İslam Dininde Allah dan Başka Dine Hüküm Koyan Var mıdır

Yazılarıma yapılan tenkitleri, hatta ikazları çok dikkate alır ve üzerinde tekrar, tekrar Kur’an ın rehberliğinde düşünürüm. Şunu asla unutmam, ben bir beşerim, hata riskim her zaman vardır. En az hata yapmak istiyorsak, İslam ı doğru öğrenme çabasındaysak, bu gerçeği hiç birimiz göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum.

Yazımı okuyan bir kardeşimiz, sanırım yazının konusuna ve ana fikrine katılmadığı için olsa gerek, bakın bana cevaben ne demiş. Çok önemsediğim ve içinde yaşadığımız İslam ın, adeta bana göre bir özetini anlattığı için, sizlerle paylaşmak ve üzerinde yine Kur’an ışığında, düşünmek istedim.

(İslam yalnız Kur an dan ibarettir diyenlerden, hiç Müslüman olanını görmedim…)

Aslında üzerinde durmamız ve dikkatle düşünmemiz gereken bir iman şekli. Önce kendimize soralım ve diyelim ki, İslam inancını yaratan, kurallarını koyan makam-güç kim? Eğer bu sorumuzun cevabı, bizleri yaratan Allah tır ise, İslam dininin sahibi, kanun ve kural koyanda Allah tan başkası, yani Kur’an dan başka ne olabilir?

Bizler bile yaptığımız özel bir işimize, koyduğumuz kurallara, kimsenin karışmasını istemiyor ve karıştırmıyorsak, nasıl olur Allah koyduğu kanunlarına, imtihanımızın yol ve yöntemine, yarattığı bir kullunu ortak yapar.

Acaba İslam dininin kanun koyucusu, Allah ve elçisidir diyebilir miyiz? Bunu söylersek, Kur’an ın tamamına ters düşeriz. Eğer bunu kabul edersek, hâşâ Yaradan ile elçisini eş tutmuş ve İslam dininin kurucusu, hüküm koyucusu olarak, elçisini ortak etmiş oluruz ki, buda en büyük günahtır.

Hatırlayınız, Allah hükmüne kimseyi ortak etmez, demiyor muydu? Bu ayetleri görmezden mi geliyoruz, yoksa atalarımızın itikadı, Kur’an dan daha mı ağır basıyor. Kur’an da geçen bazı kelimelerden yola çıkarak, yanlış itikatlarımıza delil gösterirsek, ancak kendimizi avutmuş oluruz.

Allah elçisine, sana indirdiğimle onlara hükmet demiyor muydu? Yüce Rabbimiz birçok kez Kur’an ın ipine sarılın diyorsa, nasıl olurda başka kaynak ararız din ve iman adına kendimize.

Allah elçime uyun diyorsa, nasıl olurda elçisinin, Kur’an dışından farklı şeyler söyleyebileceğini düşünürüz. Hatırlamıyor muyuz, Allah ın elçisine söylediği sözleri, yaptığı uyarıları.

Allah kurtuluşa erenlerin, Rablerinden gelen hidayet yani Kur’an üzerinde olanlar olacağını söylüyorsa açıkça, hala Kur’an ın karşısına, onun değerinde ya da onsuz olmayan, nasıl olurda başka kaynaklar koyma cesaretini buluruz kendimizde.

Allah elçisine, deki onlara diyerek bizlere, bana vahye dilenden başkasına da uymam! Ve ben, açıkça uyaran bir elçiden başkası da değilim, dediği sözlerini nasıl duymazlıktan, anlamazlıktan geliriz.

O örnek peygamberimiz, yalnız Kur’an a uyduğunu söylüyorsa, nasıl olurda bizler Kur’an dan başka dine hüküm koyan kaynaktan bahsederiz. Yoksa Kur’an ın bir kısmına inanıp, bir kısmına inanmıyor muyuz?

Allah Ahzab suresi 2. ayetinde elçisine seslenerek, Rabbinden sana vahyedilene uy hükmünü görmezden gelerek, edindikleri velilerin sözlerini, hâşâ Allah ın kitabına eşdeğer yaparak, nasıl bir şirk batağında olduğumuzu göremiyor muyuz hala? Böylece dini Allah a Has olmaktan çıkardığımızın, farkındamıyız?

Peygamberimiz yalnız, Kur’an a uyma emri aldıysa ve yalnız Kur’an a uyduysa, nasıl olurda bizler dinimizin ana kaynağına, Rahmanın kanunlarına ilaveler yapıldığına inanırız.

İslam dininin yalnız Kur’an dan ibaret olmadığını söylersek eğer, Allah ın kanunlarını yeterli görmediğimizi de söylemiş oluruz, bunu unutmayalım. Allah hadi bir benzerini getirsinler bakalım diyerek, Kur’an ın gücünü anlatmaya çalışırken, nasıl olurda Allah ın kanunlarına peygamberimizin ilaveler yaptığını söyler ve buna inanırız.

İslam ı yalnız Kur’an dan ibaret olmadığını savunanlar ucu açık, dipsiz bir kuyuya atılan taş misali, inancını yaşadığını bilmelidirler. Allah ayetinde, emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin, sizleri sorumlu tutarım diyorsa, bu hükmün mahşer günü, karşımıza çıkacağını unutmamalıyız.

Bu soruyla muhatap olacak olan bizler, acaba Kur’an dışından, bunlarda Allah katındandır, bunları da dine peygamberimiz ilave etmiştir diyenlere inandığımızda, hesabın görüleceği gün, Rabbimiz sizleri Kur’an dan sorumlu tutacağım hükmünü gerçekleştirdiğinde, ben sizlere böyle bir emir verdim mi diye sorduğunda, acaba bu bilgilerin doğruluğu konusunda şahitleri kimler olacak?

Lütfen son cümlemi bir daha düşününüz. Kur’an ın emretmediği bir hükme iman edenler, Allah ın bu sorusu karşısında, kimleri şahit gösterecekler? Peygamberimizi şahit asla gösteremezler, bunu unutmayalım. Çünkü peygamberimiz ümmetini, yalnız Kur’an ile uyarma görevi aldığı, açıkça onlarca ayetinde yazıyor Kur’an da.

Kur’an ın yazdığı bir uyarıyı, hatırlatmak isterim. Peygamberimiz şahitlik yapacağı o çetin gün, ümmetim Kur’an ı devre dışı bıraktılar sözlerinden, eğer bugün bizler dersler almıyorsak, o gün bunun acısını çekeceğimizi bilmeliyiz.

Hatırlayınız, Rabbimiz ne diyordu elçisine?

Hakka 44–45–46: Eğer (Peygamber) bize isnat ederek, bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.

Peki, bu kadar açık ayetler varken, bizler ne diyoruz? Bunları da Kur’an dışından dine peygamberimiz ilave etmiştir. Nasıl söyleriz bu sözleri. Hani sana indirdiğimle onlara hükmet diyordu, unuttuk mu buna benzer onlarca ayetleri. Hani Yaradan bizleri, Kur’an dan sorumlu tutacağını söylemişti ayetinde. Nasıl olurda bu ayetlerin, tamamen tersi düşüncelere iman ederiz. Düşünen, aklını kullanan, Kur’an ı rehber alan yok mu?

