Yörük Obalarımız-2

Konu başı için bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1393

Obanın bütün insanları oyuna iştirak ederler; sevinci paylaşırlar, hünerlerini gösterirler. Yörüklerde güç öyle parayla ya da kolay kazanılan payelerle gösterilmez. Güç, bilekle,yürekle, akılla gösterilir. Yörüğün ata binişi, yürüyüşü, zeybek oyunu, oturması kalkması hepsi bir yiğitlik göstergesidir. Oyunlarında silaha fazla rastlanılmaz; çünkü gücü silahta değil kendinde görürler de, kendilerini ortaya koyarlar.

Oyunlara at yarışı ile başlanır; cirit, çelik çomak, güreş, cıngırak, an daşı, arap, yanık oynarken erkekler, kadınlar da boş durmazlar; kaya, göç oynarlar.  Sıra ezgilere ve oyunlara gelince, cura, bağlama, saz, düdük, sipsi, kaval, kemençe çalınır, türküler söylenir. Orta yerde görürsünüz ağır zeybek, kıvrak zeybek, teke zortlatması, çömlek kırdıran oynayanları.

Yörükler değer verdikleri atlarına çok iyi bakarlar; atlar can yoldaşı hatta karındaştır. Yörük atını arpayla, yulafla, yarmayla besler. At yarışı da sık yapılır. Civarda bulunan yarışa girmeyen atlar da kişnemeye başladı mı, zevk cümbüşü yaşanır. Ciridin heyecanı da başkadır. Bu takım oyunudur, at ile binicisinin uyumudur. Sanki her ikisi de birbirlerini anlar, birbirlerini tamamlar. Ataklarını aynı anda yaparlar. Gök kubbenin altında, göğe yürümek gibi bir şeydir, toz bulutlarının üzerinde.

Ata sporumuz güreş, ecdadımızdan gelen fakat halkın yaşayıp da yönetenlerin gözardı ettiği sporumuz. Dünyada, “Türk gibi güçlü” sözünü söyleten cihan pehlivanları, düğünlerde, yarenliklerde güreş tutan yiğitlerimizdi. Bir obada rahatsızlığı olmayan bütün gençler güreş tutarlar, hatta yaı oldukça geçkin olanlar da er meydanına çıkmak isterler de hakemlerin itirazlarıyla güreşemezler. Ceylan gibi ana kuzuları boy boy sıralanırlar; minik, toz koparan, deste, ayak, orta, başaltı baş boylarında. Cazgır gür sesiyle:

Pehlivan, pehlivan

kıspeti beline

besmeleyi diline

haydi meydan yerine!

der ve önce küçük boylar salınır. Pehlivanlar birbirlerinin elini tutar, cazgırın komutunu beklerler. Cazgır gür sesli, bilgili, tarihi iyi bilen, pehlivanların isimlerini ve başarı ile memleketlerini aklında tutabilen ve bunları anında şiire döküp pehlivanları ve seyircileri coşturan insandır.

Yarenlik yerindeki bir başka oyunda tokaladır. Küçük bir çukur kazılır. Ağaçtan, topa benzeyen tokala yapılır. Oyuncular ikiye bölünür, ellerindeki ucu eğri değnekle tokalaya vurarak kazılan çukura sokmaya çalışırlar. Golfe benzeyen bu oyunun çıkış kaynağı da muhtemelen Anadoludur.

Genellikle çaylakların ve kopillerin iştirak ettiği oyunlardan biri babıç kapmadır. Ortaya bir kazık çakılır, kazığa ip bağlanır; oyuncular ayakkabılarını kazığın dibine bırakırlar. Herhangi bir hayvanın dışkısı da kazığın dibine bırakılır. Kura için kuru, yassı bir taşın bir tarafına tükürülür; “yaş mı kuru mu?” denir. Sonra havaya atılan taşın hangi tarafı gökyüzüne geleceğini bilene ya da oyunun en açıkgözüne ip verilir. Diğer oyuncuların yalınayak babıçları kapmaya başlamalarıyla oyun başlar. İpin bir ucunu elinde bulunduran, babıçları kaptırmamak için mücadele eder. Oyun sonunda babıç kalmaz ise, ipi elinde bulunduran, kazığın dibine bırakılan dışkının sahibi hayvan sesini çıkarma cezasına maruz kalır.

