İslam Tarihi (Mekke Dönemi)

DAYANAKLAR

Kuran-ı Kerim:

Adiyat Ahzap – Al-i-İmran – Ahkaf – Ankebut – Araf – Bakara – Casiye – Cin – Cuma – Duhan – Hicr – En’am – Enbiya – Enfal – Fatır – Fecr – Fetih – Furkan – Fussilet – İbrahim – İsra – Hac – Hadid – Hakka – Haşr – Hicr – Hucurat – Hud – İsra – Kalem – Kamer – Kehf – Kasas – Lokman – Maide – Mearic – Meryem – Müddesir – Mûminûn – Mumin- Mürselat – Mümtehine – Nahl – Naziat – Necm – Neml – Nisa – Nuh – Nur – Rahman – Rum – Sad – Saff – Saffat – Sebe – Secde – Şuara – Tahrim – Tevbe – Tur – Taha – Yasin – Yunus – Yusuf – Zariyat – Zuhruf

Kuran-ı Kerim Meal ve Tefsirleri

Sahih Hadisler

Dört İncil

= = =

FAYDALANDIĞIMIZ ESERLER

Abdullah Aydemir=İslami kaynaklara göre peygamberler
Ahmet b.Hanbel=Müsned
Ahmet Cevdet Paşa= Kısas-ı Enbiya
Belâzuri=Ensabu’l Eşraf
Beyhaki=Delailin Nübüvve
Beyhaki=Sünen
Bünyamin Ateş= Peygamberler tarihi
Buhari=Sahih
Büyük İslam Tarihi (Kurul)
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Ebul Ferec ibn.Cevzi=El Vefa
Ebul Fida=Elbidaye vennihaye
Ebu Nuaym=Delailün Nübüvve
Diyarbekri=Hamis
Halebi=İnsanüluyun
İbn.Abdulberr=İstiab
İbn. Esir=Kâmil
İbn. Haldun=Tarih
İbn.İshak-İbn. Hişam= Sîre
İbn.Kayyım=Zadülmead
İbn. Kesir= Kuran tefsiri
İbn. Sa’d=Tabakat
İbn. Seyyid=Uyûnul Eser
İmam-ı Gazali= İhya
Kastalani=Mevahibülledüniyye
Maurice Bucaille=Müsbet ilim yönünden Tevrat, İnciller ve Kuran
Muhammet Hamdi Yazır=Hak dini, Kuran dili
M.Asım Köksal=İslam Tarihi
M.Asım Köksal=Peygamberler tarihi
Müslim=Sahih
Taberi=Tarih
Yakubi=Tarih
Zehebi=Tarih-ül İslam
= = =

Gönlünün Allah ve Peygamber sevgisiyle dolu, dolu olduğunu iyi bildiğim ve bu konu da pek çok kişiyle birlikte şahadette bulunabileceğim dünyalar güzeli, Cennetmekan pek sevgili anneciğime ithaf olunur.

Lütfen onun ve ahrete intikal etmiş diğer Müslüman kardeşlerimizin ruhlarına bir FATİHA okuyunuz.

Hüdai ÇAKMAK

Canlılardaki yaratılış hataları

Evrim teorisi taraftarlarına göre insan baştan ayağa bir hatalı var ediliş ürünüdür. Pek çok hatalar, yanlışlar içermektedir. Zannedildiği gibi mükemmel değildir.

Hatalı var ediliş ise Yaratıcının mutlaklık sıfatlarına ters düşer.

Eğer Yaratıcı iddia edildiği gibi mutlak ilim, mutlak irade ve mutlak güç sahibi ise hata, yanlış yapmaması gerekir.

Hata ve yanlışlar ancak plansız, programsız rastlantılarla meydana gelen oluşumlarda bulunur.

Bu nedenle yaratılıştaki hatalar bir Yaratıcının var olmadığının, evrimleşme sürecinin devam ettiğinin, henüz mükemmelliğe ulaşılamadığının yadsınamaz kanıtlarından sadece biridir.

Evrim teorisi savunucuların daha mükemmel insanda bulunması gereken özellikler olarak daha kısa boy, kaburgaların yeniden dizaynı, daha kalın omurların, daha gelişkin ve büyük kasların gerekliliği gibi bazı nitelikleri saymaktadırlar.

