DOĞU-BATI Çıkmazı

 

.

Bir akım, bendini yıkmış

Bir çağlayan, ortasında kaldığımız.

Ey sen Batıdan esen rüzgar

Ezerken yapraklarını dev

Ağırlığın altında

Hesaplamadın hiç onun içten

Gelen gücünü. Unuttun;

Roma bile oldu Asyalı

Aldıktan sonra Anadoluyu

 

Medeniyet getiriyorum

Değiştiriyorum, dönüştürüyorum dedin

Ne olacaktı yani ne sandın?

her şeyi bilirken akılla

basit fizik kuralını hiçe saydın.

Sen ki bilmez misin doğa

Sevmez tek yönü

Hep olmuştur işaret levhasının

İki yönü!

 

Saldı üzerine bütün gücünü

Canı yanmış, kökleri sızlamıştı

Doğu’nun, farkında bile olmadan

Üfledi, bildiğince gizli sırlarını

İçten içe yıkmaya başladı

Ele geçirdi tek tek kaleleri

Ve bırakmayacak peşini

Tek bir adam kalmayıncaya kadar

Oyacak altını, yıkılmaz sandığın kuleleri

 

GO oyunu gibi, hatırla!

Dilediğince yayılamazsın öyle

Herkes aynı silahı kullanmaz

Geç olacak anlaman korkarım

Vakit geçmeden ve kaldırmadan

Beyaz bayrağı, öpmelisin

Kıramadığın eli!

Yoksa gelir Kilikya’dan Mitra dini

Ve dahi Mısırdan ulaşır sisli Britanya’ya sesi.

 

Rüyadaki esrar dolu haller

Geçip giden tatlı yaz günlerine

Hakim olur, ne oluyoruz demeden.

Eğer anlamakta direnirsen

Batı bilgeliğinin, Doğu’ya

Amatörce bir öykünme olduğunu

Yakında alıverecek altındaki

Teknoloji koltuğunu.

Elinde satranç taşlarıyla kalıvereceksin.

 

Çağdaş insanın çöküşü

Yalnızlığın acizliği, üstüne kanser

Daha üstüne ruhsal kanser!

Dünya anayolunda, bırakmış kendi yolunu

Arka sokaklarda aranıyor aşkın büyüsü

Bir Buda’nın inandırıcı eski yaşantıyı

Duyabilmek için, bırakıp iki milyon

Tanrıyı, amansızca kuşkuyla

Uyandırıyor içimizde ne var ne yoksa

 

Seni kurnaz Avrupalı! Dini

Ve benzeri şeyleri

Yalnızca yavan yığınlar için

Ha bir de kadınlar için zannederken

Ve gökte tek bir bulut yokken

Fırtına kopacak diyenlerle alay ederken

Kopsa bile bize ulaşmaz derken

Yalnız gece açan çiçeklerle bezenmiş

Saf ve ince olanla uğraşıyoruz biz.

 

Neyse ki arada kalmışlar var; bizim gibi!

Tersimizi yüzümüzle buluşturalım diyenler

Mahatmalarla, Amerikan rüyası

Çarptığınızda boy boy kitaplar, bombalar

Anlayan anladı, gerisi en iyi

Tahminle kiyetizm!

İşte böyle, bazen ilginç bir şakadır

Arada kalmak! İkisinden önce

Görüp davranmak!

 

Sa

 

14.12.03

Doğu Felsefesi Trendi

Doğu Felsefesi, yoğunluklu olarak ellili yıllardan itibaren ilgi görmeye başlamış, özellikle Amerika’dan başlayarak Avrupa’yı ve 80 sonrasında da Türkiye’yi etkisi altına alan bir trend olmuştur.

 

Yükselen Doğu trendinin detaylarına girmeden önce Doğu-Batı kavramlarına kısaca göz atmak istiyorum;

 

Batı ve Doğu terimleri  Coğrafi anlamlarından öte madde ve nur an­lamlarını çağrıştırır. Öte yandan Batı, ya da Batı Felsefesi haki­kate varmada sadece aklı klavuz olarak alırken Doğu Felsefesi, hakikate kavram ötesi keşf (sezgi) yoluyla ulaşılabileceğini, var­lığın ancak bu varlığın dilini keşfeden tarafından temaşa (müşa­hede) edilerek anlaşılabileceğini ortaya koyar.

 

Eski bir Budacı metinde şöyle bir beyit vardır: Bugünkü yaşantımız dünkü düşüncelerimizin, dünkü eylemlerimizin; yarınki yaşantımız da bugünkü düşüncelerimizin, bugünkü eylemlerimizin eseridir.  Bu ifade kuantum fiziğinde güncel anlamda telaffuz edilen; “Gerçekliğin mükemmel doğası, bilinçli gözlemcinin katılımını bekler” cümlesiyle neredeyse kavuşum haline gelmiştir.

 

Doğu Felsefesinde dengeye büyük önem verilmiştir. Gerek değişik öğretilerde gerekse beyin ve vücut sporlarında denge unsuru en yüceltilen kavramdır.

 

  Zaman içinde Doğu felsefesini değişik enstrümanlar yoluyla birçok bilge, sanatkar Batı’ya anlatmaya çalışmıştır. Örnekleri çoktur, aklıma ilk geliveren; Gurdjieff, sufizmi Batıya öğreten kişi olarak haklı bir üne sahip olurken, Halil Cibran kendini şiirsel anlatımı ve resimleri ile ifade ederek Batı’ya seslenmiştir.