İslam yalnız Kur’an dan ibaret değildir diyerek, atalarının itikatlarından da vazgeçmeyenlere, Allah ın aşağıdaki ikazlarını tekrar hatırlatırım.

—Karşılarında okunup duran bir kitabı, sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? (Ankebut 51)

— Artık bu Kur’ân’dan sonra, başka hangi söze inanacaklar. ( Araf 185)

Kur’an ı yeterli görmeyerek, emin olmadıkları başka itikatları, atalarının rivayetlerini de inançlarının ana temeli yapanlara, geleneklerini dinleştirenlere, Allah ın cevabı yeterli değilse, sonucuna da elbette katlanacaklardır.

Peygamberimiz Kur’an ı tebliğ ederken, müşriklerde aynı itirazı yapmışlardı. Tamam, Kur’an a iman edelim, ama atalarımızın inançlarını da devam ettirelim demişlerdi. Elbette Rabbimiz, buna asla izin vermemişti.

Allah elçisinin görev ve sorumluluğunu, o kadar açık ve net bizlere, bakın nasıl anlatıyor. Anlayana, anlamak isteyene.

Maide 67: Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah, küfre batmış topluluğa kılavuzluk etmez.

Apaçık, izaha bile gerek olmayan bu emri anlamayana, ne yani peygamberimiz postacımıydı diyerek, peygamberimizi dinde Allah ın ortağı gibi gösterenlere, başka ne söylersek fayda etmeyecektir.

Allah elçisine deki onlara diyerek, yine konumuzla ilgili o kadar güzel ve açık bir hüküm bakın nasıl veriyor.

Enam 57: De ki: Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah’ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Allah ın elçisi, örnek peygamberimizin, bakın ne söylemesini istiyor Rabbimiz.

—De ki: Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum.

— Hüküm ancak Allah’ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Dostlar, değerli din kardeşlerim. Bunca açık ayetlerden sonra, sizlere tekrar sormak isterim, İslam yalnız Kur’an dan ibaret değildir diyerek, dine sokulan, Kur’an dan onay almayan, onca beşeri hükümlere inananlar mı gerçek iman eden Müslümanlardır, yoksa İslam yalnız Kur’an dan ibarettir, hükmü veren, kanun koyan yalnız Allah tır, diyenler mi gerçek iman eden Müslümanlardır.

Tekrar hatırlatmak isterim, Allah sizleri Kur’an dan sorumlu tutacağım diye bizlere bir söz verdiyse, sizce Kur’an ın dışından, Kur’an da hiç bahsedilmeyen, açıklanmayan bir hükümden de sorumlu tutar mı? Sorumuzun cevabı o kadar açık ki, gözler perdeli, gönüller mühürlüyse, elbette bu gerçekleri göremeyenler olacaktır.

Peygamberimiz Allah ın hükümlerine uyan, onun hükümleri ile topluma hükmeden bir peygamberdi. Bunu söyleyen, elçisine böyle bir görev ve sorumluluk verdiğini anlatan, Kur’an ın bizzat kendisidir. Yalnız peygamberimiz değil, daha önce gelen tüm peygamberlerin görev ve sorumlulukları aynıydı. Allah ın indirdikleri ile hükmetmek, topluma tebliğ etmek, onları uyarmak.

Peygamberimiz Kur’an ı hayatına eksiksiz geçiren, yaşamıyla bizlere çok önemli bir örnektir. Allah da bizlere, onun yaşamını örnek almamızı emreder. Elbette örnek yaşamı giydiği kıyafette, yediği yemekte, bıraktığı sakalda aramak yerine, Kur’an ın terbiyesini hayatına, yaşamına nasıl geçirdiği yönünde olmalıdır. Bakın Allah bu konuda, ne tavsiye ediyor bizlere.

Ahzab 21: Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.

Allah ın elçisinin örnek davranışları, insanlarla karşılıklı diyalogları, Kur’an ın adeta yaşamına yansımalarıdır. Bunları doğru kanallardan öğrenelim ve yaşantımıza geçirelim. Onu iyi tanımak için, önce Kur’an ı çok iyi anlayalım, öğrenelim.

Onun asla yapmayacağı, söylemeyeceği sözleri, onun adını kullanarak, anlatanlara itibar etmeyelim, inanmayalım. Çünkü peygamberimiz söylemediği halde, bu peygamber sözüdür demenin, bizleri cehenneme götüreceğini unutmayalım.

Bu konu çok dikkat etmemiz ve üzerinde titizlikle durmamız gereken bir konudur. Rivayet nakletmek ve o rivayetleri doğru aktarmak ciddiyet ister. Bire bir anlamını değiştirmeden nakletmekse, neredeyse imkânsızdır. Bizlere nakledilen, peygamberimizin rivayet hadislerini, mutlaka Kur’an a arz edelim ve ondan onay alalım. Şunu da unutmayalım, Kur’an ın dışından dine hüküm koyan, hiçbir güç yoktur. Bu hükmü Kur’an ın bizzat kendisi vermiştir.

Kur’an Allah korumasındadır, hiçbir beşeri bilgi Allah korumasında değildir, bu gerçeği asla göz ardı etmeyelim. Birileri çıkıp, peygamberimizin rivayet hadislerinin de, tıpkı Kur’an gibi Allah korumasında olduğunu söylüyorsa, bu sözlerin Kur’an a muhalif sözler olduğunu bilelim, asla inanmayalım.

Şunu da unutmayalım, hadisler peygamberimizin devrinde kayıt altına alınmamış, hatta dört halife döneminde de yazdırılmamıştır. Dört halife devrinin sona ermesi ve siyasi menfaatlerin ayyuka çıktığı bir dönemde, İslam ın mezheplere bölünmesiyle, her mezhep kendi düşüncesi doğrultusunda, hadis toplama yarışına girmişlerdir.

O günlerde toplanan hadis sayısının 500 civarında olduğu rivayet edilir. Peki, dostlar, bugün milyonlarca hadisin kol gezdiği İslam âleminde, bu acı gerçekleri görmezden gelirde, önlemler almazsak, halimiz nice olur sizce.

Kur’an dine hüküm koyan tek kaynaktır. Bu demek değildir ki, İslam ı öğrenmek için, başka kitaplar-kaynaklar okumayalım. Elbette okuyacağız. Çünkü herkes aynı kapasitede değildir, detaylı düşünemeye bilir. Kur’an ı anlatan, onun özünden şaşmayan her kitabı-bilgiyi okumalı ve faydalanmalıyız. Çünkü herkes bir birine muhtaçtır.

Kur’an bir deryadır, onun nurundan istifade etmek isteyen, onu en çok okuyup üzerinde düşünendir. Bu gerçeğinde farkında olalım. Çünkü Allah Kur’an ayetlerinin, bizlerin gönül gözlerini açacağını söyler. Gönül gözü açık olmayan, bakan kör gibidir, okuduğunu anlayamaz, hissedemez.

