Her Güne Bir Şiir

Şiiri sevmenin bir önceki aşamasını çoktan geçtim. Kısa denemeler bile yaptım. Anladım ki; ben şiir olmadan bendeki şiircilik bitmez…:)

Mısralara aç, yazabilme duygusuyla kıvranan bu naçizhane kalemi elimden bırakmak istemiyorum. Olmadığım kadar iyi hissediyorum yazarken. Sadakatsiz davranıyorum bazen, köşe yazıları, politik yazılar, gündelik koşuşturma içinde unuttuğum mısralar, en ufak bir boşlukta hatırlatıveriyorlar kendilerini… 🙂 Tüm şair ve şiirlerine ulaşmak mümkün değil. Burada tanıştırılmak, tanıştırmak, tanışmak isterim.

Ben şiiri seviyorum…:)

Günaydınım,
Bu sabah yenice uyandım,
Bu sabah sevice uyandım,
Sana uyandım bu sabah…
Hem nasıl uyandım,
Evren parmak ısırdı bu uyanışa…
Günaydınım…:)
Ben, sana uyandım…

Delişey,

Pembe Otobüs Mavi Otobüs!

Saadet Partisi İl Başkanlığı haremlik – selamlık “pembe metrobüs” isimli bir imza kampanyası başlatıp, toplu ulaşımda sadece kadınların kullanabileceği araç talebi için 60 bin imza topladı. Bu imzalar İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı’na iletildi. Parti’nin İl Başkanı, “isteyen haremlik araçları kullanır, isteyemeyen kullanmaz “ açıklamasını yapıp ciddi bir ayrımcılığa sebep olurken, bu ayrıştırıcı araçların gerekliliğini de savundu.

  • Bu araçları kullanan sürücüler de kadın mı olmalı?
  • Burada amaç kadını karşı cinsten korumak ve sıkışıklıktan kaynaklı karşı cins tacizlerini önlemek mi?
  • Yoksa, yine kadının üzerinden oynanan oyunların siyasi güncesi mi?
  • Her kesimden oy potansiyelini arttırma politikası, hınzır bir zeka mı? Zira, iktidar yanlısı olmayan erkek ve kadınların bile hoşlarına giden bir uygulama. Neden? Adam diyor ki; “ Ben iktidara karşı duruş sergileyen biriyim, ancak ben yanındayken bile eşime dokunmaya çalışan bir kitle dolaşıyor toplu taşıma araçlarında, yerinde bir uygulama !…”
  • Yada…???

Pembe otobüs mü? mavi otobüs mü? Fikrimi sorsalardı kesinlikle mor derdim. Mor otobüs isterdim… Hatta mümkünse iç dekoru puantiyeli ve koltukları fiyonklu olsun lütfen.

:))

Yeni Bir Meslek, Din Psikoloğu !

Her gün yeni güne uyanırken AKP’nin yeni projeleri ne olacak diye merakla bekler olduk. Çağdaş toplum yapısına uygun en medeni projeler AKP’nin işi. Yeni projesi : din psikologları 🙂 ve sıkı durun bu psikologlar bildiğimiz imam hatiplilerden oluşacak. Tabi sürekli imam hatip lisesi açmaktan oluşan imam birikimini eritmek için mezun olan imamları hayatın her alanında yaymak zorunda kalıyor. Ayrıca bir taşla üç beş kuş vurma talim tarbiyesi alan bu sistem, bir yandan imamlara istihdam sağlarken diğer taraftan da insanları dine iyice bulayıp sarıp sarmalama düşüncesini hayat geçiriyor.
Psikologların yıllarca aldıkları eğitimi bir çırpıda yok sayan bu yönetime ne desek bilmem! İmam her derde deva demekki:) Kesin tıp bilimi ile bir problemi var başkabanın zira önce jinekologlar, şimdi psikologlar… Sırada kim var acaba???

