İskenderiye Kütüphanesi

xenix yazdi;

“Ömer’in İskenderiye kütüphanesini yaktırması da din adamına yakışır bir davranış mıdır?..”

xenix´in merakini gidermek icin bir katkida bulunmak icin bende üyesi oldugum sitede yazan forumdas´in konuyla ilgili bu yazisinin faydali olabilir düsüncesiyle paylasmak istedim malum “elciye zeval olmaz”..

**

Hakan ÇİFTÇİ (Competitive Advantage of Turkey Genel Koordinatörü)

İskenderiye
Kütüphanesi’nin
macerası ise daha enterasandır.

M.Ö. III. yüzyılda kurulmuş olan kütüphane,
insanlık tarihinde meydana getirilmiş olan en önemli eserlerden biridir.

Eski kaynaklar,
burada 900 bin cilt el yazması eserin toplandığını kaydeder.

Batıda,
bu kütüphanenin şehrin Müslümanlar tarafından alınmasından kısa bir süre sonra ikinci İslam Halifesi Hz. Ömer’in emriyle Mısır Fatihi Anur İbnül-As tarafından yakılarak yok edildiğine dair yanlış bir kanaat vardır.

Aslında
bu kütüphane, çok daha sonra Hıristiyanlar tarafından yakılmıştır.

Olayı ve ayrıntıları anlatmadan önce,
bu kütüphanenin nasıl kurulmuş olduğundan söz edelim.

İskenderiye şehri M.Ö. 382 yılında,
Makedonyalı İskender tarafından kurulmuştur.

Onun
ölümüyle imparatorluğun dağılışı sonunda kumandanlarından Lagus’un oğlu Ptolemaeus’un eline geçti.

O da
Mısır’da krallığını ilan etti.

Mısır’da
300 yıl devam eden bu hanedanın ilk hükümdarı olup, 383 yılında 24 yaşında iken 24 yıl hüküm sürmüştür.

Savaşı sevmezdi,
hiçbir zaman ülkesinin sınırlarını genişletmek hevesine kapılmadı.

Kendisi
daha çok bilim ve edebiyata düşkündü.

Mısırlılar’ın
gelenek ve göreneklerini, dinlerini benimseyerek, halkın sevgisini kazandı.

Eski kanunları,
dini törenleri muhafaza etmekle kalmayıp,
eski Mısır hükümdarlarının lakabı olan Firavun ünvanını aldı ve
onları taklit ederek öz kızkardeşiyle evlendi.

Bu
yeni devletin merkezi İskenderiye şehriydi.

Yeni
firavun burayı baştanbaşa onarıp, genişleterek o devrin en meşhur başkenti haline getirdi.

Burada
meydana getirdiği en önemli eser ise müze ve buna bağlı olan kütüphane idi.

Kurulması için saray civarında ve güzel bir yer seçildi.

Müzede
o devirde bilinen bütün ülkelerdeki hayvan ve bitkilerin bir örneği vardı.

Ayrıca
botanik bahçesi ve bir rasathane bulunuyordu.
Otopsi yoluyla insan vücudunun incelenmesi için bir anatomi salonu açılmıştı.

Bu
bilim sitesinde

fizik,
kimya,
tıp,

astronomi,
matematik,
felsefe,
edebiyat,

ve

fizyoloji bilgileri için evler yapılmıştı.

Müzenin
en önemli bölümü kütüphanesiydi.
Kütüphanenin müdürü,bulabileceği her yazılı eseri alma yetkisine sahipti.

Mısır’a
giren her kitabın buraya götürülmesi mecburiyeti vardı.

Kitabın
burada bir nüshası çıkarılıp sahibine verilir, kitabın aslı ise kütüphanede kalırdı.

Bir taraftan da
yurt dışına gönderilen memurlar, başka ülkelerde buldukları kitapları satın alıp, getirirlerdi.

Böylece,
o zamana kadar birçok bilime ait dağınık halde ve kaybolmaya mahkum durumda olan sayısız eser emin bir yerde toplanmış olurdu.