Bunlar insanın var ediliş eksiklikleridir. Onlara göre bu niteliklere sahip olan insanlar daha sağlam olacaklarından daha iyi tasarımla daha iyi, daha mükemmel var edilmiş olacaklardı.

Bir bakıma bu öngörüler insanların gelecekteki evrimleşme program tahminleridir.

Yaratılışı beğenmeyen ve kusurlar bulan evrim teorisi taraftarlarının daha mükemmel canlı tasarımlarından biride diz kapağı olmayan diz eklem projesidir.

Tanımış bir bilim dergisindeki yazıda diz kapağının kaldırıldığı yeni diz eklemi tasarımı uzun uzun anlatılmakta, diz kapağı olan diz eklemlerine olan üstünlüğü övülmektedir.

Tabiî ki bu övülme o yazıyı yazanla diz kapaksız dizi tasarlayana özeldir ve muhakkak ki son derece tartışmalıdır.

Kişisel görüşümüz geriye doğru bükülebilen diz, kapaksız diz dizaynı diye ortaya atılan çizimin ciddiye alınabilecek hiçbir bilimsel yönünün olmadığıdır.

Önü, arkası düşünülmeden, propaganda amacıyla yapılmış rast gele, sadece evrimsel öngörülerin önünü açması umulan bir tasarımdır.

Tasarlandığı gibi diz kapağı kemiği olmazsa bacağın ön yüzündeki adalelerin tutunacağı bir yerde olmayacaktır.

Bacağın yeterli derecede fonksiyonel olabilmesi için diz kapağı gibi hareketli bir kemiğin şimdi olduğu yerde bulunması şarttır.

Bu tezi hazırlayanlar bir parça zahmet edip konuyu araştırsalardı bu gerçeği rahatlıkla bulabilirlerdi.

= = =

Göz Yaratılışı Hatalı mı?

Evrim teorisi taraftarlarının buldukları yaratılış hatalarından birisi de göz ile ilgilidir.

Tanımış ve bilimsel olduğunu iddia eden bir dergide bu konuda bir yazı yayınlanmıştır.

Söz konusu yazıda gözdeki nöronların birleşerek optik sinir halinde retinayı terk etmesi kötü bir tasarım, bir yaratılış hatası olarak gösterilmiş, nöronların retinanın içinden her noktada arkaya doğru geçirilmesinin ise daha iyi olacağını iddia edilmiştir.

Retinada, ışığı algılayıp elektriksel sinyallere çeviren fotoreseptör hücreler arka tarafa, yani retinal epitele ve koroidal kan odacıklarına doğru bakarlar.

Bu yerleşim, görüntüyü beyne ileten sinirlerin, ışık ile fotoreseptörler arasında kalmasını gerektirir. Evrim teorisi taraftarlının yaratılış hatası olarak öne sürdükleri oluşum budur.

Devamı var.

İnsanlar Evrildi mi?

İÇİNDEKİLER

İnsanlarla Hayvanlar Arasındaki benzerlikler ve Farklılıklar

İnsanlarla Primatlar Arasındaki Farklılıklar

Benzeşimler Evrime Kanıt mı?

Teoriye Göre İnsanın Evrimi Şeması

Australopithecus

Homo habilis

Homo erectus

Homo sapiens- homo sapiens sapiens

İnsanın evrimi konusunda yapılan bazı deneme ve araştırmalar

Teoriye göre İnsanın Evrim Tarihçesi Doğru mu-?

İnsan Irkları ve Ara format Yalanlar

insansı Kafatası Fosillerine Göre İnsanın Evrimi Gerçek mi?

İnsansı Fosiller ve İnsanın Evrimi Bilmecesi

İnsansı Kafatası Fosillerinin Özellikleri

Maymun-İnsan Kromozom Sayı Farklılığı Sorunu

Kromozom Sayı Farklılığı Konusunda Evrimci Cevapları

Homo Habilis Ara Format mı?

Australopiketus fosilleri

Australopithecus dik yürüyor muydu?

Zhoudoukian Fosilleri ve Pekin Adamı

İnsansı Fosillerin Evrimsel Dizimi Gerçeğe Uygun mu?

Homo Erectus Farklı Bir Tür ya da Bir Ara Format Canlısı Değildir.

Fosiller ne diyor?

