Endeavur ve Gizli Sayılar

Haftaya Endeavur dizisiyle başladım

Daha ilk sahnelerden kaliteyim diye bağıran bir polisiye dizi. Her sahnesine özenilmiş, İngiltere kırsalının güzelliği ve atmışlı yılların kasveti, bir başka kültürün tüm kokusu birleşip üstüne Agatha Christi’nin zeka dolu ama anlaşılabilir tarzı eklenmiş. Ben çok sevdim diziyi. Bölümlerin birbuçuk saat olması da kısa film tadı veriyor.

Haftanın ikinci dizisi Trapped…

İzlanda sahilleri, kar, buz, fırtına ile başladı -muhtemelen böyle de sürecek- polisiye gerilim ve daha ötesinde neler var henüz bilemiyorum fakat bize uzak yabancı bir kültürün yaşama bakışını izleme fırsatı kolay kolay bulunmuyor. Sorun sadece iki alt yazı üst üste bindiğinden ve izlandacadan da hiç anlamamaktan kaynaklanan görsel bi bulanıklık 🙂

*

This is us dizisi özellikle 13.bölümde tavan yapan önemli bir özelliğe sahip; ebeveyn olmak nedir? Nasıl olmalıdır?
Çok duygulu sahneler var, kaliteli bir yapım, yine de gözden kaçırmamak gereken husus bir şeyi “idealize” etmek uzun vadede dünya insanına yarar sağlamadı çünkü hiç bir insanı, durum ve zamanı,etkileşim ve yaratımdan getirdiklerini bir diğeriyle kıyaslayamazsın. Eğer bu diziyi, “ahhhhh benim annem babam böyle olacaktı kiiii…” hissiyle seyredenler varsa sadece boş bir avuntu olur bu 🙂 Bize “ortak rüyayı” paylaşılan dünya gerçekliğini öğreten onlardır ama yaşayan ben olduğum sürece aynı rüyadan binlerce milyonlarca çeşit hayat dallanıp budaklanır.
Başlarına gelen hoşlanmadıkları her bir şey için; “Bu neden bana oldu” “Neden ben?” diye hayıflanan üstelik bunu kapalı döngü haline getirmiş insanlar gördüm. İçimden hep şöyle demek geldi: “Peki kime olsun isterdin?”
Yaşarken verdiğim kararlardır hayatımı gerçekten belirleyen. İçime küçükten konulmuş gerçeklik tanımlayıcısı paket program sadece başlangıç yaptırır, fazla abartmamak lazım, hani ne derler. get over it!
http://www.dizibox1.com/this-is-us-1-sezon-13-bolum-izle/
*

Devamını oku “Endeavur ve Gizli Sayılar” →

Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer

Alejandro’nun ikinci kitabına geçtim (destekleyen arkadaşlar sağolsun), ilk sayfadaki söylemler iştah açıcı ama paylaşmak için vakit ayıramıyorum, lütfen bağışlayın.
ha zaten ho’oponopono tüm sözlerim için. Saçmaladığımı ve dönek olduğumu peşinen kabul ediyorum.
İşte bi parmak bal çalayım ağzınıza yine de:
“Işık duvarını aşınca, uzun sakallı sarı tenli, hahamlar gibi giyinmiş bir adam bu öksüz çocukla birlikte havada süzülmeye başladı. Çok şanslısın genç adam, benim başıma gelenler sana olmayacak. Ara dünyayı keşfettiğimde bana yol gösteren olmadı. Ormanda terk edilmiş bedenimi ayılar yedi. İnsanların dünyasına dönmem mümkün olamadı. Yaratılışın on düzeyinde hiçbirinde duramadan, başıboş süzülmeye mahkum oldum. Ruhuna süzülmemeizin verirsen seninle birlikte dönebilirim. Ve teşekkür olarak -tevrat ve talmutu ezbere bilirim- sana eşlik ederim. Ne dersin?”
Eğer tanrı burada değilse hiçbir yerde olamaz; bu an mükemmelliğin ta kendisi.
Kitap, Jodorowsky’nın anne ve babasının üç kuşak öncesinden alıp fantastik bir anlatımla çağlayarak akıyor.
küçük bir pasaj daha:
Bu iki yaşlı kadın, bir elmanın ortasındaki aydınlık kurtlar, şahit eksikliğinden tekrarlanamayacak bir sanat yapıyorlardı. Bu müzik bir ulusaal mirastı ve tüm Şilililer duymalıydı. Fark ettirmeden çantasından karalanmış bir kağıt çıkardı, müziği ve gündelik gürültüler üstüne altın bir iplik gibi yayılan sözleri yazmaya çalıştı… Carmelite hemen çalmayı bıraktı. Kör kadın da durdu.
-Kağıt üzerindeki o kurşun kalem gürültüleri ne kadar çirkin! Meleklere hakaret ediyorsun kızım. Onların söylediği her şeyi yazmaya kalkarsan o kadar kağıda yetecek orman olmaz. KENDİN ALMAYI BECEREMEDİĞİN ŞARKILARI BAŞKALARINA VERMEK İSTİYORSUN. Bu tembelliktir. Kutsal ritmi böldün. Kaleminin yarattığı yarayı affetmesi için ruha dua edelim.

Devamını oku “Bir Kuşun En İyi Öttüğü Yer” →