İşte,
Müslümanlar’ın İskenderiye’yi aldıktan sonra yakarak imha ettikleri iddia edilen kütüphane budur.

391 yılında
Bizans’ın Mısır Valisi Theophilos,
İskenderiye’de Mısır’ın eski din mensuplarına ait Osiris tapınağının yeri olan bir arsayı, kilise inşa edilmesi için Hırıstiyanlar’a verdi.

Burada
yapılacak kilisenin temel kazıları sırasında üzerinde eski dine ait yazılar bulunan bir taş çıktı.

Hıristiyanlar bunu bir alay konusu yaptılar.

Bu olay
şehirde oldukça kalabalık halde bulunan putperestleri fena halde kızdırdı ve sonunda İskenderiye’de dini bir ayaklanma çıktı.

İki taraf çarpıştı, insanlar kitle halinde kılıçtan geçirildi.

İskenderiye Kütüphanesi’nin olduğu bölge yerle bir edildi.

İmparator I.Theodosius,
valiye başka büyük şehirlere göre eski dinin İskenderiye’de hala neden bu kadar canlı olarak devam ettiğini sorunca, buna sebep olarak İskenderiye Kütüphanesi’nin eski putperestlik kültürünü devam ettiren kitaplarını ileri sürdü.

İmparator,
bunun üzerine hepsinin yok edilmesini emretti.

İskenderiye Kütüphanesi’ndeki
tüm eserler şehrin hamamlarına dağıtılarak yaktırıldı ve böylece insanlık tarihinin bu eşsiz bilim ve kültür hazinesi sonsuza kadar yok oldu,
dünyanın eski çağlarına ait pek çok değerli bilgi bir daha elde edilmeyecek şekilde ortadan kalktı..”

not:

osmanli fesh edilirken,12 eylül darbesi sirasinda yakilan kitaplarin bilancosu ve failleri de MERAK konusu bence..

E bu cagdas görev “ilke fetisist”lerine daha bir yakisir dimi..

slm.

gön: Genc Kürt Siviller

Sevgili Türkler

Kürt olarak doğmak bizim tercihimiz değildi.
Tıpkı Türk olmak da sizin tercihiniz olmadığı gibi.

Bu topraklarda yaşamaya biz karar vermedik, tıpkı sizin de karar
vermediğiniz gibi.

Yanlış anlamayın,
Kürt olmaktan gurur duyuyoruz, bu topraklarda yaşamaktan da hayli memnunuz. Niçin? diye sorarsanız bunun bir cevabı yok.

Tıpkı bir Japon´un Japonluğundan,
bir Kenya´lının siyahlığından gurur duyması gibi.
Tıpkı bir arabın çölüne, bir Norveçlinin buzullarına aşık olması gibi.

Yapmadığımız tercihler, vermediğimiz kararlar neticesinde yan yana düştük.

1000 yıldır birlikte yaşıyoruz.

Bu güzel ülkede yaşayan Kürtler olarak mutluluklarda küçük, acılarda büyük ortağız. Ama ortağız işte.

Dünyanın en yaşlı topraklarının sakinleriyiz.
Kimler geldi, kimler geçti
ama hep insanlık, iyi niyet, hoşgörü ve merhamet kaldı.

Ta ki son yüz yılda dünyayı bir radyasyon bulutu gibi saran milliyetçilik bizi de hasta edene kadar. Ortaklığımızın kimyası bozuldu, ağızımızın tadı kaçtı.

Aramızdaki gerilimi siyasi ve ekonomik ranta çevirenler oldu.
Tabii ki; olan yine bizlere oldu.

Yüz yıl sonra bugün önümüzde bir fırsat duruyor. Bu fırsatın etrafı
küfeler dolusu hamaset cümleleriyle, dağlar gibi gururla ve kalp
kırıklıklarıyla çevrili.

Kadim dostların barışmasına mani olan duvarları yıkmak ve fırsatı
yakalamak ise bizim elimizde.

