Gariplerin dini İslam

İslamiyet….Sadece bir din degil,bir derya…sebil.
Tüm dinlerin cemidir(Toparlanıp özütünün alınmasıdır)
Bir yaşam tarzıdır,bir felsefe,bir ilim.
İslam,sadece bir din de degildir…bir idealdir;
Son kertede ulaşılabilecek.
İslam,tevhid dinidir.Kayıtsız ve şartsız;
Saf Tevhid’dir.

Zaman zaman,yüregi buruk insanlar gördük,
”Ben/Biz müslümanım/müslümanız”diyenlerin incittigi,
Pireye kızıp,yorganı yakanları gördük.
Dini kendi diyalektigi ile degil,uygulaması ile,
Uygulayan taraftarlarının icraatleri ile degerlendiren…
Bu lezzete uzak duran…uzak kalan…
Nice canlar,mücevherler gördük.
Onlara,izah etmemize bile izin vermeyenler gördük.
O kadar kırılmış,o kadar üzülmüş,sinirlenmiş.
İzin verse idiler;
Onlara İslamın ”Gariplerin Dini”oldugunu anlatacaktık.
Asla,cebbarların,zalimlerin,anlayışı kıtların,sevgisizlerin..
Hoşgörüsü olmayanların dini olmadığını,olamayacağını,
Bir bir anlatacaktık.Çoğunca olmadı,olamadı.
Onlara,her ilahi din mensubuyetine sahip saliklerin…
Kendilerinden bir parçayı bu gergefte bulabilecegini,
Bu gariplerin cemaatinde,masum ve mazlumların
otağında herkese bir minder olduğunu söyleyemedik.
Onlara…Rahman ile Brahman arasındaki benzeşimi;
Ya Huve derken Yahveh,El-lahumme derken Elohim
demiş oldugumuzu,meryem suresini anlatamadık.
Neticede Bütün güzel isimlerin…
O,El Müteali’ye ait oldugunu diyemedik.
Sapalarda,gölgelerde yaşanan hakiki İslamı,
Saf tevhid’i ve Saf Vahiy’i ifade edemedik.
Ortada dolaşan,garip kılıklı,çatık kaşlı…
Din bezirganlarından,tacirlerinden,Heva ve
hevesini din-tanrı edinenlerden…o karanlıktakilerden,
nefis ejderhasının sırtına semer olmuşlardan
sıra gelmedi belkide…….neyse.

Buda bir imtihan aslında….belki;
Kapıyı böyle heyulalara tutturmak…
O engele ragmen kapıdan girmek,
Bedevi degil;
Medeni İslama yönelmek.
Veya yerdeki mücevheri,üstündeki tortu ve
kirleri silip parlattıktan sonra görmek…
Görebilmek…….Kim bilir.


Bu,son yazımızdır.
Bir nevi de veda yazımız olsun.
Yolcu,yolunda gerektir.
Sapalarda-gölgelerde bir hayat,
isimsiz,unvansız,yalınayak ve çıplakçasına
Hakk’a doğru yürümektir.
Bize düşen de yakışan da işte budur.
Bu defa,hem sağlıcakla ve hem de…

Hoşça kalınız.

Celal ve Cemal’in dehlizleri…Bütün’ü sezmek

Casiye suresi 23.ayet:
Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah’ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah’tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret almayacak mısınız?

İsmi Yüce Olan Huve/O’nu ….O’nun bütün’lüğünü bilerek ve kabul
ederek sevmek.
Celali ile…Cemali ile…ve bunların sentezi olan Kemali ile.
Herhangi bir noktasını değil,Tüm’ünü sevmek…
Bütün’ünü sevmek.
Gün dediğimiz zaman diliminin,gece ve gündüzden oluşması gibi
evren ve içre evrenler Huve/O Yüce Olan’ın Celal ve Cemal
sıfatlarının tecellisi ile oluştu….vücut buldu.
Külli enerji ve Külli aklın sentezi olan Saf Düşünce’nin ”KÜN”'(OL)
nidasının titreşimleri, boyutları ve evrenleri var etti.
Huve/O,kendisinde külli olan ne varsa,cüz-i olarak yarattıklarına da verdi.