Ramapithecus (Sivapithecus) fosili

Turkana (Nariokotome) Çocuğu Fosili

KNM-ER 1470 (Homo Rudelfensis) kafatası fosili

Sahelanthropus Tchadensis fosili

Neandertal İnsanları ve Fosilleri

= = =

Evrim teorisinin en iddialı varsayımların birisi şüphesizki insanların primatlardan evrildiği iddiasıdır. Bu yazı dizimizde bilimsel yöntemlerle bu iddianın doğruluk derecesini araştıracağız.

İnsanlarla Hayvanlar Arasındaki benzerlikler ve Farklılıklar: İnsanlarla hayvanlar arasındaki benzeşim ve farklılıkları şöyle sıralayabiliriz.

a)-İnsanlarda diğer canlılar gibi aynı malzemeden var edilmişlerdir. Örneğin bütün canlılar hücrelerden, hücreler proteinlerden, proteinlerde aminoasit dizimlerinden oluşmuşlardır.

Canlılar bu hücrelerden ya da bu hücrelerin oluşturdukları kompleks sistemlerden meydana gelirler.

b)-Canlı türlerinin kendilerine özel yapı şablonları vardır. Şablon bilgileri en küçük ayrıntısına kadar gen şifreleri ile tespit edilmiş ve korunmuştur.

Kromozomlar bu bilgilerin kümeleridir. Her canlı türünün kendine özel gen bilgisi vardır. Kromozomlar bu gen bilgilerinin ayrıntılarıyla doldurulmuştur. Bir şablondan bir başka şablona geçilmesi (milyarlarca ayrıntının bir anda değişmesi, yeni oluşumunda rastlantılarla daha gelişkin kompleks sistemler meydana getirmesi gerektirdiğinden) mümkün değildir.

c)-Gen bilgilerindeki benzerlik ya da kromozom sayılarının aynılığı türden türe geçişi ya da canlılar arasındaki evrimsel akrabalığı göstermez.

Gen bilgilerindeki büyük oranda benzeşim gösteren ya da kromozom sayıları aynı olan, yapı olarak tamamen ayrı pek çok canlı türü vardır. (Örneğin patatesin kromozom sayısı insanla aynı yani 46’dır)

Evrim teorisi insanları en gelişkin canlı olarak kabule eder. Diğer ifade ile insan genomu diğer canlı genomlarına göre daha zengin olmalıdır.

Olmalıdır ama bilimsel bulgular bunu ONAYLAMAZ.

Genom zenginliği yönünden insanlar canlıların içinde ORTA SIRALARDADIR. Bu konuda kimi canlıar EN EVRİMLEŞMİŞ ZANNEDİLEN insanoğluna NAL TOPLATMAKTADIR.

d)-Canlılar kendilerine özel yapı şablonlarına sahip olsalar da aynı malzemeden var edilmiş olmaları nedeniyle benzer organlara sahip olabilirler.

Örneğin sıcakkanlı hayvanlarda sindirim, solunum, boşaltım vb.. sistemler hemen, hemen aynıdır. Bunun benzerleri soğukkanlı hayvanlar içinde geçerlidir.

e)-İnsanları diğer hayvanlardan kısmen ayıran en büyük fiziksel özellik dik durabilmeleri, dik yürüyebilmeleri, koşabilmeleri, dik hareket edebilmeleridir. İnsan buna uygun var edilmiştir.

Pelvis kemiği, omurgalar, dengeyi sağlayan iç kulak yapısı vb…. gibi farklılıklar insanları diğer canlılardan fiziksel olarak ayırır.

f)-İnsanın dik durup hareket edebilme özelliği bazı hayvanlarda kısmen de olsa vardır. Örneğin maymunlar, ayılar kısa süreli de olsa dik durup yürüyebilirler. Fakat bu bir benzeşimden öteye gitmez. İnsanların maymunlardan ya da ayılardan evrimleştiği anlamına gelmez.

g)-İnsanları hayvanlardan ayıran en büyük özellik aklını kullanma, düşünebilme, öğrenme, öğrendiklerini aktarabilme, öğrendiklerini kullanma, muhakeme edebilme, bilinçli olarak uzun vadeli amaçlara yönelebilme, hayal kurabilme, sorumluluk, vicdan, merhamet, sevgi, vefa duyguları gibi hayvanlarda bulunmayan insansı meziyetlerdir.

