Ölülerim Var Benim

yitip gitmiş ölülerim var benim
hepsi içimde saklı, uyuyorlar hepsi
kimi hayat bezgini
kimi yol gezgini,
kılı kırk yaran bıçak keskini kimi…
üçü beşi gecelere hükmetti
kolaylıkla çürüdü biri ikisi
bir çoğuna duygularım
yıkmak için,
yakmak için,
kahramanlık sahnesi…
kimi çok sevdi annem miydi?
babaydı biri önemsemedi,
kandan kardeş, karından eş
tutamadı ellerimi…
görmeyen tanrının gözleri
kaç gece kaderimi imtihan etti.
sevileri değiştirdi,
hüzünleri yeniledi
umudumu tüketti…

bir şey yapmalı,
bir şeyleri, bir yerleri tutmalı,
ya da bir şeyler bana dokunmalı,
kaybolmuş ruhların esamesi okunmalı
geceler kısalıp, gündüzler uzamalı…
uyuyan ölülerim, yeniden uyanmalı…

delişey,

Aşk ile…

Hayatın değişimine destek olan kelimeler var. Kaç heceden oluştuklarının önemi yok. İnsana getirdiği değişimi acayip. Misal do – ğum, iki hece ama insan hayatına getirdiği değişim, ucu belli olmayan bir yaşamı gözlemlemek, beslemek, büyütürken desteklemek. Yada ö – lüm, koca bir hikayenin sonu. Bitiş… Kocaman bir değişim… Ha bir de aşk var! O sadece tek heceli. Ama çok hengameli… Geldiğinde doğum gibi, bittiğinde ise ölümün insan üzerindeki yansıması kadar yıkıcı etkisi . Ne garip değil mi? Başlayış ile bitiş arasının olmazsa olmazı gibi…

Her günün defterini dürmeli kişi kendince. Bir diğer günün hayatına ne katacağını umutla beklemeli. Bilge öyle demişti ama!!! “Sen sessizce bekle, doğru olan sana gelecek, kendin ol sadece”… Ben bu bilgeye güveniyorum ha

Günlerin belli olguların üzerine ekilip biçilmesini, bundan ticari bir alış verişe vardırılmasını pek sevmiyorum ama yazmak istedim bu gün… Süslü püslü ambalajlamak da istemedim yazımı. Bir şey anlatmak istemedim, sadece paylaşmak istedim… Burada sizlerle, dost bildiklerimle…

“Ne ile çıkarsan yola, onunla karşılaşırsın yolda…”

Kalplerinizin kapısı kapanmasın, gözlerinizin ışıltısı hiç solmasın… Hepinizi “aşk” kuşatsın…

Delişey’den

Özlem, Hüzünle Bile Dalga Geçer…

Özlem hep var olacaktır,

Seven iki kalp arası.

Özlem, tüm duygulardan pay alır kendine,

Uzaktan seslenir sessizliğin içine…

“özledin mi sen de, iyi misin?” diye sorup özlenene,

Cevabı bekler, yine kendi kendine…

Uzaktan gelir cevap “iyiyim ben de…”

Her özlem zihinde bir oyuk açar,

Kurşunun bedene vardığı gibi.

Kan akmaz bu varışta!

Akan, sadece zaman,

Özlemin katili zaman…

Soğuk bir yük gibi taşınır omuzda,

Her attığın adımda sallanan ve sırta çarpan…

Ağır, ağır olduğu kadar soğuk!

Soğuk, soğuk olduğu kadar yakan, acıtan!

Bu ateşin içinden ruha akan,

Ilık, ılık olduğu kadar sert bir can!

Özlediğin, gidip göremediğin değildir,

Gidip görmek istemen, özlem değildir…

Özlem, başka, çok başka bir şey gibi gelir…

Ben’in de, sen’in de ötesine geçer,

Özlem, özlediğine ulaşamaz olur,

Hüzünle bile dalga geçer…

delişey,

Koca Kız Olmak!