Celal sıfatı nedir?
Büyüklük,Kibir,Yücelik,Ululuk,Gurur,Kızgınlık,Öfke,Kahır,Gazab,Savaş…
Yaratılışın negatif kuvvetinin sonsuzdaki ana kaynağı.

Cemal sıfatı nedir?
Güzellik,İyilik,Hayır,bağışlayıcılık,Yumuşaklık,Hoşgörü,Lütuf,
İkram,Barışçılık…
Yaratılışın Pozitif kuvvetinin sonsuzdaki ana kaynağı.

İnsanların bir kısmı,Negatif kutba meyl ederek Bütün’den uzaklaşırken;
Bir kısmı da Pozitif kutba meyl ederek aynı hataya düşüyorlar.

O/Huve,bizim kafamıza göre bir İlah değildir.
Heva ve hevesimize göre değil yani…
Huve/O,bir Bütün…Celal-Cemal-Kemal sıfatları ile Bütün.
Hepsi O…Herşey O.
Dikkat etmemiz gereken bir diğer nokta da şudur;
Huve/O’nun Pozitif kuvvetin tecellisini sınırsız bırakarak,Negatif
kuvveti sınırladığını ve”Rahmetim Gazabımı geçmiştir” sözünü
idrak edelim.
.Ayrıca Negatif yola ruhsatının olduğunu ve fakat,
rızasının olmadığını da bilelim.
O’nu Celali ve Cemali ile sevebilmeyi başarabilenler…
O’nu azda olsa anlayabilenler…
Celal ve Cemal sıfatlarını hazım edip,bunları içte sentezleyerek
Kemal’e erenler…
İşte bunlar Bütün’ü sezebilenlerdir.

Şöyle bir ifade ile konuyu açmaya çalışalım;
Yüce Olan Hakk’ın tüm sıfatları ve esmaları
neticede gider gider üç kalemde toplanır:
Celal,Cemal ve Kemal sıfatlarında.
Bunlar, aslında aynı kaynaktan çıkıp,yine aynı kaynağa dönen
ve dolayısı ile çember oluşturan şuurlu ve diri titreşimler.
Buyrunuz…yine geldik ”Çember”’e.
Bu çemberde önemli şeyler var sanki…
Çember ve dönme hareketi…..önemli ve anlamlı.
Evrende herşey de öyle…Hem dönüyorlar,hem de
çember(Yörünge)çeviriyorlar değil mi?
Atomdan gezegene ve yıldızlara kadar….öyle.

Karşıtlık-Zıtlık titreşimlerin alt boyutlarında ortaya
çıkıyor…üste doğru yükseldikçe zıtlıklar ortadan kalkıyor.
Celal ve Cemal sıfatları iki yapışık çember gibi birbirine
sürtünürcesine geçiyorlar.
Her sıfat(Celal-Cemal) çok sayıda esmalar grubunu içeriyor.
Kemal sıfatı ise tek bir esmaya sahip:
Kemal-Olgun-Kamil =İnsan-ı Kamil.
Esas olan da zaten budur.
Hedef budur.
Yarışın/Mücadelenin/Tekamülün finişi budur:
İnsan-ı Kamil olmak….Adam olmak,
veya daha açıkça dersek:
ADEM olmak.

Celal ve Cemal sıfatları evrenlerin her noktasında
mevcut ve kaynak olarak aynı kaynaktan geliyorlar:
Huve/O’ndan…Hakk’tan geliyorlar.
Ve merkezi yayınları frekansları var.
Ve;
Siz,hangi frekansa göre beyninizi ayarlarsanız
o yayını üzerinize çekersiniz.
Ve,öyle bir adam olursunuz.