Bu meziyetlerin kaynağı ise insana özel beyin ve ruhsal yapılarıdır. Bu meziyetlerin maddesel bir açıklaması yoktur. Enzimlerin, hormonların doğrudan sonucu değildir. Maddeye bindirilmiştir fakat madde üzeridir. Madde sadece bir vasıtadır. Bu nedenle maddeye indirgenemez.

İnsanlar bu meziyetleriyle etrafı tetkik eder, araştırır, bir şeyler öğrenir, muhakeme yapar, öğrendiklerini kullanarak icatlarda bulunur, sanat eserleri meydana getirir.

Hiç bir hayvan en küçük ve basit bir alet dahi yapıp geliştirme meziyetine sahip değildir. Hayvanların yaptıkları bir içgüdü ya da şartlı refleksten öteye gitmez.

h)-Hayvanlarda gördüğümüz şaşırtıcı meziyetler (arının bal yapması, örümceğin ağ örmesi, göçmen kuşların yollarını bulabilmesi vb.. gibi.) belirli bir kalıbın içinde kalır.

Bu meziyetlerin bilgisi var edilişlerinde kendilerinde vardır. Öğrenilmez ve öğretilmez. Ne azalır, ne çoğalır. Hayvanlar bu meziyetlerinin bilincinde değildir.

İnsansı meziyetler ise bilinçlidir, artıp eksilebilir, bu nedenle sınırsızdır.

Evrim teorisinin canlılar tek bir hücreden evrimleşti varsayımı akıl ve mantık dışı olduğu kadar bilimsel verilerle de ters düşer.

İnsanlar diğer canlılar gibi yeri ve zamanı geldiğinde mükemmel olarak var edilmişler, aniden ortaya çıkmışlardır.

Bu gerçeği evrimi dışlayan ve iddiamızı doğrulayan kanıtlarla göstermeye çalışacağız.

Devamı var.

Kambriyen Dönemi ve Evrim

Evrimleşen Tek Şey Bilimdir.

      Dünyada Görülen İlk Çok Hücreli Canlılar
                  =Kambriyen Dönemi Canlıları=

  Dünyanın çeşitli katmanlarında bakterilerden bitkilere, bitkilerden böceklere, böceklerden kuşlara, kuşlardan evrimleşmiş en mükemmel canlı zannedilen insanlara kadar pek çok canlı türünün fosilleri mevcuttur. 
  Katmanlar halinde bulunan fosiller canlılık tarihini ve gelişimini şüphe bırakmayacak bir netlikle sergiler. Bu nedenle gerek tersinim gerekse evrim teorisi yönünden çok önemlidir.
  Dünyamızda ilk bakterilerin ortaya çıktığı üç buçuk milyar yıldan beş yüz elli milyona kadar, yaklaşık üç milyar yıllık bölümde bakteriler, algler ve kimi omurgasızlar dışındaki canlıların izlerine rastlanmaz.
   Günümüzden yaklaşık beş yüz elli <strong>(kimi kaynaklarda beş yüz kırk beş)</strong> milyon önce canlıların mükemmel yapılarıyla birden ortaya çıktıkları görülür. Bu olaya kambriyen patlaması denilir. 
  İlk canlılığın görüldüğü bu döneme kadar canlılık sadece mikroorganizmalar halinde olmasına, tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara geçişle ilgili evrimsel bulgular bulunmamasına rağmen bu dönemde canlılar birden ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkarlar. Bu canlılar hem çok, hem de çeşitlidir. Yapısal olarak çok büyük farklılıklar gösterirler. Evrim teorisine göre aynı atadan kısa denebilecek bir süreç içinde <strong>(takriben elli milyon yıl)</strong> evrimleşmesi gereken bu canlılar arasında yapısal olarak öylesine büyük ve keskin farklılıklar vardır ki aralarında evrimsel yönden her hangi bir bağ kurulamamaktadır. Kurulması da mümkün görülmemektedir.
  Fosil kayıtlarında bu canlıların evrim teorisinin can damarlarından biri olan ara format atalarının olduğu konusunda herhangi bir işarete de rastlanılmaz.
  Günümüzde de gözlemlenen Dünyanın her yanına yayılmış olan hayvan filumları <strong>(takımları)</strong> erken Kambriyen Devir'de zaten vardırlar ve yine bugün olduğu gibi birbirlerinden yapısal olarak çok farklıdırlar. Hiç bir filum bir diğerine benzemez. 
  Kambriyen dönemi katmanlarında bulunan fosiller, <strong>deniz tarakları, salyangozlar, trilobitler, süngerler, brachiopodlar, solucanlar, denizanaları, deniz kirpileri, deniz hıyarları, yüzücü kabuklular, deniz zambakları ve diğer kompleks omurgasızlara</strong> aittir ve hemen hemen aynı dönemlerde mükemmel yapılarıyla aniden çıkarlar.
 Yapısal olarak aralarında büyük ve derin uçurumlar olan bu canlıların aynı dönemlerde mükemmel yapılarıya ve aniden <strong>(herhangi bir ara format ya da ata canlılar olmadan)</strong> ortaya çıkmaları evrim teorisi için bir yıkım nedenidir.
 Bu tabakadaki canlıların çoğunda da, göz gibi son derece gelişmiş organlar ya da solungaç sistemi, kan dolaşımı gibi yüksek organizasyona sahip organizmalarda görülen sistemler bulunur. Fosil kayıtlarında bu canlıların atalarının olduğuna dair herhangi bir işarete rastlanılmaz.
  Fransız paleontolog <strong>Armand de Ricqlés Big Bang” Zoologique au Cambrien?</strong> İsimli eserinde hâdiseyi, yavaş ve tedricî bir çeşitlenme değil, gerçek bir zoolojik big bang olarak tarif etmektedir.
    Armand de Ricqlés adı geçen eserinde şunları yazıyor:
<strong> -Kambriyen’in başlangıcında, bugün bildiğimiz bütün büyük hayvan grupları ortaya çıktı. Fakat daha sonra bazı gruplar yok oldu. Kambriyen tortulları olmasaydı, Kambriyen Patlaması denilen, ilk kompleks ve orijinal vücut plânlarına sahip büyük hayvan gruplarının ani bir şekilde yaratılmış olduğu gerçeğinden kimsenin haberi olmayacaktı. 

