Yine Kendim…

Nereye gidersen git
Dönüp dolaşıp döneceğin yerdir
Kendin…
Bir yazının kıyısında,
Bir hayalin ucunda,
Bir durumun avucunda gezinsen de,
Kendine dönersin yine…
Düşersin kuyuya kendin,
Çıkarsın düzlüğe kendin,
Bahanedir uzatılan dal,
Kuyuya sallanan ip!!
Yine kendinlesin,
Nereye gidersen git…
Ahkam kesen insanlar
Sarıverir etrafını,
İyi bir tesadüf bulaştırır sana..
“gülümse” derler,
“yaşa” derler, önüne akan yaşamı.
“kaderini sev, ona güven” der bir kaçı…
Bilmezler unuttuklarını,
Hatırlamazlar gerideki zamanı…
Sadece ahkam keserler,
Sev hayatı!!!
Gitmiyorum buradayım.
Ne karanlık geceye,
Ne kuytu köşeye,
Ne ıssız sessizliklere..
Burada, tam burada
Kimsesiz kaldı çağlayan şelale…
Artık suya da kapadı kendini,
Ne açan güne, ne kapanan düne
Tanıdık ta değilim,
Yine kendim, yine kendim..
Ben anladım,
Kimsesi yok kendimin..

delişey,

Yoklaşmak…

Olsa olsa eşsiz bir ustayım ben,
Bir sanattır her seferinde ölümün varlığınla dans edebilmek!
İnce ince işleyerek örüyorum dantel gibi seriyorum düşünceleri,
Her yere buluyorum, her defa ölmeye adım atıp
Geri dönüyorum…
Yaşamımda derinleşen çatlaklar oluştumu,
Kirli bakımsız insanlar zihnime yapıştımı,
Küsümsenmeyecek bir arzu hissediyorum ölüme…
Bir sakin caddenin sokağında bir kuytu evde
Bir kuytu evin parmaklıksız hapishanesinde,
Ağırlaşan ağdalı gecenin sessizliğinde,
Gidiyorum, gidiyorum, gidiyorum…

delişey,

Antenli Tür!

Son günlerde dikkatimin odağına aldığım bir durum var. Evden çıkıp işe gidene kadar ve işten çıkıp eve dönene dek çevremde sıkça gördüğüm antenlerinin uzantıları yukarı değil, aşağı bakan garip bir tür!!! Bazıları bu antenlerin bağlı olduğu ışık saçan bir kutucuk çıkartıyor çantasından, cebinden kurcalıyor. Elinde tutuyor bu kutucuğu kimileri tuşlarına basıyor. Başta tek tük idi bu görüntü, sonradan çoğaldı, şimdilerde ise bu anten ve kablo ikilisini kullanmayan kalmadı. Antenin ucundaki düğmelerin kulağın içine geçiriyor olması kulak için bir sakınca oluşturur mu diye geçti aklımdan, zira kazara bu düğmeyi çıkardıklarında kulaklıklarından bangır bangır ses çıkıyor.

Şimdi kullandıkları nesnelerin sorumluluğunu da taşır kişi düşüncesiyle, uğrayacakları zarar konusu kendilerini ilgilendirir diye düşünüyorum. Benim merakımı cezbeden asıl soru şu

“bu antenli türün bunca çoğalma sebebi ne olabilir? “

Sürü psikolojisi mi?
Merak mı?
Algıyı kapamak mı?
Keyif mi?
Ya da ne?

Morarmış Duygular

Mor bir gecenin ağırlığı üstümde
Mor mor halkalar oluştu gözlerimde
Mor bir battaniyenin altında
Mor bir gecelik içinde
Mor yazan bir kalemin ucunda kaldım…

Mor mor harelenmiş anların, yazıların
Morumsu anlatımına bakıp
Mor düşlere daldım…

Ve, Mor bir sabaha uyur uyanık kaldım
Uyandım…

Bu nasıl bir yangın!
Mor alevler çıkaran ağzından,
Mosmor ölüm getiren celladım..

Kalktım sabahın moruna
Yürüdüm mor bir halıda üç-beş adım
Ummanında uğurladım zihnimi
Nefesimi tuttum, kalp çarpıntımı
Mor bir iplikle bağladım
Gem vurdum benliğime
Mor mor ağladım.
Bundan böyle mor benim adım.
Kendim kendime yazdım
Okudum, düşündüm morardım…

delişey,

… Başlıksız

Kendimizi tanımamızın yolu, ruhumuzu ve bedenimizi anlamak… Farkındalıklarımızın farkında olmak… Ve bu bilinçle şifrelerimizi çözebilmek…

Belki de mutluluk diye bir şey yok. Evet, evet mutluluk değil hissettiğimiz. Bu hissettiğimiz sadece motivasyonun bize bıraktığı sonuçlar ve seçtiğimiz yaşam şekli. Büyük hataları, küçükleriyle değiştirmek koşulu ile başarıyı geçici bir süre de olsa yakalayabilmek… Ama sıfır hata yok. Bu çok hayalî bir düşünce… Sıfır hata!

Ve doğru yaşama biçimi diye de bir şey yok. Doğru kimin doğrusu ve kime göre doğru? Doğru yaşama şekli için kesin bir kanıt yok, tıpkı yaşamın anlamının da kesin bir yanıtı olmadığı gibi.

Topluma uyum gösteren davranış biçimlerini benimsediğimiz sürece, doğru insan olma yetisiyle etiketleniyoruz. Parmakla gösterilir duruma geliyoruz. Peki ama topluma uymayan, kendi doğruları olan, kimseye de herhangi bir zarar vermeden yaşayan insanlar yanlış insan mı?

Yok, yok aslında bu insanlar sadece sıra dışı. Hatta hatta bunlara ruh hastası diyerek soyutluyoruz. Yani toplumsal uyumsuzluk gösteren, ama kimseye de zarar vermeyen insanları ayırıp, toplumsal yararlılığı, ruhsal sağlığın ölçütü yapıyoruz. Ve ne acıdır ki birçoğumuz bu insanları tanımadan, anlamadan izlemeleri gereken yol ve inanç şekilleri için ahkâm kesiyoruz.

Hayatın acı tatları o kadar çok ki.

Belki de bu yüzden, ara sıra üzerimize iri taneli tozşekerler serpiştirmek gerekiyor.

Ayşe’den,