Beyniniz İkiye Bölünmedi, Ama Eğitim Politikaları Bölündü

Bir sınıfa girip “Kimler sağ beyinli?” diye sorsanız, birkaç yaratıcı öğrenci gururla elini kaldırabilir. Ardından analitik düşünenler “sol beyin takımında” yerini alır. Sahne tanıdıktır; bilimsel görünür, kolay anlaşılır ve insanlara hoş bir kimlik sunar. Ne var ki beynin iki yarımküresinin bazı işlevlerde uzmanlaşması, insanların iki ayrı zihinsel türe bölündüğü anlamına gelmez. Yaratıcılık da matematiksel akıl yürütme de geniş sinir ağlarının, deneyimlerin ve bağlamın ortak ürünüdür. Kısacası beynimiz bölümlere sahip olabilir; fakat kişiliğimiz bir şirket organizasyon şeması değildir.

Nöro-mitlerin gücü yalnızca yanlış olmalarından değil, iyi hikâyeler anlatmalarından gelir. “Her öğrenci farklıdır” gibi doğru bir gözlem, kolayca “Her öğrencinin sabit bir öğrenme stili vardır” iddiasına dönüşür. Böylece biri görsel, diğeri işitsel, bir başkası kinestetik ilan edilir. Sonra dersler, testlerle belirlenen bu etiketlere göre tasarlanır. Oysa öğrencinin bir şeyi resimle veya dinleyerek tercih etmesi, o yöntemle daha iyi öğreneceğini kanıtlamaz. Öğrenme yöntemi kişilik etiketine değil, öğrenilecek içeriğin yapısına bağlıdır: Coğrafyada harita, müzikte ses, yüzmede ise hareket elbette önemlidir.