Günümüzde bizlere, din ve iman adına ibadetlerimizle ilgili, Kur’an da her bilgi, detay yoktur diye öğretilmiştir. Buna inandığımız içinde, her mezhep birbirinden farklı ilaveleri dinleştirmiştir. Hâlbuki Allah biz Kur’an da hiçbir eksik bırakmadık, her konudan nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız demiyor mu? Hakka batıl karıştırmayın ayetini, unuttuk mu yoksa.

Geleneklerimizin dine yapılan ilavelerini öyle kanıksamışız ki, Kur’an da göremediğimizde, bakın demek ki Kur’an da her şey yazmıyormuş, diyenlere inanıyoruz.

Hatta bazı kardeşlerimiz, hadi yalnız Kur’an ile namazını kıl bakalım diyerek, adeta Kur’an ı din ve iman adına, yeterli olmayan bir rehber ilan etmiş. Sizce Allah namaz kılın, oruç tutun, zekât verin emrini verdikten sonra, bizlerin bilmesi gereken detayları, yapmamız gerekenleri rehberinde yazmayıp, Kur’an dışından elçisine bildirmiş olabilir mi?

Lütfen bu soruyu kendinize sorunuz. Allah Kur’an ın ipine sarılın, sizlere detaylı bir rehber indirdim ve sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dedikten sonra, bugün her mezhebin geleneğinin, dine ilavelerinden de hesap sorar mı? Bu gerçeğin bilincine varamadığımız sürece, Kur’an ı da doğru anlamamız asla mümkün olmayacaktır.

Hatırlayınız her mezhebin dine ilaveleri farklıdır. Hepside bizim yaptığımız en doğrudur der. Elbette geleneğin ilaveleri ve farklılıklarında hiçbir sorun yok. Hiç birisine de yapılanlar yanlıştır, günahtır diyemeyiz. Önemli olan Allah ın emrettiği farzların, yaptığımız ibadetin içinde olmasıdır.

Sizce Allah ibadetlerimizin, olmazsa olmaz detaylarını Kur’an da açıklamayıp, bizlere rivayetler yoluyla ulaşmasını ister miydi? Bu sorumun cevabını, Allah ın bizleri uyardığı, emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin, sizleri sorumlu tutarım ayetiyle, lütfen birlikte düşününüz.

Allah açıklamadığı, detay vermediği hiçbir konudan, hesap sormayacağını söylüyorsa, bu gerçeği artık görelim. Yoksa mahşer günü çok pişman oluruz ve keşke falancayı dost, veli edinmeseydim, beni o yoldan saptırdı diyerek, pişmanlığımızı dile getiririz. Onunda faydası olmayacağının uyarısını, Rabbimiz açıkça bu gün bizlere yapıyor ki, dersimizi alabilelim.

Peygamberimizin en yakınlarının, Allah ın resulünün sözlerini naklederken, daha o günlerde bile, bu konunun nasıl sulandırıldığını gösteren, bir rivayet hadis nakletmek istiyorum. İşte bu bilgiler elbette, bizlerin dikkatle düşünmesine vesile olacaktır.

(5179 – Mücâhid merhum anlatıyor: “Büşeyr el-Aşevi, Hz. İbnu Abbâs
radıyallahu anhümâ’ya gelip:
“Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki…” diyerek bir şeyler anlatmaya kalktı. Ancak İbnu Abbâs onu konuşmaya bırakmadı ve kendisine iltifat etmedi. Büşeyr:
“Sözlerimi niye dinlemiyorsunuz? Ben size Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’dan anlatıyorum, hiç tınmıyorsunuz, niçin?” diye sordu. İbnu Abbâs ona şu cevabı verdi:

“Biz vaktiyle, bir kimsenin “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki” dediğini işitince, gözlerimizi ona çevirip kulaklarımızı da dinlemek üzere uzatıyorduk. Ne zaman ki, insanlar hadis rivayetinde laubalileştiler, biz de onlardan ancak bildiklerimizi almaya başladık.”)
Müslim, Mukaddime 7, (7).

Bu güzel örnek, sanırım çok şeyler anlatıyor. Peygamberimizin vefatından çok geçmeyen bir zaman sonra bu yanlışlıklar, bu hatalar yapılıyorsa, günümüzde bu yanılgının sınırını, düşünmek bile istemiyorum.

Sizlere son olarak Yüce Rabbimizin bir ayetini hatırlatmak istiyorum.

(Enbiya 10: And olsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?)

Ne dersiniz dostlar, bütün şan ve şerefimizi, Allah a ulaşacak en doğru yolu, nerede aramalıymışız? Yaradan, İslam yalnız Kur’an dan ibaret değildir diyerek, bizleri başka kaynaklara da mı yönlendiriyor? Yoksa İslam ın hüküm koyucusu, kurtuluşumuzun kaynağı, hüküm veren , bütün şan ve şerefimiz yalnız Kur’an dır mı diyor?

Elbette Allah yalnız Kur’an olduğunu, bu kadar açık söylüyor. Peki, gözler neden görmüyor bu ayetleri, kulaklar neden duymuyor bu uyarıları? Gönüller neden taş kesilmiş hissetmiyor da, nefsimizin esaretiyle dinde başka kaynaklar arıyoruz.

Elbette bunun nedeni, Kur’an ı terk edip, ataların itikatlarına yönelmemizdir. Tıpkı peygamberimizin döneminde, atalarının dininden vazgeçemeyenlerin durumuna düşmüşüz.

Hepimiz bu Dünyada imtihandaysak, yorum ve karar sizlerin. Gerçekleri hep birlikte, O çetin gün göreceğiz.

Sizce şahidi Kur’an olan, emin olduğumuz bilgilerin ardından gitmek, bizleri Allah ın istediği, gerçek Müslüman yapmaz mı?

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Risale-i Nur Öğretisinden Bir Bölüm Ve Düşündürdükleri

Risale-i Nur ile ilgili bir yazı okurken, dikkatimi çeken bir bölümü sizlerle paylaşmak ve bu konuyu sizlerin düşüncenize sunmak istiyorum.

Bu kitaplardan ve içindeki bilgilerden bahsedip açıklama yapan bir kardeşimizin, çok dikkat çekici ve düşündürücü, şu sözlerini, sizlere nakletmek istiyorum önce.

(Her meseleye hakikat noktasında bakar. Her hadisenin hakikatini bizlere ders verir. Bu açıdan Risâle-i Nur’un bir benzeri yoktur.)

Dikkat çekici olduğu kadar, düşündürücü. Sizler bu sözleri ve bu güçteki bir rehberin olduğunu, bir yerden hatırlıyorsunuz biliyorum. Allah bizlere gönderdiği Kur’an için, bu özelliklerden bahseder ve eşi benzeri yoktur diyerek, hadi bir benzerini getirsinler bakalım, diye de bizleri uyarıyordu ayetinde, hatırladınız değil mi?

Ayrıca yüzlerce yıldır gelip geçen, onca âlimlerin yazdığı eserleri düşünün isterseniz bir de. Bizler hiç birisine, yukarıdaki payeyi, onuru vermedik. Çünkü beşerdir, her zaman şaşabilir diyerek, temkinli yaklaştık. Doğrulukları konusunda, Kur’an dan referans, yardım aldık.

