Üçüncü Sezon Nihayettt…

True detective’in üçüncü sezonu başladı nihayet. Dün gece ilk iki bölümü yayınladı Digi. Bana biraz ilk sezonun konusunu andırdı, bakalım nasıl gidecek. Bu dizinin her sezonu farklı konu ve kahramanlardan oluşuyor yani ilk ikisini izlemeyenler de bunu izleyebilir, kaliteli bir yapımdır. Üçüncü sezon Başrolünde oscarlı Mahershala Ali oynuyor.

*

Beautiful Boy

Beautiful Boy, 2019 oscarlarına aday olacağı tahmin edilen filmlerden biri. Sorumlu bilinçli bir babanın uyuşturucu bağımlısı olan oğlu ile yaşadığı olaylar anlatılıyor. Baştan sona uyuşturucunun tüm aile üzerindeki trajik etkileri çok güzel, kimse yerilip dövülmeden anlatılmış. Adeta dokümanter olmuş. Allah hiçbir evlada ve ebeveyne bu belayı musallat etmesin.

*

First Man Devamını oku “Üçüncü Sezon Nihayettt…” →

Passengers ve Dahası

Dün gece Passengers filmini izledim, güzel bir konu işlemişler. Sıkılmadan izleniyor. Son yarım saatte olanlar ise Bilimkurgu sınırlarının ötesine geçip başka bir boyutun yardımını filan gerektiriyor,yani insana atfedilecek şeyler değil yaşananlar, bu sebeple BK uzmanlarını hiç de mutlu etmediğinden eminim 🙂

Bu filmden hatırımda kalacak sahneler herhalde, geminin harikulade dış dizaynı (5000 kişi kapasiteli) ve kozmos bahçesini açıkta seyrettiğin teraslardır. Tabi kosmoza balıklama atladığın küçük gezintiler.
Ha bir de önceden fragmanında görüp bizi şaşırtan yerçekiminin kalkıp yüzme havuzu suyunun havada yaptığı dans! Tabi buna yüzerken yakalanan kahramanımız için hiç de hoş bir anı olmadı.
*
Çok eskiden okuduğum bir kitap bu sabah raftan önüme düşünce, onu da bi tekrar etmem gerektiğini anladım: L.Y.Watson-Ölüm Yanılgısı
Bunun doğru olduğunu varsayarsak, sara bir bozukluğun belirtisi değil, belki de tedavisidir.
Ölmek, hemen klinik ölümü izleyen bir anlık br süreç değildir. Ani ölüm vakalarında bile olağanüstü karmaşık, birbirine bağlı geçmişi yaşayış dizilerine zaman vardır.
Ölüm, bütün yaşam boyunca vardır ve yaşamın sürekliliğini sağlayabilmek için, kritik anlarda onun öğelerinden yararlanılmaktadır. Artık organizmayı YAŞAMAK İÇİN ÖLEN biçiminde tanımlamaya başlayabiliriz.
*
Oscar adaylarından birini daha izledim. Bu yılki adaylar bir tuhaf, ne iyi ne kötü diyebiliyorsunuz. Geçen yılki adaylar çok etkileyiciydi kıymet bilememişiz, hatta bi kaç yılın oscarlarına yetebilirlerdi. Neyse Hell or High Water için hiç bir akılda kalıcı konusu olmamasına rağmen yine de güzeldi diyeceğim. Teksas’a gitmiş hatta bi kaç ay yaşamış gibi hissediyorum şu an kendimi. Müzikler şahane, çekim güzel, oyunculuklar harika! Konusuz bir film ancak bu kadar iyi olabilirdi. Yani sıradan ve akılda kalmayacak bir kurgu; iki kardeşin Texas’ın batısında bir dizi banka soygununa karışması ve biri kızılderili diğeri de emekli olmak üzere olan iki polisin bu kolay avın peşinde koşmasını anlatıyor. Fakat aslında kızılderililerin olan bütün bu toprağın orduyla bile değil bankalar aracılığıyla yağmalandığını, fakirliğin tıpkı illetli bir hastalık gibi nesilden nesle geçtiğini dert ediyor bu film. İnsan üzülüyor tabi.
Bu arada bölgesel ata sözleri, mizah içeren konuşma ve atışmalar da zevk veriyor. Fakat ille de müzikleri…
*
Üç Cisim Problemi bu hafta bitmedi, halen elimde. Ted Chiang’tan sonra Cıxın Lıu artık çağdaş Çinli Bilimkurguculara iyice dikkat kesilmemi sağladı. Bu çok eski büyük medeniyetin epeyce acı görmüş uzantıları dünyaya neler söylüyor siz de merak etmiyor musunuz?

Yeni Ahit ve Arrival

Bu haftanın ilki Le Tout Nouveau Testament filmi Yeni Ahit olarak çevrilmiş.

Eğlenceli, modern bir gerçeklik tanımı. Zevkle izledim
Sen de insanların müziğini duyabiliyor musun? Onların her birinin titreştirdikleri melodiyi tanıyabiliyor musun?

*

Apple Tree Yard Season  Dizisinin iki bölümünü dün akşam izledim. Duygusal gerilim türü diyebileceğimiz kaliteli bir iş olmuş. Kadın duyguları, cinsiyet ayrımcılığını konu alıyor, gerçekten izlenesi bir kurgu. Oyuncular ve çekim çok iyi. dizinin devamını seyredebilecek miyim bilmiyorum çünkü gerilimin hiç bir türü üzerimde iyi etki bırakmıyor fakat merak da var! Bilirsiniz işte 🙂

*

Oscar adaylarından şimdilik üçüncüyü izledim ve Arrival benim nezdimde de gerçekten oscar adayı. İki saatlik seyir süresince aklıma hep Contact filmi geldi, tabi onun daha gelişmiş bir modeli olması kaçınılmaz.. Ama bu işleri hep mavi gözlüler mi yapacak???
Hiç kıskanmıyorum iyi ki yapıyorlar tabi. Ne demek istediğimi biliyoruz 🙂
Kısaca Uzaylılarla teması bu kez sapir-whorf hipotezi, çok boyutluluk ve dolanıklık prensipleri çerçevesinde anlatmış yönetmen. Çok naturel, abartısız, savaşsız, korku yüklemeden güzelce tane tane anlatmış. Ayrıca filmin Ted Chiang’ın stories of your life and others kitabından uyarlandığını bilmiyordum. Neyse ki yakınlarda Türkçesi yayınlanmış az önce siparişini verdim. Filmi kitabı okuduktan sonra daha iyi yorumlamayı umuyorum. Şimdiden oscar yolunda şansı bol, bol olsun zaten.

küçük bir not: Uzaylının verdiği hediyeyi yazdığı/ibraz ettiği garip duman-hologram tarzı görseli geçen perşembe gecesi uyanık rüyada görmüş, izah etmenin yolunu bulamamıştım!

Devamını oku “Yeni Ahit ve Arrival” →