İnsanlık, kendi sonunu hazırlayabilecek silahları üretip sonra da onları kullanmamak için karmaşık bir mantık geliştirdi. Nükleer caydırıcılığın merkezindeki fikir ürpertici ölçüde basittir: Bana saldırırsan seni yok ederim; fakat bunu yaparken ben de yok olurum. Böylece iki taraf da kazanamayacağını bildiği için ilk hamleyi yapmaz. Medeniyet, bir bakıma, iki silahlı adamın birbirinin gözlerine bakarak tetiğe dokunmamasına emanet edilmiştir.
Kazanmanın mümkün olmadığı oyun
Oyun teorisi, kararlarımızı yalnızca kendi arzularımıza göre değil, rakibin muhtemel kararlarını hesaba katarak verdiğimizi söyler. Nükleer çatışmada sıradan bir zafer tanımı çöker. Taraflardan biri ilk saldırıyla üstünlük sağlasa bile karşı tarafın denizaltılar, gizli rampalar veya havadaki bombardıman uçaklarıyla cevap verebilmesi mümkündür. Buna ikinci vuruş kapasitesi denir. Sonuç, meşhur karşılıklı garantili imha dengesidir: Şah çekebilirsiniz ama mat ettiğiniz anda tahta da yanar.