Kambriyen’in başlangıcında, jeolojik ölçekte çok hızlı (20 milyon yıl zarfında) bir ortaya çıkıştı bu. Fakat Kambriyen’in sonlarına doğru, yeni filumların yaratılma oranı giderek azaldı ve nihayet üst kambriyende sıfıra düştü.
Ordovisiyen döneminden (420 milyon yıl öncesi) sonra ortaya çıkmış başka hiçbir büyük hayvan grubu belgelenmemiştir.

Örneğin, bir kabuklu türü olan Neopilina 500 milyon yıldan beri; akrep 430 milyon yıldan beri; zırhlı ve kılıç kuyruklu bir hayvan olan deniz canlısı Limulus, 225 milyon yıldan beri; yalnızca Yeni Zelanda’da yaşayan bir tür sürüngen olan Tuatara da, yaklaşık 230 milyon yıldan beri değişmeden günümüzde yaşamaktadır.
Eklembacaklıların birçok takımı, timsahlar, deniz kaplumbağaları ve birçok bitki türü de uzayıp giden listenin bir parçasıdır.
Kambriyen döneminde evrim yönünden bağlantı kurulması mümkün olmayacak kadar yapısal farklılıklar gösteren canlıların aniden ve mükemmel yapılarıyla ortaya çıkmaları evrim teorisinin dinmez baş ağrılarından biridir.
Tanınmış bilim insanlarından ve konunun uzmanlarından Richard Fortey Science dergisindeki bir yazısında evrim teorisinin içinde bulunduğu bu derin ve büyük açmazı şöyle belirtmektedir:
-Daha eski bir ataya ait bir delil bulunsa dahi, Kambriyenin en alt tabakalarında neden o kadar çok hayvanın, boyut olarak o kadar çok büyüdüğünü ve neden o kadar kısa sürede kabuk elde ettiğini açıklamak, bir çelişki olarak kalacaktır.
Evrim teorisi bu büyük sorunu sıçramalı evrimle aşmaya çalışır. Makro mutasyonlardan medet umar.
Medical University of South Carolina‘nın Biyokimya ve Moleküler Biyoloji bölümünde görevli olan Dr. Christian Schwabe bu konuda şunları söylemektedir:
-Homeotik genler gibi kontrol genleri, fenotipleri (canlı bedenlerini) muhtemelen değiştirecek mutasyonların hedefi olabilirler. Ama unutmamak gerekir ki, birisi kompleks bir sistemde ne kadar merkezi bir değişiklik yaparsa, bunun yan etkileri o kadar kötü olur...
Evrimi kanıtlamak için yapılan Drosophila (sirke sineği) genlerindeki homeotik değişiklikler, sadece anormallikler (bacakların başlarda çıkması gibi) meydana getirmiştir ve araştırmacıların çoğu, Drosophila örneklerinden bir arının çıkmasını görmeyi beklememektedirler.
Gözlem ve deneylere büyük değer verdiklerini söyleyen evrim teorisi taraftarları gözlem ve deneylerin ortaya koyduğu bu gerçeği niçin görmezlikten geldikleri ayrı bir merak konusudur.
