Dinlemek nasıl?

Neyi, kimi gerçekten dinliyorsun? Dış ve iç sesini durdurup Allah kelamıymışçasına dinlediğin şeylere-kişilere bi bak. Bak ve gerçekten sevdiklerini gör. Dinlemek sevmektir.

  • Çağla Necat Bu dediginiz bir cesit hipnozda olma hali olmasin ..

  • Anda Sakin Öyle olsaydı dinlemek yerine kaptırmak kelimesini kullanırdım galiba 🙂

  • Çağla Necat Hem birini hipnotik olarak dinlemek icin fiziksel olarak kulaklarimizin onu duyuyor olmasina da gerek yok. Imgeleri cok guclu olarak yasayabilen bir kisi bizi kendi kurdugu oyunun icine de cekebilir.
  • Anda Sakin Dinlemek ile hipnoz altında olma arasında bi Gözlemci farkı var. Gayet matematiksel 🙂
Çağla Necat Dogrudur.. Ama iyi izlemek yakalamak gerekiyor..

Anda Sakin Bak denklemin eşitliğini tersine çevirince daha da iyi anlaşılıyor: Hipnoz altındalık=Dinleme-Gözlemci 🙂

Çağla Necat Assertive olmayi ogrenmek gerekiyor. Amerikada bu konunun ders olarak okutulmasini cok yerinde bulmustum.

  • Anda Sakin Kendine güveni geliştirmek için olsa gerek.
  • Çağla Necat Annene sevgiline is arkadasina vs nasil hayir dersin. Turkiyede insanlarda cizgi cekme sorunu onlari hipnotik olmaya acik kiliyor.

    Anda Sakin Bunun dersini nasıl veriyolar merak ettim. Çünkü bunu yapabilmek için kendi sınırlarını bilebilmek lazım. Bu ise zaten başlı başına bi gelişmişlik işaretidir. Ve bunu bilen zaten hipnoza kaymaz. E bilmeyene “hayır” demeyi öğretmek avrupavari bi nezaketten gayrısını sağlamaz sanki. Ama hiçbişey birden olmadı, adım adım herhalde

    Çağla Necat Toplumun bunu sindirmesi ve genel kabulu ile de ilgili, kisaca yasam kulturune yerlesmesi ile ilgili..
  • Anda Sakin çok doğru

B-akmak

Eski bi yazımızdan, DJ’ın görme kavramı için: bakınız

Aslında “bakmak” denilen olgu katagorize etme kavramını çağrıştırıyor bana. Sanırım bir toplantımızda söylemiştim, bi şeye ilk bakışımızda (eğer gerçekten ilgiyle bakmışsak) gerçeğe (görmeye) çok yaklaşıyoruz. Sonra o kişiyi ya da şeyi bildikler sınıfına aktarmak için yoğun bir çabaya girişiyoruz; örneğin yaşı, tahsili, mesleği, medeni durumu, burcu ya da bileşiminin hangi madde olduğu, kim tarafından imal edildiği, ne için kullanıldığı gibi… Bütün bu cevapları bulduğumuzda o kişi/şey için beynimizin kıvrımları arasında bir klasör açıp oraya aktarıyoruz ve bizim için herşey neredeyse orda bitiyor! Artık o şeye bir daha  gerçekten bakmıyoruz bile -bırakın görmeyi- diğer tüm bakışlarımızda kaynaktan eski bilgiyi çağırmakla yetiniyoruz. O kadar tembelleşmiş durumdayız ki, her baktığımıza b-akamıyoruz!

Örneğin ben hep ilk görüşte aşık olmuşumdur ve kişiyi/objeyi/fikri gözlerimle görmem de gerekmemiştir aşık olmak için. İşte bu deneyimim üzerine düşündüğümde bir zamanlar önüme çıkmış olan NHAHYU kavramını hatırlamadan edemiyorum. Nhahyu, hissetmek de diyebileceğim, tüm duyu organlarını kapsayacak biçimde bütünsel bir algılama imiş. Bu arada Sinestezi geldi aklıma, gerçi bildiğim kadarı ile bütünsel bir algılama değil, daha çok iki tür algıyı eşleştirme şeklinde görülen vakalar bunlar. Belki de nhahyu için bir basamaktır, kim bilebilir ki?

Burada DJ’nin kullandığı “görme” durumunun gözlerle ilgili olmadığını hepimiz öğrendik artık, bu daha çok “dinleme” ile ilgili geliyor bana. Tüm hücrelerin, tüm bildiğin ve bilmediğin duyu organlarınla DİNLEME… Keşke yapabilsek.

Dinle bi kez…

Dinlemek…

Çevredeki tüm sesleri, sana ulaşmaya çalışan inceli kalınlı, bası tizi tüm sesler! Yağmurun sesi, saçaklardan akışları… Sisin sesi, rüzgarın, başbakanın, komşunun çocuğunun sesi…

Beton arabasının, ambulansın sesi, imamın, açım diyenin, köfte satanın sesi… Bulutların, güneşin, senin, onun, hepimizin, sokağın en çok havlayan kara köpeğinin sesi…

Aferin diyenlerin sesi, sessizliğe yatanların sesi, küfredenlerin, acı kusanların, yalvaranların, yaltaklananların, balığın, rokanın ve bu müzik, aman tanrım ne çok ses var!

