Dersimizin Konusu: ‘Kolonyalist Aklın Evrenselliği İlkesi’

İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun (IRA) siyasi ve askeri kadrolarından Bobby Sands 1 Mart 1981 yılında Maze cezaevinde bir grup yoldaşıyla birlikte başlattığı açlık grevi 39. gününe girdiğinde Kuzey İrlanda’nın Fermanagh ve South Tyrone bölgesinden Britanya Parlementosu’na milletvekili seçilecekti. İrlanda halkının ölüme yatmış bu direngen adama teveccühü o güne kadar açlık grevi direnişi hakkında neredeyse doğru dürüst tek satır karalamayan İngiliz basını ve siyaseti üzerinde soğuk duş etkisi yaratmıştı. Dönemin Muhafazakar Partili Başbakanı ‘Demir Lady’ lakaplı erkeksi kadın kürsüden şöyle gürlüyordu: “Onlara asla politik statü vermeyeceğim.”

Bu buyurgan sözün kararlı tonu, Margaret Thatcher’ın işçi sendikalarıyla kapışmasından İrlanda sorununa güvenlik konseptiyle yaklaşımına siyasal yaşamın birçok alanında uyguladığı baskıcı politikaların kuyruğuna takılmış sağ kanat basın için yeni bir mesai döneminin başlaması anlamına geliyordu. Bu gönüllü kamu mesaisi IRA ve IRA’nın siyasi amaç ve mücadelesini olmadık iftiralarla karalama üzerine kuruluydu.

Kampanyanın özü kolonyalist aklın evrensel zihni alışkanlıklarına dayanıyordu: IRA’lı siyasi tutsakları kendi hayatları üzerinde karar verebilen, öz irade sahibi politik özneler olmaktan çıkarmak. Açlık grevine girenler kendi iradeleriyle değil, olsa olsa “örgüt şeflerinin talimatıyla” böylesi provakatif bir eyleme girişmişlerdir. Güneş batmayan bir imparatorluk saldırgan bulvar medyası ve emperyal birikim sahibi siyasi kurumlarıyla elbette “cezaevlerindeki bu politik şantaja boyun eğmeyecekti.”

Örneğin Sunday Express gazetesinin editörü John Junor, Sands’ın ölümünden birkaç gün önce şöyle yazıyordu köşesinde: “Bobby Sands öldüğünde göz yaşı dökmeyeceğim. Tek umudum şu; bütün diğer IRA’lı teröristlerin de ona sempati duyarak aynı şekilde açlık grevine girmesi ve tabuta girinceye kadar bu grevi sürdürmeleri.”

Sunday Express’in ırkçı editörü zıvanadan çıkmış bedduaları konusunda yalnız değildi elbette. Sands açlık grevinin 66. gününde yaşamını yitirdiğinde Daily Mail onu “ahlaki bir hilebaz” olmakla suçlayacaktı. Daily Telegraph ise İrlandalı seküler bir azizin siyasi amaçları uğruna gözünü kırpmadan ve metanetle ölüme gitmesinin “saptırılmış ve gaddarca” bir cesaret örneği olduğunu yazıp, grevin hiçbir kazanıma yol açmadığını iddia ederek “şantaj başarısızlıkla sonuçlandı” diyordu. Bulvar basınının en puslu aynalarından Daily Mirror ise, Bobby Sands’ın trajik ölümünü acınacak bir son olarak tanımlayıp “O, İRA şeflerinin talimatıyla başlatılan ölümcül bir oyunun vasat bir parçasından başka biri değildi” diyordu.

Görkemli bir kitle yürüyüşüne dönüşen Bobby Sands’ın cenaze töreni ise İngiliz basın tarihinde ırkçı ve kolonyalist söylemin kutlu bayramı ilan edilebilcek türdendir. Sunday Express manşetini Sands’ın cenaze töreninde kortejin en önünde babasının yol arkadaşlarıyla birlikte yürüyen 8 yaşındaki oğluna ayırmıştı: “Savaşın kederli bir piyonu”. Haber şöyle devam ediyordu: “Ona babasının bir kahraman olduğunu söylediler. Ve onu hiçbir zaman anlamayacağı bir sahnenin içine çekerek, bir İRA şehidinin cenaze töreninin ilgi çekici figürü yaptılar.”