Bir Varmış, Bir yokmuş:)

Geçmişe bakıldığında üstteki başlığın doğruluk derecesini daha iyi anlayabiliriz. Türban vardı konuşulan, konuşuldu, ortalık karıştırıldı, tabiri caizse “dost- düşman” belli oldu, karşı çıkanlar – destekleyenler. Bir yokmuş oldu… Artık başörtüsü zulmünden bahsedilmiyor…

İmam hatipliler üniversiteye girecekler mi –giremeyecekler mi? Bu konuda da ayrı bir mağduriyet senaryosu işlendi. Filmi çekildi, seyircisi bol, katılımı geniş propagandalar yapıldı. Sahnede yeniden din üzerinden “dost-düşman” ayrımcılığı… Ayırım yapıldı, gerekli düzenlemeler ışık hızıyla gündeme dahil oldu eğitim sistemi “iyileştirildi” filan falan… Karışıklık çözüldü, konu kapandı. Bir yokmuş oldu.

Ama başkabanın canı halen sıkkın, e tabi bir de gündemi değiştirmenin zarureti gelip kapıya dayanınca!!! Toplumu ayrıştırmanın başka bir boyutu olan “yaşam biçimlerine saldırı” şu sıra gündemde. Kendi kontrolü dışında, izni dışında oluşan ilişki biçimlerine acayip sinirleniyor. Hele kadının her anlamda özgürleşmesi ödünü patlatıyor olmalı ki!!! Konu geldi oturdu kadının göbek kısmı ve bacak arasına…

Ney miş ? Bir var mış: Ney miş “kürtaj ve sezaryen”mış…
Hani demeye getiriyor ki; “doğmamış çocukların öldürülmesine göz yumuyorken….” Uludere için göz açamazsınız…

Üç çocuk istemini de sezaryen ameliyatlarını kontrol altında tutarak hayata geçirmeyi planlıyor mu ne?

Eee doğurun gariiii :))

Aşk, En Uzak Yıldızın Üzerindeki Yazıyı Okur

“… aşk, gökyüzündeki en uzak yıldızın üzerine yazılan yazıyı bile okur…”

Gerçek aşka hiçbir kurum engel değildir. Kişi onu her an yaşar. Aşk denilince yalnızca uçkur peşkir düşünülüyor… Oysa aşkın küçük bir bölümüdür cinsellik…

… “yaşamak için yemeli ama yemek için yaşamamalı” der Cervantes. Aşk cinselliği kapsar ama cinsellik aşkı kapsamaz. Aşkın amacı sadece cinsellik midir? Cinselliğin amacı da aşk olamaz o zaman! Aşkın amacı kendini aşmaktır adı üstünde “Aş–k”… :))

Anlamanın doruğuna ulaşmaktır aşk. İnsanın ruh olarak en üst boyutlarda gelişmesini sağlayan bir durumdur ve insanın benzerini aradığı bir yolculuk olabilir mi aşk… ? Bu yolculukta insanı en çok çeken karşı cins midir? Ve bunun nedeni doğada olduğu gibi zıt kutupların birbirini çekişi midir?

Peki, ayni ruhların zıtlığı nedir ki çekiyor dersek, zıtlık cinsiyet zıtlığı olabilir mi? Aşkın amacı ruhunun diğer yarsını karşı cins içinde bulmak mıdır? Evet arayış budur bencileyin. Ancak bu arayış sırasında insan yeryüzünü ve evrende düş’ünün değdiği her şeyi anlama noktasına ulaşır ve aşk tüm bu alanlardaki sevgi titreşimlerinin toplamıdır. Bu yüzden benim aşkım birçok sevginden de beslenir…

“Aşk, tek bir kişiye olmayabilir ama en mükemmeli yüzde yüz ruhunun yarısını bulduğunda yaşanandır… Evet, bir bakıma kendi aşkını yaratan sensin, sen kendini yarattığın oranda kendi benzerinin de peşine düşüyorsun. Bu düşkünlük arayışı aşkın yolu ama kendisi değil, yolu kendine göre açtığında âşık oluyorsun. Âşık olmak da aşka ulaşmak için yeterli değil ama şart. Âşık, aşkın yolunda olmak, aşk ise kavuştuğun andaki ulaştığın düzlemde dünyayı birlikte yaşamak ve yeniden tanımlamaktır.”

Teşekkürler, görünmez gücüme…

Aşk ile…:)

Delişey,