Site ve Kutadgubilig

Gerçekten hiç gerek yoktu bütün bunlara. Ama nasıl olduysa oldu birden site sonsuzluktan sıyrıldı, kimseye faydası olmayan tuhaf bir somutluğun içine gömüldü ve katılsam da ,katılmasam da, saygıyı hak eden düşünce ve duygu yüklü derinleşmeye çalışan yazıların yerini salt ideolojik(!) (keşke bu kelimeyle örtüşse ona bile razıyım) yazılar almaya başladı. İdeoloji hiç değilse kendi içinde tutarlıdır ve dünyayı her açıdan açıklama çabası güder. Ekonomiden felsefeye bilimden sanata size bir dünya ve insan tipi sunar. Bu insan ve dünya şöyledir ya da böyle beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz. Benimsersiniz ya da benimsemezsiniz. Bu uğurda kendinizi feda bile edersiniz .Bu sizin seçiminizdir. İdeolojinizi açıklamak için yazılarda yazarsınız , hepsine amenna.
Ama bir şey yapamazsınız her an ve durmadan bir takım kaynağı ve amacı belirsiz haber kaynaklarından bilgiler bulup bunları, sanki karşınızda başka ülkenin çocukları varmış gibi, insanların kafalarına kazımayı ilke edinen bir yaklaşımda bulunamazsınız. Eğer bu konuda bir çalışma yapmak istiyorsanız , gidip yabancı sitelere yazarsanız ve orada bunları savunursanız anlarım, bunu misyon edinirseniz de içinde bir anlam bulmak için kendimi zorlarım. Ancak her gün yeni bir ismi Türk olarak sunma girişiminize ve bizlere bunu analatarak ne gibi fayda sağladığınızı anlamakta güçlük çekerim. Tıpkı Elvis Presley’in Türk olmasının niçin beni Fatih Sultan Mehmet’in Türk olmasından daha fazla gururlandıracağını anlamadığım gibi. Hadi geçelim Yunus Emreden daha mı iyi ozandır ki illa transfer edelim. Kendi kültürel ,yaşamsal değerlerinize ne kadar sahip çıktınız ki yenilerini katıp bunları da özümseyeceğinizi sanıyorsunuz. Eğer sahip çıkamıyorsunuz sahip çıkacaklar bulunacaktır. Neye sahip çıkacağınızı bulmakla başlar, bu da düşünmekle , araştırmakla olur. Sahip çıkmak kendini tatmin etmekten ötedir. Kapsayıcı milliyetçilik anlayışı nedir, nereden çıkmıştır, buradan nereye varmak istenmektesiniz , hiçbir fikrim yok. Ama sizinde olduğunu hiç sanmıyorum. Üstelik bir Türk tanımınız olduğundan bile şüpheliyim. Türk kültürü ve bu kültürün gelişimi hakkında da bilgilerinizin hiçbir alanda derinliğe sahip olmadığını yazdıklarınızdan anlıyorum. Bu açıdan eğer samimiyseniz Osmanlı’nın niçin devşirmelik sistemini geliştirdiğini düşünmek zorundasınız. Bu konuda bir fikir beyan etmelisiniz, yoksa Hitler hakkında değil.

Gelelim İslamiyet’e ; İslam’ın kutsal kitabı her yerde Allah nezdinde ki geçerli tek üstünlüğü takva olarak belirtmiş ve bunu defalarca yinelemiştir. Eğer Allah’ın seçilmiş kavmi olmak gibi bir durumdan bahsediyorsanız ki , bence siz çok eski ve bozulmuş bir gelenek üzere yol almaktasınız , Yahudilik geleneği. Oysa İslamiyet tamda bu noktada kendini ayrıştırmıştır.

Daha uzar gider bunlar , size önerim , insan olmanın onurunu, milli değerlerin gururu ve manevi değerlerin sevinciyle birleştiren düşün ve emek isteyen gerçekten aydınlatıcı ve düşündürücü yazılar yazmanız. Yoksa kendi adıma sizden gelen hiçbir yazıyı okumayacağım.

Bu çeviridir.