Grevin başarısızlıkla sonuçlandığı propagandası dönemin gazetelerinin ortak temasını oluşturuyordu neredeyse. Sun gazetesine kalsa tutukluların talepleri zaten “absürttü”.
Sunday Express, Sands’ın mezarında zafere ulaşamayacığını ilan ederek “Bobby Sands’ın gölgesi yok olup gidecek” diye müjdeliyordu.

Times gazetesi ise cezaevi koşullarının düzeltilmesi ve IRA tutuklularına politik tutuklu statüsü verilmesini içeren taleplerin karşılanmayacağından o kadar emindiki grevde hayatını kaybeden 10 kişi için “boşuna harcanmış hayatlar” diyordu. Muhafazakar cenahın amiral gemisi Daily Telegraph’a göre de bu ölümler hak aramak anlamında “gereksiz ve mantıksızdı.”

Peki 10 politik tutuklunun hayatına mal olan o tarihi açlık grevinden sonra cezaevlerinde ne değişti? Tutukluların öne sürdüğü beş talep de hem içerde hem de dış kamuoyunda ciddi şekilde yıpranan Thatcher hükümeti tarafından kısa sürede ve sessiz sedasız bir şekilde kabul edildi. Ancak açlık grevinin gerisindeki meşru politik dinamikler İngiliz siyasi elitleri tarafından hiçbir zaman topluma doyurucu bir şekilde açıklanamadı. Politik bir eylemi her türlü çirkin yol ve yöntemle manüpüle etmeye çalışan dönemin egemen muhafazakar gazeteleri ile bulvar basını ise entellektüel ve vicdani bir açlığın travmalarını bugün bile üzerinden tam olarak atabilmiş değil.

Bazı analistler bulvar basınının o günlerde devlet desteği ve teşvikiyle İrlanda ulusal hareketine karşı geliştirdiği sansasyonel ve saldırgan dilin ilerleyen yıllarda İngiliz bulvar medyasının kültürel çürümesini beraberinde getiren önemli nedenlerden biri olarak kabul ediyor. 2011 yılında patlak veren ‘tele kulak’ skandalından sonra kurulan Leveson Araştırma Komisyonu’nun soruşturmaları sırasında hem toplum hem de siyasi elit medyada yaşanan çürümenin ulaştığı boyutlarla ilk kez yüzleşecekti bir anlamda.

Dönemin sağcı basınının, nesnel kanıtlardan yoksun subjektif temmenilere dayalı başarısızlık iddialarına karşın, IRA kadrolarının öncülük ettiği ‘kolonyalist politikalara paydos grevi’ İrlanda ulusal kurtuluş hareketinin geleceğine ve kitlesel gelişimine damga vurdu denebilir. Bazı siyasi analistlere göre İrlanda halkına önemli hak ve özgürlükler sağlayan Hayırlı Cuma Anlaşması’nın zafer tohumları o sessiz azizlerin beden orucuyla atılmış oldu. Aradan onca zaman geçtiği halde bugün bile sıradan bir İrlandalıya İrlanda Cumhuriyetçiliğinin temeli neye dayanıyor, diye sorarsanız alacağınız cevap büyük ölçüde bellidir: Bobby Sands ve arkadaşlarının haklı direniş mirasına.

Gazete manşetleri üzerine analizleriyle bilinen Guardian’dan Roy Greenslade 1968’den 1998’e kadar şiddetlenerek artan İrlanda sorununda İngiliz popüler ve sağ kanat basınında ‘yandaş’ ve taraflı yayıncılığın bulaşıcı bir hastalığa dönüştüğü konusunda önemli bir tespitte bulunuyor. İrlanda ulusal hareketini yakından takip eden Greenslade “Maze cezaevindeki açlık grevi dışarıyı muazzam şekilde etkiledi. Gazeteler bu gerçeği yazmadığı için Britanya halkı bunu fark etmedi. Birçoğu bugün bile bu hakikati anlamış değil” diyor.