Püf nokta şudur:
Bunlardaki zıtlıklara bakarak bunları ayrı şeylermiş gibi
görmek yanılgısını terk edenler…
İşte onlar,Bütün’ü sezmeye başlamış demektir.
Bu da büyük bir avantaj ve aşamadır.
Zira;
Alemlerde Tek bir Sultan var…Tek bir ”’ Şey ”’var.
Ve,O’nun irade-i İlahisinin tecellileri var.
O tecellilerin ”””Amelelerine”’ bakarak aldanmamak lazım.
Huve/O’nun arzu hilafına bir yaprak bile kımıldayamaz.
Ve,elbette ki O güçlüdür Hakimdir.

Sağlıcakla kalınız.

Zihinden geçenlerden

Zihin…o hiç uyumaz.
Düşünceler akar durur.
Bir kısmını açmak/paylaşmak istedik.

Madde,aslında enerjinin bir halidir.
Enerji artmazmış,eksilmez miş te ..

”’Var olan enerji yok edilemez.
Yoktan da enerji var edilemez.”’

Bu, enerjinin sakımı kanunudur değil mi?
Herşey aslında enerjidir.
Düşünceler de enerjidir.
Beyin,düşünürken elektromanyetik dalga yapısında
enerji üretir.
Hatta,hastanelerde bunu ölçen bir alet bile vardır:

Elektroensefalografi.

Bu alet,beyinden boşalan elektriği/enerjiyi ölçer.
Sara hastalıklarının teşhisinde bundan faydalanılır.
Demek ki…düşünce ile madde arasında bir ilişki vardır.
Çünkü ikiside enerjidir…köken aynı.

Düşündü…Kün(OL) dedi…ve oldu.
Demekki evren/evrenler,düşüncenin ürünleridir.
Tabii ki,içindekiler de öyle.
Bazı şeyler …sanki…
Sanki,
biz öyle istediğimiz ve öyle baktığımız için öyleler.
Öyle değiller aslında…ama nasıl istersen öyle görünürler gibi.
Uzak fersahlardan,ışık yılı uzaklıklardan gelen kozmik ışınlar var.
Bu enerjiler nasıl bir bilgi kodu taşıyorlar ki…acaba?
Bizim beynimiz henüz bunları almıyor/algılayamıyor.

MÖ.8000’ler.
Son buzul çağı sona erdi.
Bir şey oldu….Acaba N’oldu ?
İnsanlar hızla düşünmeye ve yapmaya başladılar.
O günden bu güne çok şeyler başardık.
Marsa kadar ulaştık bu gün.
Epi topu 10.000 yılda !
Peki daha öncelinde,
2 milyon yıl neden yattık-uyuduk ki acaba?
Magaradan -kovuga gez babam gez.
Hıımmm….
Acaba biz düşünmeye başladığımız yılı 10 bin yıl değil de…
2 milyon yıl olarak saysa idik…
Acaba bu gün insanlık nerede olurdu ki?
De mi yaaaa?
Sayısız evrenler ve bu kadar şuurlu varlıklar/sakinler…
Bu kadar düşünce-deneyim-tecrübe-bilgi-birikim…
Bir yere gidiyor/boşalıyor olmalı herhalde.
Ve…
O merkezi bilinç/Toplam Bilinç/Küll-i Bilinç..
Veya her ne ise O.
Bilinçaltından o merkez arasında bir bağlantı olmalı ki,
oraya atılan oraya gönderilsin.
Ve,gerektiğinde O’ RA ile temas ta kurulabilsin.

İnsanlığın gizli tarihi, insanlıktan saklanmaktadır.
Veya,ben öyle düşünüyorum.
Hımmmm.
Bunu saklamakta kolay olmasa gerektir.
Böyle bir şeyi nereye saklardım acaba?
Buldum;
Buzdolabında !
Hem, gerektigi güne kadar da tazece saklar dolap.
Böyle bir yer var mı Dünyada?
Var…
Antarktika….!
Sahi…birden aklıma geldi.
Yahu,her kıtanın bir adamı var değil mi?
Asyada sarı-çekik gözlü ırk.
Afrikada zenciler.
Avrupada beyaz,renkli gözlü ırk.
Amerikada kızılderililer.
Avustralyada Aborjinler.
Ya Antarktika ?
Orası bugün 2 ila 4 km buzla kaplı olabilir.
Ancak,eskiden böyle olmadığını ve tropikal bir iklime sahip
olduğunu biliyoruz bu gün.
Antarktikalılar neredeler acaba?