Kaya oyunun kadınlar oynar. Bir diğer ismi de beş kaya olan oyunda, beş tane yuvarlak taş bulunur. Taşların tamamı avuç içine sığacak şekilde olmalıdır. Beş aşamalı oyuna eldeki taşlar havaya atılarak başlanılır. (başka yörelerde de hep bildiğimiz beş ta oyunu)

Yörük ve Türkmenlerin eli helal karda, gözü hakiki yardadır. Gökyüzünde güneşi, ayı, yıldızı; yeryüzünde yeşili, suyu, yaylaları görmek, hayvanlarla dost, insanlarla kardeş yaşamak, devletçe bağımsız, kendince özgür olmak ister.

-devam edecek-

Yürük Obalarımız kitabından özetleyen S.A.

Boğaz Çalma

Yerel lehçelerde boğaz çalma, hollu, hada gibi adlar verilen edim, türkü söylemede sesin özel teknikle kullanılmasıdır ve yalnızca belli yörük aşiretlerinde görülür. toros dağları boyunca yaşayan aşiretler arasında yaygın olmakla birlikte başka aşiretler böyle birşey bilmediklerini belirtirler. boğaz çalmada iki ayrı teknik kullanılır. birincisinde, işaret ve orta parmaklar boğaza dik ve bitişik tutulur, vibrato istendiğinde hafifçe vurulur, ikinci teknikte, başparmak boğazın ön yüzüne ya da yanlara bastırılır (kimi zaman işaret ve orta parmaklar da öteki yana bastırılır) ve ezgide perde değişimi için aşağı-yukarı hareket ettirilir. güney anadolu’da yaşayan yörüklerde ikinci teknik daha yaygındır. birinci teknik ise ender görülmekle birlikte, bosna’da iki boğayı döğüştürmek için sığırtmaçların söylediği deleganje ezgileri ile benzerliği bakımından önem taşır.boğaz çalmanın bir başka önemli özelliği başlıca kadınlara özgü olması ve evlenme çağma kadar yapılmasıdır. cinsiyet sınırlamasına ilişkin tek istisna burdur’a bağlı aziziye köyünde yaşayan sarıkeçili’lerde görülmüştür. buradaki sarıkeçili’lerde hem oğlanlar hem de kızlar boğaz çalarlar.

Genelde boğaz çalma herkesin katıldığı müzik etkinliklerinde yer almaz, daha çok birbirinden uzak iki taraf arasında iletişimsel amaçlarla yapılır. bu, bir çadırdan ötekine mesaj gönderme olabilir, hatta çayırda hayvan otlatırken. bir kız çoban, uzaktaki bir erkek çobana ilgi duyması halinde. duygularını boğaz çalarak ifade edebilir. ayrıca oyun. yarışma, atışma gibi nedenlerle de çocuklar kendi aralarında boğaz havaları söylerler. ek olarak, antalya bölgesinde eskiden kınama ve taşlama içerikli sözleri olan boğaz havalarının bulunduğu da belirtilmiştir. ezgi adları genellikle sözlerde geçen yer ya da kişi adlarından alınır. her sözün ayrı bir ezgi ile söylenmesi zorunluluğu yoktur, bu nedenle aynı ezgiyle söylenen bir kaç parça farklı türküler olarak kabul edilir. cinsel bir çağrışım taşıması ve çocuklukla ilgili bir bağlamı olması nedeniyle genç kızların boğaz çalmayı evlenince bırakmaları beklenir, bu nedenle boğaz çalma çocuk ve gençlere özgü bir müzik türüdür. ancak çalgı çalan müzisyenler boğaz ezgilerini heryerde çalarlar, kimi zaman dans müziği havasına bile sokarlar. boğaz çalmanın kimi özellikleri aşiretten aşirete, hatta aynı aşirete bağlı değişik gruplar arasında bile değişir, bu farklılıkların bazısı aşiretler arasında kültürel farklar ile ilişkilidir.

boğaz havası için yer ya da aşirete göre değişen üç farklı terimin kullanıldığı anlaşılmaktadır. antalya, ısparta, denizli üçgeni arasında yaşayan karakoyunlu ve yeni osmanlı aşiretlerinde edim için “boğaz çalma”, tek tek parçalar için de “boğaz havası” terimi kullanılır. ancak aynı bölgede yaşayan sarıkeçililer’de, “türkünün eski adı” diye tanımladıkları “hada” terimi vardır. öte yandan. adana bölgesinde yaşayan karakoyunlular ve anamur akine köyündeki yörükler de “hollu” terimini kullanırlar.