Türkiye cezaevlerindeki Kürt siyasi tutukluların başlattığı açlık grevlerinde bedenler protest bir orucun Golgotasından ölümün karanlık kıyısına hızla inerken merhamet yoksunu İslamcılıktan, akıl fukarası Kemalistiliğe, ‘insanı yaşatki devlet yaşasın’ Liberal bönlüğünden, üç kuruşluk istikbal uğruna yerel mevzisini terk etmiş taşralı-etnik aydın Sağduyuculuğuna Türkiye basınının ve siyasetinin politik bir vaka karşısında takındığı acemi kolonyalist edayı anlamak için yukardaki kıssada geçen ülke, kişi ve gazete adlarını sadece yerli malı bir pazıla uygun şekilde yerleştirmeniz kafi. O zaman, bugünkü dersimiz yakın dönem beden ve ahlak tarihi olsun; ilk konumuzun başlığı ise ‘Kolonyalist Aklın Evrenselliği İlkesi’…

Ahmet Ataş

http://bit.ly/ShqzdY

Deep Web

Geçen gün bir arkadaşın sayesinde öğrendim bu konuyu.. Elbette merak ettim ama girip bakmaya da cesaret edemedim.. Bu konuda bilgisi olanlar veya yeni olacak olanlar, sizler ne düşünüyorsunuz?

Aşağıdaki yazı ve ekşisözlük yorumları konu hakkında detaylı bilgi verecektir;
http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=29409772
http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=29633244
Resim 2
Resim 3
Resim 1

İnternetin Karanlık Yüzü: Deep Web

Deep Web, yani Derin Ağ internetin nereden baksanız girilmeyen çok büyük bir kısmını kapsamaktadır. Girilmemesinin sebebi ise arama motorlarında Deep Web’in içinde tuttuğu sitelerin görünmemesidir. İnternette bir şeyler aramak okyanusa bir ağ atmaya benzer. Bu ağ ile pek çok şey yakalayabilirken, bilginin çoğu derinde kalır. Bunun cevabı oldukça basittir; İnternet verilerinin çoğu dinamik sitelerin içerisinde bulunur ve standart arama motorları asla onları yakalayamaz.

Dünya çapında bulunan bilgilerin 400-500 kat fazlası Deep Web’de bulunur. Deep Web üzerinde bulunan halka açık bilgilerin toplamı 7,500 terabyte kadardır. Normal internet üzerinde ise 19 terabayt kadar bilgi vardır. Deep Web’in içerisinde neredeyse 550 milyar tane döküman bulunur, normal internet ise sadece 1 milyar kadar barındırır. 200,000 adet Deep Web sitesi vardır. En büyük 60 Deep Web sitesi 750 Terabyte kadar bilgi barındırır, sadece bu siteler yüzey internetini geçerler. En önemlisi ise Deep Web’de aradığınız her şeyin cevabını bulabilirsiniz.

Yüzeyde kullandığınız internetin altında Deep Web olarak adlandırdığımız Derin Net’in neden “Derin” olduğunun ise bir sebebi var. Burası genel olarak Hacker’ların, Bilim Adamlarının, Uyuşturucu Tüccarlarının, Astronomların, Katillerin, Fizikçilerin, Devrimcilerin, Hükümetin, Polisin, Federallerin, Teröristlerin, Sapıkların, Data Tüccarlarının, Kaçakçıların ve buna benzer pek çok insanın kullandığı bir yer. Görebildiğiniz gibi, ahlak skalası oldukça geniş bir mekan.

Fakat böyle olmasına karşın Deep Web oldukça zengin bir içeriğe sahip. Anonim olarak istediğiniz şeyleri öğrenebileceğiniz oldukça önemli bir kaynak, belki de en önemlilerinden birisi çünkü Deep Web’de bilgiler gün ve gün değişiyor, eğer doğru kanalları kullanmayı öğrenebilirseniz ve tedbiri elden bırakmazsanız normal internet kullanıcılarından oldukça ötede bir yere sahip olduğunuzu göreceksiniz.

Peki ama bu ne anlama geliyor? Normal internete yeni düşen bilgileri daha erken öğrenebilmek, istediğiniz sektörün içinden daha hızlı bilgi edinmek, trendleri daha yaratılmadan takip etmek veya yaratmak, genel olarak toplumun bir adım ötesinde olmak anlamına geliyor.