Sevgili dostlarımız, komşularımız, arkadaşlarımız,Çözümün elimizde olduğunun farkında olan erkekler ve kadınlar beyinlerimiz üzerinde büyük bir iktidar savaşına girişti, duyuyormusunuz?

Hiç bir acımızı, çilemizi tatmamış;
ırkından,
dininden,
dilinden,
mezhebinden,
başörtüsünden hatta Türkçe aksanından dolayı hor görülmenin ne demek olduğunu bir kere bile yaşamamış
seçkin köşe yazarları,
komutanlar,
siyasetçiler,
baro başkanları,
fabrika patronları
biraz daha ölmemiz için bizi ikna etmeye çalışıyorlar,görüyor musunuz?

Kendi oğulları için Ege sahillerinde yazıcı masası ayarlarken, sizin
oğullarınızı Hakkari dağlarına kutlama yaparak göndermenizi alkışlıyorlar, anlıyor musunuz?

Bıraksanız
150 yaşına kadar yaşamak için herşeyini verecek hayatpereslerin, genç insanların cenazelerinin arkasından düzdükleri şehit ağıtlarının ne kadar sahte olduğunu hissediyor musunuz?

Bu insanlara;
Türklüğünüz de sizin olsun Kürtlüğünüz de, biz insanız ve insanca
birlikte yaşamak istiyoruz demeye var mısınız?

…

slm.

Müslüman olmayan Türk olmaz (Ismet Özel)

yazinin tamami cikmadigi icin düzeltme yaptim..(özür)

Nagehan Alçı- (AKŞAM)

İsmet Özel’den
tartışma yaratacak Türklük tanımı
“Kafirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk denir.
Müslüman olmayan Türk olmaz”

Şair-yazar İsmet Özel’e göre
“Kafirle çatışmayı göze almaktan.” Uzlaşmayı kabul eden Türklüğü reddediyor ve Müslüman olmayan Türk de olamıyor

Arka Plan

“Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?

Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?

-Yaşama!

-Ya bileydim?

Yazar: Mıydım

Hiç: Şiir.”

Yukarıdaki dizelerde aksini iddia etse de yaşamayı biliyor ünlü şair İsmet Özel.

Edebiyat yaşamında
1970’lerin ortalarına kadar sol düşünceden beslenen ardından İslamcı felsefe ile kucaklaşan Özel, bu düşünceye katkısı olur inancıyla siyasi yazılar kaleme aldı yıllar boyu.

Ancak 2003’te, İslami harekete ağır eleştiriler getirerek Milli Gazete’deki yazılarına son verdi.

O günden beri zaman zaman yazsa ve Sky Türk’te 6 program yapmış olsa da kendini siyasetten uzak tutuyor.

Ancak o uzak durmaya çalışsa da görüşleri hep merak ediliyor.

Biz perşembe günü
Malta Köşkü’nde uzun bir röportaj yaptık Özel’le.
Ve Türklük’le İslam’ı harmanladığı görüşleri üzerine konuşurken yer yer ters düştük.
Yine de ortak nokta bulamasak da ünlü şairin yaşama bakışını ilgiyle dinledik.

Türkiye zor günlerden geçiyor diyorlar.

Osmanlı’nın son dönemini hatırlayın. Önce çökme psikolojisi yaratıldı, sonra ülke yok oldu.

Bu psikoloji yaratılmasa çökmeyecek miydi?

Çökmeyecekti. Mohaç Zaferi’nde Türkler Macarlar’ı mağlup edince Avrupa’da ‘Türkler yenilmez’ fikri oluştu. Bu fikri silmek Papalığın takıntısı oldu. Avrupa kendine bir açılım imkanı aradı. Böylece kapitalizm yükseldi.

Batı’nın gelişimi Türkler sayesinde oldu diyorsunuz, öyle mi?

Benim iddiam o. Ben dünya tarihinin ekseninde Türklerin olduğu kanaatindeyim.

O dönem Osmanlı vardı. Neden Türk diyorsunuz?

