Kararı Sen mi Verdin, Yoksa Algoritma Sadece Öyle Hissetmeni mi Sağladı?

Sabah telefonunu eline aldığında hangi haberi okuyacağına, hangi videoyu izleyeceğine veya hangi ürünü satın alacağına sen karar verirsin. En azından hikâyeyi böyle anlatmayı severiz. Oysa ekranın düzeni, bildirimlerin rengi, seçeneklerin sırası ve sana gösterilen öneriler kararından önce sahneye çıkmıştır. Algoritmik dürtme, seçim özgürlüğünü açıkça ortadan kaldırmadan davranışı belirli bir yöne doğru eğen dijital tasarımların adıdır. Kapı kilitli değildir; fakat koridorun ışıkları yalnızca bir çıkışı aydınlatır.

Klasik dürtme basit olabilir: Sağlıklı yiyecekleri göz hizasına koymak veya organ bağışı formunda varsayılan seçeneği değiştirmek gibi. Algoritmik dürtme ise seni tanıdığı ölçüde biçim değiştirir. Gece geç saatlerde duygusal videolara daha kolay kapıldığını, indirim sözcüğüne hızlı tepki verdiğini ya da tartışmalı içeriklerde daha uzun kaldığını öğrenebilir. Böylece herkes aynı koridorda yürümez; sistem, her insanın zaaflarına ve alışkanlıklarına göre kişisel bir koridor inşa eder.

Algoritmalar Bizim Yerimize Seçerken İçimizdeki Karar Kasları Erir mi?

Sabah uyanıyorsun. Hava durumunu uygulama söylüyor, ne giyeceğine dolaylı olarak o karar veriyor. Kahvaltıda ne yiyeceğini diyet uygulaması fısıldıyor. Yolda hangi güzergâhtan gideceğini harita belirliyor. Akşam ne izleyeceğini platform öneriyor, kiminle konuşacağını bildirimler seçiyor, hangi şarkıyla duygulanacağını çalma listesi ayarlıyor. Günün sonunda kendini özgür hissediyorsun; çünkü parmağın hâlâ ekrana dokunuyor. Ama soru şu: Dokunan parmak senin mi, yoksa alıştırılmış bir refleks mi?

Algoritmik karar yorgunluğu, klasik karar yorgunluğundan biraz farklıdır. Eskiden insan çok fazla seçim yaptığı için yorulurdu. Şimdi ise seçim yapmadığı için paslanıyor. Kas nasıl kullanılmadığında zayıflarsa, irade de kullanılmadığında incelir. Bize rahatlık diye sunulan şey, bazen ruhsal bir sedyeye dönüşür. Taşınmak kolaydır; yürümeyi unutana kadar.