Fakat bilmeniz gereken bir şey var ki, bu oldukça ciddi ve tehlikeli bir dünya, içerisine bir kere girdiğinizde karşılaştığınız bilgiler başınızı döndürebilir ve daha fazlasını kazmak isteyebilirsiniz. Ne kadar fazla derine giderseniz o kadar fazla kaptırıp kaybolabilirsiniz, bunun yanında Deep Web virüslerin yaratıldığı, komploların kurulduğu ve türlü türlü pazarlığın, çekişmenin yaşandığı bir yer, yani anlayacağınız gerçekten tehlikeli, bu sebeple önleminizi almanız sizin için çok iyi olur, her ne kadar anonim olmanız garantilense bile hiç bir şeyin garantisi yoktur.

Deep Web kanunsuz bir yer, bunun sebebi orada bulunan bilgilerin çoğunun kişisel sunucularda tutuluyor olması ve bu sunucuların korunması için sahiplerinin ellerinden geleni yapıyor olması. Bu demektir ki Deep Web’de hemen hemen aklınıza her türlü illegalite ile karşılaşabilirsiniz. Bunların başını Çocuk Pornosu, Terörist Ağları, Uyuşturucu Ticareti, Kiralık Katiller, Silah Ticareti ve buna benzer tonla şey çekiyor.

En önemli şeylerden birisi Deep Web’i kullanmadan önce İngilizce biliyor olmanız çünkü orada bulunan içeriğin neredeyse yarısından fazlası İngilizce. Girmeden önce de her türlü tedbiri almanız sizin için iyi olur, bunların başında Proxy geliyor tabii ki.

Girmek için ne yapmalısınız peki? Öncelikle Hidden Wiki denilen bir ansiklopediyi bulmanız lazım. Buradan istediğiniz içeriğe ulaşmak için şansınız oldukça yüksek. Deep Web’de dönen alışverişe dahil olmak için, yani bir şeyler alabilmek için orasının para birimi olan Bit Coin’lere sahip olmanız lazım. Normal para karşılığı edilebileceğiniz bu Bit Coin’ler insanların birbirini koruması için gerekli, korunmak için gerçek para kullanmıyorlar, Bit Coin ise gerçek paranın orada ki karşılığı oluyor.

Deep Web’e girmek için Tor Network denilen bir program çekmeniz gerekiyor, bunu çektikten sonra içinde gelen özel Browser ile Deep Web üzerinde gezmeye başlayabilirsiniz fakat unutmayın, Deep Web’de gezebilmek için Deep Web adreslerini bilmeniz lazım, bunun için Hidden Wiki’nin sürekli değişen, güncel adresini bir yerlerden edinmelisiniz.

Son olarak, Deep Web’de bulacağınız bilgilerden korkmanıza gerek yok, bilgiler orada, onlarla ne yapacağınız tamamen size kalmış.

Kaynak

Muhafazakar Üreme Bilgisi

Son zamanlarda bu konuda çok fazla bilgiye ihtiyaç olduğu için önemli olduğunu düşündüm.. Bir rehber niteliğinde görüp faydalanabilirsiniz;

Alıntı; Şerefsiz Martı

Takdim

Zamanının ötesinde bir öngörüye sahip olan muhterem Başbakanımızın, ‘en az 3 çocuk’ politikasının devamı olarak ‘kürtaj cinayettir’ demesini fırsat bilerek, muhafazakar üreme ahlakı konusunda bir kaç laf etme şansı bulmaktan dolayı çok mutluyum.

Konu kadın bedeni olunca, Başbakanımızın toplum bilgisi ancak ve ancak Harun Yahya’nın engin biyoloji bilgisiyle tamamlanabilir. Büyük yaradılış biyologu Harun Yahya üstadımızın açtığı aydınlanma patikası, çocuklarımıza maddeci biyoloji yerine, manacı biyolojiyi öğretmenin zamanının geldiğini müjdeleyen en önemli göstergedir.

Buna ilim tahsil eden diğer aklı selim insanların çabası da eklendiğinde Anadolu topraklarında bir Helal Rönesans’ın inkişaf edeceğini söylemek yanlış olmaz.