Charles Darwin Kambriyen devrinde (Darwin’in yaşadığı dönemlerde Kambriyen devri Siluryen devri olarak tanımlanıyordu) canlıların değişik, ilginç ve mükemmel yapılarıyla kısa bir süreç içinde aniden ortaya çıktıkları gerçeği konusunda Türlerin Kökeni kitabını kaleme alınırken dolaysıyla evrim teorisini kurgularken az çok biliyordu. O devrin fosil kayıtlarında da, Kambriyen devrinde canlılığın birdenbire ortaya çıktığı gözlemlenmiş, trilobitlerin ve diğer bazı omurgasızların aniden belirdikleri tespit edilmişti. Bu yüzden Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabında bu konuya değinmek durumunda kalmıştır.
Darwin bu konuyu Bilinen Eski Fosil Kayıtlarında Farklı Türlerin Aniden Ortaya Çıkışı Üzerine başlığı altında değinmiş ve şöyle yazmıştı:
-Siluryen devrine ait trilobitlerin, bu devirden çok daha önceleri yaşamış olan ve bilinen hayvanların hiçbirine benzemeyen bir tür kabuklu havyandan evrimleştiği konusunda hiç kuşkum yok… Sonuçta, eğer benim teorim doğruysa, en eski Siluryen tabakasının oluşumundan önce, çok uzun zaman dilimleri geçmiş olmalı, Siluryen devrinde bu güne kadar geçmiş olan zaman kadar uzun zaman dilimleri. Ve henüz bilinmeyen bu zaman dilimleri içinde dünya canlı yaratıklarla dolup taşmış olmalı. Bu büyük zaman dilimlerine ait fosil kayıtlarını neden bulamadığımız sorusu karşısında ise verebilecek tatmin edici bir cevabım yok.
Darwin “eğer teorim doğruysa, dünya Siluryen (Kambriyen) devri öncesinde yaşayan canlılarla dolup taşmış olmalı” demişti. Bu canlıların neden hiçbir fosili olmadığı sorusuna ise, tüm kitabı boyunca tekrarladığı fosil kayıtları çok yetersiz bahanesiyle cevap bulmaya çalışmıştı. Ama bugün fosil kayıtlarının yeterli olduğu da, Kambriyen devri canlılarının bir evrimsel atalarının olmadığı da ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu konuda en küçük bir fosil kaydı dahi yoktur.
Darwin Türlerin Kökeni kitabında “eğer aynı sınıfa ait çok sayıdaki tür gerçekten yaşama bir anda ve birlikte başlamışsa, bu doğal seleksiyonla ortak atadan evrimleşme teorisine öldürücü bir darbe olurdu” diye yazmaktadır.
Kambriyen devrinde ise, başta da belirttiğimiz gibi, türler gibi benzer kategoriler bir yana, 60’ı aşkın farklı havyan şubesi yaşama bir anda ve birlikte başlamıştır.
Darwin’i ve teorisini kesin bir dille yalanlayan bu durumu İsveçli paleontolog Stefan Bengston Darwin’i şaşırtan ve utandıran bu olay bizi de hala şaşırtmaktadır diyerek yorumlar.

Devam edeceğiz.

Tersinim Teorisi

TERSİNİM TEORİSİ TANITIMI
Tersinim teorisi Türk düşünür ve yazarlarından Hüdai ÇAKMAK’ın ortaya attığı teoridir. Teorinin kurgulayıcısı Hüdai ÇAKMAK bu konuda şunları yazıyor.