Çünkü Osmanlı ortadan kalktı ama Türk hâlâ var. Demek ki devam eden şey Türk. Osmanlı’nın çökeceği fikri de “Türkler mağlup edilebilir” fikri üzerine bina edildi.

Türkler bu fikri hemen içselleştirdiler mi?

Başta devlet adamlarını ikna ettiler. Lale Devri filan da onun için başladı. Devlet adamları kendilerini Avrupa’ya uyduramazlarsa imparatorluğun geçersiz olacağına inandılar.

Bu gidiş Kurtuluş Savaşı ile kesintiye uğradı mı?

Kurtuluş Savaşı diye bir şey bilmiyorum.

Siz İstiklal Harbi diyorsunuz biliyorum ama ben de Kurtuluş Savaşı diyorum.

Kurtuluş Savaşı dediğiniz zaman bir şeyden kurtulmuş olmanız lazım. Neden kurtulduk? Bazıları saltanat ve hilafetten diyor.

Kurtulmadık mı onlardan? İkisi de yok oldu.

Hayır biz Türk varlığımızı yüklenip götürdük. Bu harbi kazananlar ne pahasına olursa olsun yok olmamayı göze alan insanlardı.

Türk müydü bu insanlar?

Bana göre kafirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir.

’Biz Amerikalıyız’ın buradaki karşılığı nedir? Biz Türkiyeliyiz değil mi?

Hayır, eğer karşılık ‘Biz Türk’üz’ ise bir sonuç elde edebilirsin. ‘Biz Türkiyeli’yiz’ dediğin zaman zaten bugüne kadar başka bir yerli değildin.

’Amerikalıyım’ ve ‘Türk’üm’ arasındaki fark ne?

Amerikalı olmak Amerikan rüyasına ait olmak demektir. Türkiyelilik diye bir ideal var mı?

Neden olmasın? ABD’deki gibi yaratılabilir.

Türkiye bir mozaiktir diyorlar, değil mi?

Son dönemde ‘mozaik değil ebrudur’ diyorlar.

O daha gevşek bir doku. Buyurunuz, yani Türkiye olmayan bir şey.

Sizin tanımınıza göre Türk, kafirle çatışmayı göze alan Müslüman, değil mi?

Evet, göze almak yeterli. Çatışma şart değil.

Ama Müslüman olmak şart?

Evet, Müslüman olmayan Türk olmaz.

Yani bu ülkede yaşayan Ermeni ve Rumlar Türk tanımına girmez.

Girmez.
Onlar azınlık.
Bu insanların dinlerini, dillerini yok etmemekle yükümlü Türkiye devleti.

‘Burası vatanım’ demek için ortak paydalar bulmak gerek dediniz ve ABD örneğini verdiniz. Bu vatanın ortak paydası Türk olmak ise ve Rum ve Ermeniler asla Türk olamazlarsa burayı nasıl vatanları olarak görecekler?

Güzel. Kaç doğumlusunuz?

1977.

Yani Türkiye’de her şeyin iflas ettiği bir zamanda doğdunuz. Onun için anlamanız çok zor.

Zaman içinde kavramlara bakış değişmez mi? 1920’ler ile 2000’lerin hedef ve arzuları aynı mıdır?

Ermeniler, Rumlar, Süryaniler tarihi iddialarından vazgeçtiklerini deklare mi ettiler? Türkiye Ermenilerin de vatanı demek Türkiye sadece Türkiye değildir demektir. (Bu sırada oturduğumuz yerde bize kulak kabartıp etrafımızı saran 5-6 kişi İsmet Özel’i alkışlamaya başladı)

‘Kadınların örtünmesi demokratik hak değil’ diye bir yazınız var. İslam ve demokrasi birbirinin oksimoronu mudur?

Hayır, sadece kadınlar ‘bu demokratik hakkım’ diyerek başörtüsünü savunmasın.

Ne diye savunsun?

Hiç savunmasın. Dini vecibe. Yerine getirir ya da getirmez.