Ancak bu şahlanış sayesinde, bir mahalle dolusu aile babası tarafından tecavüze uğrayan 12 yaşında kızlarımıza kürtaj zulmünü midesi kaldırmayan Türk aile yapısı huzura kavuşacaktır.

Maddeci Biyolojinin Zararları

Maddeci biyoloji, organizmaların yapısını ve işleyişini ‘madde’ye has özelliklerle anlattığı için yanlıştır. Esasen ‘evrim’ denilen saçmalığa dayanan bu biyoloji türü, hücrenin maneviyatını, lizozomların itikadını, mitokondrinin ihlasını anlatmakta yetersiz kalır; hücre içi ve hücreler arası vakaları materyalizmin yalanlarıyla örter. Bundan öte, iman dolu hücrelerimize Golgi Aygıtı namıyla bilinen cünup bir cisimcik yerleştirip Müslümanları küfre salma gayretindedir.

Bugün bizi hayatta tutan tüm ilaçlar, alet edevat ve aksamlar her ne kadar maddeci ilmin icatları olsalar da, içinde yaradan korkusu olmayan nöronu, kası, saçı, kim ne yapsın? Helal yumurta ile haram yumurtayı birbirinden ayıramayan kafir spermlerin kamçılarına övgüler düzen bu biyoloji türünün temsilcileri elbette yüce mizanda hesap vereceklerdir. (Sen de Mendel!)

Manacı Biyolojinin Faydaları

Manacı biyoloji, canlıların bedenlerinde yer alan sistemlerin, organların, dokuların ve hücrelerin ne kadar muhteşem yaratıldıklarını öven bilim dalıdır. “Arılar hangi ilahi emirle bal peteklerini mükemmel bir şekilde beşgen yapabiliyorlar?” “Yapraklarında besmele yazılı olan ağaçlar hangileri?” “Örümcek ağlarından kurşun geçirmez yelek yapılabileceği kitapta yazıyor mu?” gibi önemli soruların yanıtlarını arayan manacı biyoloji, Harun Yahya’nın amansız çalışmaları sayesinde nesli tükenen ‘çelik kancalı balık yemi’ni keşfederek zooloji alanında da önemli buluşlara imza atmıştır.

Bununla da kalmayan manacı biyoloji, Golgi Aygıtı’nın aslında bundan bin yıl önce Müslüman bir tıp alimi tarafından bulunan Hamdi Aygıtı olduğunu tespit etmiştir. Bu aygıtın işlevi, hücreleri Allah’a hamd etmeye yöneltmektir.

Cenine ruhun 177.günde, ahize aracılığıyla üflendiğini de ortaya çıkaran manacı biyoloji temel referanslarını, bilimsel açıdan tüm zamanların en parlak dönemi olan 6.yy Arap kabile hayatından alır.

Bayan Üreme Organları

Türban, kadını güzelleştirir; cildi gerginleştirir; elhamdülillahmesuduz hormonunun salgılanmasını arttırır.

Edep, bayan üreme organlarının olmazsa olmazıdır. Kadının edep yeri, bütün bedenidir. Manacı biyolojide edep, kolay hatırlanması adına, iki meme ucuyla ifade edilir.

Helal Sensörlü Şalvar’ın lastikli kısmı, namahrem sezdiğinde büzüşür; kendi beyini sezdiğinde gevşer. Bu yapısıyla cimanın dostu, zinanın düşmanıdır. Bu kabuk, yılda en az bir kez kendini yeniler.

Ziynet, üremenin önemli organlarından birisidir. Erkeğin üreme niyetinin tescillenmesiyle kazanılan bu organ, bayanlar tarafından orgazma yaklaştıkça şındırgatılırsa, bey hanımının ne halde olduğunu anlayabilir; cima (cim’a, cinsel birleşme) süresini uzatmak ya da kısaltmak için edeplice bir takım önlemler alabilir.

Bayanlar gerekli durumlarda sahte ziynet şıngırdatması ise eşlerini üremeye teşvik etmekle yükümlüdürler. Beyleri tarafından bir türlü şıngırdatılamayan bayanlar ise, şu fani dünyadan az zevk almanın ahiret aleminde çok zevk almak demek olduğunu akıllarından çıkarmamalı, Allah’a karşı isyankar olmamamalıdırlar. Zira bu hanımefendiler, ahirette kocalarına verilen huriler sayesinde, dayak, aşağılama, taciz ve tecavüzden uzak, mutlu bir hayat yaşayacaklardır. Kadının gerçek kurtuluşu, her fırsatta müminlere zehrini akıtan feminik harekette değil, ahirettedir!

