Kim Tekrar Klonlansın?

Diyelim ki teknoloji epey ilerledi ve her hangi bir şeyden (saç, sakal, kemik, tırnak vs) elde edilen DNA dan tekrar kök hücre üretilip onu da sağlıklı bir şekilde büyütebiliyorlar. Yani klonlama son derece ileri düzeyde.

Tarihte yaşamış ünlülerden birinin klonlanması size bağlı olsun hadi. Kimin tekrar klonlanmasını istersiniz ve neden?

Kimler olabilir mesela. Hz. Muhammed, Atatürk, Edison, Einstein, Aristo veya Sokrat, Leonardo da Vinci, Bach, Mozart belki Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman.

Tersinim Teorisi ve Hüdai Çakmak

Okuduğu harun yahya eserlerine dayanarak (onları da bir takım evangelist hristiyanlar hazırlamıştır) bir yaşam teorisi ürettiğini zanneden Hüdai Çakmak bunun hiç üşenmeyerek kitabını bastırmıştır. Kitabını kimse almayınca internet sitelerinde reklamını yapmış o da işe yaramayınca bedava olarak dağıtmaya başlamıştır.

Sözüm ona tersinim teorisine göre bütün ırkların bir arı, saf, mükemmel başlangıcı var ve git gide bozularak şimdiki hallerini almışlar. Bu uyduruk teori için hiç bir doğru dürüst gözlem yoktur. Bu teoriye göre bundan 200 000 yıl önce yaşayan mağara adamları şimdiki insanlardan daha insan, şimdiki insanlar ise bu adamlara göre daha maymunsudur. Hüdai beyin bu iddiasını neye dayanarak yaptığını bilemiyoruz, belki aynaya bakmıştır ve kendini mağarada yaşayan ilk insanlardan daha tersinmiş bir halde görmüştür.

Kendisine sorulan bilimsel sorulara cevap veremediği için ve ezberlediği şeyleri tekrarladığı için daha önce sorduğum soruları ve diğer üyelerimizin sorularını bu başlık altında toplamaya karar verdim.

Sözüm ona tersinim teorisini dayandırdığı şey termodinamiğin ikinci kanunudur (Bir ısı kaynağından ısı çekip buna eşit miktarda iş yapan ve başka hiçbir sonucu olmayan bir döngü elde etmek imkânsızdır. ) Konu ile ne kadar alakalı olduğuna karar vermeniz elbette zor ama üzülmeyin hüdai de bilmiyor zaten. Her şey bozulmaya doğru gider der. Buna örnek olarak da yaşlanıp ölen insanı bile göstermişliği vardır. Uyduruk tersinim teorisine göre demek ki insanın en mükemmel olduğu an, sperm ile yumurtanın ateşli bir sevişme arkasından bulunduğu zigot halidir. Bu zigot tersinerek en mükemmel halden bozunarak başka başka hallere dönüşecektir. Bir de utanmadan kendisine düşünür ve yazar ünvanları veren Hüdai Çakmak’ın asıl hedefi nedir?

Hüdai Çakmak’ın asıl hedefi

Harun Yahya’nın (Adnan Oktar) yediği pastaya göz diken hüdai bey kolları sıvamış ve pastanın yarısı olmasa bile üç beş dilim bize de düşer belki diyerek bir teori uydurmuştur. Kendisine pastadan dilim düşmeyince hiç olmazsa bi kedi canını da ben götürürüm belki diyerek kendine verdiği ünvanlarla site site dolaşıp elindeki çürük teoriyi pazarlamaya koyulmuştur. Dini sitelerin çoğunda ciddiye alınmayan hüdai ateist sitelerde madara olmaya karar vermiş en azından “ateistlerle savaşıyorum birazcık pastadan pay alayım” sevdasına düşmüştür.

Bir müddet sonra hırs yapan ve elinde kaldıkça patlayan malına (teorisine) yönelik hiç bir soruyu cevaplayamadığı gibi kişisel sataşmalara ve hakaretlere vardırmıştır. Aslında kendimizi onun yerine koyduğumuzda durumumuz gayet acıdır.

Empati yapalım

Elimizde harun yahyalardan kalma bilgilerle yola çıkıp bir teori uydurduk. Tek derdimiz belki cebimize üç beş kuruş bağış girer hiç olmadı bi kedi canını götürürdük dedik. Ama olmayınca olmuyor, teoriler tersiniyor. Yıllarca da okuduk, bire bir geçirdik kopyaladık ondan sonra gelen vurdu giden vurdu. Yiğitliğe de yediremedik, ısrarla devam ettik. Ama ne para veren var ne de şan şöhret. Pop dünyasının ajdarı neyse, internetin şamar oğlanı olduk. Bu durum çok üzücü. Ben kendisi adına üzüldüğümü bildiriyorum.

Dip not:
Tersinimle ve Hüdai Çakmak’la ilgili düşüncelerinizi ve sorularınızı siz de bu başlık altında toplarsanız google da arandığında derli toplu bulabiliriz.

Bilim ve Halk

Bilim hiç bir çağda halka tam olarak ulaşmamıştır. Çok eski zamanlarda şamanların uyguladığı, daha sonra rahiplerin veya aristokratların, burjuvanın geliştirdiği bilimin yansımaları teknik ve teknoloji olarak çok sonraları halka ulaşmıştır. Ama halk bilimden hep uzakta kalmıştır. Bu aradaki boşluğu da hep dolduran şarlatanlar çıkmıştır.

Özellikle son yüzyılda bilim ile halk arasında aşırı bir fark oluşmuştur. Bu fark o kadar fazladır ki, aranın kapanması veya halkın o bilgi düzeyine çıkması imkansızdır. Buna eş olarak teknolojinin hayatımıza giriş hızı da tamamen kapitalizmin yönergelerine göre olmaktadır. Onlarca yıl önce geliştirilmiş yüksek teknolojik ürünler hayatımızı kolaylaştırmak için hemen girmezler hayatımıza. Önce elde olan stokların tüketilmesi bekletilir. Ardından seri olarak üretilmiş diğer stokların.

Bilim adamları ise gerek dilleri ile gerek işleyiş biçimi ile zaten halktan uzaktadırlar, uzmanlık alanlarında. İnceledikleri konuları halk düzeyinde anlatmaya kalksalar çalışmalarına devam edemezler. Tam bu noktada, bilimi, bilim adamlarından alıp halka aktarması gereken bir ara kurum veya kişiler olması zorunluluğu meselesi girer devreye.

Peki böyle insanlar yoksa?? O zaman olacak olan şey, bu aradaki boşluğu dinler, şarlatanlar, dolandırıcılar veya bilimi kendi çıkarları doğrultusunda çarpıtan kişiler ortaya çıkacaktır.

Bu nasıl engellenebilir veya bu ara kurum nasıl oluşturulabilir?