Yasalar/düzen ve Doğal akış

Dünyada ne kadar çok tabu ve yasak olursa,
Bir o kadar yoksul insan olacaktır.
İnsanlar ne kadar şiddetli silahlara sahip olursa,
Devlet o kadar sıkıntıda olacaktır.
İnsan ne kadar çok kurnazlık ve beceri sahibi olursa,
İşler o kadar kusurlu görünecektir.
Ne kadar çok yasa ve emir göze çarparsa,
O kadar çok hırsız ve soyguncu olacaktır.

Lao Tzu

**

Bir asmanın, hırsızı ya da yoldan geçen arsız bir kişiyi kovaladığı görülmüş müdür hiç? Ama insan, toplumun eşitlik anlamına geldiğini unuttuğunda ve onu yasalarıyla bozduğunda, işte o gün hırsız doğdu.

Epiphanes

**

Dış yasalar, kurallar (şeriat), iç disiplini az olan ya da hiç olmayanlar için yararlıdır elbette ancak diğerleri için yaratıcılığı ve özgürlüğü boğan bir kabus haline gelir. Ve bütün insani evreler işte bu açık hapishanede sanki karşıtlıklar gerçekmişçesine bir delilik halinde yaşanır gider. sa

Demiurgos Nedir?

Demiurgos ya da Demiurge, birçok kültürde görülen Dünya’yı oluşturan ilaha eski Yunan tradisyonunda verilen addır. Bu ad, “insanlar” anlamındaki “demos” sözcüğü ile “iş” anlamındaki “ergon” sözcüğünden türetilmiş olup, “insanlar için imal eden, şekil veren, mimar” anlamına gelmektedir. Fakat bu ilahın Yaratıcı olmadığı da belirtilir. Demiurgos’un en belirgin özelliği bir şeyi yoktan var etmemesidir; yaratmaz, yoktan bir şey var etmez, fakat yaratılmış olana biçim vererek bir şeyler meydana getirir, yaratılmış olanı düzenleyerek yeni yeni şeyler meydana getirir. Dünya’yı da böyle, biçimlendirerek ve unsurlarını düzenleyerek oluşturmuştur. Bu ilah sembolünün, özellikle Platoncular ve Gnostikler’ce kullanılmış olduğu görülmektedir.

Platon’un Timaeus‘u Demiurgos’u sınırsızca hayırsever olarak anlatmaktadır. Bu sebeple Demiurgos mümkün olduğunca iyi bir dünya var etmek istemektedir, ancak Demiurgos dünyayı kaotik ve belirsiz bir olmama halinden oluşturduğu için dünya asla mükemmel olamamaktadır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Demiurgos

Mükemmellik beklentisi beni hep güldürüyor. Eski zamanlara (son 2500yıla) idealizm damgasını vurmuş, bilseler de bilmeseler de her düşüncenin her edimin altında bu izi görmek mümkün.

Gnostikler de zaman zaman önüme çıkıyor, örneğin Carl G.Jung’un gnostizmi merak edip çok ciddi araştıranlardan olduğunu öğrendim geçenlerde. Pek çok yerde sanki klisenin muhalifi gibi gösterilse de onlar anladığım kadarıyla tanrıça kültünden beri değişik yer, zaman ve isimler altında var olan bir topluluğun koludurlar. Örneğin bu sayfalarda Cathar’lara yer vermiştim, gerçekten ilginç bir toplulukonlar. Hatırlamak için tıklayınız.

Kısaca, Catharlar kendilerini gerçek Hristiyan olarak adlandırmaktaydılar. Ancak Katolik Kilisesi’nin koymuş olduğu dogmalara inanmıyorlardı. Tanrı-İsa-Kutsal Ruh üçlemesine inanmıyor hele haça tapınmaya kesinlikle karşı çıkıp bunların İsa’ya özgü işler olmadığı, din adamlarınca uydurulduğunu ileri sürüyorlardı. Zaten ruhban sınıfına tümüyle karşıydılar. Tanrı ile insan arasına hiç kimsenin giremeyeceğini, inanç için bir “yetkili aracı” ya da “din görevlisi”ne gerek olmadığını ileri sürüyorlardı. Şayet Tanrı inancı araya giren bir kişi kanalıyla edinilirse, bunun “ ikinci el ” olacağı görüşüyle, herkesin kendi inancını kendi başına ve ilk elden edinmesi gerektiğini savunuyorlardı. Bir diğer deyişle, “ruhban sınıfı” olgusuna ve din yönetiminde hiyerarşik nitelikli bir kurumsal yapılanmaya karşıydılar.