Erkek (Bey) Üreme Organları

Bıyık, bir beyin en seksi bölgesidir. Toplumsal faydalarının yanı sıra (Bkz. Bıyığın faydaları) bu üreme işlevi ile de şahane bir organdır. Dudak üstünde kesilen bıyığın bereketi saymakla bitmez. Bıyığın işlevi, bir erkeğin doğal örtüsü olan göğüs kılları organcıklarıyla desteklenir. Göğüs kılları ara ara mesh edilmeli, sağdan sola doğru taranmalıdır.

Göbek, üreme işlemi esnasında şahlanışa geçen imansız libidoyu dizginleyen bir tampon bölgedir. Yaradan ne güzel düşünmüş de, nefs-i emmaremizin yol açacağı kazalardan korunmamız için bize güzel bir hava yastığı bahşetmiş!

En az göbek kadar önemli bir başka beylik organı da tesbihtir. Boyutu erkekten erkeğe değişen bu organın en makbul olanları deve kemiği, fil dişi ve gül ağacındandır. Tesbih şıkırtısının artması beyin -Allah’ın izniyle- boşalmaya yakın olduğunu gösterir. Rüyada tesbihini kaybetmek ya da düşürmek pek hayra yorulmaz.

Muhafazakar Doğum Kontrol Yöntemleri

Prezervatifin Ecnebi dillerinde ‘muhafazakar’ anlamına gelmesi, maddeci biyolojinin oynadığı şeytani bir oyundur. Çünkü muhafazakar insan menisini muhafaza etmez; onu hayatta en güvendiği kişiye, yani hanımına, teslim eder.

Zaten muhafazakar bir insanın menisini muhafaza etmesi için bir nedeni yoktur. Menisini saklayıp 20 yıl sonra peçete üzerinde sunanlar, kelimenin tam anlamıyla gericidirler. Oysa muhafazakar insan, iman dolu bedeninin ihlaslı yepyeni meni hücreleri üreteceğine inanç duyacak kadar yenilikçidir! Gücünü gelenekten alan bu yapısıyla, gerici laik ateistlere tur bindirmenin keyfini yaşamaktadır. Ayrıca bu gericiler bir gecede en fazla 2 posta yapabilirlerken; her türlü dinsiz harekete karşı tahrik olan muhafazakar insan, bir gecede hanım başına 9-10 posta icra edebilir.

İş gebelik engelleme yöntemlerine geldiğinde, muhafazakar insan, eğer çok zor bir durumdaysa, kalpten niyazda bulunur. Ellerini göğe açıp, ‘Ol’ deyince olduran Rabbe edilen duanın kontraseptif etkisi, henüz tıp ilminin ölçemeyeceği derecede kuvvetlidir.

Sonuç

İnsanların Allah’ın emri peygamberin kavliyle evlenmeleri ve çocuk yapmalarına üreme denir. Hijyenik bir üreme için helal sertifikalı et kullanımı oldukça önemlidir. Böylelikle doğacak çocuk tinerciliğe meyledip mundar olmaz. Dinine, milletine, vatanına ve ümmetine hayırlı bir hale gelir; sağlığınıza duacı olur.

Buraya kadar muhafazakar üreme hakkında yeterli bilgiyi almış bulunuyoruz. Aşağıdaki mini test ile üreme konusundaki düşüncelerinizin helal mi haram mı olduğunu öğrenebilir. Gerekli durumda kendinize çeki düzen verebilirsiniz. (Yönlendirme Kaygısı Olmayan Ön Not: Yanıtlarınızın çoğu ‘Evet’ ise doğru yoldasınız.)

1- Hanımlar için evlilik yaşı 9’dan başlar, ideali 15’tir.

2- Beyler dörde kadar hanım alabilirler. (Hanımlarının yaşlarının toplamı kırktan az olmamak kaydıyla.)