Getiremediği durumda getirebilmesi için ne yapsın?

Örtünmek istiyorum ve gereğini yaparım diyecek.

Yani örtünmenin gereği olarak üniversiteye gitmem ya da kamuda çalışmam mı diyecek?

Başka bir mücadele yürütebilir. Başı örtülü olarak derse girilmez dendiğinde o kızlar eve dönseydi YÖK onları tekrar çağırmak zorunda kalacaktı. Neyse Türkiye’de böyle bir ideolojik savaş cereyan etti ve bitti.

Siyasetçiler arasında Türkiye’yi yıkmak istemeyen kim var?

Yok.

İnanmayan, ateist bir Türk Türk olmaz mı?

Türklüğe ait olmak kolay mı? Ateist bir Türk ‘Artık ben böyle bir yol seçtim’ diyerek yaşar. Kayıtlarda ne olarak yer alacak? Kendini nasıl bir çerçeveye koyduğunu kendisinin düşünmesi lazım. Ancak ben şunu sorarım: Nereden belli Türk olduğun?

Türk olduğumuz neremizden belli olur?

kafirle çatışmayı göze almasından.

Kafir ile Müslüman olmayan herkesi mi kastediyorsunuz?

Hakikatin üstünü örtenleri, bu herkesi kapsayabilir.

O zaman Müslüman doğmayan herkesle benim mücadele etme isteği içinde olmam gerekiyor, değil mi?

Çatışmayı göze almanın alternatifi uzlaşmadır. Uzlaşmayı istiyorsan Türklüğü reddediyorsun demektir.

Ben sizin tanımınıza göre Türk değilim. Kafir olarak tanımlamak istemediğim insanlarla çatışmak yerine uzlaşmayı tercih ediyorum.

Olabilir, sizin tercihinizdir.

Kimseyle sahici bir bağ kuramadım

Sizden solcular vazgeçemedi, sağcılar da tam sahiplenemedi gibi bir durum var. Cemal Süreyya söylemişti sanırım bunu. Kendinizi arada kalmış, yani biraz Türkiye gibi hissediyor musunuz?

Şiirimdeki ‘ben’ Türkiye’nin ifadesidir.
Ömrümün bir kısmını sosyalist ideallere bağlı, daha büyük bir kısmını İslami ideallere bağlı geçirdim.

Ama bu süreçte yoluma çıkan herkes ileride işgal edecekleri yerlerin planlarını yapıyorlardı.
Dolayısıyla kimseyle sahici bir bağ kuramadım. Beni bir kampta tutacak bir güç doğmadı Türkiye’de.

slm.

takva- ERKE

…Günlerdir bayram yapıyorum
İçim içime sığmıyor
Bir sevindirik oldum
bir sevindirik oldum ki sormayın.

Zaten biliyordum
şu çılgın Türkler´in bir gün dünyaya parmak ısırtacaklarını.

Hatta bundan adım gibi emindim.

Hep kendi kendime diyordum ki,Bekle ey dünya!
Bir gün Kemalizm´in mucizesi semalarında parlayacak!
İhtiyar suratında bir tokat gibi patlayacak!

O gün aklın şaşacak
dilin tutulacak
nutkun duracak
küçük dilin boğazına kaçacak ve parmağını ısıracaksın!

Bizimkiler
bunun bir yolunu mutlaka bulacaklar
öyle olmazsa böyle
kolaylıkla olmazsa zorla
siville olmazsa askerle
ama mutlaka yapacaklar bunu!

Hislerimi bastırmasını hep bildim.
Hasretimi içime gömdüm.

Hep şu tür zılgıtlar yedim;
80 yıllık
Cumhuriyet döneminde dünya çapında hangi bilimsel gelişmeye imza attınız?

Hangi
bilim dalında küresel bir başarı gerçekleştirdiniz?

Ona buna hava atıp caka satma dışında
bilimde
teknolojide
felsefede
sanatta dünya çapında neyi başardınız?

