Siberpunk edebiyatı bize neon ışıkları altında çürüyen kentler, bedenine kablo takan yalnız insanlar ve devletlerden güçlü şirketler vaat etmişti. Geleceğin karanlık ama şık görüneceğini sanıyorduk. Oysa gelecek geldiğinde neon tabelaların yerini telefon ekranları, robot kolların yerini akıllı saatler aldı. Yağmur altında uçan otomobillerimiz yok; fakat market siparişimizi getiren kuryenin konumunu saniye saniye izleyebiliyoruz. Distopya, şaşırtıcı biçimde, oldukça kullanışlı bir arayüze sahip.
Siberpunkın temel formülü basitti: yüksek teknoloji, düşük yaşam standardı. Bugün cebimizde geçmiş yüzyılın devletlerinden daha büyük hesaplama gücü taşıyoruz; buna karşılık barınma, güvenceli çalışma ve boş zaman giderek ayrıcalığa dönüşüyor. İnsanlık Mars’a araç indirirken milyonlarca insan kirasını ödeyebilmek için birden fazla işte çalışıyor. Teknolojik ilerleme ile toplumsal ilerlemenin aynı şey olmadığı artık teorik bir tartışma değil, aylık banka ekstresidir.