Demek ki bazı din kardeşlerimiz, tıpkı Kur’an gibi eşi benzeri olmayan kitaplar olduğuna da inanıyorlar. Tabi bu herkesin kendi seçimidir, kimse buna müdahale edemez. Çünkü her beşer, kendi imtihanından sorumlu tutulacaktır.

Yazıda Risale-i Nurdan bir bölüm verilmiş. Yukarıdaki sözlerden yola çıkarsak, bu kitapların her hadisenin hakikatin den ders alınır dediğine göre, bakalım örnek verilen konudan bizler nasıl bir ders alacağız, hep birlikte bu örnek üzerinde, Kur’an ı rehber alarak, onun ışığında düşünelim. Bakın verilen bölümde neler yazıyor.

(Said-i Nursî Hazretleri önce lise mektebinde okuyan talebelerin durumunu nazara verir.

Bir zaman, Eskişehir hapishanesinin penceresinde bir cumhuriyet bayramında oturmuştum. Karşısındaki lise mektebinin büyük kızları, onun avlusunda gülerek raks ediyorlardı. Birden manevî bir sinema ile elli sene sonraki vaziyetleri bana göründü. Ve gördüm ki: O elli-altmış kızlardan ve talebelerden kırk-ellisi kabirde toprak oluyorlar, azap çekiyorlar. Ve on tanesi, yetmiş-seksen yaşında çirkinleşmiş, gençliğinde iffetini muhafaza etmediğinden sevmek beklediği nazarlardan nefret görüyorlar. Katî müşahede ettim. Onların o acınacak hallerine ağladım. Hapishanedeki bir kısım arkadaşlar ağladığımı işittiler. Geldiler, sordular. Ben dedim: ‘Şimdi beni kendi halime bırakınız, gidiniz.’
“Evet, gördüğüm hakikattir, hayal değil.)

Ne dersiniz, bu sözlerden nasıl bir ders aldınız? Peygamberimiz bile böyle sözler söylememiş, bu tür örnekler vermemiştir. Çünkü böyle sözlerin söylenmesine, Rabbimiz asla izin vermezdi de ondan.

Geleceği görmek, bilmek yalnız Allah a mahsustur. Hepimiz hayal kurarız, hatta rüyalar görürüz, geçmiş ya da gelecek için. Ama hiç birisi için bunlar hayal ya da rüya değil, HAKİKATTIR DEMEYİZ. Peygamberimiz Gaybı bilmem ben, gelecekten haber veremem, yani bende sizler gibi beşerim, demiyor mu Kur’an da?

Avluda oynayan genç kızların, geleceğini gördüğünü söyleyip, olacakları kesin doğru, hakikattir, hayal değildir diyerek anlatması, bizlerin nefsini, duygularını belki çok etkilemiş olabilir.

Ya aklımızı, mantığımızı ve Kur’an gerçekleri ile yoğurduğumuzda, bu bilgileri Kur’an süzgecinden geçirdiğimizde, bizleri nasıl etkiledi? Tabi Kur’an dan haberdar isek, bu son soruma cevap verebilirsiniz. Ya Kur’an dan çok fazla haberimiz yokta, onu anlamadan okuyan bir toplumsak. Bunu düşünmek bile istemiyorum.

Risaleleri okuyan kardeşlerimiz çok iyi bilir, bu kitaplarda Kur’an ın hiç bahsetmediği, birçok olaylar anlatılır. Bu bilgilerin kendisinin kalbine, Allah tarafından indirildiği yazılıdır. Hatta kıyamet ile ilgili Kur’an ın söz etmediği, birçok bilgilerde yazar.

Allah Araf 33. ayetinde, hakkında hiçbir delil indirmediğim bir şeyi, konuşmanızı HARAM kılıyorum dediği halde, bizler bu kitaplarda yazan, Rabbin bilgi vermediği, onca bilgiye inanmakta bir kusur görmüyoruz.

Lütfen üzerinde dikkatle düşünelim ki, azabın takipçisi olmayalım. Allah bizlerin, Kur’an ın açıklamadığı konularda konuşmamızı HARAM kılıyorsa, bizler bu ayetlerden habersiz, bu derece büyük hataları yapıyorsak, sizce bizler HARAMI her gün, tıka basa yiyenlerden olmuyor muyuz?

Kıyamet konusunda peygamberimize, onca sorular soranlara karşı Araf 187. ayetinde, Rabbimiz ne diyordu hatırlayalım.

(Sen onu, iyice biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: “O’na ilişkin bilgi Allah katındadır, fakat insanların çokları bilmiyorlar.)

Düşünebiliyor musunuz, Allah elçisine bile onca bilgileri söylemediği ve tam tersine, Deki onlara diye başlayan birçok ayetinde, gaybı, geleceği bilmem ben, sizlere ne faydam dokunur ne zararım, ayetleri ne yazık ki hatırlanmıyor.

Bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum, bana vahye dilenden başkasına uymam ve ben açıkça uyaran bir elçiden başkası değilim, sözlerini sanırım görmezden gelen, üstünü örten bizler, dersimizi alamadığımız anlaşılıyor.

Sizlere yukarıdaki konu ile ilgili, Kur’an dan tek bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Bu ayete iman eden bizler, ACABA GAİP TEN BİLGİLER VERENLERE NASIL YAKLAŞMALIYIZ, sanırım konu daha iyi anlaşılacaktır.

Aliimran 179: Allah, müminleri şu üzerinde bulunduğunuz halde bırakmayacaktır. Sonuçta pisi temizden ayıracaktır. Allah sizi gaybı bilir duruma da getirmeyecektir. Şu var ki Allah, resullerinden dilediğini seçer. O halde Allah’a ve resullerine inanın. Eğer inanır, korunursanız sizin için büyük bir ödül vardır.

Rahman kullarını, gaybı bilir duruma getirmeyeceğini apaçık söylediği, Yunus suresi 20 ayetinde de, Gayb Allah ın tekelindedir dediği halde, bizlere Kur’an ın hiç bahsetmediği, gaybi bilgileri anlatarak dikkatimizi çekenlere karşı, nasıl davranmamız gerektiğini, sanırım daha iyi anladık.

Allah yalnız seçtiği resullerinden, dilediğini seçip bu bilgileri vereceğini söylüyorsa, bizlere düşen Rabbin uyarılarına kulak vermek olmalıdır. Kur’an ın açıkladığı gaybi bilgiler dışında söylenenlere inanırsak, Rahmandan uzaklaşacağımız gibi, mahşer günü Allah a iftira attığımız için, yüzlerimizin de, kapkara olacağını unutmayalım.

Her düşünceye, her fikre, her şahsa sonsuz saygımız var. Herkes kendi imtihanını yaşıyor. Kimin doğru yolda olduğunu, yalnız Rabbimiz bilir. Amacımız kişileri küçük düşürmek, ya da kötülemek asla değildir. Amacımız Allah ın en doğru yolunu bulmak, O yolda yürümek ve din kardeşlerini Kur’an a davet etmektir.