Böyle
diyenlere karşı öfkemi hep yuttum.
İçimden onlara, Bekleyin, yakında görüşürüz! dedim.

Sükûnetimi
Japonya 2. dünya savaşından çıktı dünyanın en gelişmişler ligine girdi,Kemalistlerin elindeki Türkiye ise
2. dünya savaşına girmediği halde
Kore´nin
Singapur´un
Tayvan´ın gerisine düştü
diyenlere karşı bile muhafaza ettim.

Onlara da
içimden hep Hele durun!
Bizim Kemalistler bir gün mutlaka dünyaya parmak ısırtacaktır!
Ben bu laflarınızı o gün geldiğinde size yedireceğim dedim.

Biliyordum;
bizimkiler sabrımı sınıyorlardı.
Biliyordum;
sabreden derviş, muradına ermişti.

Kemalist tekkeyi beklemekten vazgeçmedim.
Tekkeyi bekleyen çorbayı içerdi.
Ben de bekledim ve işteee nihayet o gün geldi çattı.

Sonunda ben kazandım.
Şimdi bir kuş gibi uçuyorum.
Artık bana kimse 80 yılda dünya çapında hangi gelişmenin altına imza attınız ? diye horozlanamayacak.

En azından ben,
bu tür sözler karşısında hık-mık diye bin dereden su getirmekten kurtulup, göğsümü gere gere cevap vereceğim;

-Attık ya, senin dünyadan haberin yok!

-Neymiş o ?

-ERKE!.. ERKE!.. ERKE!..

Evreka! Evreka! diye
peştamalla sokağa fırlayan Arşimet gibi
akşama kadar haykıracağım
avazımın çıktığı kadar
dilimin döndüğü kadar
gücümün yettiği kadar.

Bunu
bir vird olarak çekeceğim
isterseniz siz buna -Erke zikri- deyin.
Dilimden düşmeyecek.

Her
hatırlayışımda Kemalizm´e olan inancım güçlenecek.
Güçlenecek ya,
çünkü bu bir güç ve kuvvet makinesi.Makinenin bu niteliği,
makineye olan inancımı bile kuvvetlendiriyor.
Ne hayaller kuruyorum bir bilseniz.

Mesela,
makinenin yapım aşamalarını hayalimde şöyle canlandırıyorum:

Bizimkiler,
makineye katkısı bulunan tüm mühendis ve teknisyen ekibini önce alıp Anıtkabire götürmüşlerdir.
Götürmemişlerse,
bu işe Kemalist besmele ile başlamamışlar demektir.
Yok yok, mutlaka götürmüşlerdir.
Ben onlara güveniyorum.
Orada, Ata´dan izin almışlardır.
Zaten almasalardı,
böyle başarılı olmaları mümkün olmazdı.

Makinenin
hammaddesini de Anıtkabire götürmüşlerdir.
Yine hayal dünyamda,
Anıtkabire gidemeyecek parçaların,
Anıtkabir mozolesine sürülmüş bir bez ile bir iyice mesh edildiğini kuruyorum.

Bazı
zevzekler çıkmış bilimsel değil diye kendini bilmezce laflar ediyorlar.
Destur bre kendini bilmez!
Sus, yoksa çarpılırsın!
Bilime iman etmiş bir kadronun elinden çıkmış Atatürk İlke ve İnkılâplarına Uygun bir icadın Bilimsel olup olmadığı sorgulanır mı hiç?
Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?
Bir şeyin bilimsel olup olmadığına siz mi karar vereceksiniz?

Hem
siz bilime iman ettiniz mi bakim!
Kim bilir,
yılda bir kez bile Anıtkabiri ziyaret etmemişsinizdir. İmanınız varsa bile eskimiştir.
Böyle birinin, bilimden söz etmeye hakkı var mı?

Bazı
haddini bilmezler de ERKE için Bir enerji harcamadan bir enerji elde edilemez diyor.

