Nedensellik zinciri öncesiz midir ?

Aşağıda bulunan linkte bir yazı var, nedenselliği ve ona bağlı sonuçları güzel bir şekilde anlatmış.

http://www.sonsuz.us/node/nedensellik_ve_tesaduf

ve benim düşüncem;

“Nedenselliğin varlığı uçsuz bucaksız bir gözlemler yığını tarafından kanıtlanır.”

Yukarıdaki cümle ve özellikle kalın yazılmış kelimeler bilimsel düşüncenin farkına varılmadan “kutsandığında” nasıl dogmatik bir inanca dönüştüğünün kanıtıdır.

Nedensellik zincirinin başlangıcı olup olmadığı, yoksa neden bir zincir şeklinde olmak durumunda kaldığını tartışmaya buradan devam edebiliriz.

Uzay Nedir ?

İnsanlar tarih boyunca başlarının üzerinde yükselen bu büyük boşluk üzerinde düşünmüşlerdir. Bu boşluğa pek çok isim vermişlerdir. Mesela bunlardan birisi GÖK !!
Yıldızlar ve diğer gök cisimlerinin bulunduğu bu alana bugün Uzay boşluğu adı verilmektedir. Kavram olarak Uzay; madde ve enerjiye ev sahipliği yapan bir mekandır. 3 boyutlu olarak gözlemlenmiştir, Zamanla birlikte 4 boyutlu bir sistem olarak kabul edilir. Dar anlamıyla Uzay gök cisimlerinin bulunduğuu bir mekan ve alan olmakla birlikte bugün aslında daha temel manada atom içi alanıda kapsayan bir özelliğe sahiptir. Dolayısı ile maddenin iç yapısında da büyük miktarda mekan yani Uzay vardır.

Buraya kadar anlattıklarım uzay hakkında bilinen ve kabul edilenlerdir.
Ancak benim amacım kendi düşüncelerimi buradan paylaşarak sonraki zamanlara ve insanlara bir hareket noktası bırakmaktır.
Benim düşünceme göre Uzay bir mekan olmasının ötesinde, bir varlıktır. Adına madde diyemeyeceğim, ama maddenin sahip olduğu özelliklerden belki bazılarına sahip olan bir varlık..

Bu düşünceye nereden vardım. ?

Fizik biliminin bulduğu yasalarda kullanılagelen bazı Evrensel sabitler vardır. Bunlar bulunan yasalarla gözlemlenen olguları birbirine uydurmaya yarayan sabitlerdir. İnsanlar bir olguyu gözlemler onu modeller ve ölçerler. Ölçtükleri değer ile oluşturdukları model ne kadar iyi uyarsa o kadar doğruya yaklaştıklarını düşünürler. Eğer çok büyük uyuşmazlık varsa modeli yeniden oluştururlar.
Ama uyuşmazlık belli koşullar altında sabit kalıyorsa o zaman bir genel sabit bulurlar, bu sabit; O model ile Evren arasındaki bağlantıdır.
Bu yanlış değildir ama eksik kalan bir şeylerin olduğunu söyler.
İşte bu sabitlerden bazıları,

G : Evrensel Çekim sabiti 
C: Işık hızı
e : Boşluğun birim elektrik sabiti; 
m : Boşluğun birim manyetik sabiti ; 
h  : Planck Sabiti; 
   ve diğerleri için; 
  http://en.wikipedia.org/wiki/Physical_constant    

işte bu sabitlerin kaynağı, düşünceme göre onun madde özellikleri gösteren niteliklerinden kaynaklanmaktadır. Uzay soyutlanmış anlamda içinde madde ve enerjinin olmadığı yerdir. Bir anlamda boştur. Bir şey yoktur yani.. Bu duruma rağmen uzaya, bir takım sabitler verebiliyoruz ve bunu normal karşılayabiliyoruz.

Onu bükerek olmayan bir varlığın kütleçkimini oluşturmasını sağlamasını açıklayabiliyoruz. Bigbang teorisi ile onu sonsuz küçük bir tekillikten patlayarak genişleyebilen bir varlık olarak düşünebiliyoruz.