Çok önemsediğim bir konuyu da, sizlerin düşüncelerinize sunmak istiyorum.

Sayın Said-i Nursi ye verilen bir unvan vardır, hatırlarsınız ona BEDİÜZZAMAN derler. Peki, bu unvanın anlamı nedir?

Bedi kelimesi “benzersiz, eşsiz” demektir. Bediüzzaman da zamanın benzersizi anlamına gelir. Bir başka deyişle zamanın harikası, kimseye benzemeyen, asrın mükemmel insanı demektir. Bu payeyi verdiğiniz kişinin de, hatasız bir insan olması gerekir. Acaba hatasız, günahsız insan olur mu?

BU UNVAN, TARİH BOYUNCA HİÇ KİMSEYE, PEYGAMBERLER DÂHİL VERİLMEMİŞ VE BU UNVANLA HİÇ KİMSE, HİÇ BİR ÂLİM ANILMAMIŞTIR, SAİD-İ NURSİ HARİÇ. PEKİ, SİZCE BU NORMAL Mİ?

Peygamberimiz bile, bende sizler gibi bir beşerim, sizlerden bir farkım yok. Gaybı bilmem ben, sizlere ne zararım dokunur, nede fayda sağlarım sözleri ile bu unvan karşılaştırıldığında, acaba sizlerin kafasında, nasıl bir düşünce hâsıl oldu?

Düşünebiliyor musunuz bırakın peygamberleri, peygamberimizin en yakınlarına ashabına ve daha sonra yaşamış onlarca din âlimlerine bile verilmeyen bir unvanın verilmesi, dikkat çekici ve düşündürücü değil mi sizce?

Yorum ve karar sizlerin. Bu fani Dünyada, nefsimizin esiri olmuş, Allah ın önerdiği gibi düşünmeden, bir değer üretmeden, imtihan olduğumuz bilincinden çok uzak, edindiğimiz velilerin ardına takılmış, yaşayıp gidiyoruz.

Şunu sakın unutmayalım, kıyamet günü o kadar yakın ki hepimize. Hem de bir nefes alışı kadar yakın. Ama bunun farkında bile değiliz. Geri dönüşü olmayan yola girdiğimizde, pişman olmak istemiyorsak, emin olmadığımız kitaplara değil, EN EMİN FURKAN’A sarılmalıyız.

Allah verdiği örnek ayetinde, mahşer günü bir kısım Müslüman ın, edindikleri velilerin onları saptırdığını anladıklarında, yapacakları acı feryadı, o çetin gün yaşamak istemeyenler, lütfen çok ama çokkkkk düşünmelidirler. Din kardeşlerime hatırlatırım.

Dilerim Rabbimden kula kulluk etmeyen, Allah dan başka veli edinmeyip, Kur’an dan başka rehberi olmayan, Rabbin halis kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Doğruyu Hak tan Öğrenirsek, Batıl Yok Olur

Allah bizleri bu dünyada, imtihan ettiğini ve bakın neden yarattığını söylüyor.

Mülk 2: O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.

Demek ki asıl amaç, bu dünyada güzellikler, topluma faydalı şeyler yapmakmış yaratılmakta ki asıl amacımız. Peki, nasıl ve ne şekilde güzellikler yapmamızı istiyor Yaradan? Gerçeği öğrenelim ki, işimizi garantiye alalım.

İşte tüm bu bilgilerin detayını da, Kur’an da veriyor. Çünkü Kur’an ın ipine sarılın, sizleri Kur’an dan imtihan edeceğim diyerek, apaçık doğrunun yolunu gösteriyor.

Bu apaçık gerçekleri gören bizler, bu durumda ne yapıyoruz, işte bu kısmı sanırım çok önemli. İmtihan olduğumuz kitaba mı çalışıyoruz, yoksa…..? İşte o yoksa sorusunun cevabı, ne yazık ki bizleri mahvediyor.

Aynı kitaba iman ettiğimizi söylüyoruz, ama her nedense aynı konuda bile, farklı farklı şeylere inanıyoruz. Peki neden, bunun sebebi ne olabilir? Tek bir nedeni var. Bizler Kur’an ı rehber aldığımızı söylediğimiz halde, onu yeterli görmeyip, farklı kaynaklara yönelmemiz bizleri bölüyor, parçalıyor ve birbirimize düşman ediyor. Onun içindir ki, dinimize de çok farklı yaşıyoruz. Peki, bu yol ve yöntem doğru olabilir mi?

Lütfen şöyle düşünelim. Okulda herhangi bir derste, elimizde bir kaynak var, öğretmen öğrencileri bu kitaptan çalıştırıyor ve imtihan ediyor. Ek bir kaynak kullanıyorsa öğrenci, o kaynak ders gördüğü ana kaynaktan asla farklı olmuyor, daha açıkçası farklı olursa, yardımcı kaynak olarak kabul edilmiyor.

Aynı kitaba çalışan öğrenciler, hiçbir farklılık-çelişki yaşamıyorlar aralarında. İmtihanda öğretmende, eğitim verdiği kitaptan sorularını soruyor. İşte bizler aynı yöntemi kullanmadığımız içindir ki, İslam âlemi olarak aynı noktada birleşemiyor, anlaşamıyoruz.

Halbuki Allah bizleri uyarıp, sizleri Kur’an dan hesaba çekeceğim dememiş miydi? Bizlerin kana kana içeceği ana kaynak, yalnız Kur’an olması gerekirken, tertemiz akan pınara öyle ilaveler yapıyoruz ki, güzel ve doğru bilgilerin bile üstünü örtüyor. Allah boşuna, hakka batıl karıştırmayın demiyor.

Bizler peygamberimizin sünnetine, yani onun yaşam felsefesine çok önem verdiğimizi söyleriz. Fakat bu felsefeyi yaşam şeklini, ne yazık ki bizler gereği gibi anlayamadık. Bu konuda söylenecek, o kadar çok şeyler var ki, saymakla bitmez.

Sizlerin dikkatinizi çekmesi adına, bir konuyu gündeme getirmek istiyorum. Cuma yani toplantı ibadeti, her ehli kitap dinlerde benzeri vardır. Yahudi ve Hıristiyanlar, haftada bir gün kadın erkek, çoluk çocuk toplanır ve çok önemli bir görevi yerine getiririler. Bu görev toplum olarak, sosyalleşme bilincini topluma aşılamaktır. İşte İslam toplumu olarak bizler, Allah ın bu emrini yerine getirmediğimiz için, gerektiği gibi sosyal bir toplum olamadık.

Cuma günleri Allah ın, Ey iman edenler, çağrılınca salata gelin emrini, bizler kendi nefsimizde değişikliklere uğratmış, kendimize beşeri deliller yaratarak, Allah ın emrinden kendimizi çok uzaklaştırmışız. Böylece de kadınlarımızı, bu güzel sosyal olgudan mahrum etmişiz.