3- Dölünü de döşünü de korkak alıştırmamak gerek. Üç beş fark etmez, rızkını Allah verir. Bu sebeple dünyanın en müreffeh ülkeleri Müslüman ülkeler, en hali-vakti-yerinde ve en eğitimli insanları da inananlardır.

4- Doğu’nun tenasül uzuvlarını, Batı’nın ise kötü ahlakını aldık. Oysa Batı’nın sadece tekniğini almamız gerekiyordu.

5- Biber gazı abdest bozar. Kazara da olsa, biber gazı yemiş halde cima yapılmaz.

6- Masturbasyon yapmak haramdır, fazlası -mazallah- körlük yapar.

7- Kürtaj cinayettir.

8- Tecavüz de nahoş bir olaydır, ama cinayete değmez. Psikolojisi Allah’tan gayet normal olacak o aşk çocuklarına devlet bakmalıdır.

9- Yine de tecavüz kaçınılmazsa, üç kulhuvallah bir elham okunmalı; kazara da olsa zevk almamaya bakılmalıdır.

10- Önce sağ… Sonra sol…

Contorium Gerçeği: ‘Milliyetçi Dangalaklık’ta son nokta

Yaklaşık 1 sene önce, Boğaziçi Üniv. Kimya bölümünde okuyan bir arkadaş, Bor madeni safsatasının bir parodisini oluşturmak için Contorium diye bir element uydurmuş.. Bir video çekip bunu youtube’a da yüklemiş.. Tabii beklenen kısa bir sürede olmuş.. Komplo teorileri bataklığından çıkamayan milliyetçi çevreler hemen konunun üzerine atlamış.. Bir çok sitede konu olarak açılarak, ”İşte bilinmeyen gerçekler, hepimizden saklanan sırlar” diyerek konu yayılmış da yayılmış.

Nedense devletin sitesini kapatmak için dahi her hangi bir girişimde bulunmadığı, Türk Nazi Partisi isimli uyduruk sanal hareket, bu elementle ilgili olan bölümleri parti programlarına almayı ihmal etmemişlerdi.

Daha sonra videoyu yapan arkadaş bu elementi uydurduğunu, böyle bir şey olmadığını ilan etmiş.. Tabii daha sonraki süreçte tehdit mesajları gırla gitmiş.

Açık Radyo ve Taraf gazetesine haber bile olmuş bu konu.. Şuradan ulaşılabilir.

İşte ‘milliyetçi dangalaklığın’ son olmasa bile bir gün uğramış olan duraklarından biri, Contorium Gerçeği;

Not; Taraf gazetesinin haberi tam değildir.. Tamamı videoyu youtube’dan açtığınızda, en altında yazıyor.

Dinler, Bebekler ve Enazüççülük

İstatistiği bir performans sanatçısı gibi kullanmayı seven Hans Rosling geçenlerde bir TED konuşması yapmış, “Dinler ve Bebekler”. Maalesef İngilizce, ama takip edebilirseniz harcadığınız 13 dakikaya değer. Genel hatlarıyla özet geçeceğim:

Rosling’in kullandığı interaktif grafiği gönlünüzce şuradan manipüle edebilirsiniz.

Dünyanın bütün ülkelerinin son 60-70 yılına bakınca, dindar toplumlarda (ya da en azından, tek bir dinin nüfusun yarıdan fazlasını kapsadığı toplumlarda) çok-çocukluluğa doğru (aggregate) bir baskı olduğu şeklindeki önyargıyı yanlışlayıcı bir manzara çıkıyor. Aslında şöyle demek lazım: Doğu Dinleri olsun, Abrahamikler olsun, toplam doğurganlık hızını (kadın başına düşen çocuk sayısı) azaltıcı veya artırıcı faktörler arasında dindarlığın kayda değer bir yeri yok. Türümüz, toplaştıkları “ülke” denen sosyal uzayı birim olarak alırsak, özellikle İkinci Emperyalist Savaş’tan bugüne, kadın başına iki çocuk seviyesine doğru konsolide olmuş durumda. Gosling ayrıca, dünya nüfusunun artmasının bir sorun olmakla birlikte, artış hızının abartıldığına işaret ediyor: 2000’lerden beri, mevcut trend sürerse, dünya çocuk sayısında (2 milyar civarı) zirveye ulaştığımızı; 2100’e kadar bu sayının ciddi bir şekilde artmayacağını tartışmış. Geçen yıl 7 milyara ulaşan toplam dünya nüfusu da böylece 2100’e kadar 10 milyara ulaşacak. Çocuk sayısı artmazken bu artışın nereden kaynaklandığını da konuşmasının sonunda basitçe gösteriyor.

