İki kayık bi de helikopter

Bu fıkranın papazlı, hahamlı, keşişli,  her neviden versiyonu var, ben yeniden yazmayım diye imamlı olanı aşağıda paylaşıyorum:

Bir gün imama söylemişler sel olacak köyü terk ediyoruz sende gel, imam ben gelmem dinim bütün bana birşey olmaz demiş, herkes gitmiş imam camide sel başlamış hoca bakmış işler kötü minarenin ilk katına çıkmış hemen kayıkla gelmişler hocam gelin kurtaralım sizi, hoca yine demiş ben gelmem, ikinci kata çıkmış sel oraya kadar gelmiş yine bir kayık gelmiş hocam bak öleceksiniz gelin diye, hoca benim dinim bütün allah beni korur demiş.  Sular yükselince hoca minarenin üstüne çıkmış, helikopter gelmiş hocam bak gidecek yeriniz kalmadı gelin, hoca yine demiş allah beni korur. Derken sel minareyi geçmiş hoca ölmüş cennete götürmüşler, hoca meleklere ben tanrıya kızgınım ona okadar güveniyordum beni kurtarmadı demiş, tanrı yukardan seslenmiş ben o salağa iki kayık bi de helikopter gönderdim kendisinin suçu……..

Kıssadan hisse almak lazım. Ben bu fıkrayı seneler önce ilk duyduğumdan beri bayılırım. Maneviyatla ilgili herşey bu dünyanın varlığı ve tertibi ile ilgilidir, yani gösterge burdadır.  Başka bi yerde boyutlar ve cennetler beklentisi insanın elini kolunu bağlıyor.

Gizemle, mistisisizmle, dinle, maneviyatla ilgileniyoruz; çünkü bu dünyayı seviyoruz, onun iyileşmesini sevinç dolmasını arzu ediyoruz. Peki nasıl olacak? Devamını oku “İki kayık bi de helikopter” →

100 dolarlık kriz fıkrası

Bankacılar şu sıralar krizin yarattığı stresi üzerlerinden bir fıkrayla atmaya çalışıyorlar. Fıkra, 100 doların 500 dolarlık hacim yaratarak somut anlamda kimsenin cebine girmeden sistemi nasıl kurtardığını anlatıyor:

100 dolar kasabayı nasıl kurtardı?

Mevsim yaz, aylardan ağustos…

Riviera kıyısında küçük bir kasaba. Yaz sezonu, ancak yağmur yağıyor ve kasaba bomboş. Herkesin birbirine borcu var ve kredi ile yaşıyorlar. Şans eseri otele zengin bir Rus geliyor ve resepsiyona 100 dolar bırakıyor. Ancak odayı beğenmezse parasını alıp gideceğini söylüyor ve yukarı çıkıyor. Otel sahibi parayı alır almaz kasaba olan borcunu ödüyor. Kasap, 100 doları hemen alarak toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor. Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren hayat kadınına götürüyor. Kadın parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu kapatıyor. Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor, odayı beğenmediğini söyleyip 100 dolarını geri istiyor. Parasını geri alan Rus müşteri, kasabayı terk ediyor. Rus müşterinin bu ziyaretinden somut olarak hiç para kazanan olmuyor. Ancak tüm kasaba borçlarından kurtuluyor.
 

İşte bu fıkrayı anlata anlata bitiremiyorlarmış! İş bu düzeye geldi:) Bir banka gn md.ü şöyle yorum yapmış: “Borca sadık olmanın ticari hayatın akışında ne denli önemli önemli bir rol oynadığı bu hikaye ile iyi anlaşılıyor. Çünkü kasabadaki borçlu ve alacaklılardan oluşan kişilerden herhangi biri eline geçen 100 doları o veya bu nedenle alacaklısına ödemeseydi zincir kopardı” … 

Sanal parayla iş hacmi nasıl artıyorsa, aynı şekilde de azalıyor.  Yeni Dünya’da reel ya da sanal para işlerinin nasıl düzenleneceğini merak ediyorum.