Tınısal tasarım olarak boğaz çalma temelde kaval sesini taklit etmeye yöneliktir ve bu nedenle boğaz çalma terimi, ‘söyleme’ yerine ‘çalma’ kelimesini kullanarak edimin doğasını iyi betimler. konya’da yaşlı bir kadın çocukluğunda boğaz havası söyleyen bir gençkızın sesinin bir çobanın çaldığı kavaldan ayırdedilemez olduğunu anlatır. çoğunlukla gençkızların boğaz çaldığı gözönüne alınırsa, sonuç olarak bu edimin, çalgı çalmanın erkeklere özgü olduğu yerlerde, kadınların kaval çalanlara yanıt vermek için boğazlarını bir çalgı gibi kullanmaları olduğu söylenebilir.

bu cd’de olduğu gibi, bugün boğaz çalanların çoğunlukla yaşlı insanlar olması edimin artık bırakıldığını gösterir, bu da yörüklerde geçim uğraşlarının değişmesinin bir sonucu olarak görülebilir. pek çok yörük bugün geçimini hayvancılıktan başka alanlarda kazanmakta, hayvancılığı sürdürenler ise bu işi yaylaya çıkmak yerine besihanelerde yapmayı yeğlemektedir.”

 

-alıntıdır-

Kaynak bulunamamıştır, tanıyan haber verirse seviniriz.

Boğaz çalma’nın daha önce bahsettiğimiz “gırtlak müziği” ile de bir ilişkisi olabilir diye  sanmaktayım. Çünkü her ikisi de kuzey Asya’dan çıkıp dağılıyor dünyaya. Bakınız: https://blog.sonsuz.us/?p=1009

Yörük Obalarımız-1

Arkadaşlar, gidip Toros dağlarına bakınız; eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki, bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez.

K.Atatürk

Yükseklere çıkmak, uçsuz bucaksız bozkırlara, yeşil ovalara, kıvrım kıvrım akan suları berrak derelere, yemyeşil çayırlara, alçak tepelere, pıynarlı yakalara dağlardan bakmak, burcu kokulu kabaardıcın gölgesine yaslanmak, ağacın gövdesine dengilmek, çayıra uzanmak, keçilerin çanlarını, develerin hataplarındaki havan çanlarını dinlemek, öküzlerin böğürmelerini sığırtmaç düdüğüyle beraber duymak, danaların tozu dumana katışını görürken hergelecinin sıklığını duymak, atların kişnemesini, ineklerin böğürmesini, horozların ötmesini, koyunların melemelerini duymak, kaval sesiyle geçmie dalmak, cura sesiyle uyanmak, kemençe sesiyle sevdayı hatırlamak, tekenin kayadan kayaya sekmesi, böğelek tutmuş düvenin koşuşturması, kısrakların suya dörtnala gitmesini görmek ne zevklidir Yörük için.

Yörükler divana tabi değillerdi. Yörükler zaten Türkmenlerin sürekli yürüyen, göç eden kollarının adıydı. Yörükler bir yerde uzun süre durmazlar. Hayvanlarının yayılması gereken yerlere göç etmek yaşamlarının bir parçasıdır. Böyle olunca kimseye tabi olmaları mümkün değildi. Yörükler, konargöçerler sancak beylerine bağlı değillerdi; ancak, kanunnameye göre ağaları subaşıdır. Yörük beyleri, başbuğları her zaman vardır. Hep özgür yaşamayı ilke edinmişlerdir.

Yörük obasının insanları çileye sevdalıdır. Zoru aşmak, uzağa kavuşmak, yükseklere çıkmak özlemidir. Dağlara ulaşırsa yörük, turluğunu, alacağını, çadırını kuruverirse ata yurduna işte o zaman mutludur.

Yolunuz düşerse Yörük obalarına, uğrarsanız çoban yanına, tadarsanız höşmerimi, yerseniz kese yoğurdunu, derideki çökeleği, yağ karnındaki tereyağını, kaplarda saklanan kavurmayı, dağarcıktaki dürgeyle veya sacda pişen yufka, darı ekmeği, hamurlu ekmekle ya da gatmarla ayrılasınız gelmez. Bir de buz gibi soğuk suyu gözünden avuç avuç veya küyner kokulu susakla içince…

Çıngırakta yer kapanlar, çelik oynamaya gidenler, ufaklardan üç beş kopil toplayıp yıkık oynamaya gidenler… Akşam olunca da yanık oyunu başlar. Gizlice ateşte kızdırılan taş havaya atılır ve bulmaya çalışılır.  Bulana ödül vadedilir. Karanlıkta uyanıklar numaradan saflar esastan arar ve bulanın da eli yanar.

Yörük Obalarımız-  Ramazan Kıvrak

özetleyen S.A

-devam edecek-