önce “Yeni Dünya” ismini koydum, şimdi artık birçok yerde de bu isimle anılıp çağırılmaya başlandı, hayırlı uğurlu olsun umarım.

Ez cümle Kapsayıcı sistem (Oyun), birçok insanın aynı anda aydınlanıp(sadece bu nedenle değil, öylesine dağılıp heba olmalarını da istemez. Ağacın, olgunlaşmamış meyvesini bırakmadığı gibi)  evrene saçılmasına izin vermez (gravitasyon), ancak arada yeni yıldızların doğmasına gereksinim olduğunun da farkında olduğu için, insanın özgürleşme olasılığını sıfırlamaz. Farkındalıkta ustalaşmanın “aslanın ağzında” olduğunu artık daha iyi anlıyoruz sanırım.

Gelelim bu işlerin sanal bellek ve Yeni Dünya ile ilişkisine.

-devam ediyor-