İşte bu boş olarak nitelediğimiz varlığın bu nitelikleri analojik olarak, bir sıvıyı andırmaktadır. sıvı içerisindeki sıvıyı oluşturan parçacıkların, hem kendilerine hemde sıvı içerisindeki diğer parçacıklara uyguladıkları etki bakımından , ayrıca sıvı içerisindeki dalgalar şeklideki enerji aktarımınında Uzay boşluğu ile sıvı arasındaki benzerlik çok yüksektir.

Ancak benim iddiam; Uzay boşluğunun bir sıvıdan çok, bir katı şeklinde olduğu yönündedir. Küresel olarak kabul ettiğim boyutsuz noktasal parçlardan oluşmuştur. Bu noktaların aralarında Planck sabitinin yarısı kadar bir mesafe vardır. Ve iki parçacık arasındaki çekim Casssimir Effect adı verilen etki ile birbirini çekmektedir . Bunun değeri hesaplanabilir .
Ancak bu çekim; noktaların birbirlerine göre maksimum Planck Uzunluğu kadar hareket etmesine izin verir.
8 noktadan oluşan bir birim küpe Marshall Kutusu adını verdim. Marshall Kutusu iki noktası arasında bir fotonun zamanız olarak hareket edebildiği bir kutudur. Teoriktir. İlginç olan Marshall Kutuları, birbirleri ile birleştiğindede iletimin teorik olarak zamansız olacağıdır. Ancak pratikte foton milyonlarca Marshall Kutusun hareketi sonucu olduğundan ikincil bir hareketin iletilmesi C yani ışık hızı ile olmaktadır.
Yani bir zaman içerisinde gerçekleşmektedir.
Marshall kutusunun iki noktası arasındaki çekimin büyüklüğü, Uzay’ın bir sıvı değil tam aksine bir katı olmasını gerektirir. Adeta bir çelik blok gibi….
Bu yapı üzerinde madde ve enerji; sanki bir sıvının üzerinde hareket eden dalga gibi herhangi bir engelle karşılaşmadan rahatça ve serbestçe hareket edebilir.
Ancak nasıl ki bir sıvının molekülleri arasındaki ekileşimin sonucu olarak sıvı yoğunluğu ve vizkosite gibi değerleri varsa Uzay’ın nitelikleri arasında da Evrensel çekim sabiti elektrik ve manyetik sabitler Planck Sabiti ve diğer sabitler olur.
Işık hızının sabitliği; Marshall kutusunun Uzay’a kazandırdığı bir niteliktir.

Yaratıcının 3 lü varlık yapısından ayrı olma zorunluluğu..

Daha önce bu konuda çeşitli başlıklar altında yazmıştım ancak Sayın xenix’in teklifi üzerine ayrı bir
başlıkta yazmaya karar verdim.
3’lü yapı teorisi; bir varlığın kolaylık olması açısından şimdilik maddesel kabul edelim
“var olmak” noktasında gerçekleşebilmesi için 3 farklı yapıya ihtiyacı vardır.
1. bölge varlığın “iç bölgesi” olarak adlandırdığımız bölgesidir.
2. bölge varlığın “dış bölgesi” olarak adlandırdığımız bölgesidir.
3. bölge varlığın “iç bölgesi” ile “dış bölgesi” ni birbirinden ayıran bölgesi yani
“sınır bölgesi”, “sınır çizgisi”
Bu bölgelerden herhani birisi diğerlerini ihlal ettiğinde artık varlık ortada olmaz.
Ben bu bögelerden 2. bölgeye yani “dış bölgeye” özel olarak “boşluk” ismini veriyorum.
Burada boşluk içinde hiç bir şeyin olmadığı anlamda bir boşluk değil, içinde 1. ve 3. bölgenin
var olmadığı anlamda boşluktur.
Aynı şeyi diğer bölgeler içinde düşünebilirsiniz, ama gözlemlerle en çok karşılaştığımız durum bu olduğu için
bunu boşluk olarak kabul ettim.
Bu varlığı Sayın Hüseyin AkTAŞ’ın söylediği gibi patates olarak kabul edersek, bu boşluk, patates olmayan her şey demektir. Patatesin kabuğu 3. bölge ve bu kabuğun iç bölgeside 1. bölgedir.
Herhangi bir bölgenin diğerini ihlal ettiğini düşünürsek doğal olarak patates var olmayı sürdüremiyecektir.