Sessiz ve öbürü beklerken bütün yol başlarında geceyi, günü tütünlere sarmış insanlar görürdüm, sarılığa sarılı kızlara sevgili diye bakarken hürriyet isimli bir vapura kaptan olan münibüs şöförlerinin pervasızlığında uçarı kızlardı bunlar, gemistop yerleşmemişti henüz ve ruhçuluk gümrüğe tabiydi…Yani gördüğü gibi düşünürdü , taş taştı ama taşırsan , ağaç ağaçtı ancak gölge istersen ya da meyve. Mayatakvimlerinden önce masa takvimleri vardı , evlerde saat yerine kullanılan horozlar vardı ve de ezan ve çanlar birbirine karışırdı , imamlara şu ayini idare et sevgilim oldu benle buluşacak diyen papazlar tanıdım, kiliselerin ve camilerin arka bahçesinde kazılar yaparken görülebilirdi ancak insanlar , yeryüzü kendi ismini çağırmadan önce cinler,periler bir de vampirler(*).

VARDIYDIDA , VARACAKMIŞ GİBİ TAM BAŞLANGICINDA HER ÇAĞIN KIYAMETSEVERLER VE YAŞLANDIKÇA ARTAN KEHANET İSTEĞİ.

Sessiz ve öbürü beklerken bütün yolları tutan bir sfenski, ben Mısır’dan çıkarken ve suyu yaran bir kudurmuşluktan ibaretken insanoğlu bir sabun köpüğü içinde ve hijyen ve sağlık taramasından geçerken firavunların aşılarını tam yaptırmadıkları ortaya çıkınca Sekar’a atılmaları nedeniyle bir başvuru kaynağı niteliğinde ki Tanrı gündüz bulut gece fener , hahamların hamlıklarını örten hamallar ve sandığa doğru her adım zincirlenmiş ölüler vardı , çöllerin nasıl olupta olduğu en temel sorusuydu doğanın ve kimse suyun ışık fazlası olduğunu anlayamazdı.

ANLAMADIDA,ANLAYACAKMIŞ GİBİ DERİSİNE TAPAN VE TAPILAN MABET OROSPULARININ, IŞIKLI TENLERİNDE TERLERİ DAMLA DAMLA AKARKEN ,
YORGUNUM GÖKLERE BAKMAKTAN NİYE GECİKTİN, OYSA KEHANET KİTABINDA BİR POSTERİM VAR.

dip not: cinler ,periler gitti bir kısım ve çok kısım vampirler ,insan kılığına girdi.

Dünya Şiir Günü

2009 Dünya Şiir Günü Bildirisi
YALIN SÖZÜ YEĞLESE DE YALINAYAK DEĞİLDİR ŞİİR!

Bir yüzleşme günündeyiz yine.
Yine şiire bakıyoruz. Yine şiir ne işe yarar diyenlerle göz göze gelerek.
Sesimizde yankılanan yine öncelikli bir soru: Hangi niteliklerle yüz yüze getirir bizi şiir?
Sayabiliriz o niteliklerin birkaçını hemen: Yaratıcı eyleme merak, dönüşü olmayana cesaret, sıradana açılan savaş, emeğe gösterilen saygı, duyarlığa tanınan özgürlük, tasarlananı genişleten ufuk…
Şöyle diyebiliriz örneğin:
“Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” diye soran meraktır şiir.
Kralı çıplak gördüğünde korkağın söyleyemediği cesur sözdür.
Sıradanın yavanlığına başkaldıran çeşitlilik, emeği hor görene indirilen tokattır.
Duyarlığı sınırlı tutanın karşısına yeni bir dil ile, tasarlananı güdük bırakanın karşısına yeni bir dünya ile çıkandır.
Neruda’nın dediğini bir kez daha yineleyebiliriz öyleyse: Yedi canlıdır şiir. Bunca sömürü ve yoksulluğun insana yaşamı dar ettiği, işkence ve savaşlarla bunca zulmün, zorbalığın, kıyımın yeryüzünü kana boğduğu günlerde şiirin payına da canından olanların acısı düşer, soluğunun önüne birtakım engeller dikilir. Ama her keresinde yeniden canlanacaktır o, yüzleşmek için ayağa yeniden kalkacaktır.
Her yüzleşme gününde kıyıcıya, zorbaya, işgalciye karşı diyeceği bir söz, yapacağı bir eylem, her yüzleşme gününde suskun kalanlara, boyun eğenlere karşı dolaşıma çıkaracağı bir öfke vardır çünkü. Eylemini kendisi kalarak gerçekleştirmeyi, öfkesini sözcüklere bürüyerek biriktirmeyi, sözünü çoğu kez yalın söylemeyi yeğlese de, onlarla
kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.

