Toplum Neden Bir “Şeytan” Arar? Medyanın Günah Keçisi Fabrikası

Bir şehirde suç artar, ekonomi sendelemeye başlar ya da gençlerin davranışları yetişkinlere anlaşılmaz görünür. Tam o anda toplumun görünmez alarmı çalar: “Bunun sorumlusu kim?” Cevap çoğu zaman karmaşık nedenler, bozuk kurumlar veya uzun vadeli eşitsizlikler olmaz. Daha kullanışlı bir hedef bulunur: alışılmadık giyinen gençler, göçmenler, belirli müzik dinleyicileri, oyuncular, taraftar grupları ya da dijital dünyanın yeni “tehlikeli” toplulukları. Sosyolog Stanley Cohen’in kavramsallaştırdığı halk şeytanları, toplumun korku ve öfkesini üzerinde toplayan bu sembolik düşmanlardır.

Halk şeytanı, mutlaka güçlü ya da gerçekten zararlı bir grup değildir. Hatta çoğu zaman tam tersidir: Savunma kapasitesi sınırlı, kültürel olarak görünür ve “bizden değil” diye kolayca işaretlenebilir bir topluluktur. Bir grubun saç modeli, dili, mahallesi, kıyafeti veya çevrimiçi jargonunun aniden toplumsal çöküşün kanıtı gibi sunulması tesadüf değildir. Belirsizlik rahatsız edicidir; insan zihni ise belirsizliği tek bir yüz, tek bir hikâye ve tek bir suçluyla değiştirmeyi sever.

Manşetler korkuyu nasıl büyütür?

Medya bu süreçte yalnızca haber taşıyan bir pencere değildir; çoğu zaman pencerenin çerçevesini, ışığını ve bakış yönünü de belirler. Nadir bir olay sürekli tekrarlanır, çarpıcı görüntüler bağlamından koparılır, birkaç örnek bütün grubun karakteriymiş gibi anlatılır. “Dehşet saçtılar”, “mahalleyi esir aldılar”, “çocuklarımız tehdit altında” gibi ifadeler bilgi vermekten çok duygusal bir sahne kurar. Haber, istatistiksel bir değerlendirme olmaktan çıkar; küçük bir grubun devasa bir gölgeye dönüştüğü ahlaki panik anlatısına dönüşür.

Bu anlatının güçlü yanı basitliğidir. İşsizlik, eğitimde fırsat eşitsizliği, konut krizi veya sosyal dışlanma gibi meseleler sabır ve politika gerektirir. Buna karşılık “sorun şu grup” demek hızlı, paylaşılabilir ve siyasi açıdan kullanışlıdır. Korku, dikkat ekonomisinin en parlak para birimlerinden biridir. Öfke ise izleyiciyi ekranda, okuyucuyu sayfada, kullanıcıyı akışta tutar. Böylece medya kuruluşları, siyasetçiler ve hatta sıradan sosyal medya hesapları aynı dramatik senaryonun farklı anlatıcıları hâline gelebilir.

Günah keçisinin bedeli

Bir grup halk şeytanı ilan edildiğinde sonuç yalnızca kötü şöhret değildir. İnsanlar işte, okulda, sokakta ve kamusal hizmetlere erişimde ayrımcılıkla karşılaşabilir. Daha sert polislik, daha ağır cezalar ve daha geniş gözetim uygulamaları “toplumu koruma” adı altında kolayca meşrulaşır. İronik olan şudur: Damgalama, dışlanmış grupların fırsatlarını daraltarak çözülmek istenen sorunları büyütebilir. Toplum, kendi ürettiği gerilimi sonra yine aynı grubun “doğası” diye okumaya başlar.

Dijital çağ bu mekanizmayı hem hızlandırdı hem de çoğalttı. Algoritmalar, sakin düzeltmelerden çok öfkelendiren içerikleri görünür kılma eğilimindedir. Birkaç saniyelik video, eksik bağlamla milyonlara ulaşabilir; yorumlar bölümünde ise yargı, soruşturmadan önce gelir. Artık halk şeytanları yalnızca gazetelerin birinci sayfasında değil, etiketlerde, kısa videolarda ve öneri sistemlerinde de üretiliyor.

Bu yüzden eleştirel soru şudur: Bir haber bize kimden korkmamız gerektiğini söylediğinde, hangi bilgilerin eksik bırakıldığını da soruyor muyuz? Tekil olay ile genel eğilim, sorumluluk ile kimlik, güvenlik ihtiyacı ile toplu cezalandırma arasındaki farkı korumak zorundayız. Halk şeytanlarını tanımak, hiçbir zararı inkâr etmek değildir; zararı anlamak için kolay düşmanlara değil, zor gerçeklere bakmayı seçmektir. Toplumun olgunluğu, en gürültülü korkusuna değil, en sessiz adalet talebine nasıl karşılık verdiğinde ölçülür.