Kadını sosyal toplumdan uzaklaştırarak, dine hizmet edeceğini düşünenler, İslam a yaptıkları büyük kötülüğün, hala farkında değiller. Peygamberimiz Cuma günleri, bırakın toplantı namazını, normal vakit namazlarında bile, kadının mescitlere, camilere gelmesini özellikle istemiş, teşvik etmiştir. İşte bizler bunun nedenini ne yazık ki hala kavrayamadık. Peygamberimizin sünnetini takip etmek isteyen, onun hayat felsefesini, önce doğru öğrenmelidir.

Şunu asla unutmamalıyız, peygamberimizin sünneti, Allah ın sünnetinin yaşama geçirilmiş şeklidir. Birileri bizlere peygamberimizden hadis naklettiğinde, bizlere düşen, Kur’an ın verdiği öğretiye, felsefeye uymuyorsa, asla bunları kabul etmeden reddetmek olmalıdır.

Peygamberimiz bizleri uyarmış ve kendi adına birçok sözler uydurulacağını ve bu sözlerle sizleri, aldatmaya çalışacakların çıkacağı konusunda bizleri uyarmıştır. Ayrıca bu sözleri, Kur’an onayından geçirmemizi tavsiye etmiştir.

Peygamberimiz kadınlarında, mescitlere gelmelerini o kadar önemsemiştir ki, hatta onların rahat girip çıkmaları için, ayrı bir kapı bile yapmıştır. Çok daha ilginci, günümüzde yapıldığı gibi, erkek ve kadınlar arasına perde dahi çektirmemiştir. İşte nefsin imtihanı, nefsin eğitimi budur. Allah bizleri birbirimizle her an imtihan etmektedir. Bu imtihandan, kadını toplumdan uzaklaştırarak kaçamazsınız. Kaçarsanız nefsinizi eğitemez, şeytanın oyuncağı olursunuz.

Peygamberimizin yaşadığı yakın dönemlerinde bile, onu gereği gibi anlayamayan dar kafalıların, bugün anlamalarını zaten beklemek hayal olur. Bakın sizlere bu konuda, rivayet bir hadis örneği vermek istiyorum. Bu hadis üzerinde düşünen, içinde bulunduğumuz yobazlığın, gafletin, ihanetin sınırlarının nasıl aşıldığını daha iyi anlayacaktır.

5478 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın: “Birinizin hanımı mescide gitmek için izin talep ederse ona mani olmasın (izin versin)” dediğini haber vermişti. Bilâl İbnu Abdillah:
“Allah’a yemin olsun, biz onlara mani olacağız!” dedi. Bunun üzerine Abdullah radıyallahu anh, ona yaklaşıp öyle hakâretâmiz söz sarfetti ki, böylesini hiç işitmedim. Sonra şunu ekledi:
“Ben sana Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’dan haber veriyorum; sen ise durmuş, “Vallahi mani olacağız” diyorsun!”
Buhari, Cum’a 12, Ezân 162, 166, Nikâh 116; Müslim, Salât 134, (442); Muvatta, Kıble 12, (1, 197); Ebu Dâvud, Salat 53, (566, 567, 568); Tirmizi, Salât 400, (570).

Gördünüz mü acı gerçeği. İslam ı gereği gibi anlamayıp, dini hurafelerle, nefsimizle yaşadığımızda, peygamberimizi de doğru anlamamız asla mümkün olmayacaktır. Peygamberimizin yaşadığı yakın dönemlerden bahsediyoruz, lütfen bu konuyu göz ardı etmeyelim.

Peygamberimizin en yakınında olan bir kişi, peygamberimizin kadınlarınız sizden mescide-camiye gitmek istediklerinde izin versin dediğini nakletmesi üzerine, karşısındaki kişinin söylediği sözler, bugün içinde yaşadığımız yanlışların apaçık bir kanıtıdır.

Peygamberimiz söylediği halde, bu şahsın tam tersini söylediklerine, bakar mısınız?

(“Allah’a yemin olsun, biz onlara mani olacağız!” dedi.)

Evet, bu ve bunun gibi İslam ı dar pencereden anlayanlar, yeminlerini tuttular ve kadınlarımızı sosyal toplumdan, camilerden uzaklaştırdılar. İyi yaptıklarını zannettiler, ama bu zihniyetin sayesinde İslam toplumu, (A) sosyal bir toplum oldu.

Kadına karşı nefsini eğitemeyenler, kendilerine hâkim olabilme bilincini geliştiremeyenler, onu toplumdan yakınından uzaklaştırarak, bu imtihandan kurtulacağını zannettiler. Böyle olunca da, Allah ın fıtratımıza yerleştirdiği, kadın erkek birlikte yaşama bilincine, sahip olamadık.

Kendilerine sorsanız bu zihniyet, bizler peygamberimizin sünnetine uyuyoruz derler. Çünkü bu yemini edenler, yine peygamberimizin ismini kullanıp, kadınlar evlerinde namaz kılar, erkeklerde camide namaz kılarsa, daha sevap alacaklarına toplumu inandırdılar.

Kur’an akla özellikle önem verir, vurgu yapar. Düşünerek iman etmemizin örneklerini verir. Çünkü Kur’an ı, akılla anlayabileceğimizi anlatmaya çalışır bizlere. İşte bizler Kur’an ı anlamanın en önemli unsurunu fark edemediğimiz için, Kur’an ı akıl yerine, duygularımızla, hurafelerle anlamaya çalıştık.

Anlamını dahi bilmeden okuduğumuz Kur’an ı, duygularımızla anladığımız için, hep duygulandık, ağladık. Böyle okuduğumuzda ondan faydalanacağımız, istifade edeceğimiz öğretildi bizlere. Hatta ona bir makam da ilave ederek, daha da duygusal bir okuma şekli yarattık. Anlamını bilmesen de olur, Allah sevap yazar, sen oku dediler.

Genel çoğunluğumuz, Yaradan ne söylüyor, ne anlatıyor merak bile etmedik. Nasıl olsa birileri bizlere anlatıyor dedik, üstünde bile durmadık. Öyle şeyler öğrettiler ki yüzlerce yıldır, yanlışlığını Kur’an ile anlatmaya çalışanlara, sen dine nifak sokuyorsun dediler, ayetleri bile görmezden geldiler.

Kur’an ı anlamadan okuyarak, sevap kazanacağımıza inandırıldığımız içinde, Yüce Rabbimizin nasıl bir kul olmamızı istediğini hiç anlayamadık. Ne anlatıldıysa doğru sandık. Hiçbir güzel değer üretmedik, ver dediler verdik, al dediler aldık. Neden veriyoruz, nereye veriyoruz sormadık. Nedir bu verdiğiniz diye açıklama yapılmadığı içinde, yanlış yaparız korkusuyla sormaya bile korktuk, Allah katındandır dediler aldık.

Sorgusuzca, sorgulamadan iman etmemiz gerektiği öğretildiği için sorgulamadık, araştırmadık.

İşin en üzücü yani ise, rivayetler ayetlerin üstünü örter, kimisinin de hükmünü siler oldu. Daha açıkçası İslam dini, peygamberimizin bizlere tebliğ ettiği din olmaktan çoktan çıktı, ataların dini oldu. Tıpkı geçmişte olduğu gibi.

