AN’da Yaşamak

An’da yaşamayı her yerde okuyordum (onbeş yıl kadar önce), uygulamasının nasıl birşey olacağını merak ediyordum. O zamanlar buna carpe diem deniyordu ve bazı çevrelerde oldukça tartışılıyordu çünkü hemen aktan karaya (iki seçenekli Aristo mantığı!) geçilmiş, bunun sorumlulukları boşverme anlamına geldiği, tembellik ve deformasyona sebep olacağı kanıtlanmaya çalışılıyordu.

Oysa ben o zamanlar Fuzzy logic-Bulanık mantıktan haberliydim ve hayatımı peyderpey Aristo’dan alıp fuzzy’ye aktarmaktaydım. Bu sebeple “deformasyon” çığlıklarının Aristo’dan geldiğini biliyordum, onu duymazdan gelmeye çalıştım. (Oysa şimdi başka şeyleri de biliyorum, örneğin Aristo’nun bulanık mantıkla ortak çalıştığı gibi! Bulanık mantığın sağlamlaşması için Aristonun çok tepinmesi çok engel çıkarması gerektiği gibi. Zaten bunlar benim içimde oluyordu. O itirazlar, benim içimdeki itirazların dışa vurumuydu)

Sezgilerim bana “işte bu!”dediği için hayatımın odak noktasına almıştım. Dikkat kesilmiştim.

Derken… 

Hayatıma birisi geldi. Tamamiyle anda yaşıyordu. Öylesine tuhaftı ki, insan olduğundan şüpheye düşerdiniz. Ben çoğu kez onun bir robot olabileceğini ciddi ciddi düşündüm. Geldiğinde bütünüyle geliyordu, gittiğinde de bütününü götürüyordu. “Düşünme” sanki onda hiç oluşmamıştı! Sahiplik yok, şikayet yok, kelimelerden medet umma hiç yok. Sessizlik… İnanılmayacak kadar uzun sessizlikler yaşamayı deneyimledim. Mekanizmayı çözmek için insan üstü gayret sarfediyordum. O da beni süzüyordu bazen kendimi bir bilimadamının tezgahındaki böcek gibi hissediyordum.

Ayrı cinsler olduğumuz kesindi. O insansa ben değildim, ya da tersi!
Çok verimli beş yıl geçirdim. Oyun kuramını, öyküler, makaleler ve en önemli 2 kitabı o dönemde yazdım.
Peki AN’da yaşayan biri mi oldum? Onun gibi değil hayır ama büyük bir dönüşüm de geçirdim. Şüphesiz her birimiz biricik varlığımızla ayrı bir işlev gerçekleştirmekteyiz, ben nasibime düşeni yaşamaya devam ediyorum.

sa