  -Varoluş insanoğlunun var edildiği ilk anlardan beri ilgisini çekmiş, konu-sunda pek çok teoriler üretilmiştir. Bu teoriler çok ve çeşitli olmasına rağmen varoluş bir yaratıcının eseridir ya da değildir, rastlantılarla oluşmuştur cevapla-rına uygun olmak üzere iki büyük grupta toplanır. Bir teori gerçek olduğu kuv-vetle inanılan bir varsayım üzerine kurulur, ayrıntılanır ve kanıtlanmaya çalışılır. Ulaşılan bilimsel sonuçlar genelde doğru olduğu kuvvetle inanılan varsayıma uygun olarak yorumlanır. Temel varsayımın yanlış olabileceği hiç bir zaman düşünülmez. Bu da bilimin olması gereken tarafsızlığına gölge düşürdüğü gibi pek çok hata ve yanlışlara yol açar, teorileri bilim dışına iter. Örneğin evrim teorisinin doğruluğu kuvvetle inanılan varsayımı milyonlarca tür ve cinste olan tüm canlıların rastlantılarla oluşmuş bir canlı hücresinin zamanla evrimleşmesi sonucu oluştuğudur. Bir evrim teorisi taraftarı hiç bir zaman bu temel varsayı-mın yanlış olabileceğini düşünmez. Bilimsel bulguları bu temel varsayıma uy-gun yorumlanmaya çalışır. Bu yorumların temel kanun ve ilkelerle çelişip çeliş-mediğine pek dikkat etmez. Kimileri görmezlikten, bilmezlikten gelinir.

Tersinim teorisinin kurgulanma yöntemi bu uygulamanın tamamen tersidir. Önce bilimsel sonuç daha sonra ulaşılan sonuca göre varsayım ilkesine daya-nır. Bu nedenle bilimin ortaya koyduğu tüm kanun ve ilkelerle uyumludur, hiç biriyle çelişmez. Tersinim teorisi herhangi bir teoriye karşıt ya da destek olmak amacıyla ortaya konulmuş değildir. Tamamen kendine özeldir.
Tersinim teorisi maddenin sakımı, entropi, yapmanın zor bozmanın kolay oldu-ğu ilkesi gibi tüm doğal kanun ve ilkeleri temel alır. Karşıtı olan diğer teorilerin bilimsel yöntemlerle doğruluğu onaylanmış esaslarını da temel almaktan çe-kinmez. Bu nedenle tersinim bilim dışına kaymadığı gibi konusundaki tüm teori-lerin bilimle doğrulanmış temellerinin birleştiği bir sentez durumundadır.
Tersinim teorisi özet olarak bilimsel araştırmaların sonuçları olan şu esasları temel alır.
1)-Enerji girişi ve zaman varoluşun herhangi bir olgusundaki düzen sahibi sistemlerde bozuma (tersinime), diğerlerinde ise değişime neden olur.
2)-Tersinim teorisine göre Varoluş, tüm evreni varsa diğerlerini kapsayan kompleks bir bütündür. Canlılık ve cansızlık olarak ayrılmaz.
3)-Varoluşun kompleks bir bütün oluşu bir Yaratıcı iradenin eseri olduğunu gösterir.
4)-Varoluş canlılığın oluşum ve devamlılığı amaçlıdır. Her şey bu amaca uygun planlanmış ve var edilmiştir.
5)-Canlılar evrim teorisi iddiasının aksine gelişim değil, tersinim gösterir. Canlılardaki tersinim, kompleks sistem ve düzenlerin zaman içinde bozuma uğraması, kimi özelliklerini zayıflatması ya da kaybetmesi demektir.
6)-Her canlı türünün mükemmel ve eksiksiz yaratılmış bir arı ırkı vardır. Diğer tür ve çeşitler arı ırkların tersinimi sonuçlarıdır. Örneğin insanlar may-munların evrimi sonucu oluşamaz. Bu entropi, kalıtım, yaşamsal uygunluklar gibi doğal kanun ve ilkelere aykırıdır. Fakat maymunlar insanların tersinimi sonucu oluşmuş olabilir.
7)-Hiç bir canlı varlığını eksiksiz olarak geleceğe aktaramaz.
8)-Varoluş sorusuna verilen cevaplar insan hayatlarını yönlendirir. Bu nedenle tersinimin çok geniş ve derin sosyal etkileri vardır.
Teori sekiz ciltle kitaplaştırılmıştır ve tamamen bilimseldir. Tek kitaplık özeti mevcuttur.