Peygamberimizin mahşer günü, benim ümmetim Kur’an ı devre dışı bıraktılar diyecek olması da, nefsimizin duyguları arasında kaybolup gitti. Akıl devre dışı kalınca, gerçekler görünmez oldu.

Çok çetin bir dönemden geçiyoruz. Ya benim gibi inanacaksın, ya da sana hak tanımıyoruz zihniyeti, günümüzde güç kazandı. İşimiz gerçekten çok zor.

Dilerim Rabbimden, toplum olarak bu yanlışımızın farkına varırız. Kur’an ın ipine sarılıp, onun nuruyla nurlanan, hakka batıl karıştırmayan, Rabbin halis kullarından oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Dinde Bölünmenin Acısını Çekiyoruz

İslam toplumları olarak, dinde bölünmüşlüğün acısını çekiyoruz. Allah dinde bölünmeyin diye hüküm verdiği halde, bizlerin günümüzde bölünmüşlüğümüzü açıklarken, bunu bir bereket, güzellik, zenginlik olarak göstermemiz, bizlerin ne derece, Kur’an merkezli yaşadığımızı göstermektedir.

Allah dinde bölünmenin tehlikesini, Kur’an da bakın bizlere nasıl anlatıyor.

Enam 159: Gerçek şu ki, dinlerini parça parça edip kendileri de gruplaşanlar, sen hiç bir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah’adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.

Rum 32: (O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve kendileri de parça parça olmuşlardır ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinç duymaktadır.

Müminun 53: Ama insanlar, aralarındaki inanç bağını keserek kendi aralarında parça parça oldular. Her grup kendilerinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedirler.

Ali imran 105: Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.

Ne yazık ki bizler güzelim dinimizi, bu hale getirdik. Parçalanıp bölününce de, İslam düşmanlarına kolay lokma olduk. Allah geçmiş toplumların, yaptığı yanlışları bizlere örnek gösteriyor ve sakın onlar gibi dinde bölünmeyin diye bizleri uyarıyor ayetlerinde. Peki, bizler bu uyarılara kulak verip uyuyor muyuz? Elbette uymadık, hatta inatla ayetleri duymazlıktan geliyoruz, böylece Allah ın azabından da kurtulamıyoruz.

Allah Yahudi ve Hıristiyanlar dan bahsederek, bakın bizleri nasıl uyarıyor.

Bakara 120: Dinlerine uymadıkça, Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah’ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

Çok doğru, bugün bizler ne yaparsak yapalım, onların dinlerine uymadıkça, bizlerin güvenilecek dostları olması mümkün değildir. Fakat bizler bu gerçeği, ne yazık ki hala görmezden geliyoruz.

İslam toplumu olarak öyle bir bölündük ki, Yahudi ve Hıristiyanlar artık Müslüman ülkelere karşı, kendileri bir güç kıllanma gereği bile duymuyorlar. Çünkü bizleri birbirimize düşürdüler. Müslüman, Müslüman ı öldürür oldu. Hem de camilerde, Allah ın huzurundayken bile öldürmekte, bir sakınca görmeyenler var aramızda. Ne hallere düştüğümüzün farkında mıyız?

Yahudiler ve Hıristiyanlar karşımıza geçmiş, kıs kıs gülüyorlar halimize, başarılarından dolayı. Hala toplum olarak, kendimize gelmeye niyetimiz yok mu?

Geçen gün bir haber okudum gazetede. İsrail Başbakanı bakın ne diyor, içinde bulunduğumuz acı gerçeği haykırıcasına.

İsrail in İran a saldırmaları durumunda, bunun Ortadoğu da ki tansiyonu düşüreceğini savunarak, İran ın Arap dünyasında sevilmediğini, İsrail in İran ı vurması durumunda, Arapların bir tehditten kurtulmuş olacağını söyleyebiliyor. Bizler İslam âlemi olarak ne derece parçalanmış, bölünmüş ve birbirine düşman edilmiş olduğunun, açık bir örneğini görüyoruz.

İsrail in, Yahudi zihniyetinin düşüncelerine bakar mısınız? Bütünüyle yalan söylüyor diyebilir misiniz? Diyemezsiniz, çünkü İslam toplumu birbirine düştü, Yahudi ve Hıristiyanlar ın planları ile birbirimize düşürüldük. Düşman olduk adeta.

İran neden bizlerin düşmanı olsun. Onlar bizlerin din kardeşimiz değil mi? Aynı peygambere, aynı kitaba iman edenler, nasıl olurda birbirine düşman olur. Rehberimiz Kur’an olmaktan çıkınca, elbette bu acı sonuçta kaçınılmaz olacaktır. Hakka batıl karıştırılıp, neyin Allah emri, nelerin olmadığının ayrımını yapamaz olduk. Yahudi fitnesi bizleri yönetebilmek için, yüzlerce yıldır dinimize ektikleri, hurafe fitnelerin meyvesini topluyor artık.

İşin ilginci, İsrail Başbakanı bu sözleri söyledikten sonra, İslam camiasından hiç ses çıkmadı. Yalan söylüyorsun, biz İslam toplumları olarak, İran a düşman değiliz demediler.

Yıllarca İran ile Irak ı savaştıranlar, Irakta milyonlarca Müslüman kanını dökenler, şimdide bir başka Müslüman ülkede, Suriye de aynı planı uygulamaktadırlar. Hem de Müslüman ı Müslüman a kırdırarak. Acaba sıra ülkemize ne zaman gelecek, bunu hesap eden, düşünen var mı?

İsrail İran ı bertaraf ettiğinde, Arapların bir tehditten kurtulmuş olacağını söylüyor. Müslüman bir toplumun tehdidi, asla bir başka Müslüman toplum olamaz, olmamalıdır. Bizlerin en büyük tehdidimiz, İsrail, yani Yahudi zihniyetidir, geçmişte de aynen böyle olmuştur ve böylece Allah ın gazabına uğramışlardır. Siyonist’in sözüne asla güvenilmez, bunu unutmayalım. Lütfen artık bu gerçeği görelim ve kendimize gelelim.

Allah Kur’an da akla, düşünmeye çok önem verdiği içindir ki, ayetlerin sonunda düşünerek iman etmemizi, düşünerek yaşamamızı ister. Zaten imtihanında özü, aklımızı kullanmaktan geçmiyor mu?

Allah aklını kullanmayanları, bakın nasıl bir cezaya çarptıracağını söylüyor.

Yunus 100: Allah’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse iman edemez. Allah, azabı akıllarını (güzelce) kullanmayanlara verir.

Ne dersiniz, İslam âlemi içindeki bu azap, acı, keder, birbirine düşman oluşumuzun nedeni, aklımızı kullanmadan iman ederek, dinde bölünmeyin diyen Rabbin sesini duymadığımız için, Allah ın bizlere bir cezası olmasın sakın.

Değerli din kardeşlerim. Gelin Yahudi fitnesinin oyunlarına gelmeyelim. İslam âlemi olarak, tek bir yumruk olalım. Mezhep ayrılıklarımız, bizleri düşman yapmasın. Her toplum istediği şekilde imanını yaşasın.