Koca bir çocuk yüreğim,
Saçları iki melik, umut gözlerde,
Kaygısız, tasasız geziyoruz pazarda,
Evdeki pazar filesine şeftali dolduruyoruz…
Annemin eli sımsıkı elimde,
İp atlıyorum evin bahçesinde, pazardan dönüşte…
Sonra ipi bırakıp, elime taş alıyorum çiziyorum betonu,
Bahçedeki betonda sek sek oynuyorum,
Tek ayak üzerinde zıplıyor hopluyorum,
Sek sek oynuyorum…
Bir, iki, üç, dört ve beş! İşte iki ayağım yerde nefes alıyorum,
Altı, yedi, sekiz, dokuz ve on! Hop tersine dönüyorum.
Zaman, insana vermekte güçlük çektiği,
O masumiyeti istiyor benden geri…
Bir, iki, üç, dört, ritim aynı,
Altı, yedi, sekiz, dokuz, tersine zıpla hamle yap,
Dön hayata yeniden…
Her dönüşte yaşama bir kertik daha,
Her dönüşte hayatta çizikler oluşuyor,
Her sekişte zıplayan göğüslerim acıyor…
Tanrım! Bana ne oluyor!
Sesler var kulağımda çın çın çınlayan…
“çok ayıp, otur artık, koca kız oldun!”
Oysa, daha on üçünde yokum…
On üçünde koca kız!
Artık örgü örüp dikiş dikiyorum.
“Koca kız oldum” desek de,
Aklım hala bahçedeki seksekte…
Masumiyet hep kırmızı renkte!!!
Çocukluğumuz, büyüklerin ellerinde…

Ayşe…

Keçiler ne şekilde kaçar!

Kendine inanmış biri olarak, beni tutuklamayı kes toplum. Beni tutuklama, bırak da ben kaçayım!!! Şu ezici bakışları çek üstümden toplum. Şu yargılama durumuna bir mola ver ve düşün, veyahut yok et şu sistemi yaaa, lütfen! İlk defa mı karşılaşıyorsun sanki benim kadar sana uyumsuz biriyle? Ne olmuş yani; geleneksel toplum kurallarını çiğniyorum diye, ağır ağdalı ahlak takıntım yok diye, dinin talimatı dışında yaşama isteği taşıyorum diye beni infaz mı etmen gerekiyor toplum??? İstemediğim bir ilişki yörüngesinde dolaşmam mı gerekiyor. Sevmediğim bir insana itaat mi etmem lazım? Benden bağımsız, benim menfaatimi korumayan bir sisteme boyun mu eğmem gerekiyor? Ne diyorsun sen, ne diyorsun toplum? Sağlıklı ilişkiler mi dedin toplum? Sosyal hayatta uyum mu dedin? Yahu ben bilmiyor muyum dönüp duran dolapları bu anahtar kelimeciğin içinde (sağlıklı…)?

Hangi sağlıklı ilişkiyi göstereceksin bana? Toplumun en sağlıklı ilişkisi nedir? Aile dediğimiz toplumun yapı taşı bile oyun düzen içeren bireylerden oluşuyor çoğu kez. Ben senden korkuyorum toplum!!! Kadın olduğum için biraz daha fazla korkuyorum! Ne hukuk sisteminde, ne medeni kanunda, ne anayasanda bahsettiğin hak hukuk sadece göstermelik biliyor musun? Ben biliyorum ama, bilmekten öte yaşıyorum…

Dağdaki çoban keçileri otlatırken uyumuş, keçiler susamış ve su aramak için yola koyulmuş. Çoban uyanıp ta keçileri göremeyince köye doğru koşmaya başlamış ve feryat etmiş “keçileri kaçırdım, keçileri kaçırdım…” . Bir süre sonra ortalık birbirine girmiş, eee keçilerin değeri çobanın canından fazla! Köyün ağasından çekinen çoban, keçileri kaçırdığını söyleyerek dağa doğru kaçmış ve bir daha dönememiş bulunduğu yere. Susuzluğunu gideren keçiler ise bir süre sonra bulundukları her zamanki alana teker teker gelmişler. Ahali keçilerin yerinde olduğunu görünce, aslında çobanın keçileri değil, aklını kaçırdığı konusunda hemfikir olmuşlar…

Ben biliyorum, sağlıklı bir toplumda nasıl birey olunur. Bunu yaşamak ve model olmak istiyorum ama bir bakıyorum ki; keçiler yok ortada!

Delişey,