Frekanslar dansı…

Eski ve Yeni Dünya-2

Son yıllarda Yeryüzü Ana ile yakınlaşmaya çalışan girişimlerin çoğaldığını görmek sevindirici ve umut verici oluyor. Tabi hiç bişey öyle bir anda “abra kadabra” şeklinde sihir gibi işlemiyor,  sarsılmaz niyet ve disiplin çok önemli.

Her zaman dediğim gibi (usandırdıysam affola fakat kendime hatırlatmak için yapıyorum bunu), “dinlemek” çok önemli. Bizim nesil dinlemek deyince favori şarkıları hatırlıyor 🙂 Oysa dinlemek kapsamlı bir kelime, ilginizi çeken konuya/kişiye/şeye tüm kanallarınızı açık tutmak, onunla aranızdaki olası tüm engelleri açmak, BİR olmak için kendini salıvermeyi de gerektiriyor. Görme nasıl yalnızca göz ile yapılamıyorsa, dinleme de sadece kulakla olmuyor!
Piyasadaki eğitici paketlerin bir çoğu, “odaklanmak” üzerine yapılandırılmış, yanlış mı peki? Değil tabi ancak eksik. Bu neye benziyor biliyor musunuz; diyelim sırılsıklam aşık oldunuz, tüm dikkatiniz onda, onunla yatıp onunla kalkıyorsunuz (fiziken olması gerekli bile değil), iyi pek güzel, pek aladır bu! Piyesin ilk sahnesinde (odaklanma) performans iyi diyelim, fakat bu üç perdelik bir oyun! İkinci perdeye geçildiğinde, -ki geçilemiyor çoğu kez- “salıverme” işlemi için dinleme evresi olmalıydı. Bunun yerine gördüğüm pek çok insan “sahiplenme” denen ikame edici bir kavram içine saplanıp kalıyor. Sahiplenme içerik olarak şu demek oluyor, “aman bu muhteşem bi şey, ona sonsuza kadar sahip olmalıyım! Bunun için gereken her neyse onu planlamalıyım.” Böylece üçüncü perdeye yani “bütünleşme”ye varan nerdeyse hiç olmuyor. 🙁

Bütünleşmeye değil ama “Çocuğa” varıyor genelde bu aşklar!(Odaklanmalar) Yani bütünleşme, birleşme bir sonraki nesle erteleniyordu Eski Dünya’da(ED).

“Dinleme” konusunu akıl&zihin ve duygu&his açıklamalarından sonraya bırakıp, bütünleşememenin güncel bir örneğini vermek istiyorum.
Geçtiğimiz hafta mail kutuma rekor düzeyde aktivite haberi ve daveti geldi. Hepsi de bugün yani Cumartesi ve Pazar yapılıyor. Çoğu sokak eylemleri hatta içinde piknik planı bile var. Üstelik bu aktiviteleri düzenleyenler yazının başında bahsettiğim doğa severlik, naturel hayat adına çalışma yapan guruplar.

Ben bu davetlleri okurken hem çok şaşırdım hem de haklı çıkmaktan üzüldüm hafta boyunca, çünkü bir haftadır her yerde hava tahminleri vardı cumartesi, kar,tipi, çok şiddetli fırtına diye. Allahın günü mü kalmadı?! Bu nasıl dinleme, bu nasıl yeryüzü ile sevişme?!
İnsanoğlu/kızı,  işleri zorlaştırmayı hep sevdi ED’da. Ama şimdi artık bu yöntemler değişiyor. Eğer Doğa ana bugün esip gürlemek istiyorsa, biz de başımızı sokacak bir evimiz var diye sevinip, evimize gömülelim, bir durum raporu çıkarma fırsatı veriyor aslında o bize: “ne okuduk, ne yazdık, ne konuştuk, ne dinledik, neye üzüldük, neye kızdık”, bunları şöylece aklımızdan geçirelim, içimize dönelim diye yapıyor bunu 🙂

Bunları gördükçe, “Sağır” olmamak için gece gündüz dua ediyorum, çıtırtıları, tıkırtıları duyabilmek için kendimi terbiye etmeyi en önemli görevim sayıyorum. Bizi bağrına basmış olan o sevgili anamıza ne kadar teşekkür etsek azdır.

-devam edeceğim, gün uzun, ev sıcak, kahvemiz çayımız yanımızda çok şükür-

Not: Bu arada bir de röportajımız yayınlanmış bugün Akşam gazetesinde, internetten gördüm (haber verenlere teşekkür) : http://www.aksam.com.tr/2010/01/23/haber/cumartesi/580/ruyalarinizi_cozerek_bilincaltinizi_rahatlatin.html

Aslında bu, üç saatlik uzun ve güzel bir sohbetti ama yer kaygılarından olsa gerek biraz çıtırtılı olmuş. Röportajı gerçekleştiren  sevimli, nazik genç bayanla gerçekten güzel bir boğaz vakti geçirmiştik, teşekkürler Ekin Hanım.