Hurafe,
and içerim hurafe!
Tamam,
icadın nasıl çalıştığını bilmiyorum,
ama icadın reklamı için bir trilyonluk ilan veren Paşamız şöyle açıkladı;
Maddenin atalet özelliğinden yararlanılmıştır.
İşte burada dur!

Zira,
bu işin sırrı burada.
İşin sırrını bilmeyen adamlar,
çıkmışlar TV´ye Efendim olmaz böyle şey diye lafu güzaf ediyorlar.

Makine profesörüymüş.
Ne profesörü olursan ol.
Önce adam ol!
Bak Paşamız açıkladı.
Sır kavram atalet.

Yani
ATA-let.

Bunu
bile anlamayacak kadar gerzek olana ne denir ki?
Ata var işin içinde, ata.
Bir işe ata girdi mi, işin rengi değişir.
Ne bileyim, Selanik´ten getirdikleri toprağı icadın karışımına koymuş olamazlar mı?
Üzerine,
40 kere nutuk okumuş olamazlar mı?

Bakın,
ben bu işin dini bir boyutu da olduğuna inanıyorum.
Kişisel kanaatim, bu bir iman işi zaten.

Nasıl mı?

Şöyle:

TAKVA ne demek ?

Bunu bilmeyecek ne var: Kuvvet ve kavi ile aynı kökten.

Hadi bilin bakalım,
Arapça´da enerji´nin karşılığı ne ?

Benden öğrenin; takva ile kardeş kelime tâka.

Zaten
erke de takva ve kuvvet´in öz Türkçe´sinden başka bir şey değil.

Sizin
anlayacağınız bu kuvvet aleti ERKE var ya,
Kemalist takva demek.
Atalet teki ata da, bunun kapı gibi delili.

Koca koca paşalarımıza
laf atacağınıza, gidin öğrenin de gelin cahiller!

(Mustafa Islamoglu)

slm.

Ölüm diye bir sey yok !

ABD’li bilim adamından şok teori

Pek çok insan ölümden korkar,
peki aslında ölümün olmadığı ortaya çıksa ne olurdu?
Ya da başka bir deyişle aslında var olan tek mutlak gerçek ölümsüzlük olsaydı?

Huffington Post’un duyurduğunda göre
ABD’li bilim adamı
Robert Lanza

“biocentrism”adlı teoriksel yeni eserinde ölüm diye bir şey olmadığını iddia ediyor.

Kuantum
fiziğinin “hiç bir şey kesin değildir,
her zaman başka bir ihtimal vardır” düşünce sistemine dayandırılarak üretilmiş teoride bir kaç yaşam ve boyut olduğu dolayısıyla bir multi-evrenin varlığından bahsediliyor.

Lanza
teorisinde mutlak yokluğun olmadığını bu farklı boyut ver evrenlerde hayatın başka ihtimaller doğrultusunda devam ettiğini öne sürüyor.

Beynin fonksiyonları için gerek duyduğu 20 wattlık enerjinin (vücutsal elektrik) ölüm anında yok olmadığı sadece başka bir boyuta kanalize olduğu fikri de teorisinin ana noktasını oluşturuyor.

Çünkü
bilime göre enerji yok olmaz veya yoktan var edilemez; özellikle de bizim “can” olarak tabir ettiğimiz yaşam enerjisi.

Aslında
dinlerde ve felsefede var olan ölümden sonra hayatın farklı anlamda devam etmesi olgusuna benzeyen bu teori ölümü zaman, mekan gibi sınırlayıcı olgulardan sıyrılmak arınmak olarak tanımlıyor.

Şu
andaki bilincimizin sonsuzluğu anlayamacağı için kendisini zaman, evren gibi olgularla yanılttığını söyleyen Lanza benliğimizin vücuttan değil, enerjiden oluştuğunu ve bilincimizin vücudun süresini doldurduktan sonra da varlığını sürdürdüğünü anlattığı teorisi aslında “ahiret” olgusunu düşününce çok da yabancısı olduğumuz bir fikir değil.(Selin Kunt/HaberTürk)

slm.