Tam olmak nedir?

Yazının öncesi için tıklayınız

Tam olmanın koşulu narsizm ile karıştırılarak insanın içine korku salınmış. Oysa çok basit bi şey; “kendinin ve her kişinin, benzersiz biricik mükemmel olduğunu bilmektir. İnanmak değil, bilmek.

Tam olan, kendini ve başka (sanılan) şeylerin mükemmelliğini bilip aşkla sevdiğinden, gördüklerini hiç bir beklenti olmaksızın söyleyebilir. Daha öncleri bizi bundan men eden şeyler vardı, sevilmemek onaylanmamak, toplum dışı addedilmek vs gibi. Bütün bunlar yarımlıktan kaynaklı şeyler. Örneğin alınganlık durumunu ele alalım, insan neden alınır?

HA: kendini önemsediğinden..biri bana sen aptalsın dediğinde, eğer bende aptal olduğuma dair bir anlaşma da varsa, yaram kaşınmış acıtılmış demektir..aslında bana aptal denilmesi değildir canımı yakan, eğer ben kendime dair bu fikre sahip olmasaydım, başkasının aptal lafını duymayacaktım bile..daha doğrusu onun bu lafının sadece kendisiyle alakalı olduğunu bilecektim..

sa: Mükemmel açıkladın. Yaradılışın bi noktasına kadar insan zaten mükemmeldi, onu yaşayandı. Fakat mükemmel olduğunun bilincinde değildi. Bunu bilmek için aynalar devreye girdi. Ve tüm o gerilimli çağlar çağlar boyunca yaşandı. Şimdi Yaradılış, tek bir mükemmelden sınırsızca sayıda mükemmel peydahlama peşinde. O çok yaramaz bişey. Evrim…Sanırım yıldızlar (güneşler) böyle oluşuyordur.

TE: Aptal oldugunu bilmekle bunun baskalari tarafindan ifade edilmesi arasinda fark vardir. Eger aptal oldugumuz baskalari tarafindan ifade ediliyorsa bu bizi rencide eder, cünkü biz aptal oldugumuzu kabul etmisiz ama karsimizdaki bizi aptal ol…dugumuz icin disliyor. Aptal olmaktan ziyade dislanmak kötüdür, hic birseye dahil olamama hissi. Bu aslinda hayatina anlam verenler icin önemli degildir, bu hatatina önemi baskalari tarafindan verilenler icin önemlidir.

  • Sibel A: eğer aptal olmanın kıstasları böyle acemice çizilmişse ve bunun bi eksiklik olduğu çocuğa belirtilmişse; evet o zaman bu çocuk büyüse de ihtiyarlasa da o yara her kanatıldığında rencide (!) olacaktır. Bilmem anlatabildim mi
  • Hanife A: tam bir farkındalık içinde kendimize ait bir “yaralar” listesi yapmak, her yaranın oluşturulduğu ilk kaynağa dönmek, anlaşmayı bozmak ve yerine yenisini koymak iyi bir yöntem olabilir.DJ buna “özetleme” diyor galiba.tabii o daha kapsamlı bir çalışmayı kastediyordu sanırım.
  • Sibel A: yooo aynı şeyi diyor, farklı kültürlerde farklı uygulamalar, farklı sözcükler kullanılsa da yapılması gereken işin özü aynıdır. Gerçi şu an enerjinin frekansı değişti, çok güçlü. Bu sebeple bi tanesini (yaranın) yakaladığınızda derhal onu ve şu ana kadar yaptığınız tüm anlaşmaları bozduğunuzu (yöntemini anlatmıştım-tabi herkes kendine göre bi yöntem icad edebilir) haykırırsanız işe yaracağını sanıyorum. Benden başka uygulayanlar da oldu ve çok etkileyici sonuçları var.

Kontrat Bitti Öyküsünden

Boğazın karadenize bakan tepelerinde mütevazi, önü bahçeye açılan bir bekar evi.

Kadın küçük altın rengi arabasını yolun kenarına  park eder. Apartmanın kapısından içeri girer, elinde mavi bir heybe çanta ve iki küçük poşet vardır. Sağa aşağı, bahçeye doğru dönerek inen demir merdivenden dikkatle iner. İçerisi görünmeyen sağdaki pencerelere bakarak kapıya ilerler. Aynı anda kapı açılır. Çoğu beyazlamış beyaz sakalları olan uzun boylu bir adam, beklediği belli olacak şekilde parlayan gözlerle kadına bakar.

“Hoş geldiiiiiinnnn”
“Hoşbulduk canım”

Dostça muhabbetle sarılır bir süre öyle kalırlar. Kadının ellerindeki eşyalar öylece durmaktadır hala. Sonra ayakkabıları çıkarıp salona geçer sandalyelerin üzerine bırakır elindekileri.

“Ne yapayım sana? Çay, kahve?”

“Ahh kahve iyi olur, sıcak simit getirdim, kek de aldım.”

Bir süre mutfağa girer çıkarlar, sonra adam çalışma masasına, her zamanki yere oturup bacaklarını masaya uzatır. Kadın küçük yeşil ahşap masaya yiyeceklerini koyar ve tabureye kurulur. İştahla yemeğe başlar. Bu arada havadan sudan, yolun giderek kısaldığından söz ederler.

Kahveler biter, sigara izmaritlerinden küçük öbekler oluşur kültablasında. Hava kararmaktadır.

“Başlayalım mı?” der adam

“Evet” der kadın.

Boşları toplar, kül tablalarını boşaltır, kendine ve arkadaşına birer büyük bardak su getirir.

Kadın köşede, dipteki tek kişilik yatakla salonun girişi arasındaki yaklaşık on metrelik çaprazlama yolu ağır adımlarla arşınlamaya başlar. Adam hala aynı pozisyonda; bacakları masaya uzatılmış sırtı iyice geriye yaslanmış olarak gözleriyle kadını takip eder.

Aslında bugünün de diğer onlarca öncekinden pek farkı yoktur başlarda. Kadınla adam son iki senelerinde ayda ortalama iki kez “seans” adını verdikleri bu toplantıları yapmışlardı.   Seansların amacı “bilinmeyenden” mal aşırmaktı!

İyice loşlaşmış salonun bir ucundan diğerine yürümeye devam ederken, arada bazı hareketler yapar, bazen durup olduğu yerde sallanır, bilinmedik bir dansın figürleri gibi görünür karşıdan. Bazı sesler çıkarır, önemsiz gönünen bazı kelime ve cümleler. Hepsi olağandır bunların.

…

devamı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=74

Beni çok etkilemiş bir öyküdür, yaşanmış olaydan aktarılmış olduğu için yazdığım ilk günlerde zaten deneyimin kendisi mühimsenecek ölçüde etkileyici olmuştu, aradan geçen yıllar şimdi öyküyü yeniden önemli kıldı benim açımdan; çünkü bu kez bir nevi kehanet görüntüsü oluşturdu. Zaten böyle olacağı da açık; çünkü herşey zaten ortada yalnızca onu ortaya çıkarmamızı bekliyor 🙂 Önemli olan onu hangi anlamı yükleyerek ortaya çıkardığımız! Hani Heroes’un sloganı gibi: “Onları kahraman yapan yetenekleri değil, seçimleri!”

Gözlenen-Gözleyen etkisini ve yaratımın birlikteliğini bir an bile akıldan çıkarmamak lazım.