 

Einstein, Genel Görelilik yasasını kanıtladıktan sonraki yıllarda, ölünceye kadar yirmi yılını mistisizm ile  ilgilenmeye ayırmıştır. Her ne kadar Batı bilim adamları bu durumu görmezden gelmeye çalışmışlarsa da Kuantum önermesine “Tanrı zar atmaz” ünlü değişini bağışlayan fizik dehası, sanırım bu konunun Doğu felsefesine yatkınlığını görmezden gelememişti.

 

Doğu felsefesi trendi, Batıdaki büyük bir açlığın getirdiği önlenemez bir yükseliştir bence. Çünkü Batı anlayışı, meseleleri en küçük parçalara bölerek ve zamanla yarıştırarak çözmeye çalışıyordu. İnsanlar yaşamları içinde hiç bir nesnenin bütününü görme-yaratma sürecine giremiyorlar ve bu sebeple varolma sevinçlerini kaybediyorlardı.

 

Fizikçi Danah Zohar, Kuantum benlik kitabında; “Bilime ve bilimsel gelişmelere dayanma iddiasındaki Batı düşüncesi, insanın evrenle ilişkisinde olduğu kadar, kendi tinselliği ile ve öteki insanlarla ilişkisinde de parçalayıcı, bölücü ve hiyerarşiktir. Kendini evrenin efendisi zannederek, ruhunu maddesinden ayıran insan giderek yalnızlaşmış, narsist, yabancılaşmış ve bencil varlığıyla kendi tahakkümünün kölesi olmuştur.” Demektedir.

 

68 Kuşağı, hipi geleneği de bu trendin başlangıcında yer alır. Artık dünyada büyük bir değişimin rüzgarı esmekte ve bu, kendini her yolla yaşamımızın içinde hissettirmektedir.

 

Kitleler tarafından hızla emilmek istenen Doğu felsefesi ekonomiyi de ciddi surette yönlendirmiş, hızla yeni pazarlar oluşmuştur. Yeni trend; giyim, müzik, televizyon, sinema, kitap, doğu sporları,akapuntur, astroloji, tarot, medyumlar, yoga, ayurveda, reiki, bioenerji ve daha aklıma gelmeyen bir çok yolla pazarlanmaya girişilmiştir. Artık satranca karşı Go öğrenilmekte, oda spreyi yerine Hint malı kokular, buhardanlıklar kullanılmaktadır.

 

Seksenlerin başında büyük bir kitapçıya girdiğinizde görevliden yardım talep etmeden tek bir metafizik ya da Doğu felsefesi kitabı bulmak olası değildi. Tezgahtar merdivenlere çıkarak ya da yerlerde sürünerek köşelerden en iyi ihtimalle üç kitap sunabilirdi size. Oysa son beş yıldır bu konuları içeren yüzlerce kitap göz hizası rafları doldurup taşırmaktadır.

Ülkenin en ünlü pop starları “Güneş doğudan Yükselir”, “Karma” isimli albümleri yapmaya cesaret etmekteler.

 

Doğu felsefesi ve mistizm; ağırlıklı olarak çocuklarımızın ve gençlerimizin dünyasına sızmakta, bilgisayar oyunları, FRP oyunları her geçen gün delicesine bir hızla yaşamımızın ta kendisi olmaktalar.

Dini geleneklerden tamamen habersiz yetiştiği zannedilen bu yeni kuşak, mistik ve fantazi dünyasının içinde oynadığı oyunlarla belki hiç bir devirde olmadığı kadar (fakat ne bildiklerinin farkında olmaksızın) din ve mistik bilgilerle donanmaktadırlar.

 

Hiç şüphesiz pazarlama açısından bu sektörün elinde çok büyük bir koz  bulunmaktadır; kıyamet zamanlamasına gelip dayanmış bir nesil!

 

Bu konunun diğer bir kanadı ise katı Batı kuralları içinde yetişmiş, bilimsellikten taviz vermeyen insanları da bu devasa pazarlama ağından yoksun tutmamak adına verilen ürünlerdir. Yani; metafizik-mistik yolla ulaşılamayan hala oldukça büyük bir kitleye konunun nasıl pazarlandığıdır. Benim görüşüme göre, gerek pisikoloji (Freud ve Jung nur içinde yatsınlar, psikolojiyi bir bilim dalı olarak kabul ettirebilmiş oldukları için) gerekse bireysel gelişim adı altında sunulan kitaplar, seminerler vs. bu kanadı doyurmaktalar. Bu olguların içinde asla metafizik, din, mistizm kelimeleri kullanılmaz ve fakat tamamiyle doğu felsefesinden uyarlanmış bilgiler daha bilimsel bir lisanla -psikolojiye/davranış bilimlerine- sığınılarak anlatılır, pazarlanır. 

 

Burada çok alışılmış bir paradoksa gelip takılıyoruz; bu trendi böylesine azgın boyutlarda yüceleştiren kıyametin gerçekten yaklaşmış olmasının kitlesel bilinçaltında hissedilmesinden midir? Yoksa bunca pazarlandığı için kıyamet kaçınılmaz olarak davet mi edilmektedir?

 

Ben bu soruya fozzy logic yani bulanık mantık yolu ile cevap vermek isterim: Hem o, hem de o…

 

Görünen odur ki, yükselen Doğu trendi daha çok uzun yıllar sürecektir, hatta önümüzdeki bin yılın yeni dininin bu olacağı da bazı çevrelerce öngörülmektedir.

 

 

Sibel ATASOY

 

  • 18.11.2002 – 01.50

Ortaköy