İlm-i Kıyafet

“İnsanların vücut yapısı, dış görünüşü, rengi, şekli, sesi ve diğer azaları vasıtasıyla ahlaki durum ve karakterini tayin etmeye yarayan ilm-i kıyafet, özetle, dış yapıdan iç yapıyı anlama ilmi olarak tarif edilebilir. Kıyafet ilmiyle uğraşan kişiye kayif, yahut kıyafetşinas denilmiştir. Kıyafet ilminin ilgi alanı her ne kadar ayak izlerini, alındaki çizgiler ile yüz ve vücuttaki seyirmeleri kapsıyorsa da, genelde insan siması üzerindeki özellikleri üzerine yoğunlaşır. Tecrübeler sonucu meydana çıkarılan hükümler, birçok örnek ile pekiştirildikten sonra kıyafet ilminin temelini oluşturan tahminler halinde kayda geçirilir ve eski kıyafetşinasların yanılma payı doğrusu pek azdır.
Beden yapısı ile insan karakteri arasındaki münasebetler çok eski dönemlerden itibaren ilim adamlarının ilgisini çekmiş ve çeşitli gözlemler ile araştırmalar küçük risaleler halinde kayda geçirilmiştir. İnsanları tiplerine göre kategorize etme işleminin ilk defa Hipokrat (İÖ. V. yy.) tarafından denendiği bilinmektedir. Ardından Eflatun, Bukrat, Galien, İledus, Oklidis ve Aristo bu konuda araştırma yapmışlar, dağınıkta olsa elde ettikleri bilgileri kaydetmişlerdir.
Sasani hükümdarı Nuşirevan’ın bir firaset kitabı yazdırdığı ve ülkesini buna göre yönettiği söylenir.
İslam dünyası Batılı filozofların eserlerinden etkilenerek uzun asırlar boyu kıyafet ilmini zirveye çıkarmışlardır. İslam dünyasında kıyafet ilmine dair eser verenler arasında İmam Şafii, Araplardan el-Kindi, Yuhanna ibn Bıtrık, Farslardan da Kaşani, Abdurrahman Mirek gibi yazarlar sayılabilir.
Türkler kıyafet ilmine büyük ilgi duymuşlar, bürokrasiye adam seçerken yahut esir alım-satımında bu ilimden azami ölçüde faydalanmışlardır. Türk sultanları kıyafet ilmine bizzat ilgi göstermişler, özellikle saraya adam alırken ilm-i kıyafetten istifadeyi ön planda tutmuşlardır.
Türk kıyafetnameler manzum ve sanatkarane formlar içerisinde kaleme alınmışlardır. Bunlar içerisinde ilk güzel örnek Hamdullah Hamdi’nin 150 beyitlik kıyafetnamesidir ve halk kitleleri arasında dahi şöhreti Osmanlı sınırlarından taşmıştır. İşte o eserden hadis-i şerife istinat eden iki beyit:

               <em>Kameti her kimin ola ki uzun
               Olur ol Safi-kalb ü safi-derun

               Kısa olursa kibr ü kine olur
               Mekr ile hileye hazine olur</em>

 Türkçe kıyafetnamelerin en meşhur örneği, (22 Haziran 1780) Erzurumlu İbrahim Hakkı’ya aittir. Onun Marifetname (yazılışı: 1760) adlı eseri içerisinde yer alan ve ayrıca defalarca basılan kıyafetname, geniş halk kitlelerinin dilinde asrımızın başına kadar hayatiyetini sürdürmüş ve son dönemlerde tıbbın yardımcı bir kolu olarak bilimsel kategoride değerlendirilmiştir.
 İbrahim Hakkı Hazretlerinin başından şöyle bir hadise geçmiş:
 Hazret, bir yolculuk esnasında maiyetiyle birlikte bir kasabada konaklar. Şehrin eşrafından birisi atının dizginlerini tutar ve illa ki kendi konağında misafir olmasında ısrar eder. Maiyetiyle birlikte o kişinin konağına giderler. Birkaç günler ev sahibi her türlü misafirperverliğini gösterir, gerek hazretin kendisine, gerekse maiyetindekilere sonsuz izzetüikramda bulunur. Ancak bu durumdan İbrahim Hakkı hazretlerinin fevkalade canı sıkılmaktadır. Zira o güne kadar yaptığı bütün araştırmalar ve kıyafet ilminde gelmiş olduğu nihai nokta, konak sahibinin çok cimri ve menfaatperest birisi olması gerektiğini göstermektedir. Bütün misafirlik boyunca hazret konak sahibini yakından incelerse de, ondaki özellikler kendi araştırmalarını batıl çıkarmaktadır. Notlarını tekrar tekrar gözden geçirir ama nafile. Bu konuda yanıldığına kanaat getirir. Erzurum’a varır varmaz kıyafetname ile ilgili her türlü araştırmasını yakmayı, yırtmayı kafasına koyar.
 Nihayet misafirlik biter ve yol hazırlıkları tamamlanır. Hazret atına binmiş, veda ve teşekkür merasimini yerine getireceği sırada konak sahibi ilk günkü gibi atın dizginlerine yapışır ve elindeki hesap pusulasını göstererek,

— Efendi, şu kadar gün konaklama, şu kadar yiyecek, şu kadar içecek, şu kadar… derken hazretin vekilharcı itiraz ile zorla kendilerini misafir edindiğini, misafirden para alınmasının ayıp olduğunu vs. söyleyecek olursa da İbrahim Hakkı hazretlerinin yüzünde güller açar, içi ferahlar ve der ki:
— Ver kahya ver, kaç altın istiyorsa ver! Şükür kıyafetnamemiz kurtuldu.

İbrahim Hakkı hazretleri Marifetname’si kadar

               <em>Hak şerleri hayr eyler
               Zannetme ki gayr eyler
               Arif anı seyr eyler
               Mevla görelim neyler
               Neylerse güzel eyler


diye başladığı ve birbirinden güzel kaidelerin ve örnek olarak,

               <em>Bir işi murad etme
               Oluysa inad etme
               Hak’tandır o reddetme
               Mevla görelim neyler
               Neylerse güzel eyler </em>

buyurduğu Tefvizname’si ile hala hürmet görmekte…”

 Yukarıdaki yazıyı halen okumakta olduğum İskender Pala’nın “Kudemanın Kırk Atlısı” adlı kitabında yer alan “İlmi Kıyafet Biliriz” başlıklı makalesinden alıntıladım.       
 Çoğumuz içgüdülerimizle hareket ederek karşımızdakinin, görüntüsünden, kılık kıyafetinden kişiliğini okumayı deneriz. Hatta zaman zaman eğlenceli bir oyundur bizim için… 
 Bu makaleyi okuyunca kılık kıyafetten, dış görünüşten kişilik okumanın aslında o kadar basit bir şey olmadığını, üzerinde yıllar yılı çalışılan ve edinilen tecrübeler sonucu ortaya çıkan bir ilim dalı olduğunu öğrenmek bana ilginç geldi. Paylaşmak istedim…

Denize Yakın Mağaralarda

DENİZE YAKIN MAĞARALARDA

Denize yakın mağaralarda
bir susuzluk duyarsın, bir aşk,
bir coşku
deniz kabukları gibi sert
alır avucuna tutabilirsin.

Denize yakın mağaralarda
günlerce gözlerinin içine baktım,
ne ben seni tanıdım, ne de sen beni.

YORGO SEFERİS

Denize hasretimin depreştiği bu günlerde, karşıma çıktı bu şiir… Yorgo Seferis’in Üç Kırmızı Güvercin kitabından Cevat Çapan çevirisiyle…