Geçmişin ilkellerinin ”Tanrı” dedikleri,herşeyi bize
onlar öğretti dedikleri ”Tanrılar” nerden gelmişlerdi?
Göklerde gürleyerek ilerleyen taşıtları/Vimanaları ile gezen
ve kıtalar arasında bir jet sosyete gibi dolaşanlar…
Piramidal mimariyi üç kıtada da başlatanlar(Asyada Sumer,Çin,
Kamboçya-Anghkor,Amerikada Meksika ve Peru piramitleri,
Afrikada Mısırın Ehramları),
Heykellerde tıpkı biz insanlara benzedikleri görünenler…
Nefilimler de denilenler…
Armut tipli,arkaya uzanmış geniş kafataslı ve,
Aşırı beyaz-parlak tenliler…
altın rengi engereksi gözlüler,İnce-uzun boylular…
Antarktika ırkı- mıydı acaba?
Cevap orada…2-3 km kalınlıktaki buzların altın da mı ki acaba?
Hımmm.
Sahi…sakın bu Atlntis falan diyorlar ya hani..
Bu Atlantis te sakın ola da Antarktika’da buzların altında olmasın?
Mesela yani.

Düşünceler…düşünceler.
Sağlıcakla kalınız.

Sonsuz/İlksel Okyanus

Evrenlerin tek bir Yaratıcı’sı var…
Bu,evrenlerin tek gerçek denilesi gerçegidir.
Kesin olan bir şey var ki;
”’Nur üstüne Nur”’ dan oluşan…
sonsuz bir Okyanus ile karşı karşıyayız.
Sümerin Abzu dediği…
Kadim Mısırın Noun veya Maat dediği…
Ve,yine Kur’an-ı Kerim de Hud suresi 7.ayette zikredilen su…

Hud 7.ayet:”O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan
etmek için, Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. ”

Kadim dönemlerden beri zikredilen ve…
Son dönem dinlerinde de yankı bulan bu su,bu okyanus nedir?
Şudur:
Burası uçsuz bucaksız bir atomaltının da altı partikül okyanusu,
Nur denizidir.Yüzlerce Nur birleşerek en küçük parçacığı oluşturur ki;
bu parçacığa nötrino denir.Nötrinonun karşıtı /antisi ise
Leptondur ki o da neticede anti nötrinodur.
Burası her türlü potansiyellerin…var olmuş,var olacakların
ve henüz olmamış her şeyin kaynagıdır.
Şuur-u Mutlak’ın tezgahı burasıdır.
Bu okyanus ”Kün”emrine göre hemen oluşa geçmeye
hazır ve nazırdır.
Bilinen ve bilinemeyen ne varsa…herşey
O,Mutlak Şuur’dan doğan şuurlu nur damlacıklarının,
veya taneciklerinin eseridir.
Gerisi…ötesi herşey sadece serüvendir,figürdür.

Bu,Sonsuz Nur Okyanusu,hiçlik diyebildigimiz yerde ve
oradan varlık alemine südur ettiginden….
O Yüce Olan’ın zatı için ”Ama”dadır diye biliyoruz.
Ve,Alemlerden beridir/müstağnidir diyoruz.
İşte gerçek,işte kaynak…
Budur.
İşte,koptuğun Derya’da budur.
Koptun….
Nedeni-niçini-nasılı…kopmuş olmanın yanında,
Bu sorularının hiç anlamı yoktur.
Ama illede merak edersen deriz ki;
Bütün bunlar zaten İrade-i İlahi’nin planının bir parçası idi.
Süpernova patlamaları ile yapıtaşların oluşurken,
Sen nerede idin?
Yıldız tozu olduğunu ne çabuk da unuttun degil mi?
Tekrar oraya ulaşman gerek.
Acılara son vermenin tek yolu budur.
Her sevinç acı biriktirir,her acıda sevinç tohumları taşır.
Çözümün Pollyanna romanı okumakla bulunmayacak.
Pollyannacılık oynayarak ta .
İlmihal okuyarak ta olmaz.
Ateistim diye yırtınmakta beyhudedir.
O’nu inkar et veya ikrar et…N’olacak ki?
Bunlar O Yüce Olan için anlamsız -boş kümedir.
Sen bu okyanusta bir balıksın,ve seni yaratırken sana
sormadığı gibi seni vefat ettirirken de sormayacaktır.

İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin
diyor Kur’an da….geleceksin,çaren yok.
O Zat-ı Alâ,büyük patlamada(Yaratırken) ne kadar enerji harcadı
ise aynısını gökleri dürerken geri toplayacak…Santigram,hatta
nanogram bile geriye bırakmayacak bu sözüme dikkat et.
Bu kahhar güce dirensen ne olacak,boyun eğsen n’olacak?
Nereye kaçabileceğini sanırsın be akılsız?
Her nereye dönerseniz dönün,O oradadır diyor kitab.
Çıkış yok ki…Ateist de olsan yok,Satanistte olsan yok.

Sen debelendikçe bu film bitmez ve;
Sen arka koltukta tozlu ve havasız-karanlık köşede
esnemeye devam edersin.

Hem…şöyle bir düşün bakalım;
Bu sürgün gezegenine ne kadar da çok bağlanmışsın…
Tel örgüsü,kelepçesi olmuşsun bir de…
O parlak günleri unutalı ne de çok olmuş.
Kadim dönemlerde…İnsanların Tanrılarla(mecazen) yürüdügü
Günler nerede?
Işığın kararmış ve demir çağına yuvarlanmışsın.
Dünyanın kendisi bir perdedir.
İçerdigi herşeyiyle hemde…Bir perdeler korusu-ormanıdır.
Perde üzre perdedir.
Buharlaştığı okyanusu unutmuş bir yagmur damlası…
kopup düştügün bu gezegen bir çöl,bir kıraç tepedir.
Gördügün şeyler ise bir serap.

Geldigin Okyanus’u bulman lazım,kavuşman lazım.
Gerçek rahmine düşmen gerek…
Rahman ve Rahim’e varman gerek.
Derin sessizligin şarkılarını yeniden dinleyebilmen,
Boşluğun özgürlügünü yeniden hatırlaman için.
Bidiklerin azmış-çokmuş…
Ne gam…
Onları unut,bildiklerini unut.
Ne varsa bildiklerinden…
Hepsi birer perdedir.
Sonsuzluk,bizim oturupta ahkam kesebilecegimiz bir şey degil.
Hele ki bu sınırlı beyinle-akılla-ömürle…
Hiç degil.
Sonsuzluğu isimler,kelimeler ve rakamlarla ifade etmeye kalmak;
en hafifinden densizliktir.
Sınırlı duyularla olmaz…olamaz.
Sonsuzun eşidi-muadili gene sonsuzdur.
Duyularla degil,onlarda perdedir.
Bu haliyle Dinlerle de degil…onlarda perdedir.
Akılla degil,oda perdedir.
Duyusuzca,akılsızca,bilgisizce…bunlardan sıyrılarak…
Hakiykate ”ermek”gerkiyor.
Ermek için de…”’sezmek”’ gerekiyor.
Ve,sakın ola ki,ermeden…fark etmeden,fark ettim demeyesin.
Çünkü oda yeni bir kalın perde olur sadece.
Sen ile hakiykat arasında.
Unutulmamalı ki;
Sonsuzun kilidini ancak sonsuz olan birşey açabilir.
Sonsuza yol arayan şunu düşünsün…
Perdeleri kaldırıp,perdesiz iman isteyenler,
Yalınayak ve çıplakçasına ….
Okyanusuna kavuşmak için koşanlar şunu bilsinler:
Sonsuzun kapısını bana açacak kilit nedir?
Bende mevcut olan ve Sonsuzu bana açacak olan nedir?
Metinde zaten verdigimiz cevabı tekrar edelim:
”’Sezgi”’..nam-ı diger içgörü.

Sağlıcakla kalınız.