Türkiye’nin yörüngesi, ortalama bir başka Hristiyan veya Budist çoğunluklu ülkeninkinden çok farklı değil. 1953’ten (23 milyon nüfus, kişi başına 2.564 dolar gelir) başlayarak kadın başına 7 çocuktan 2010’da 2.1 (73 milyon nüfus, kişi başına 8.602 dolar gelir) seviyesine inilmiş:

Bu analizle muhabbet eden bir başka araştırma notuna referansla, Gosling’e düzeltme yapmamız lazım. Gosling’in küresel-toplaşık analizi, değerli olmakla birlikte, ülkeler içinde yüksek seviyede dindarlığın yüksek doğurganlık hızıyla ilişkisinin üstünü örtüyor. Örneğin ABD nüfusunda farklı cemaatlerin toplam doğurganlık hızına bakılırsa (tüm nüfus için 2.08):

ABD’de Müslümanlar ve Hispanik Katolikler “en az üç” hedefine daha yakınlar.

Almanya’da Hristiyan ve Müslüman nüfuslar (1975-2005 arası) karşılaştırıldığında:

AKP’nin iyi düşünülmemiş gibi duran “en az üç çocuk” ideolojisinin sosyal politika düzlemindeki etkisini henüz iyi bilemiyoruz (ölçmeye çalışan var mı). Bildiğimiz, hayra alamet olmayan proxyler: Kadın istihdamındaki kronik iyileşememe;[1] işgücüne katılımı destekleniyor gözüken genç kadınların beceri kazanma süreçlerinde eşitsiz konumlara ve çoğunlukla cinsiyetlendirilmiş mesleklere itilmesi;[2] çalışan ve çocuklu kadınları iş bırakmaya zorlayan çalışma koşulları (örn., işyerlerinin kreşi olmaması, çocuk bakım desteği vermemesi, doğum izninin uygulanmasındaki sorunlar, vs).[3]

Bütün dünya “peak child” (maksimum çocuk) seviyesine kalıcı (gibi gözüken) biçimde yerleşirken Türkiye’de (Gosling gibi toplamdaki etki üzerinden düşünürsek) dikdörtgenleşen nüfus piramidini çocuk sayısını artırarak değiştirmeye çalışmak, iyice totaliter uygulamalar devreye girmeyecekse, ulaşılabilir bir hedefe benzemiyor. Artması istenen çocuk sayısını kaldırabilecek bir sosyal refah reformu ve istihdam yaratma ufku da göremiyorum.

Temsilî bir örneklemde hanelerin çocuk sayıları, sınıf konumları ve siyasal parti bağlılıkları arasındaki ilişkilere bakabilseydik, yukarıda ABD ve Almanya’da gördüğümüz gibi cemaatler arasındaki doğurganlık farklılıklarının AKP’nin ne kadar işine yarayabileceğini kestirebilirdik. Bana çok açık gelen iki şey var: (1) “En az üç” kafasının (“demografik avantaj” retoriği) bütün Türkiye’yi ikna gibi bir amacının olmadığı; (2) hele kadınların hiç işine gelmediği.


NOTLAR

[1] Bak. Ayşe Buğra ve Burcu Yakut-Cakar (2010) “Structural Change, the Social Policy Environment and Female Employment in Turkey“, Development and Change 41 (3): 517–538.
[2] Bak. Fatoş Gökşen, Deniz Yükseker, Ayşe Alnıaçık ve Ünal Zenginobuz (2011) “Kız Teknik ve Meslek Liseleri Kapsamlı Değerlendirme Notu“, Koç Üniversitesi Sosyal Politika Merkezi, İstanbul.
[3] Bak. İpek İlkkaracan (2012) “Why so Few Women in the Labor Market in Turkey?“, Feminist Economics 18 (1): 1-37.

Alıntı; Dinler, Bebekler ve Enazüççülük