Aslında tersini anlamak daha kolaydır. Eğer Evrende sadece “patates boşluğu” yani 2. bölge varsa patates diye bir şey yoktur.Bu bizlerin günlük hayatta en çok karşılaştığımız yokluk çeşididir.
Şimdi neden Yaratıcının bu 3’lü varlık yapısından ayrı olma zorunluluğunu anlatmaya çalışayım.
Yaratıcı , yaratıcı olması hasebiyle akıl ile anlaşılamaz “olmak” durumundadır.
Yani zatı bizzat kendisi….Nitelikleri yani sıfatları değil…..

Bu sebeple ; 3'lü yapıya dahil olamaz, çünkü eğer öyle olursa akıl onu anlayabilir..Yani zatını , yani kendisini...
 Israrla 3'lü yapıya dahil değil dememin sebebi budur, yani eğer 3'lü yapıya onu dahil ederseniz, Yaratıcı olma niteliği ortadan kalkar. 2 sebeple; 
      1. Akıl onun zatını anlayabilir. 
      2. 3'lü yapıdaki diğer varlıklara "muhtaç" durumda olur. 
          Diğerleri var olmadan O 'da var olamaz. Yani Sayın xenix'in bahsettiği şeytan yok olursa O 'da var olmaz...

Böyle bir şey sözkonusu olmadığına göre, hatta şeytanı yaratanda O olduğuna göre kendisini var etmek için şeytana ihtiyaç duyan bir yaratıcı düşünmek, akıl ve mantık kurallarını hiçe saymak demektir.

GO oyunu ve bir yapay zeka algoritması

 Benim bir düşüncem var, GO oyunu ile yapay zeka algoritması oluşturmak, amacımı net anlatabilmek adına en çok karıştırılan noktayı açıklığa kavuşturmak ve tartışmayı bu     yönde yapmak isterim.

    Amacım ; Go oynayabilen bir yapay zeka algoritması gerçekleştirmek değildir. Bunun yerine, GO oyununun temel felsefesi üzerine inşa edilmiş bir yapay zeka algoritması geliştirmektir.

Bu sitedeki entellektüel seviyenin yüksekliğini dikkate aldığımda, bu konu için doğru yerde olduğumu düşünüyorum.

    Söze ; beni bu düşünceye iten saiğin en olduğunu açıklamaya çalışarak başlamak istiyorum. Ben varlık ontolojisi konusunda bir felsefecinin değişik bir tür dualist felsefe olarak nitelendirdiği,         bir teorem ortaya attım. Buna göre varlık soyut veya somut olsun, 3 lü yapıya sahiptir. Bu 3 lü yapı bir varlığın; içi , dışı ve  birde bu ikisini birbirinden ayıran sınırdan oluşmaktadır. 

    Bu maddesel varlıklar için olduğu kadar soyut varlıklar ve bilgiler , kavramlar içinde geçerli bir durumdur. 
    <!--break-->
    Aslında bu konunun bilişsel bilimlerle alakalı olduğunu biliyorum. Bilinç, beyin, benlik gibi kavramlarla birlikte bilgi teorisi beynin işleyişi gibi bilimsel alanlar benim araştırdığım konu ile alakalı konular. 

     Buna rağmen yukarıdaki şekildeki bir varlık kabulü ile başlayıp, daha sonra GO oyunu ve felsefesini öğrenince, ve bu alanlaa dair bilgide edinince bu işi derinleştirip, insan beyninin fonksiyonel anlamda          GO oyunu tarzında işlediğini düşündüm. 

     Yani kavramlar siyah ve beyaz taşlar gibi birbirlerinin sınırlarını oluşturup her kavram bir diğeri ile sınır oluşturarak kendine bir varlık sahası oluşturuyor. O varlık sahası, o bilgiye/kavrama  ait bir alan ve             o alanın içerisinde kendisini var ediyor. Eğer beyin bu şekilde çalışıyorsa beyni model alabilecek  bir yapay zeka algoritması yapılabilir mi ? 

       Yada bu kavramların ve çıkarımların yanlış olan yeri neresidir. ? 

       Bu fikri geliştirmek adına öne sürebileceğiniz fikirler nelerdir ?