Kemal Özer

Öldürülmüş bir dostla hasbıhal

Sevgili dostum ,
Nerden başlayayım ,herkesin çok ciddi olduğu bir dünya var artık. İnsanın içine sıkıntı düşüren bir insan tipi sardı dünyayı. Özelikle güzelim ülkemde. Belki bizde öyleydik diyorsun , belki haklısın, ancak biz biz olarak ciddiye alıyorduk ,yaşamı.Paylaşılan bir şey olarak. İneklerin ilk artı değer üreticisi olduğunu bulmuştuk gülerek , ardından , bir kaç arkadaşın cenazesine gitmiştik.
Ben olarak dünyayı ciddiye almak farklı bir duygu ,kendini dünyadan önemli saymaya kadar gidiyor usulca. Burası benim yağma alanımdır gibi bir durum oluşuyor. Umutsuzluktan diyorsun duyuyorum. Sen ki ölümle yüzleşirken bile bu kadar önemsememiştin, kendini vesana sunulan yaşamı.Kader mi?* Boşvermişlikten değildi elbet bu , onca gençliğine karşın. Haklı olabilirler diyorsun. Anlıyorum. Bana anlatıklarını bu yüzden yazmak gereği duydum.
Bir de burda istediğini yazacağın bir boş sayfa var yazayım bari dedim.(düz yazı yazmak bir cehennem olsada) Dünya bir zamanlar düzdü , artık çok iyi biliyorum değil mi? Bir dünya nasıl düz olur onuda biliyorum elbet , sevgiden öte nedenleri olmadan sevişenlerce dümdüz olur dünya. Düz bir tepsi olarak görülür ve rahat bir döşek gibi olur bu dünya. Öğrenmişim değil mi? Melekler, periler , cinler rahatça gelip giderdi , kimse aldırmazdı onlara .Varsa bir şeyler paylaşılır yoksa ‘Söyleyin Rabbinize bize yemek versin’ derlerdi sonra usulca öyküler uydururlardı rengarenk boyarlardı bedenlerini ,kırmızı hiç kullanılmazdı biliyorum, ilk cinayetle başladı değil mi?İnsanlarda geniş ferah ve düzdü.Yorulmamışlardı kendilerinden ve yarışlardan. Bunu sen söylemedin ama eski bir resminden öğrendim.
Bu arada Tahiti ‘de sörf sezonu açıldı desem buna inanır mısın? Irak’ta da insan avı turizmi son hız devam ediyor. Ancak artık dünya küre ve biz bunu biliyoruz. Bilmek yetmiyor ,illaki insanın gözüne sokuyorlar.Artık dünyanın düz olma şansı kalmadı.
Yeni bir sevgi ve buna uygun sevişme tarzı bulmak lazım değil mi ama?
Sonra 1 Mayıs kutlandı.İşçiler ve polisler birlikte havai fişekleri attılar, sonrada işçilerin çok terlediğini farkeden polis işçileri sularla serinletti ,desem.
Gerçi yine işçiler kendilerini yerlere atıp yaralanmayı başardılar.Zaten zeki olsalar işçi olmazlar ,iş olurlardı . Sonra da adam olurlarsa iş adamı pardon iş insanı olurlardı.
Evet artık herşeyin bir insanı var , yok canım insandan umut kesilmiş olduğu için değil, dünyayı anlayalım dizginleri ele alalım derken, insanda bana bakın dercesine kılık değiştirdi , sanırım. Sen bunu bir düşün , gelecekte kedi insanı , köpek insanı gibi tanımlarda ortaya çıkar , çıksın renk çeşit olur.Daha ileri gider, semizotu insanı,lale insanı(gerçi o çıktı galiba geçenlerde gördüm gibi ama belki düştü belki düşmedi) soğan insanı olmalı faydalı mı? Bence soğan erkeği yerine soğan insanı daha hoş oluyor, ama …
Yine de bir yanım , yanıyor gibi.
Gerçi sende haklısın,Allah başka dert vermesin derken.
Bir de İbrahim Tatlıses böyle yalnız yaşamak zorunda kalmasaydı ,Tuğba da hazır çıkmışken mahpustan değil mi ama?

Kader* hakkında bana bir şeyler söylersen sevinirim , şimdilik huzurlu ve nur içinde ol.