Bizleri tek yumruk yapan, peygamberimizin bizleri davet ettiği, Kur’an ın orta yolunda birleşelim. Yahudi ve Hıristiyanların oyununa gelmeyelim. Onların insafsız adaletine güvenerek, kendimizi teslim etmeyelim.

Her acının sonunda bir mutluluk vardır. Gelin İslam âlemi olarak, bu yanlışımızdan dersler alalım ve güç birliği yapalım. Yahudi fitnesi, İsrail Başbakanının söylediği, İran İslam toplumu içinde sevilmez, Arapların düşmanıdır fitnesini boşa çıkarıp, yalanlarcasına, el ele verelim. İslam toplumu içindeki, bu bölünmüşlüğümüze son verelim. Varsa yanlışlarımız kendi aramızda düzeltelim. Çünkü Müslüman Müslüman ın kardeşidir, bunu unutmayalım.

Tüm bu gerçeklerin, hala farkına varamazsak eğer, ülkemizi çok acı ve kederli günler beklediğinin bilincinde olalım. Zalimlere boyun eğmeyelim, aldatmacalarına kanmayalım. Bir söz vardır;

(Mazlumlar ayağa kalkmayınca, zalimler diz çökmez.)

Rabbim, ülkemiz olarak bizler, çok hassas bir imtihandan, dönemden geçiyoruz. Ne olursun zalime muhtaç etme, yardım et bizlere. İslam âlemi olarak, güç birliği yapmamız için, zalimin fitnesinin farkında olmamızı sağla. ÂMİN.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK

Kur’an ı Rehber Almayınca

Bir yazıma verilen cevapta, genelde yapılan bir yanlışa, güzel bir örnek ile karşılaştım ve bu konuyu, tekrar gündeme getirmenin, yararlı olacağını düşünüyorum.

Bizler Kur’an ı rehber aldığımızı söyleriz. Ama ne yazık ki söylediğimiz ile İslam ı yaşadığımız, her nedense birbirini tutmaz. Bunun nedeni üzülerek söylemek zorundayım, Kur’an sözde rehber, beşerin kitapları özde- pratikte rehber olduğu içindir. Peygamberimiz mahşer günü boşuna, benim ümmetim Kur’an ı devre dışı bıraktılar demeyecek.

Bana verilen cevaptan, bir soruyu önce sizlere nakletmek istiyorum.

( Sual: Domuzun herkese, ipek ve altının erkeklere haram edilişinin hikmeti nedir?)

Bizler Kur’an ı rehber almadığımız sürece, bu tür ikilemlerde kalmamızda kaçınılmaz olacaktır. Haram ve yasaklar Kur’an da apaçık belirtilmiştir. Peygamberimizde Kur’an ile hükmetme görevi almıştır topluma. Bunun dışına çıkması da asla düşünülemez.

Domuzun haram oluşu Kur’an da apaçık yazıyor da, altın ve ipeğin erkeğe haram olduğu neden Kur’an da yazmıyor diye, hiç kendimize soruyor muyuz?

Yaradan, biz hiçbir eksik bırakmadık Kur’an da, Allah unutucu değildir, her şeyden nice örnekleri, değişik ifadelerle verdik ki anlayasınız dediği Kur’an da, altın ve ipeğin erkeğe haram olduğunu eksik mi bıraktı da, (HÂŞÂ) peygamberimiz haram kıldı diyebiliyoruz?

Bakın Allah helal ve haram konusunda neler söylüyor. Bu ayetler apaçık dururken, hala Allah ın haram demediğini haramlaştıranlara, söyleyecek sözüm yok. Çünkü bilmeden, düşünmeden, emin olmadan söylediğimiz sözler, Allah a ve elçinse iftira atmaktır, bunu da unutmayalım.

Sur. 116. ayet; Yalan düzerek Allah’a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle “Şu helaldir, şu da haramdır!” demeyin. Yalan düzerek Allah’a iftira edenler kurtulamazlar.

Enam 140: Şu bir gerçek ki, ilimsizlik yüzünden öz evlatlarını beyinsizce katledenlerle, Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları, Allah’a iftira ederek haramlaştıranlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. İnan olsun, sapıtmışlardır onlar; hiçbir zaman doğruyu ve güzeli bulamazlar.

Enam 150: Şunu da söyle: “Allah şunu haram etmiştir diye tanıklık edip duran şahitlerinizi getirin.” Eğer tanıklık ederlerse sakın onlarla birlikte tanıklık etme! Ayetlerimizi yalanlayanlarla ahrete inanmayanların keyifleri ardınca gitme! Onlar, kendi Rablerine başkalarını denk tutuyorlar.

Yunus Suresi 59. De ki: “Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?

Maide 87: Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.

Siz yukarıdaki ayetlerden, Allah ın haram dediklerinden başka konularda, elçisinin de haram yapabileceğini mi anladınız, yoksa Allah dan başka helal ve haram hükmü verecek kimse olmadığını mı?

Allah ın haram demediği, temiz ve güzel şeyleri kendinize haram kılmayın, böyle yaparak sınırı aşmayın uyarısını, hala anlayamadık mı? Ayetlere dikkat ederseniz, Kur’an ın haram demediği konularda haramlar uyduranlara, ne oldu bunları haram diye, Allah mı size izin verdi diyor. Sizce haram koyan makam, çok açık değil mi?

İşte bizler böylece, Allah ın sınırlarını aşıyoruz, ama anlayan-farkında olan mı var. Çünkü nefsimizi Kur’an nuru ile nurlandırmamış isek, gönüllerimiz, kalplerimiz kilitli olduğundan, asla gerçekleri göremeyeceğimizi unutmamalıyız.

Bakın Allah haram konusunda, nasıl kesin bir hüküm veriyor ve ne diyor.

Enam 119: Üzerine Allah’ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Oysa Allah, çaresiz yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu birçokları bilgisizce kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir.

Bakın ne diyor ayet, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Peki, ne açıklamıştı Allah? Sanırım hatırladınız ama gelenek ve rivayetlerin baskısı o kadar güçlü ki, ayetleri bile unutturuyor. Rabbim affetsin. Allah ın ayetin sonunda söyledikleri düşündürücüdür.

(Doğrusu birçokları bilgisizce, kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar.)

Allah birkaç kez haram kıldıklarını sayıyor Kur’an da. Bakın bir ayetinde ne diyor.

Enam 145: De ki: Bana vahyolunanda, leş, akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah’tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa, bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.

Allah bu kadar açık ve net söylemesine rağmen, hala bu inat niye, işte bunu anlamak mümkün değil.

Değerli din kardeşlerim. Allah sizlere eşi benzeri olmayan bir nur indirdim ve bütün şan ve şerefiniz, tüm ilminiz ondadır diyor da, Kur’an da sizleri sorumlu tuttuğum her konu var diyorsa, gelin sanıyı, Kur’an ın onayından geçmeyen beşerin rivayetlerini değil, Allah ın sözlerini dinleyelim. Yoksa çokkkkk, ama çok pişman oluruz.

Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK