Enerjiden Kütle oluşur mu?

Eşdeğer bir kütlesi (veya ağırlığı) olan enerji üzerine yeterince konuştuk. Kütlenin bir enerji türü olduğu gerçeğinin daha derin sonuçları da var. Bir enerji türü bir başka enerji türüne çevrilebileceğinden, kütle enerjisi başka türlerdeki enerjilere ve tam tersi şekilde, diğer enerji türleri de kütle enerjisine çevrilebilir.

İkinci süreci ele alalım. Bir enerji türünden kütle enerjisi oluşturulabiliyorsa, herhangi bir kütlenin var olmadığı bir yerde, birdenbire kütle oluşabilir demektir. Dev parçacık hızlandırıcılarda olan şey tam olarak bu. Örneğin Cenevre’deki nükleer araştırma merkezi CERN’de, atomların yapı taşları olan atomaltı parçacıklar yeraltındaki bir alanda, ışık hızına yaklaşan hızlarda birbirleriyle çarpıştırılıyor. Bu şiddetli çarpışmada amaç, parçacıkların muazzam düzeydeki hareket enerjisinin kütle enerjisine (bir diğer ifadeyle, fizikçilerin üzerinde çalışmak istediği yeni parçacıkların kütlesine) dönüştürülmesi. Ve çarpışma noktasında, bu yeni parçacıklar (göründüğü kadarıyla) yoktan var oluyor – tıpkı şapkadan çıkan tavşanlar gibi.

Bu olay, bir enerji türünün kütle enerjisine çevrilmesine verilebilecek iyi bir örnek. Peki ama, diğer enerji türlerine dönüşen kütle enerjisi hakkında ne söyleyebiliriz? Böyle bir şey oluyor mu? Evet, hem de her zaman.

Cern Kuantum Çalıştayı

Başlığı kuantum olarak yazdım fakat parçacık fiziği, yüksek enerji fiziği olarak da geçiyor. Bu yıl Ocak ayı sonunda katıldığım kuantum çalıştayı oldukça güzel ve heyecan verici geçti. Elbette Cern ortamı, Alplerin ve İsviçre’nin doğası ve kültürü bu güzelliği daha da özel hale getirdi. Cern hakkında yanlış bilinen, yanlış yorumlanan bir sürü gerçeğin aslında sadeliği ve açık olması insanların bilgisi olmadan fikri olması konusunda yine şaşırtmadı. İsviçre’nin Cenevre şehrine kurulan Büyük Hadron Çarpıştırıcı’nın büyük bir bölümü de Fransa topraklarında kalıyor. Hoş, sınır olayını çözmüşler. Fransa ve İsviçre arasında göstermelik bir kapı olsa da insanlar elini kolunu sallayarak iki ülke arasında gidip gelebiliyor.

Bir haftalık yoğun eğitim ve gezilerde görünen şey bilime, düşünceye ne kadar önem verildiği ve merakın peşinde giden insanların neler yapabileceklerini görmenin hayranlığı yaşam planımdaki bazı değişimlere yol açtığıdır.

Devamını oku “Cern Kuantum Çalıştayı” →

Yoksa Nötrinolar sevgi mi?

Uzay ve zaman birleşerek, birbiri içinde eriyen homojen bir yapı meydana getiriyorlar.Tüm zamanların en büyük keşiflerinden olan uzay-zaman yapısı, anlaşılması oldukça güç bir oluşum. Ve hız… Hele de ışık hızı!
Nötrinolar uzay-zamanda kısa bir yol seçerek Cern’den Gran Sasso’ya ek boyutlar aracılığıyla ulaşıyor (2011). Paes: “Böylece nötrinolar aslında daha hızlı olmamalarına rağmen ışıktan daha hızlı hareket etmiş gibi görünebilir” dedi.
Nötrinolar; son derece gizemli parçacıklar, çok küçük kütleleri var. Elektrik yüke sahip değiller ve hangi madde olursa olsun yeter ki orada olsun içinden geçme kabiliyetine sahipler.

Birkaç santimetre kalınlığındaki kurşun tabaka X ışınlarını tutabilirken 1 ışık yılı kalınlığındaki kurşun tabaka nötrinoyu tutamamaktadır. Dünya’nın bir ucundan girip diğer ucundan çıkıp giderler.

Yoksa Nötrinolar sevgi mi?
Tarif ede ede tahrif ederek aslını kaybettiğimiz şey hani!

Atlas Deneyi

Önce kuram sonra deney!
Sistemin böyle çalıştığından zaten eminiz. Şöyle sorular olurdu daha önceleri; Yani evrenin başlangıcına ait bu teori ortaya konulmadan önce evrenin başlangıcı gerçeği vardı, yok muydu?!!!
Bu soruyu duyduğumuzda biraz afalladığımızı hatırlar gibiyim :)))
Oysa şimdilerde hemen herkes gibi ben de biliyorum ki, evrenin başlangıcından kimsenin şüphesi yok; çünkü biz canlı kanıtlarız :))) Burada konu olan nasıl başladığı ile ilgili teoriler ki bunun da “kendinden menkul gerçek” cevabı yok! İnsanoğlu/kızı, nedenler geliştirecek, süsleyip püsleyecek, geneli inandırmak için çok çaba sarfedecek ve bir an gelecek kritik kütlemiz teorinin biri üzerinde aşılıverecek, işte oldu mu sana gerçek neden?! :)))
 
İnsanlığın ilk evrelerinde bu kandırma işlemi büyü ile yapılıyordu, daha sonra bu parçalarına ayrılıp; şiir-müzik-dans olarak işlev sürmeye başladı, daha sonra ise bilim büyünün tahtına oturdu. Bugün hala sanatın dalları, reklam sektörünün büyü etkisi varsa da bunların tümünün ortaya çıkardığı etkiyi geliştiren ve tam yerine oturmasını sağlayan bilim büyüsüdür.
Hangi yolla olduğu o kadar mühim mi?
Önemli olan biz insanların dalgayı çökertme ihtiyacı duyuyor olmamız, gerisi bazen keyifli bazen itiş kakışlı hayat gailesi. Bazen Don Juan buna boş konuşmalar der :)))
Gel gör ki O da saçmalamanın mecburiyetinde hemfikir.
Kuram denilen şey de öyle atıp sallamakla olmuyor, çünkü çok ana bir kuralı var:
Yeni bir kuramın, o konuda daha önce “dalgayı çökerterek” gerçek kılmış kanunları kapsaması gerekiyor! İşin zorluğu burda. Diş söker gibi büyütüyolar adamı vallahi!